{
    "issueRecord": {
        "header": {
            "identifier": "oai:https:\/\/www.adeddergi.com\/:sayi\/692383e706db9",
            "datestamp": "2025-11-23"
        },
        "metadata": {
            "title": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi, Cilt: 9 Sayı: 3",
            "creator": "",
            "subject": null,
            "description": null,
            "publisher": "Prof. Dr. Mehmet Özdemir",
            "date": "2025-11-23",
            "type": "Journal Issue",
            "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/sayi\/692383e706db9",
            "language": "tr",
            "rights": "Creative Commons"
        }
    },
    "articles": [
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/692384047b67c",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Klasik Türk Şiirinde “Gıdâ-yı Rûh” Kavramı Çerçevesinde Ruhun Besin Kaynakları",
                "creator": " Aysun Sungurhan",
                "subject": null,
                "description": "Klasik Türk edebiyatı şairleri, biyolojik bir eylem olmasının yanı sıra kültürel bir olgu olan beslenmeye, kaleme aldıkları çeşitli edebî ürünlerde yer vermişlerdir. Ancak insanın sadece biyolojik değil ruhen de beslenmesi gerektiğinin farkındalığıyla hareket eden bu edebiyat mensupları, divanlarındaki şiirlerinde kullandıkları “gıdâ-yı rûh (kût-ı rûh, ruhun gıdâsı)” kavramıyla bu konunun önemine dikkat çekmişler; bu kavram ile birlikte çeşitli dinî, tasavvufî, edebî ve musikî terimlerini; aşk, âşık, sevgili ve sevgili ile ilgili unsurları, yeme içme kültürüne ait öğeleri anmışlardır. Klasik Türk edebiyatı şairleri şiirlerinde ruhun besin kaynağı olarak “açlık, Allah, lâhavle, lâ-ilâhe-illa’llâh, ilahî aşk, iman, Kur’ân-ı Kerîm, ramazan, hikmet, marifet, feyz; beşerî aşk, cevr ü cefâ, derd, gam; sevgili, sevgilinin güzelliği, ben, dudak, yanak; sohbet, söz, yalan, sövme; şiir, musikî, şarap, meze, çerez, kebap kokusu, şeker, ni’met, ta’âm, mâ’ide vs.” zikretmişlerdir. Bu makalede klasik Türk şiirinde “gıdâ-yı rûh (kût-ı rûh, ruhun gıdâsı)” kavramıyla birlikte anılan çeşitli dinî, tasavvufî, edebî ve musikî terimlerinden, aşk, âşık, sevgili ve yeme içmeyle ilgili unsurlardan hareketle ruhun besin kaynakları belirlenmeye çalışılmaktadır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-11-23",
                "type": "Araştırma Makalesi",
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/692384047b67c",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/69238405605b1",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Klasik Türk Edebiyatında Kıyâmet-nâme Türüne Dair Yeni Bir Pencere: Fahrî’nin \"Ahvâl-i Kıyâmet\"i",
                "creator": " Sevgi Limon",
                "subject": null,
                "description": "Türklerin İslamiyet’i kabulünün klasik Türk edebiyatı alanına yansımasının en önde gelen göstergelerinden biri gerek manzum gerek mensur tarzda ortaya koyulan edebi türlerdir. Bu türler içerisinde değerlendirilen ahvâl-i kıyametler de kıyamet hâllerinin halka sade bir şekilde aktarılmasını amaçlayan şair ve müelliflerin “ahvâl-i kıyamet, kıyâmet-nâme, ahvâl-i mahşer, dâstân-ı mahşer, mahşer-nâme, ahvâl-i âhiret, ahvâl-i kabr\/kubur, ahvâl-i mevt\/mevtâ” isimleriyle kaleme aldıkları eserlerdir. Bu eserlerin ortaya çıkarılması ve incelenmesi klasik edebiyat çalışmaları açısından önem arz etmektedir. Bu çalışmayla da Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi, Esad Efendi Bölümü’ndeki 03459 numaralı yazma nüshanın 012 sınıflandırmasında yer alan, Fahrî mahlasını kullanan bir şaire ait Ahvâl-i Kıyâmet, transkripsiyonlu olarak yazıya aktarılıp muhteva ve şekil açısından incelenmiştir. Bu bağlamda eserin, türünün özelliklerini ve asli kaynaklarla uyumunu koruduğu tespit edilmiş ve bu türle ilgili çalışmalara kaynaklık edebileceği ortaya koyulmuştur.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-11-23",
                "type": "Araştırma Makalesi",
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/69238405605b1",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/6923840630bf4",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "İzdivâç-nâme: Hz. Peygamber ile Hz. Hatice’nin Evliliğini Anlatan Yeni Bir Edebî Tür",
                "creator": " Selahatti̇n Topbaş",
                "subject": null,
                "description": "Klasik Türk edebiyatında Hz. Muhammed, önemli kaynaklardan biri olarak çeşitli edebî metinlerde işlenmiştir. Onun hayatının tamamı veya belirli dönemleri, farklı amaçlar doğrultusunda şair ve yazarlar tarafından konu edilmiştir. Siyer türü eserlerde Hz. Peygamber’in hayatı manzum, mensur veya karma biçimlerde aktarılırken anne karnına düştüğü gece regâibiyye, doğumu mevlid, peygamber oluşu bi‘set-nâme ve mirac hadisesi mi‘râciyye gibi müstakil türlerle de ifade edilmiştir. Hz. Peygamber’in Hz. Hatice ile evliliği, edebî metinlerde sıkça ve özenle işlenen bir konu olarak öne çıkar. Bu evliliği konu alan eserler, yurt içi ve yurt dışındaki çeşitli kütüphane, müze ve özel koleksiyonlarda mevcuttur. Ancak farklı isim ve isimlendirmeler nedeniyle bu metinlerin tespiti güçleşmekte, yapılan araştırmalarda tür belirleme konusunda bazı yanlışlık ve tutarsızlıklar tespit edilmektedir. Bu çalışmada, Hz. Peygamber ile Hz. Hatice’nin evliliğini anlatan metinlerin, onun hayatının diğer safhalarını konu alan edebî türlerden ayrışan özellikler taşıdığı ortaya konmuştur. Söz konusu metinler için “izdivâç-nâme” adlandırmasının uygun olacağı önerilmiş ve bu eserlerin klasik Türk edebiyatında yeni bir edebî tür olarak değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-11-23",
                "type": "Araştırma Makalesi",
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/6923840630bf4",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/6923840708667",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Urfalı Yusuf Nabi Divanı&#039;ndaki Tarih Manzumelerinin Muhteva Bakımından Tasnifi",
                "creator": " Ahmet Selman Yiğit",
                "subject": null,
                "description": "Arap alfabesindeki harflerin sayı değerlerinden faydalanarak bir sayıyı veya tarihi ortaya çıkarma sistemi şeklinde tanımlanan ebced hesabı İslamiyet’ten beslenen tüm kültürlerde kabul gören bir gelenektir. İşin içine edebi zevk ve zekâ katılarak edebiyatta bir tür hüviyetine bürünen ebced hesabına dayalı tarih manzumeleri, her şairin az ya da çok rağbet ettiği ve divanlarında bu şiirlere özel bir yer açtığı önemli bir hüner gösterme sahası olmuştur. Bu çalışmanın amacı, alanda hem yazdığı tarih manzumelerinin çokluğu ile hem içerik zenginliği açısından haklı bir şöhret kazanmış Urfalı Yusuf Nabi Divanı’nda yer alan tarih manzumelerini muhteva bakımından inceleyerek tasnif etmektir. Bu tasnife bağlı bu edebi türün kapsam ve içeriğine bir çerçeve çizmek, şairin toplumla ne denli iç içe olduğunu göstermek çalışmanın amaçlarındandır. Ayrıca elde edilen bilgi ve bulguların, şairin hayatının, edebi şahsiyetinin aydınlatılmasında önemli ipuçları içerdiği, dönemin siyasi ve sosyal hayatına ışık tuttuğu ve son olarak tarih ve sosyoloji gibi diğer bilimlere önemli kaynaklık edebileceği ortaya konmaktadır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-11-23",
                "type": "Araştırma Makalesi",
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/6923840708667",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/69238407c9a86",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Gülmenin İzinde: Mizah Kuramları Bağlamında Hüzûlî’nin Hezellerinde Toplum, Güncel Olaylar ve Figürler",
                "creator": " Gülçiçek Akçay",
                "subject": null,
                "description": "Bu makale, Hüzûlî’nin hezellerinde güncel olaylar, toplumsal aksaklıklar ve bireysel zaafların klasik divan şiiri formlarında mizahi bir dille işlendiğini inceler. Çalışmanın kuramsal çerçevesi, Antik Çağ’dan bu yana mizahın kaynağı, işlevi ve toplumsal rolüne dair tartışmaları şekillendiren üç temel kuram, yani “üstünlük, uyumsuzluk ve rahatlama kuramları” üzerine kuruludur. Bu kuramların her biri, Hüzûlî’nin şiirlerinde görülen eleştirel yapıları açıklayıcı bir perspektif sunar. Makale, şairin ekonomik krizlerden akademik alışkanlıklara, medya figürlerinden toplumsal adaletsizliklere kadar uzanan geniş bir alanda eleştirel bir mizah ürettiğini; bu mizah aracılığıyla ironi, abartı, çarpık mantık ve beklenmedik bağdaştırmalar sayesinde hem zihinsel bir uyumsuzluk hissi yarattığını hem de toplumsal yapıdaki çarpıklıkları görünür kıldığını ortaya koyar. Hüzûlî’nin hezelleri, mizahın yalnızca eğlence değil, aynı zamanda bir direnç, rahatlama ve farkındalık üretme biçimi olduğunu gösterir. Böylece şair, klasik şiirin biçimsel imkânlarını çağdaş meselelerle buluşturarak, çok katmanlı, eleştirel ve estetik bir poetika ortaya koyar. Makale, Hüzûlî’nin klasik divan şiiri formlarını çağdaş bir taşlama diliyle yorumlayarak, mizahı hem estetik bir araç hem de toplumsal farkındalık üretme stratejisi olarak kullanmasını değerlendirir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-11-23",
                "type": "Araştırma Makalesi",
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/69238407c9a86",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/69238408a3a9f",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "18. Yüzyıl Sâkînâmelerinden Feyzî’nin Safânâme’sinde Anadolu ve Rumeli Hisarı Bölgesinin Tasviri",
                "creator": " Nihat Bıçak",
                "subject": null,
                "description": "İstanbul, Osmanlı tarafından fethedildikten sonra siyasî, kültürel ve edebî başkent olur. Dolayısıyla Osmanlıda tanınmış şairlerin çoğunluğunun yaşadığı bu şehir, şiire de sıklıkla konu olur. 18. yüzyılda Subhizâde Feyzî’nin Safânâme’si sâkînâme türünde mesnevidir ve iki bölümde Anadolu ile Rumeli Hisarı’nın çevresini detaylı biçimde ele almasıyla öne çıkar. Sâkînâmeler, esas olarak içki, içki meclisi, meclis düzeni ve ortamıyla ilgili olarak ortaya çıksa da zamanla tasavvuf geleneğine mecazen konu olur. Feyzî’nin Safânâme’si büyük oranda Nev’îzâde Atâyî’nin Sâkînâme’si örnek alınarak yazılır. Feyzî’nin eseri esas itibarıyla mecazî ve tasavvufî olsa da Anadolu ve Rumeli Hisarı’nın anlatıldığı bölümler Atâyî’de olduğu gibi dünyevîdir; karşılıklı iki yakası ve hisarıyla dönemin İstanbul’udur. Safânâme’de 240 beyit olan bu bölümlerde Anadolu ve Rumeli Hisarı ile çevreleri tasvir edilir. Bölge tasviriyle birlikte o yerlerin güzelliklerinin, özelliklerinin ve eğlencelerinin yanı sıra İstanbul’un güvenliği için büyük önem taşıyan Boğaz’daki önlemlere değinilir. Böylece 18. yüzyıldaki Anadolu ve Rumeli Hisarı ile çevresinin kaleleri, güvenlik önlemleri, yalıları, bağları, bahçeleri, ağaçları, meyveleri ve eğlenceleri anlatılır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-11-23",
                "type": "Araştırma Makalesi",
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/69238408a3a9f",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/6923840b7efa4",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Bestekâr Hâfız Ârif Hikmet Gökoğlu ve Divanı",
                "creator": " Emrah Gökçe",
                "subject": null,
                "description": "Hâfız, mevlidhan, şair, bestekâr ve mutasavvıf olan Ârif Hikmet Gökoğlu, 1933 yılında İstanbul’da doğmuştur. Aslen Bolu, Mengenlidir. Babasının ismi Haşim, annesininki ise Huriye’dir. Hem anne hem de baba tarafından seyyiddir. 4-5 aylıkken çiçek hastalığına yakalanarak görme yeteneğini kaybetmiştir. Sesi çok güzel olan Ârif Hikmet Gökoğlu, Emin Ongan ve Sadettin Kaynak’tan mûsikî meşk etmiştir. Üsküdar Musiki Cemiyetinde bulunmuştur. Kadıköy Mezarlıklar Müdürlüğünde uzun süre görev yapmıştır. 29 Nisan 1995 tarihinde İstanbul’da vefat etmiştir. Kabri Maltepe Başıbüyük Mezarlığı’ndadır. Ârif Hikmet Gökoğlu, Halvetî-Cerrâhî şeyhi olan Muzaffer Ozak’a manevî işaretlerle biat etmiş ve ömrünün sonuna kadar bu yoldan ayrılmamıştır. Nureddin-i Cerrâhî Âsitânesi’nde zâkirbaşılık görevini deruhte etmiştir. Mûsikîde, geleneksel üslûbu son dönemde devam ettiren birkaç hâfızdan biri olmuştur. Mûsikîdeki tavrının oldukça düzgün olduğu belirtilmektedir. Bestelediği eserler bir yana bırakılırsa Ârif Hikmet Gökoğlu’nun yazılı tek eseri Divan’ıdır. Şair, 20. yy.’da divan tertip etmiş şairler arasındadır. Âmâ olmasına rağmen bu Divan’ı bizzat kendisi daktilo etmiştir. 3 şiir hariç şiirlerin tamamını aruz vezniyle yazmıştır. Aruz veznine oldukça hâkimdir. Divan; kaside, mesnevî, tercî’-i bend, muaşşer, mütessa, müsebba, müseddes, muhammes, murabba, kıt’a, koşma, müstezâd, gazel ve mukata’ât bölümlerinden oluşmaktadır. Bir mutasavvıf olan şairin Divan’ının çok büyük bir kısmında dinî muhtevalı şiirler yer alır. Na’t, münacat ve Kerbelâ mersiyelerinin sıklıkla yer aldığı Divan’da hikemî bir üslûp göze çarpmaktadır. Bunun yanı sıra âşıkâne üslûpla kaleme alınmış şiirler de vardır. “Hikmet” mahlâsını kullanan şair zaman zaman “Ârif’”i de mahlâs olarak kullanmıştır. Bu makalede şairin hayatı, edebî kişiliği ve Divan’ı üzerinde durulacak ve edebî şahsiyetini yansıtmak gayesiyle şiirlerinden örnekler verilecektir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-11-23",
                "type": "Araştırma Makalesi",
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/6923840b7efa4",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/69238410a8f18",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Muhammed Râsim Hikmet’in Hâbnâme’sindeki Falnâme Bölümü Üzerine Bir İnceleme",
                "creator": " Abdulsamet Özmen",
                "subject": null,
                "description": "Hâbnâme, 19. asır müelliflerinden kadı, şair, yazar, İslamî ilimlere vâkıf Seyyid Muhammed Râsim Hikmet tarafından kaleme alınmıştır. Eserin elde bulunan tek nüshası, İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesinin Türkçe Yazmalar Bölümünde T 06739 numarasıyla kayıtlıdır. Eserin muhtevası; Hicaz hâkimi ile deve, Arap şâhı ile Mecnun, Türkistan hâkimi ile tilki, Şam hâkimi ile karınca ve Rum hâkimi ile örümcek tartışması; Hz. İbrahim, Hz. Davud, Hz. Yusuf, Hz. Zekeriyya, Hz. Ali, Hz. Hüseyin, üç arkadaş ve Şems-i Tebrizî kıssaları; memleket ve edep kuralları; cifr ve nahiv ilimleri gibi konulardan oluşan eserde yukarıda zikredilen konular dışında fal ilmini izah eden bir bölüme de yer verilmiştir. Müellif eserin bu bölümünde fal ilmini el içi, dirsek, omuz ve serçe parmağı olmak üzere dört başlık altında değerlendirmiştir. Çalışmada fal kelimesinin kökeni ve sözlüklerdeki anlamlarından bahsedilmiştir. Falcılık mesleğinin kökeni ve falcılık mesleğinin tarihsel süreç içerisinde çeşitli dinler açısındaki önemi de çalışmada ele alınmıştır. Semâvî kitaplarda, eski kültürlerde ve Türk İslam kültüründe fal ile ilgili çeşitli bilgiler de çalışmada verilmiştir. Çalışmanın metin kısmında ise daha önce üzerinde kısmî akademik çalışma yapılan metnin falnâme bölümü tekrar gözden geçirilerek sağlam bir metin ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Ortaya çıkarılan metnin de dil içi çevirisi yapılarak metinde müellifin vermek isteği mesajlar ortaya konulmuştur. Çalışmanın sonuna incelenen metnin tıpkıbasımına ait görseller konulmuştur.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-11-23",
                "type": "Araştırma Makalesi",
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/69238410a8f18",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/69238415916ce",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Musavver Meşher Mecmuası Üzerine Bir İnceleme",
                "creator": " Zübeyde Şenderin",
                "subject": null,
                "description": "Musavver Meşher, İkinci Meşrutiyet’in ilanından sonra yayımlanmış kısa süreli bir mecmuadır ve Rumi 24 Eylül 1324 - 6 Teşrinievvel 1324 [Miladi 7-19 Ekim 1908] tarihleri arasında yayımlanmıştır. Millî Kütüphane’de üç sayısı bulunan Musavver Meşher’in 6 Teşrinievvel 1324 tarihli son sayısında, bir sonraki sayıda yayımlanacak yazıların ilan edildiği görülse de başka bir sayıya rastlanamamıştır. Mecmuada yayımlanan farklı türlerdeki pek çok metinde Sultan İkinci Abdülhamid dönemi eleştirilmekte ve Meşrutî yönetimden duyulan ümit dile getirilmektedir. Mecmuada yayımlanan metinler arasında şiirin baskın olduğu göze çarpmakta; şiir dışında roman, hikâye, makale, mensure, tiyatro gibi farklı türlerde yazıların yer aldığı görülmektedir. Mecmuanın üç sayısında da imtiyaz sahibi ve müdür olarak Ahmet Suphi, başmuharrir ünvanıyla da İbnüllâmi Mahmut Ekrem adıyla karşılaşılmaktadır. Mecmuanın yazar ve şair kadrosu içinde İbnüllâmi Mahmut Ekrem imzası dışında Tahsin Nahit, Celâl Sahir [Erozan], Tevfik Nevzat gibi nispeten tanınan isimler dışında Mustafa Kemal, İsak Ferera, Avram Naum, Tırnovalı Osman Nuri, Vassaf Kadri, Ahmet Settar gibi isimler de bulunmaktadır. Makalede Musavver Meşher mecmuası şekil ve muhteva bakımından incelenmiş, ayrıca yayımlanan yazı ve şiirlerin dökümü verilmiştir. Bu çalışma ile süreli yayınlar üzerine yapılan bütün çalışmalar gibi hem devrin siyasi, toplumsal ve edebî atmosferi hakkında bir izlenim edinilmesi hem de edebî sahada adı bilinen ya da bilinmeyen sanatçıların külliyatına katkı sağlamak amaçlanmaktadır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-11-23",
                "type": "Araştırma Makalesi",
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/69238415916ce",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/6923841a6db11",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Necati Cumalı’nın “Boş Beşik” Oyununda Bencillik ve Özgecilik",
                "creator": " Özlem Başboğa",
                "subject": null,
                "description": "Bu makalede, Necati Cumalı’nın 1949’da yayımladığı “Boş Beşik” oyunu bencillik ve özgecilik açısından incelenmiştir. Cumalı’nın “Boş Beşik” oyunu, daha önceki çalışmalarda folklor unsurları, kadının toplumdaki yeri, günlük yaşam pratikleri, mekân, törelerin insanların hayatını nasıl etkilediği gibi çeşitli açılardan incelenmiştir. Ancak oyun kişileri, kişilik özellikleri bağlamında daha önce incelenmemiştir. Bu çalışmada, oyunun kişileri bencillik ve özgecilik açısından incelenecek, böylece eserin zengin yapısı farklı bir açıdan ortaya konulacaktır. Makalede bencillik ve özgecilik kavramları açıklandıktan sonra “Boş Beşik”teki kişiler bu olgular açısından ele alınacaktır. Cumalı, “Boş Beşik” oyununda Çiçek Dağı eteklerinde yaşayan Yörükleri ve bu Yörükler arasında yaşanan bir trajediyi anlatmıştır. Oba beyi Ali ile karısı Fatma’nın, yedi yıldır evli olmalarına rağmen bir çocukları olmamıştır. Yedi yıldan sonra doğan oğulları, yaylaya göç sırasında kuzgunlar tarafından parçalanır. Bunu gören Fatma akli melekesini kaybederek intihar eder. “Boş Beşik” oyununda kişilerin eylemleri ve söylemleri incelendiğinde Ali’nin bencil; Fatma’nın ise özgeci olduğu görülmektedir. Ali hemen her eyleminde kendi mutluluğunu önceler, kendisi dışındaki kişilerin duygularını göz ardı eder. Oğlu ve genç karısı ölen Ali’nin üzüntüsünün sebebi, kendisinin karısından henüz “murat alma”mış olmasıdır. Buna karşın Fatma özgecidir. Fatma’nın bazı eylemleri kan bağına dayalı özgecilikle bazı eylemleri ise mutlak özgecilikle ilgilidir. Kişinin kendi zararına bile olsa başkalarını öncelemesi olan özgecilik, “Boş Beşik” oyununda bebeğin ve Fatma’nın ölmesiyle sonuçlanır. Fatma’nın yanı sıra Ali’nin annesi, amcası ve dayısının, içinde yaşadıkları topluluğun geleceğini ve geleneklerini önceledikleri ve bu uğurda özgeci davrandıkları görülmektedir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-11-23",
                "type": "Araştırma Makalesi",
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/6923841a6db11",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/6923841f525bf",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Dinî Duyarlılık ve Tahkiye: Poetikası Işığında İsmail Kıllıoğlu Hikâyesi",
                "creator": " Bülent Sayak",
                "subject": null,
                "description": "Modernleşmenin düşünsel öğretilerine, Osmanlı-Türkiye örneğindeki tarihsel uygulamalarına ve Marksist düşüncenin manevi alanı dışlayan fikirlerine tepki gösteren yazarlar muhafazakâr bir tutum geliştirerek 1960’lı yıllar sonrasında dinî duyarlılık eksenli bir anlayışı biçimlendirirler. Dinî duyarlılıklı edebiyatın önemli temsilcilerinden İsmail Kıllıoğlu fikir mahfilleri ve matbuat faaliyetlerindeki etkin konumu, İslami anlayışı kültürel ve sosyal hayatta işlek kılma üzerine harcadığı fikri mesai, din şuurunun edebî temsildeki konumu hakkındaki teorik yazıları ve Müslüman hikâyeci kimliğini modern tahkiye anlayışı içinde inşa etmeye çalışan öyküleriyle dikkat çeker. “Yedi Güzel Adam” adlandırmasından mülhem “sekizinci güzel adam” olarak nitelenir. İslami Akım’ın 1965 kuşağı içinde ismi Rasim Özdenören ve Cahit Zarifoğlu ile anılır. İnanma ihtiyacı ile yazma güdüsünün aynı kaynaktan beslendiğini, edebî kimliğin hakikat kavrayışından ayrı düşünülemeyeceğini işaret eden yazarın öyküleri hakkında yapılan incelemeler sınırlıdır. Bu çalışma İsmail Kıllıoğlu ve yazar örnekleminde İslami duyarlılıklı tahkiye bağlamında alandaki boşluğu doldurmayı amaçlamaktadır. Çalışmada sırasıyla Kıllıoğlu’nun biyografisi ve poetikası yer verilmiştir. Edebî metni “kutsala yönelen bakış” olarak konumlandıran poetikası ışığında, Kıllıoğlu’nun Ateş Yalımı Üstüne Bir Toplantı (1974), Hayata Uyanış (1984), Gül ve Ateş (1993), Aşkın İzi (1999) isimli hikâye türündeki eserleri irdelenmiştir. Nitel içerik inceleme yöntemi benimsenerek hikâyeler tematik okuma çerçevesinde sınıflandırılmış, Kıllıoğlu’nun teorik yazılarında dile getirdiği poetik görüşleri ile kurmaca metinleri arasındaki ilişki, izlek ve dinî söylem temsili bağlamında çözümlenmiştir. Hikâyelerde modernist dünya tasavvuru sert biçimde eleştirilip bireysel ve toplumsal huzursuzluğun kaynağı olarak konumlandırılmaktadır. Buna karşılık hakikat\/din merkezli gelenekli hayat idealize edilmekte ve canlandırılmaya çalışılmaktadır. İslami belleği harekete geçirmek ve okura kimlik değerleri aşılamak için dinî anıştırmalardan faydalanılmaktadır. İdeoloji\/mesaj kaygısını merkeze alma, geleneksel edebiyattan\/düşünceden beslenme, madde-mana\/metafizik gerilimi ön plana çıkarma ve Batı-Müslüman karşıtlığını vurgulama gibi özelliklerin Kıllıoğlu tahkiyesini ve dolayısıyla İslami duyarlılıklı hikâyeyi betimleyen ortak kodlar olduğu tespit edilmiştir. İsmail Kıllıoğlu’nun poetik görüşleri ve kurmaca metinleri ile dâhil olduğu dinî duyarlılıklı hikâye anlayışı içinde özgünlük arayan ve bağlı olduğu akımı iyi temsil eden bir yazar olduğu değerlendirilmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-11-23",
                "type": "Araştırma Makalesi",
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/6923841f525bf",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/6923842438f7c",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Sadri Ertem’in “Çıkrıklar Durunca” Romanında Yabancılaşma",
                "creator": " Ayşegül Sekman",
                "subject": null,
                "description": "Kökenleri çok eskiye dayanan yabancılaşma olgusu günümüzde etkisini hissettirmektedir. Felsefe, sosyoloji, iktisat, hukuk ve psikoloji gibi pek çok bilim dalının kesişim noktasında yer alan bu olgu edebî eserlerde tematik bağlamda işlenmiştir. Sadri Ertem’in toplumcu-gerçekçi çizgide kaleme aldığı eserlerinden olan Çıkrıklar Durunca yabancılaşma olgusu açısından zengin malzemeler sunar. Bu çalışmanın amacı Çıkrıklar Durunca romanını Karl Marx’ın yabancılaşma teorisi çerçevesinde ayrıntılı olarak analiz etmektir. Romanda Sanayi Devrimi’nden sonra dünyayı etkisi altına alan kapitalist sistemin o dönemin toplumsal yapısına olan etkileri kahramanlar aracılığıyla açığa çıkar. Bireysel ve toplumsal çatışmaların kurgunun merkezini teşkil ettiği roman Karl Marx’ın sistematik hâle getirdiği yabancılaşma teorisi bağlamında incelenmiştir. Köylü-işçinin yaşadığı ekonomik sıkıntılar, sosyo-ekonomik buhranların ortaya çıkardığı mezhep çatışması, insanların kendilerine tapacakları peygamberler var etmeleri, halkın gittikçe fakirleşmesi, doğa karşısındaki acizlik, köy ağasının özel mülkiyet ve kâr odaklı yaklaşımı romanın Karl Marx’ın yabancılaşma teorisine göre çözümlenmesine imkân sunmuştur. Köylülerin proleterleri ve köy ağası Sıddıkzade’nin kapitalisti temsil ettiği kurgusal metin bu iki kesim arasındaki toplumsal çatışma üzerine kurulur. Romanda yaşanan tüm sıkıntıların temelinde sosyo-ekonomik buhranlar ve ekonomik yabancılaşma bulunmaktadır. Karl Marx’ın teorisinin özünü oluşturan yabancılaşmış emek, işçi-işveren çatışması, meta fetişizmi, özel mülkiyet ve iş bölümü gibi kavramlar romanda yansımasını bulur. Endüstrileşme sonucunda el tezgâhlarının yerini seri üretimin alması, roman kahramanlarından Sıddıkzade’nin dokuma tezgâhlarına ve çıkrıklara el koyması, köylüyü sömürü nesnesi hâline getirerek pasifleştirmesi, proleterleşmenin artması romanın Karl Marx’ın yabancılaşma teorisi ile doğrudan ilişkilendirilmesini sağlamıştır. Eşitlikçi bir toplum yapısının hedeflendiği bu teoriye uygun olarak yaşarken eşitlenemeyen yaşam koşulları kahramanların ölümüyle aynı düzeye gelmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-11-23",
                "type": "Araştırma Makalesi",
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/6923842438f7c",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/692384292861a",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Türk Sinemasında (2000-2010) Türkü-Sesin Senaryonun Ötesine Geçmesi-",
                "creator": " Petek Ersoy İnci",
                "subject": null,
                "description": "Sinema, aktarım yoluyla kültürün güncellendiği bir sanat dalıdır. Sözün yazıya aktarımıyla güçlenen ifade, sinemada kullanılan görüntü, ses ve hikâye aracılığıyla seyirci ile buluştuğunda çok daha güçlü bir etki bırakır. Sinemanın büyüsü olarak adlandırılan bu durum, her ne kadar günümüzde çeşitli film platformlarının popüler olması nedeniyle sinema salonuna gitme alışkanlığını askıya almış gibi dursa da, film izleme keyfi geçici olmayan bir durumdur. Bu çalışmada 2000-2010 yılları arasında çekilen on Türk filminde yer alan türküler incelenmiştir. Bu çalışmanın yapılmasındaki amaç, sesin filmlerde sadece diyalog olarak sunulmadığı, aynı zamanda kırılma ânı olarak değerlendirilebilecek sahnelerde yönetmen tarafından bilinçli bir şekilde yerleştirilen sanatsal ifadelere dönüştüğünü ispatlamaktır. Kuşkusuz bu dönüşüm kültürel bir unsurla yapıldığında seyircide büyük bir etki yaratmaktadır. Özellikle filmlerde kullanılan müziklerin yanı sıra sanatçılar tarafından icra edilen türkülerin Türk insanında yarattığı hisler de kayda değer bir önem taşımaktadır. Araştırmacıya göre filmde işlenen temalar türkü aracılığıyla daha belirgin bir hâle gelmektedir. Bu çalışmada yöntem olarak filmler izlenmiş, sinema hakkında hem analitik hem de göstergebilimsel okumalar yapılmıştır. Yazıda ortaya konmak istenen fikir, bir kültürel miras olan türkülerin sinema aracılığıyla kültürel aktarımda dinamizmi temsil eden ögeler olduğunu ortaya koymak ve söz konusu bu dinamizmin yeni yaratımların da üremesine sinemanın aracı olduğunu ispatlamaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-11-23",
                "type": "Araştırma Makalesi",
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/692384292861a",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/6923842e12d06",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "İçeri Açılan Pencereler ve İçeri Kapatan Dil: Edebiyat-ı Cedide’nin Monadı Olarak \"Aşk-ı Memnu\"",
                "creator": " Ahmet Ferhat Özkan",
                "subject": null,
                "description": "G.W. Leibniz töz anlayışını açıkladığı Monadoloji’de bir bütünün mikrokozmosu hâline gelebilen en küçük parçayı “monad” olarak kavramsallaştırmıştır. Penceresiz oluşu ve bölünemezliğiyle içeri\/dışarı ayrımını zorunlu kılan “monad”, bir metafizik terim olmasına rağmen Gabriel de Tarde ile sosyolojik izahlar için uygun hâle gelmiş ve Gilles Deleuze’ün görüşleriyle bağlamını genişletmiştir. Kapalı bir mekânda geçen Aşk-ı Memnu ise toplumsal sorunlardan yalıtılmışlığı ve pencerelerinin niteliğiyle monadik bir okuma için elverişli bir yapıya sahiptir. Bu çalışmanın ilk bölümünde Aşk-ı Memnu’nun pencerelerine odaklanılmış ve böylece romandaki pencerelerin bu kapanmayı destekleyen bir anlam kazandığı tespit edilmiştir: Pencereler doğaya\/dünyaya değil, karakterlerin iç dünyalarına açılır. Bu gözlem, Edebiyat-ı Cedide’nin dil tercihine dair ikinci bir sorgulamayı da beraberinde getirir. Nitekim “içeri”, varoluşu gereği “dışarı”yı da mecbur kılar ve Deleuze’e göre bu ikisi arasındaki ayrımı sağlayan bir “kıvrım” gerekir. Halit Ziya’nın realist tutumu ile İstibdat baskısı ve kültürel kopuş, karşıt yönlü baskılar oluşturur. İçeri ve dışarı arasındaki bu iki baskının hissedildiği ayrım noktası ise dildir ve Edebiyat-ı Cedide’nin lisan tercihi estetik bir tercihten fazlasını ifade eder. Bu nedenle, öncelikle Aşk-ı Memnu’nun pencerelerine odaklanan bu çalışma, sonrasında Edebiyat-ı Cedide’nin psikodinamiği, sosyo-kültürel veriler ve Edebiyat-ı Cedide mensuplarının lisana dair görüşlerinden hareketle Aşk-ı Memnu’ya dair monadik bir açıklama denemesi sunmayı amaçlamaktadır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-11-23",
                "type": "Araştırma Makalesi",
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/6923842e12d06",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/6923843308532",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Tiyatro ve İktisat: Ferhan Şensoy’un \"Kahraman Bakkal Süpermarket’e Karşı\" Oyununda Enflasyonist Ortamve Sosyoekonomik Dönüşüm",
                "creator": " Halil İbrahim Yücel",
                "subject": null,
                "description": "Edebiyat, toplumla ilgili bir sanat olarak pek çok farklı disiplinle ilişki kurar. Yazılı tiyatro da edebiyatın türlerinden biri olarak bu disiplinler arası bağları kurabilir. İktisat gerek üretim-tüketim ilişkisi gerekse bunun toplum üzerindeki etkilerini incelemesi bağlamında edebiyatın bağ kurduğu disiplinlerden biridir. Çalışma alanları; tüketim, ekonomik krizler ve enflasyon gibi olguları da kapsayan iktisat, teknik olduğu kadar sosyal bir alan olarak edebiyatla ortak kesişim noktalarına sahiptir. Tarih, toplumsal yapı ve iktisadi iklim dönemin edebiyat yapıtlarında kendini göstererek resmî olmasa da ikincil\/yardımcı bir evrak, bir kayıt hüviyeti taşır. Ferhan Şensoy, 1980 sonrası Türkiye’sinde, neoliberal politikaların toplumu sosyal ve ekonomik anlamda nasıl dönüştürdüğünü mizahi bir yolla ortaya koyan tiyatro sanatçılarındandır. Kendisinin kurduğu “Ortaoyuncular” adlı tiyatro topluluğunda yine kendi yazdığı oyunları sahneleyen Şensoy, yalnızca bir oyuncu ya da yönetmen değil aynı zamanda bir edebiyat adamı olarak da nitelendirilebilir. Şensoy’un Kahraman Bakkal Süpermarkete Karşı adlı oyunu, tiyatro ve iktisat ilişkisini örnekleyen yapıtlardan biridir. Küçük esnafı temsil eden bakkalların büyük sermayeli girişimler olan süpermarketler karşısında ayakta kalma mücadelelerini merkeze alan oyun, aynı zamanda ekonomik krizler ve onların yarattığı enflasyonist ortamın tüketiciye etkisi ile onların alışveriş alışkanlıklarını nasıl değiştirdiğini gözler önüne serer. Bu çalışmada, metin analizi yöntemi kullanılarak, Şensoy’un ilgili eseri ekonomik kriz, enflasyon, tarih ve tüketicinin dönüşümü gibi kavramlar üzerinden incelenecek ve tiyatronun iktisatla kurduğu ilişki tespit edilmeye çalışılacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-11-23",
                "type": "Araştırma Makalesi",
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/6923843308532",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/69238437e5609",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Bilge Karasu’nun Troya’da Ölüm Vardı Eserinde Güvenilmez Anlatıcı: Belirsizlik ve Çok Katmanlı Anlatım",
                "creator": " Hanife Şahin",
                "subject": null,
                "description": "Güvenilmez anlatıcı, edebî metinlerde gerçeklik algısını sorgulayan ve metnin çok katmanlı yapısını güçlendiren bir anlatım tekniğidir. Anlatıcının olayları eksik, çarpıtılmış veya yanıltıcı biçimde sunması, okuyucuyu anlatının güvenilirliğini sorgulamaya yönlendirerek anlatıyı klasik kurgu anlayışının ötesine taşır. Bilge Karasu’nun Troya’da Ölüm Vardı eserinde yer alan hikâyelerde anlatıcı kimliğinin bulanıklaştığı ve zaman algısının kaybolduğu görülür. Sürekli değişen anlatıcı ve iç içe geçmiş olay örgüsü, klasik serim-düğüm-çözüm düzenine meydan okurken, olayların eksik bırakılması ve anlatıcının gerçekliği çarpıtması okuyucuyu metni bir bulmaca gibi değerlendirmeye yönlendirir. Anlatının doğasını ve hakikatin nasıl inşa edildiğini sorgulatan bu yapı, okuyucuyu pasif bir gözlemci konumundan çıkararak aktif bir katılımcıya dönüştürür. Bölümler arasındaki göndermeler ve şiirsel anlatım çok katmanlı anlatıyı güçlendirir. Karasu, anlatıcının güvenilirliğini sorgulatan teknikler aracılığıyla okuyucuya olayları doğrulatmak ve metinlerarasılık içinde farklı bakış açılarını keşfetmek zorunda olduğu bir edebî deneyim sunar.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-11-23",
                "type": "Araştırma Makalesi",
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/69238437e5609",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/6923843cf3741",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Bir Tablo Altı Roman Örneği: Surdaki Sır",
                "creator": " Nesime Ceyhan Akça",
                "subject": null,
                "description": "Türk ve Dünya edebiyatlarında bir tablodan hareketle şiir, hikâye, roman yazma yahut bir romandan ilhamla bir tablo yapma çok yaygın olmasa da bilindik sanat uygulamalarıdır. Bu çalışmada, Türk edebiyatında eşine fazla rastlamadığımız tablodan hareketle yazılmış bir romanın incelenerek romanla tablo arasındaki ilişkinin ortaya konulması amaçlamaktadır. Roman, Ankara’nın muhtemelen 17 veya 18. yüzyıllardaki hâlini yansıtan Ankara Manzarası adlı yağlıboya tablodan hareketle yazılmıştır. Önceki yüzyıllarda Ankara’nın görüntüsüne dair çok az görsele sahip olmamız sebebiyle eski Ankara’ya yönelik tasvirî çalışmaların yapılmasında güçlük çekildiği, günümüze kalabilmiş mevcut tarihî yapılardan hareketle bir neticeye ulaşılmaya çalışıldığı ortadadır. Surdaki Sır adlı roman bu tablodan hareketle Ankara’nın yerleşim yeri olarak çizilmiş en eski hâline dayanmış, yazarın Ankara’nın tarihine, kültürüne ve mimarisine yönelik titiz çalışmalarının da katkısıyla ortaya çıkmıştır. Bir yanıyla masalsı bir atmosferi tattığımız romanda, mekânın somut mimarî yapıları ve kasabanın yerleşimi, sokak yapısı, Ahilik teşkilatının yapısı, ticaret hayatı, kadılık müessesesi gibi idarî ve kültürel öğelerin aktarımı bakımından tarihî gerçekliğe sadık kalındığını görürüz. Makalede tablo altı edebî eser üretimi ve tam tersi uygulamalarla ilgili genel bilgilendirme yapıldıktan sonra Ankara’nın en eski manzaralarından biri olan tablonun 1970’te Semavi Eyice tarafından Ankara’ya ait olduğunun keşfedilmesi sürecine ve tablonun genel niteliklerine yer verilmiştir. Tablonun daha iyi anlaşılmasında Semavi Eyice’nin makalesinden ve görsellerinden yararlanılmış, roman için ise metin-içerik analiz yöntemine başvurulmuştur.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-11-23",
                "type": "Araştırma Makalesi",
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/6923843cf3741",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/69238441e7826",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Yeni Uygur Türkçesinde -Din Ekinin İşlevleri",
                "creator": " Neşe Erenoğlu",
                "subject": null,
                "description": "Geçmişten günümüze ekler, dilin evrimine paralel biçimde türlü işlevler yüklenerek dildeki anlatım çeşitliliğini artırmıştır. Yeni Uygur Türkçesindeki -Din eki, bu durumdaki eklerdendir. Köktürkçede ḳantın, öñdin gibi kalıplaşmış kelimelerdeki kullanımlarının dışında bu ek, yaygın olarak Eski Uygur Türkçesi metinlerinden beri izlenebilmektedir. Söz konusu ek, Köktürkçeden Yeni Uygur Türkçesine kadar çeşitli dönüşümler geçirmiştir. -Din ekinin Yeni Uygur Türkçesinde geniş bir kullanım alanı vardır. Ek, morfolojik açıdan hem çekim eki hem de yapım eki olarak kullanılmaktadır. Morfolojik işlevlerinin yanı sıra semantik ve sentaktik işlevleri de bulunmaktadır. Yeni Uygur Türkçesindeki -Din ekiyle ilgili literatür tarandığında ekin morfolojik, semantik ve sentaktik açıdan bütünüyle ele alınmadığı görülmüş, bu durum bizi ilgili çalışmaya sevk etmiştir. Çalışmamızın amacı, Yeni Uygur Türkçesi gramerlerinde verilen -Din ekinin işlevlerini yinelemek değil, ekin daha önce değinilmemiş yahut az değinilmiş olan işlevlerine dikkat çekmek ve bu işlevleri mümkün olduğunca tüm yönleriyle ele almaya çalışmaktır. Çalışma örneklemi için öncelikle sözlük, roman, şiir ve hikâye kitaplarından oluşan toplam otuz dört eser taranmış, taramalardan elde edilen bulgular semantik, morfolojik ve sentaktik açıdan incelenerek üç ana başlık altında sınıflandırılmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-11-23",
                "type": "Araştırma Makalesi",
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/69238441e7826",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/69238446df30b",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Antakya Merkez Ağzında Damak \/n\/’sinin Kullanımına Dair Bir İnceleme",
                "creator": " Ahmet Haşimi",
                "subject": null,
                "description": "Türkçede farklı şekillerde ifade edilen damak \/n\/’si pek çok çalışmaya konu olmuştur. Bu ses, tarihî Türk lehçelerinden çağdaş Türk lehçelerine kadar çeşitli yönleriyle incelenmiştir. Yapılan çalışmalardan hareketle Köktürkçe metinlerde damak \/n\/’si müstakil harfle gösterilmiştir. Damak \/n\/’si belli morfemlerde ŋ\/g biçiminde dönüşümlü olarak kullanılmıştır. Bununla birlikte söz konusu ses, Eski Türkçeden günümüz lehçelerine yaklaştıkça özellikle ağızlarda dalgalanmalara uğrayarak çeşitli varyantlar halinde kullanılmaya başlanmıştır. Bu çalışmada tarih boyunca çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yapmış ve farklı coğrafyaları birbirine bağlayan yolların kesişim noktalarından birisi olan Antakya Merkez ağzında damak \/n\/’sinin kullanımı üzerinde durulacaktır. Antakya Merkez ağzı üzerine yazılmış Antekeli Deli Hösün hikâye kitabı ile Antakya Merkez Ağzı incelemesinin metin bölümü gözden geçirilerek damak \/n\/’si, varyantları, damak \/n\/’sine dönüşen ünsüzler ve damak \/n\/’sinin ünlüler ve ünsüzler üzerindeki etkileri tespit edilmeye çalışılmıştır. Anadolu ağızlarının çoğu bölgelerinde sınırlı sayıda değişim özellikleri gösteren damak \/n\/’si Antakya Merkez ağzında fazlaca sayılabilecek değişikliklere sahip olduğu görülmektedir. Yapılan inceleme sonucunda damak \/n\/’siyle ilgili Türkçenin çeşitli dönemlerinde ve farklı lehçelerinde görülen özelliklerin bazılarının Antakya Merkez ağzında da bulunduğu tespit edilmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-11-23",
                "type": "Araştırma Makalesi",
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/69238446df30b",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/6923844bdf177",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Bilginin Açık ve Örtük Boyutları Üzerine Kuramsal Bir İnceleme: Türkçe Önermelerde Doğruluk İle Önvarsayım",
                "creator": " Seçil Hirik",
                "subject": null,
                "description": "Doğruluk, bir önermenin gerçeklikle ne ölçüde örtüştüğünü belirleyen temel bir kavramdır; doğruluk koşulları ise bir önermenin doğru kabul edilebilmesi için gerekli olan bağlamsal ve durumsal etkenleri içermektedir. Önvarsayım, bir ifadenin belirli bir anlam alanına karşılık gelebilmesi için dinleyici ya da okuyucu tarafından önceden doğru kabul edilmesi gereken örtük bilgileri ifade etmektedir. Söz konusu kavramlar, dilsel iletişimin gerçekleşmesinde hem anlambilimsel hem de edimbilimsel düzeyde birbirini tamamlayıcı işlevler üstlenmekte olup bilginin hem farklı boyutlarını hem de farklı sunumlarını gösteren bir görünüm sergilemektedir. Doğruluk ve doğruluk koşulları açık, nesnel ve sınanabilir bilgiye dayanmakta buna karşılık önvarsayımlar, çoğunlukla sorgulanmaksızın kabul edilen ve iletişimin zeminini oluşturan örtük bilgiler üzerinden işlemektedir. Bu yönüyle doğruluk bilginin açık ve görünür yanını temsil ederken önvarsayım ise örtük ve varsayımsal boyutunu yansıtmaktadır. Bu çalışmada, doğruluk, doğruluk koşulları ve önvarsayım kavramları, Türkçe önermelerden oluşan bir örneklem üzerinden incelenmiş, söz konusu kavramların tanımları yapılmış ve aralarındaki yapısal, işlevsel ve bağlamsal ilişkiler çok yönlü olarak değerlendirilmiştir. Kavramların ortak ve farklı yönleri, bilginin işletimi ve anlam üretimi süreci çerçevesinde karşılaştırmalı biçimde ele alınmış ve özellikle bağlamın belirleyici rolü vurgulanarak açık ve örtük bilginin dilsel temsil biçimleri çözümlemeye tabi tutulmuştur.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-11-23",
                "type": "Araştırma Makalesi",
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/6923844bdf177",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/6923844eb60cb",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Harezm Türkçesi Metinlerinde Organ Adları Söz Varlığı",
                "creator": " Serkan Cihan",
                "subject": null,
                "description": "Harezm Türkçesi dönemine ait yazılı metinlerin günümüze ulaşabilen örnekleri oldukça sınırlıdır. Bu sınırlılığa paralel olarak, söz konusu metinler üzerine gerçekleştirilen bilimsel çalışmalar da nicelik açısından yeterli düzeye ulaşamamıştır. Dönemin edebî ürünlerinin büyük bir kısmı dinî-felsefi içerikli olmakla birlikte, bu metinler arasında iki önemli sözlük çalışması olan Mukaddimetü’l-Edeb ve İbn-i Mühennâ Lûgati de yer almaktadır. Bu sözlüklerden özellikle Mukaddimetü’l-Edeb, Harezm Türkçesi söz varlığının tespiti ve incelenmesi bakımından temel başvuru kaynaklarından biri niteliğindedir. Bu çalışmanın konusunu teşkil eden organ adları üzerine, Harezm Türkçesi metinleri bağlamında bugüne kadar kapsamlı herhangi bir araştırma yapılmamıştır. Bu doğrultuda çalışmanın amacı, döneme ait metinlerde yer alan organ adlarını tespit ederek bu alandaki söz varlığını ortaya koymak ve değerlendirmektir. Organ adları, bir dilin temel söz varlığı içerisinde yer aldığından, bu unsurların tarihî metinlerdeki izleri dilsel gelişim açısından önem arz etmektedir. Harezm Türkçesi metinleri üzerinde yapılan taramalar sonucunda, aynı kelimenin farklı yazımları hariç tutulduğunda, 124 organ adı ve bu adlara ilişkin kelime grubu tespit edilmiştir. Bu kelime ve kelime gruplarından bir kısmı günümüze ulaşamamış, bazıları ise yalnızca döneme özgü metinlerde kullanım alanı bulmuştur. Ancak bu organ adlarından büyük çoğunluğu aynı ya da farklı biçimlerle günümüzde kullanılmaya devam etmektedir. Çalışmada, tespit edilen bu organ adları incelenecek, ilgili noktalarda etimolojik yönden değerlendirilecek, tarihî metinlerdeki kullanımları ve günümüzdeki durumları mukayeseli olarak ele alınacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-11-23",
                "type": "Araştırma Makalesi",
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/6923844eb60cb",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/692384539a84a",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Sarılar Köyü Türkmenlerinin Lakapları Üzerine Ad Bilimsel ve Kültür Dil Bilimsel Bir İnceleme",
                "creator": " Si̇nan Yaman",
                "subject": null,
                "description": "Ad bilimi, alan yazınında genellikle kişi adları ve yer adları temelinde bir inceleme ortaya koysa da zamanla tüm özel adları kapsamına dâhil etmiştir. Bu inceleme alanlarından biri olan kişi ad bilimi (antroponimi), kişi adlarının ortaya çıkışı ve gelişim süreci üzerinde durmaktadır. Bu bağlamda lakaplar, ad biliminin öne çıkan araştırma konularından biridir. Lakaplar, başlangıçta halk bilimi disiplini içerisinde incelense de zamanla dil ve kültür etkileşimi neticesinde ortaya çıkan bir fenomen olduğu gözlemlenmiştir. Buna göre lakaplar, dil bilimi, halk bilimi, kültür dil bilimi, budun dil bilimi gibi farklı disiplinler için de bir kaynak oluşturmaktadır. Lakaplar ve ad biliminin diğer inceleme alanları, insanoğlunun dünyayı nasıl algıladığı ve kavramsallaştırdığı hakkında önemli ipuçları vererek bu süreçte dil, düşünce, toplum ve kültür arasındaki etkileşimin yönlerini ortaya koymada yardımcı olur. Buna göre, kişi adları özelinde lakaplar, genellikle ad bilimi çalışma sahası içerisinde görülmektedir ancak ortaya çıkan verilerin temel kaynağının toplum, kültür ve dil arasındaki ilişki neticesinde ortaya çıktığı düşünüldüğünde kültür dil bilimi disiplini de bu alanda öne çıkmaktadır. Bu araştırmada lakaplar, Nevşehir’in Sarılar köyünden görüşme yöntemiyle derlenmiştir. Sahada derlenen lakaplar, öncelikle veriliş nedenleri dikkate alınarak ad bilimi açısından; sonrasında lakapların ortaya çıkışında etkili olan sosyo-kültürel özelliklere göre ise kültür dil bilimi bağlamında ele alınmıştır. Lakapların tasnifinde Keskin’in çalışmasından (2020) yararlanılmıştır. Bu çalışmayla, lakapların sadece ad bilimi malzemesi olmadığı ve Sarılar köyünde yaşayan Türkmenlerin geleneksel dünya görüşünü yansıtan veriler olarak kültür dil bilimi araştırmalarındaki önemi ortaya konulmuştur.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-11-23",
                "type": "Araştırma Makalesi",
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/692384539a84a",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/692384589819d",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Türkiye Türkçesinde Değiştirim Ögelerinin İşlevsel Sınıflandırılması Üzerine Bir Deneme",
                "creator": " Selenay Koşumcu",
                "subject": null,
                "description": "Değiştirim (substitution), bir metinde dilsel verimliliği sağlamak ve gereksiz tekrarları önlemek ve metinler arası bağdaşıklığı desteklemek amacıyla kullanılan, bir sözcük ya da ifadenin, anlam bakımından eşdeğer bir başka dil birimiyle yer değiştirilmesi olarak tanımlanan bir bağdaşıklık aracıdır. Bu terimin geçtiği erken çalışmalarında Halliday & Hasan (1976)’ın, bir ögenin başka bir öge ile değiştirilmesi olarak kısaca tanımladığı değiştirim, Türkiye Türkçesinde metinsel bütünlük ve anlam akışı sağlama sürecinde önemli bir rol oynar. Alanyazında değiştirimin yapısal işlevleri açısından sınıflandırıldığı ancak işlevsel sınıflandırmanın ele alındığı bir araştırmanın yapılmadığından hareketle bu çalışma, değiştirim kavramını işlevsel bir çerçevede ele alarak, türlerini ve kullanım biçimlerini incelemeyi amaçlamaktadır. Ada dayalı (nominal), eyleme dayalı (verbal) ve tümceye\/yan tümceye (clausal) dayalı değiştirim türleri, Türkçe Ulusal Derlem (TUD) verileri kullanılarak örneklendirilmiş; her türün işlevsel özellikleri, derlemden tanıklanan örneklerle açıklanmıştır. Bu çalışma, değiştirim kavramının işlevsel boyutunu inceleyerek, dildeki yapı ve işleyişine dair çözümleme sunmaktadır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-11-23",
                "type": "Araştırma Makalesi",
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/692384589819d",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/6923845dab05d",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Deyimlerde Anlam Kayması: “içinin (yüreğinin) yağ(lar)ı erimek” ve “içi (yüreği) yağ bağlamak” Örneği",
                "creator": " Ezgi Aslan",
                "subject": null,
                "description": "Bu çalışma, deyimlerin tanımlanması ve sınıflandırılması konusundaki mevcut yaklaşımları inceleyerek, deyimlerde anlam değişimlerinin nasıl gerçekleştiğini araştırmaktadır. “İçinin (yüreğinin) yağ(lar)ı erimek” ve “içi yağ bağlamak” deyimleri özelinde yapılan çözümlemeler, deyimlerin biçimsel ve anlamsal olarak sabit yapılar olmadığına, toplumsal ve kültürel faktörlerin etkisiyle zaman içinde değişime uğrayabileceğine işaret etmektedir. Çalışma kapsamında, öncelikle deyimlerin tanımlanması sorunu ele alınmış, alanyazındaki farklı deyim sınıflandırmaları değerlendirilmiştir. Deyimlerin anlam değişimleri, yazılı derlem verileri ve anket çalışmaları aracılığıyla incelenmiştir. Derlem analizleri, özellikle “içinin (yüreğinin) yağ(lar)ı erimek” deyiminin zaman içinde olumlu bir anlam kazandığını, “içi yağ bağlamak” deyiminin ise bazı bağlamlarda olumsuz anlam taşıyacak şekilde dönüşüme uğradığını göstermiştir. Anket çalışmaları, farklı yaş gruplarının ve eğitim düzeylerinin deyim algısını anlamaya yönelik olarak yürütülmüş ve istatistiksel yöntemlerle çözümlenmiştir. Bulgular, genç kuşakların “içinin (yüreğinin) yağ(lar)ı erimek” deyimini daha çok olumlu anlamda kullanırken, ileri yaş gruplarının deyimin sözlüklerdeki geleneksel anlamına daha sadık kaldığını göstermektedir. Benzer şekilde, “içi yağ bağlamak” deyimi sözlüklerde genellikle olumlu anlam taşımasına rağmen, katılımcılar arasında bu deyimin olumsuz çağrışımlarla da kullanıldığı tespit edilmiştir. Bu çalışma, deyimlerin sadece dilsel değil, aynı zamanda kültürel, sosyoekonomik ve bilimsel gelişmelerden etkilendiğini ortaya koymaktadır. Ekonomik ve tıbbi gelişmeler, “yağ” düğüm sözcüğünün metaforik değerini değiştirmiş ve eskiden olumlu çağrışımlar taşıyan bazı deyimlerin zamanla olumsuz bir çerçeveye kaymasına neden olmuştur. Çalışmanın bulguları, deyim sözlüklerinin güncellenmesi gerekliliğini vurgulamakta ve deyimlerin öğretimi, çevirisi ile doğal dil işleme (NLP) uygulamalarına yönelik önemli katkılar sunmaktadır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-11-23",
                "type": "Araştırma Makalesi",
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/6923845dab05d",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/692384629d770",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Yalova İli Yer Adları: Coğrafya ve Dil Bağlamında Semantik Bir İnceleme",
                "creator": " Zahide Parlar,  Müjde Aydoğdu",
                "subject": null,
                "description": "İnsan, zaman ve mekânla mukayyet olduğu için yaşadığı coğrafya onun mekânsal sınırlarını belirlemiş; zihin dünyası ve algılayışına göre de onu adlandırmıştır. Bu sebeple yer adlandırmaları, hem coğrafya hem de dil çalışmaları için önemli veri kaynaklarıdır; bu iki disiplin bağlamında bütüncül olarak değerlendirildiğinde mekân ve adı arasındaki semantik bağ ortaya konulur. Bu çalışmada Yalova ili idari sınırları içerisindeki ilçe, belediye, mahalle ve köy adları ele alınmıştır. Yer adlarının semantik tasnifi yapılmış; bunlar dil bilgisel yapılarına göre değerlendirilmiştir. Semantik tasnifle oluşturulan başlıklar, coğrafi bilgi sistemleri yazılımı olan ArcGIS paket programına aktarılmış, başlıklar için haritalar oluşturulmuştur. Yalova ili yer adları üzerinden bölgeyi yerleşim yeri olarak kullanan halkın doğayı betimleme ve adlandırma pratikleriyle toplumsal hafızanın coğrafya üzerindeki izleri takip edilmiştir. 1995’e kadar İstanbul’un bir ilçesi olan Yalova’daki yer adlarının genelinin yerleşmenin iskân tarihiyle ilgili olduğu, yerleşmelerin dağılışı ve adlandırılmasında 1864 Büyük Çerkez Sürgünü, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı, 1912-1913 Balkan Savaşları ile Lozan Barış Antlaşması’na binaen gerçekleşen 1924 Türk-Rum Nüfus Mübadelesinin belirleyici rol oynadığı sonucuna ulaşılmıştır. Eskiden Rum ve Ermenilerin yaşadığı yerlerdeki yer adlarının değiştirilmesinde dönemin idari amirleri etkili olmuş, bölgeyi Türkleştirme çabası yer adlarına yansımıştır. Mahalle adlandırmalarında daha çok ulus devlet olma sürecinin etkisi söz konusuyken coğrafi unsurların yoğunlukta olduğu köy adlarında ise bitki, ağaç türleri ile su kaynaklarından adını alan yerleşme sayısı fazladır. Yerleşimlerin kurulması sürecinde tarihî ve siyasi açıdan önemli rol oynayan kişileri anmak ve onurlandırmak amacıyla bu kişilerin ad, lakap ve ünvanları da kullanılmıştır. Adlandırmalarda coğrafi terimlerin sıkça tercih edilmesi, insanın mekâna anlamlandırma sürecinde coğrafyanın temel belirleyicilerden biri olduğunu göstermiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-11-23",
                "type": "Araştırma Makalesi",
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/692384629d770",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/692384679e89a",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Sözden Ezgiye: Giresun Türkülerinde Kargış Motifleri",
                "creator": " İlker Avcioğlu",
                "subject": null,
                "description": "İnsanoğlu, varoluşundan bu yana çevresini anlamlandırma çabasında en güçlü araç olarak sözü kullanmıştır. Söz, yalnızca bir iletişim aracı değil; aynı zamanda düşüncenin, hafızanın ve kültürel aktarımın temel taşıdır. Yaratıcı ile insan arasındaki iletişimin kaynağı olarak görülen söz, zaman içinde kutsal olarak kabul edilmiş ve kültleşmiştir. Tapınma anlamına gelen kült kavramı mitolojik düşünce sistemlerinin temel yapı taşını oluşturmaktadır. Kültler Tanrısal gücün bir imgesi olarak kabul edildiğinden kutsal olarak kabul edilmektedir. Mitolojik örüntünün temelini oluşturan kült kavramı çerçevesinde söz kültü kozmogonik anlatılarda önemli bir yere sahiptir. Söz, sözlü kültürün temeli oluşturmaktadır. Yazının icadı ve yaygınlaşması ile sözlü kültür unsurları zayıflasa da gücünü koruyarak günümüze kadar ulaşmıştır. Sözlü kültür, bir toplumun hafızasını kuşaktan kuşağa taşıyan, yaşam biçimini, inanç sistemini ve duygusal dünyasını yansıtan en güçlü anlatım biçimlerinden biridir. Kültürün en canlı ve kalıcı ürünlerinden biri olan türküler, sadece birer müzik eseri değil; aynı zamanda halkın sevinçlerini, acılarını, umutlarını ve öfkelerini dile getirdiği sözlü belgelerdir. Genellikle anonim olarak kuşaktan kuşağa aktarılan türküler, bireysel ve toplumsal hafızanın taşıyıcısı olarak yüzyıllar boyunca sözlü kültür içinde varlığını sürdürmüştür. Türküler, bir toplumun tarihsel belleğini, ortak duygularını ve kültürel kimliğini yansıtan sözlü edebiyat ürünleridir. Türk halk müziği repertuvarında sıkça karşılaşılan ve söz kültü bağlamında değerlendirebileceğimiz kargış motifleri, bireysel ve toplumsal tepkilerin dışavurumuna dair önemli ipuçları barındırır. Türk halk kültüründe bireylerin, çaresiz kaldığı anlarda sesini duyurmak amacıyla, dile getirdiği türkülerde kargış motiflerine yer verilmektedir. Bu çalışmada TRT repertuvarına kayıtlı Giresun yöresine ait türküler incelenmiştir. Yöreye ait olan türkülerde büyülü sözler olarak da nitelendirilen kargış motiflerinin mitolojik kökenleri incelenmiş ve yorumlanmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-11-23",
                "type": "Araştırma Makalesi",
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/692384679e89a",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/6923846c7a0b9",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Bıyığın İktidarı: Tahsin Yücel ve Emmanuel Carrère’de Erkeklik, Beden ve Cemaat",
                "creator": " Beren Simsek",
                "subject": null,
                "description": "Bu çalışma, Tahsin Yücel’in Bıyık Söylencesi ve Emmanuel Carrère’in La Moustache adlı romanlarını karşılaştırmalı olarak inceleyerek, “bıyık” imgesi üzerinden erkeklik, toplumsal aidiyet ve iktidar ilişkilerini tartışmaktadır. Bıyık, her iki metinde de yalnızca fiziksel bir unsur değil; erkekliğin görünürlüğünü sağlayan, toplumsal cemaatin sürekliliğini destekleyen ve normatif kimlik yapılarını pekiştiren sembolik bir göstergedir. Benedict Anderson’ın hayali cemaat kuramı ve Michel Foucault’nun mikro-iktidar ile biyopolitika kavramları çerçevesinde gerçekleştirilen analiz, bıyığın bedenin toplumsal olarak düzenlenmesinde ve bireyin kimliğinin tanınmasında nasıl işlevsel bir rol oynadığını ortaya koymaktadır. Yücel’in romanında bıyık, otoriter bir toplumsal düzene uyumun ve erkek yurttaşlığın bir göstergesi olarak temsil edilirken; Carrère’in anlatısında bıyığın kesilmesi ve bu durumun çevre tarafından fark edilmemesi, bireyin gerçeklik algısının çözülmesine ve sosyal tanınmadan dışlanmasına neden olmaktadır. Her iki roman da, erkekliğin sabit bir kimlik değil, toplumsal normlara, görsel kodlara ve kolektif tanımaya bağlı olarak inşa edilen kırılgan bir yapı olduğunu göstermektedir.Bu bağlamda çalışma, bedenin politikleştirildiği çağdaş toplumlarda, erkekliğin bıyık gibi gündelik görünen simgeler aracılığıyla nasıl disipline edildiğini ve bu simgelerin yokluğu ya da inkârı durumunda kimliğin nasıl parçalandığını edebi temsil düzleminde tartışmaktadır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-11-23",
                "type": "Araştırma Makalesi",
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/6923846c7a0b9",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/6923847185628",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Abdullah Han Hikâyesi Üzerine Ekofolklorik Bir Analiz",
                "creator": " Sedat Bahadır Sedat Bahadır",
                "subject": null,
                "description": "Bu makale, Türk halk anlatısı Abdullah Han Hikâyesi’nin ekofolklorik bir analizini sunarak, hikâyenin insan, hayvan ve doğa güçleri arasındaki sembolik etkileşimler aracılığıyla geleneksel ekolojik bilgiyi, ahlaki değerleri ve ilişkisel etiği nasıl etkilediğini ortaya koymaktadır. Ekofolklorun kuramsal çerçevelerine dayanarak yapılan bu çalışmada doğanın yalnızca bir ortam olarak değil, ahlaki eğitim, sınama, iyileştirme ve dönüştürme aracı olarak nasıl işlev gördüğü anlatılmıştır. Anlatı yapısı, hayvan sembolizmi, mevsimsel döngüler ve ritüel uygulamalarının yakından okunması yoluyla çalıştığımız makale, Abdullah Han’ın ekolojik tevazu, karşılıklılık ve dayanıklılığı temsil eden bir figür olarak ekofolklorik bir arketip olarak anlaşılması gerektiğini savunmaktadır. Her bölüm, vahşi doğaya inisiyasyon, insan olmayan varlıklarla akrabalık, karşılıklılık etiği ve döngüsel olarak toplumsal ve kozmik düzenle yeniden bütünleşme gibi kilit temaları incelemektedir. Bu sözlü gelenekte gömülü olan ekolojik bilinci yeniden ortaya çıkaran çalışma; folklor, çevresel beşeri bilimler ve kültürel sürdürülebilirlik alanlarındaki daha geniş tartışmalara katkıda bulunarak, ekolojik kriz çağında etik bir arada yaşama için hikâyeyi yaşayan bir model olarak sunmaktadır. Halkbilim, ekoeleştiri ve karşılaştırmalı mitolojiden yararlanan bu çalışma, hikâyenin dünyada var olmanın etik bir tarzını -ilişkisel ontolojiye ve ekolojik bütünlüğe duyulan saygıya dayanan- nasıl modellediğinin izini sürecektir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-11-23",
                "type": "Araştırma Makalesi",
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/6923847185628",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/692384767f68b",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Özbek Edebiyatında Yer Alan “Nevâî” Konulu Romanlar Üzerine Ünvan Grupları Bağlamında Bir Karşılaştırma",
                "creator": " Sema Eynel",
                "subject": null,
                "description": "Nevâî, Özbek edebiyatında millî kimlik ve kültürel hafızanın simge ismidir. Yaşanan siyasî, sosyal, kültürel değişim ve gelişimlerde, yazarların halkı öz değerlere yönlendirmede başvurduğu temel kişilik de yine Nevâî olmuştur. Musa Taşmuhammedoğlu Aybek ve İsacan Sultan’ın Nevâî’yi konu alan romanları, söz konusu düşüncenin aynası niteliğindedir. Sovyet ve bağımsızlık döneminin iki yazarı ele aldıkları eserlerle, döneminin ideolojik sınırları içerisinde, halkı bilinçlendirmeye çalışmışlardır. Yaşadıkları dönemin etkisinin romanın yapısı, karakterleri, gerçeklik ve kurgu ögelerinde açıkça hissettirmektedir. Roman yazarları eserleriyle Nevâî’yi zamanlar üstü mesaj taşıyan bir güç haline getirseler de romanlardaki karakterlere ait ünvanların yazıldığı döneme ait izler taşır. Bu bakımdan çalışmanın kapsam sınırını söz konusu iki eser oluşturmaktadır. Çalışmada eserlerde yer alan ünvanlar, doküman analizi yöntemiyle taranmış ve ünvanların tematik sınıflandırması yapılıp karşılaştırılmıştır. Yapılan sınıflandırmada eserlerdeki ünvanlar karşılaştırmalı olarak analiz edilmiş, nitel ve nicel araştırma teknikleriyle tespit edilen veriler tablo ve grafiklere dökülerek yorumlanmıştır. Çalışmayla ünvanlar bağlamında iki eser ve eserlerin yazıldığı dönem, vermek istedikleri mesaj üzerine belirlemelerde bulunulmuştur.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-11-23",
                "type": "Araştırma Makalesi",
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/692384767f68b",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/6923847b77e3f",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Geleneksel Anlatıcılıktan Dijital Anlatıcılığa Dönüşüm: YouTube’da Kafa TV ve Zafer Algöz Örneği",
                "creator": " Süleyman Fidan,  Ayşegül Derya Kolukısa",
                "subject": null,
                "description": "Teknolojik gelişmeler, bireylerin yaşam biçimleri üzerinde önemli bir rol oynamaktadır. Bu durum aynı zamanda toplumsal yapı ve kültür ögeleri üzerinde de kalıcı etkiler yaratmaktadır. Genel bir çerçeveden bakıldığında gündelik hayatın dijitalleşmesi, geleneksel iletişim biçimlerinin işlevinin değişmesi ve uyum sağlaması anlamına gelmektedir. Sözlü kültür unsurları, teknolojik ortamlarla etkileşime girerek farklı medya kanallarında devam etmektedir. Bu süreç içerisinde iletişim, hem bireyler arası etkileşimin temel aracı hem de kültürel belleğin kuşaklar arası aktarımında önemli bir çeşitlilik olarak karşımıza çıkmaktadır. Sözlü gelenekler, halk anlatılarıyla yalnızca geçmişin değil, günümüzü de yansıtmaktadır. Dijital medya kanalları ile ortaya çıkan yeni anlatıcı tipleri, sözlü kültürün çağdaş kültür taşıyıcısı olarak değerlendirilebilecek örnekleri gün yüzüne çıkarmaktadır. Bu çalışmada, değişim süreci içerisinde olan hikâye, anı ve fıkra anlatıcılığının geleneksel ortamdan dijital medyaya geçişi ele alınmaktadır. Folklorun hem geleneksel hem de dijital ortamdaki sürekliliği netnografi yöntemiyle incelenmektedir. Araştırmanın örneklemi, YouTube’da yayınlanan Kafa TV kanalındaki “Zafer Algöz Anlatıyor” adlı video serisi oluşturmaktadır. Bu seride yer alan üç video, nitel içerik çözümlemesi ve yorumlayıcı analiz yöntemiyle değerlendirilerek geleneksel anlatıcı tipinin dijital ortama nasıl evrildiği ortaya konulmuştur. Ayrıca, Zafet Algöz’ün sözlü kültür ortamından yazılı kültür ortamına ve oradan da dijital platformlara geçiş sürecinin değerlendirilmesi yapılmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-11-23",
                "type": "Araştırma Makalesi",
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/6923847b77e3f",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/692384807a5e0",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Konuşma Engelliliği, Edebiyat ve Müzik İlişkisinde Taklitli Bir Türkü: Kediyi Koydum Torbaya",
                "creator": " Eray Alpyildiz",
                "subject": null,
                "description": "İnsanlığın çarpıcı bir gerçekliği olan engelliliğe atfedilen anlamlar zamana ve mekâna göre değişmiştir. Engellilik evrensel olarak acınasılık, zayıflık, acizlik ve masumiyet gibi stereotiplerinin yanında olağanüstü yeteneklere sahip kişi veya süper kahraman olarak da boyutlandırılmıştır. Engelliliğin yine belirli başlı stereotiplerle mizahın, eğlencenin ve gülmenin aracı olarak kullanılması da engelliliğin çok çeşitli bir şekilde yapılandırılabileceğini göstermiştir. Bu açıdan körlük, sağırlık, dilsizlik, topallık, cücelik ve kekemelik gibi engellilik türleri oyun, dans, müzik ve edebiyat gibi çeşitli kültürel alanlarda, söz ve\/veya hareket komiğine bağlı olarak mizahi çerçevede işlenmiştir. Bahsedilen olgular, folklor ve engellilik arasındaki güçlü ilişkiyi çerçevelemesinin yanı sıra engelliliğin kültürel olarak inşa edilebilirliğini bizlere göstermiştir. Bu makalede engelliliğin (kekemeliğin) kültürel olarak inşa edilebilirliği veya kültürel olarak nasıl yapılandırıldığı, kekemeliğin veya kekeme insanların konuşma taklidine dayalı olarak üretilen ve icra edilen Kediyi Koydum Torbaya adlı eğlence-güldürü türküsü örneğinde çözümlenmiştir. Bu açıdan ilk olarak engelliliğe dair teorik yaklaşımlar açıklanmış; daha sonra folklor ve engellilik ilişkisi ele alınarak araştırmanın teorik zemini güçlendirilmiştir. Bununla birlikte kekemeliğin, müzikle ve özellikle edebiyatla ilişkisi üzerinde durularak Türk kültüründe kekemeliğin taklidiyle oluşturulan önemli şiir örneklerine (kekemenâmeler) yer verilmiştir. Çalışmanın ilerleyen ve asıl bölümünde ise kekemeleri taklit ederek icra edilen Kediyi Koydum Torbaya türküsü, yapısal açıdan çözümlenmiş; kekemeliğin, edebiyat ve müzik çerçevesinde nasıl temsil ve tasvir edildiği incelenmiştir. Farklı bir ifadeyle kekemelerin nasıl türkü-şarkı söylediklerinin veya söyleyebileceklerinin taklitli olarak yansıtıldığı Kediyi Koydum Torbaya türküsü, bir konuşma engelliliği türü olan kekemelik ve mizah ilişkisi kurularak irdelenmiştir. Bu doğrultuda kekeme taklidine dayanan Kediyi Koydum Torbaya türküsünün mizah ve eğlenceyi oluşturan boyutları, mizahtaki uyumsuzluk ve üstünlük kuramları bağlamında analiz edilmiştir. Folklor ve engellilik ilişkisinin çerçevelendiği bu makalede, son yıllarda beşerî bilimler alanında engelliliğin yoğunlaşan kültürel araştırmalarına bir katkıda bulunulması amaçlanmıştır. Bu bağlamda kekemelik özelinde, engelliliğin -kendi gerçekliğinin ötesinde- sosyal ve kültürel olarak inşa edilebilen bir olgu olabileceği gösterilmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-11-23",
                "type": "Araştırma Makalesi",
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/692384807a5e0",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/692384856f6ad",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Arabesk Müzik Kültüründe Nasihat",
                "creator": " Hali̇l Bunsuz",
                "subject": null,
                "description": "Türk kültür ve edebiyatında İslamiyet’in kabulünden sonra daha belirgin bir şekilde görülen, bir bakıma bireyi ve toplumu inşa etmede kullanılan nasihat, genellikle Tanrı’ya sitem, kadere isyan, alkole düşkünlük, karşılıksız aşklar, terk edilmişlik, karamsarlık, melankoli, hüzün, eşitsizlik gibi konuları işlemesi ile bilinen arabesk müzik türünde de görülmektedir. Üstelik bu müzik türünde yer alan nasihatler, konularının çeşitliliği ve yoğunluğu bakımından oldukça şaşırtıcıdır. Bu çalışmada arabesk müziğin önemli temsilcileri arasında yer alan Orhan Gencebay, Müslüm Gürses ve Ferdi Tayfur’un şarkılarından hareketle arabesk müzik kültüründe nasihatin önemli bir yer edindiği örnekleriyle gösterilmiştir. Araştırma neticesinde içerik bakımından direkt nasihatname denilebilecek şarkıların haricinde tespit edilen örnekler 3 ana başlık ve 29 alt başlıkta sınıflanarak incelenmiştir. Bin elli dokuz şarkı içerisinde yer alan 286 nasihat unsuru tablolar ile gösterilmiştir. Şarkılarda Allah’ın büyüklüğünü anma, dünyadan yüz çevirip ahirete yönelme, haramlardan sakındırma, ibadetlere teşvik etme, kader ve kazaya inanma gibi dinî ve tasavvufi ögelere; adalet, doğruluk, hoşgörü, kanaatkârlık, merhamet, sadakat, umut, vefa ve yardımlaşma gibi genel ahlaka ait olan unsurların önemini anlatmaya; arkadaşlık, aşk, âşık, çalışkanlık, eğitim ve zararlı alışkanlıklar gibi bireysel ve toplumsal hayata dair yapılan muhtelif nasihatler tespit edilmiştir. Tüm bu tespitlerden hareketle arabesk şarkılar insanlara sadece olumsuz duygu ve düşünceleri aşılamaz. Aynı zamanda Türk edebiyatında birçok türde görüldüğü gibi dinleyenlerine dünya ve ahiret hayatında başarılı olmaya dair nasihatlerde bulunur.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-11-23",
                "type": "Araştırma Makalesi",
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/692384856f6ad",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/6923848883409",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Kanûnî Sultan Süleyman’ın Meşhur Gibi Redifli Gazeline Yazılan Tahmis ve Taştirler",
                "creator": " Fatih Sona",
                "subject": null,
                "description": "Kanûnî Sultan Süleyman Osmanlı Devleti’nin 10. padişahıdır ve en güçlü padişahlardan biridir. 1494’te Trabzon’da doğmuş ve ilk öğrenimini burada tamamlamıştır. Karahisar, Saruhan, Bolu sancakbeyi olmuş, babası Yavuz Sultan Selim’in vefatından sonra 1520’de padişah olmuştur. 46 yıl süren saltanatı süresince zaferleri ile halk üzerinde büyük saygı kazanmıştır. Âlim ve şairlere büyük değer vermiş, Muhibbî mahlasıyla şiirler söylemiş ve büyük bir divan oluşturmuştur. Onun “gibi” redifli gazeline çeşitli şairler tarafından tahmisler ve taştirler yazılmıştır. Tahmis, bir gazelin her beytine üçer mısra ekleyerek onu beş mısra haline getirme işlemidir. Taştir bir şairin gazelinin her beytinin arasına aynı vezin ve kafiyede iki veya üç mısra eklenerek yapılır. Kanûnî Sultan Süleyman’ın bu gazeline Bâkî, Âşık Çelebi, Bursalı Rahmî, Üsküdarlı Aşkî, Ağazâde Örfi, Şeyh Hasan Haydar, Fevrî, Vusûlî, Siyâmî, Sâni’î’, Ümîdî, Esrâr, Iyânî, Hayâlî ve Sâfî tahmis yazmıştır. Antepli Aynî ve Sermed taştir yazmıştır. Bu makalede yapılan tahmis ve taştirler değerlendirilecek; Kanûnî Sultan Süleyman’ın bu gazelinin diğer şairlere etkisi gösterilmeye çalışılacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2025-11-23",
                "type": "Araştırma Makalesi",
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/6923848883409",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        }
    ]
}



