{
    "issueRecord": {
        "header": {
            "identifier": "oai:https:\/\/www.adeddergi.com\/:sayi\/68a8c8534fcbb",
            "datestamp": "2018-12-31"
        },
        "metadata": {
            "title": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi, Cilt: 2 Sayı: 4",
            "creator": "",
            "subject": "",
            "description": "",
            "publisher": "Prof. Dr. Mehmet Özdemir",
            "date": "2018-12-31",
            "type": "Journal Issue",
            "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/sayi\/68a8c8534fcbb",
            "language": "tr",
            "rights": "Creative Commons"
        }
    },
    "articles": [
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c87ba43be",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "TEZKİRE TERİMLERİ SÖZLÜĞÜNE DÂİR",
                "creator": " Atabey Kılıç",
                "subject": null,
                "description": "2010 yılında Nevşehir’de kıymetli hocamız Prof. Dr. Mustafa İsen adına düzenlenen “Uluslararası Mustafa İsen Biyografi Sempozyumu”nda sunduğumuz “Rızâ Tezkiresi’nden Hareketle Tezkirelerde Geçen Terimlere Dâir Notlar” başlıklı tebliğde özetle “Tezkirelerimizde özellikle şiir ve şâir ile ilgili, bir kısmı ortak bir kısmı  ise özel olmak üzere pek çok terim kullanıldığını biliyoruz. 'hûb eş'âr mergûb güftâr, pâkîze, nazîf, âşıkâne, sûznâk, sâdıkâne, tarz-ı acîb eş'âr tavr-ı garîb güftâr, muhayyel, bîbedel, sâhib-i ihtirâ, sâhib-i fesâhat, tâze-gû ...' gibi vasıfların harc-ı âlem, içi boş kelime veya terkipler olmadığı da âşikârdır. Tezkirelerin sağlam bir şekilde metni çıkarıldıktan sonra, dikkatlice taranarak bu tür kavram veya terimlerin tespiti sûretiyle oluşturulacak 'Tezkireler Sözlüğü', 'Tezkire Terimleri Sözlüğü' veya 'Örnekleriyle Tezkirelerde Geçen Kavramlar Sözlüğü', sadece tezkire veya biyografi araştırmalarında değil, mensur eserlere ve hâliyle şiir ya da şi'riyete, şâir ve şâiriyete bakış hususunda da pek çok fayda sağlayacak önemli bir hizmet olacaktır.” görüşlerini ileri sürmüş ve adı geçen tezkirede kullanılan kavram ve terimler, ilgili yerlerde ayrıntılandığı gibi tasnîfe tâbi tutmuş; buralardan hareketle, şâirin içerisinde bulunduğu edebî ortam, şâirin fıtratı (≠abú), muhayyilesi, şâirlik kudreti, şâirin kişilik özellikleri, şâiri yegâne kılan husûsiyetleri, şiir tarzı, nesir tarzı, şâirin kalemi, nazım şekilleri ve örnek olarak aldığı beyit örneklerine değinmiştik. Aradan birkaç yıl geçtikten sonra meseleye dâir bakış açımızı bu küçük çalışma çerçevesinde özetlemek istiyoruz. ",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2018-12-31",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c87ba43be",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c87ce8ab0",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "SAATÇİ GÜZELİ",
                "creator": " İsmail Hakkı Aksoyak",
                "subject": null,
                "description": "Divan şairleri, şiirlerini tertip ederken pek çok kaynaktan beslenirler. Farklı milletlerin edebî malzemeleri, tarih, ilim, sanat, inanç, âdet ve gelenekleri yanında birtakım meslekler ve bu sınıftan kişilerin ilgi alanları hakkındaki detaylar onların şiir ve hayal dünyasına zenginlik katmıştır. Bunlardan biri çocuk, yavru manasına gelen –beççe kelimesiyle oluşturulmuş sâatçi-beççe yani, saatçi çırağı\/çocuğudur. 19. yüzyıl şairlerinden Refî-i Kalâyî’nin saatçilik terimleri ile birlikte argo terim ve deyimlerle sosyal hayattan farklı bir tabloyu sunduğu 12 beyitten oluşan bir gazeli, bu kişi, onun meslek incelikleri ve farklı bir hayal üzerine inşa edilmiştir. Bu makalede, söz konusu gazele farklı perspektiflerden yaklaşılarak şiirde yer alan sözcüklerin anlam katmanları üzerinde durulmuştur. ",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2018-12-31",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c87ce8ab0",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c87e191fa",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "“SÂZ” SÖZCÜĞÜNÜN FARKLI BİR KULLANIMINA DAİR",
                "creator": " Beyhan Kesi̇k",
                "subject": null,
                "description": "Sözlüklerde kelimelerin birden çok anlamı olduğu aşikârdır fakat bunların sözlüklerdeki anlamlarının okuyucular tarafından her zaman doğru anlaşıldığını veya bir metni anlamlandırmada sözlüklerdeki anlamların tek başına yeterli olduğunu söylemek pek mümkün değildir. Bu durumda kelimelerin bir metin içinde hangi anlama gelecek şekilde kullanıldığı yani bağlamı öne çıkmaktadır. Bağlamın tespitinde söz konusu kelimenin metinde gerçek, yan veya mecaz anlamları ile kullanılıp kullanılmadığı da önem arz etmektedir. Bu kelimelerden biri de sözlüklerde “bataklıklarda yetişen kamış, çalgı aleti, her tür müzik aleti, mızraplı çalgıların genel adı, çalgılı eğlence yeri, bağlama, cura, tar, melodi, ezgi, silah, at koşumu, öğrenme, hile, ustalık, eş, benzer, çıkar, kanaat eden, yetinen” gibi birbiriyle benzer anlamların verildiği “sâz” sözcüğüdür. Söz konusu sözcüğün taradığımız klasik şiir metinlerinde de benzer anlamları ile tercih edildiği ve daha çok musiki aleti, eğlence ve eğlence yeri gibi anlamlarının öne çıktığı görülmektedir. Bu çalışmada “sâz” sözcüğünün “ses” anlamı üzerinde bir değerlendirmede bulunulacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2018-12-31",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c87e191fa",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c8817ce10",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "\"NEYZEN BAKIŞI\" TABİRİNİN ŞİİRDEKİ ANLAM ÇERÇEVESİ",
                "creator": " Ahmet Tanyıldız",
                "subject": null,
                "description": "Osmanlı şiirinin anlam dünyasına ait çalışmalar arttıkça; bugüne kadar çeşitli sebeplerle perde altında kalmış özgün ifadelerin, mazmun ve mecazların yeniden keşfedildiği görülmektedir. Kullanıldığı devirlerde belirli bir anlam çerçevesi bulunan kimi kavramlar ne yazık ki çoğu zaman günümüz okuru için bir şey ifade etmemektedir. Dîvân şairlerinin kullandığı ve çoğu kez bizleri şaşırtan ilginç ifadelerin arka planına, kaynağına ve kullanım alanlarına gidildikçe şiirdeki birtakım müphem kavramların açıklığa kavuştuğu, şiire ait anlam dünyasının berraklaştığı görülmektedir. Bu çalışma vesilesiyle Dîvân şiirinde örneğine pek rastlanmayan neyzen bakışı tabirinin kazandığı anlamları seçilmiş beyitler üzerinden değerlendirmeye çalışacağız.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2018-12-31",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c8817ce10",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c88adfd2e",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "KLASİK TÜRK ŞİİRİNDE “ZEHRİ YEDİ TASTAN GEÇMEK” DEYİMİNİN KÖKENİ ÜZERİNE",
                "creator": " Ayşe Yıldız",
                "subject": null,
                "description": "Klasik Türk şiiri, gerek eski Türkçe devresinden beri izleri takip edilebilen gerekse tercüme yoluyla dilimize kazandırılan deyimler açısından oldukça zengindir. Tercüme yoluyla dilimize geçen deyimlerin izlerini takip etmek ve kaynak dili belirlemek her zaman mümkün olmamaktadır. Deyim sözlüklerinde yer almayan ancak yapısı itibariyle deyim özelliği gösteren ve kökeni tam olarak bilinmeyen deyimlerden biri de “zehri yedi tastan geçmek”tir.  Toplam 16 beyitte tespit edilebilen “zehri yedi tastan geçmek” tabirine kelime ve deyim sözlüklerinde rastlanılmamıştır. Bu çalışmada örnek beyitlerin bağlamından hareketle deyime anlam önerileri sunulacaktır. Deyimin yer aldığı beyitlerdeki kelimelerin üç farklı grupta toplandığı söylenebilir: Gökyüzü, yılan ve olumsuz durum ve duygularla ilgili olanlar. Bu gruplama deyimin anlamının astroloji ve mitoloji ile bağlantılı olabileceğini düşündürmektedir. Yılan, hikmetin, zamanın ve kaderin sembolü olup aynı zamanda sırları korur. İnsanların kaderinin de yedinci kat gökte (Levh-i Mahfuz’da)saklı olduğuna inanılır. Felek, insanların –özellikle kötü- kaderlerinden sorumlu tutulur. Kaderin yedinci kat gökten, gökyüzü katmanlarını geçerek insana ulaşması\/ vakti geldiğinde gerçekleşmesi ile zehrin yedi tası geçerek ölümcüllüğünü açığa çıkarması arasında bir paralellik görülür. Bu çalışmada, insanların kaderlerinin yapraklarında yazıldığı hayat ağacı ve bu ağacı koruyan ve dolayısıyla tanrısal bilgiye vâkıf yılanın, ağaç zikredilmeksizin bu inanışa telmihen kullanılmış olduğu ve yedi tastan geçen zehrin ise felek üzerinden kaderle hesaplaşma anlayışının bir başka ifadesi olarak şiirde yer bulduğu sonucuna ulaşılmıştır.     ",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2018-12-31",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c88adfd2e",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c88e218cb",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "NÂİLÎ-İ KADÎM’İN “ANDELÎB” REDİFLİ GAZELİ ÜZERİNE",
                "creator": " Halit Biltekin",
                "subject": null,
                "description": "Aşk teması klâsik Türk şiirinde işlenen ana konulardan biri olmuştur. Gül ile bülbül arasındaki aşk da klâsik Türk edebiyatında mesnevilerde ve gazellerde pek çok kez işlenmiştir. 17. yüzyıl şairlerinden Nâilî-i Kadîm de “andelîb” redifli gazelinde, bülbülün güle duyduğu aşkın ıstırabını betimlemiştir. Burada da bu gazel ekseninde klâsik edebiyat metinlerinin anlamlandırılmasında dikkat edilmesi gereken hususlar işlenecektir. Bu bağlamda bu gazelin bazı beyitlerinin diliçi çevirilerine yeni eklemeler yapılacaktır.               ",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2018-12-31",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c88e218cb",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c8937761a",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "TAŞLICALI YAHYA BEY’İN ŞİİRLERİNDE DEVLET ADAMI KİMLİĞİNİN İZLERİ",
                "creator": " Tuba Onat Çakıroğlu",
                "subject": null,
                "description": "Klâsik Türk Edebiyatı’nda şairlerin ele alacağı konuların, yapacağı tasvirlerin, benzetmelerin çerçevesi önceden belirlenmiştir. Şairler, geleneğin kendilerine sunduğu çerçevede eserlerini kaleme almışlardır. Klâsik Türk Edebiyatı’nın esas konusu olan aşkı anlatırken, şairler ideal aşkı ve ideal sevgiliyi tasvir etmişlerdir. Şair, hayatında aşkı gerçekten yaşamamış dahi olsa eserinde ince hayaller ve benzetmelerle aşkı ve âşıklığı en güzel şekilde ifade etmiştir. Çoğu zaman şairin kimliği, mesleği, makamı ve içinde bulunduğu koşullar şiirlerinde fark edilmez. Bununla birlikte zaman zaman şairlerin düşünceleri, hayata bakış açıları şiirlerinde kelimelerin arasına gizlenmek suretiyle karşımıza çıkar. 16. yüzyıl şairlerinden Taşlıcalı Yahya Bey, devşirme usûlü ile İstanbul Acemi Oğlanlar ocağına getirilmiş, yeniçeri olmak üzere yetiştirilirken ordu içinde yükselmiş, hem asker hem de şair olarak tanınmıştır. Taşlıcalı Yahya Bey kasidelerinde katıldığı seferlerden bizzat bahsetmektedir. Ancak divanların gazeller bölümü daha çok sevgiliye dâir vasıfların dile getirildiği bölümlerdir. Hem asker hem devlet adamı olan Taşlıcalı Yahya Bey’ in gazellerinde güzeli, sevgiliyi tasvir ederken asker kimliğinin izlerine rastlamak mümkün müdür? Şairin yeniçeri olarak katıldığı seferlerde edindiği tecrübelere şiirlerinde yer vermiş olmalıdır.  Yazımızın konusu, bu noktadan hareketle belirlenmiştir. Şairin mesleğinin izleri beyitlerde tespit edilmeye çalışılacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2018-12-31",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c8937761a",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c89e063c0",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "TUHFE-İ MURÂDÎ’DE “CANAVAR” KELİMESİNİN BAĞLAMI ÜZERİNE",
                "creator": " Selim Gök",
                "subject": null,
                "description": "Farsça’dan dilimize geçmiş “canavar” kelimesi, klasik metinlerde gerçek ve soyut manalarda kullanılmaktadır. Değerli taşlardan bahseden Tuhfe-i Murâdî isimli eserde, canavar kelimesinin inciyi oluşturan istiridyeyi kastettiği görülmüştür. Tarihsel süreçte bu kelime; mitolojik unsurların, yaşantıların ve coğrafyanın etkisiyle farklı bağlamlar kazanmıştır.  Başlangıçta istiridye-inci çiftine suyun hayatî özelliklerinin yüklenmesi doğum ve doğurganlık kavramlarıyla özdeşleşmiştir. Sonrasında istiridye sembolü ve onun taşıdığı anlam; tanrı krallara atfedilmiştir. Bu özellikleri taşıyan yöneticiler (canavarlar); refahın, bereketin ve ölümsüzlüğün kaynağı olarak görülmüşlerdir. Lakin iyi kralların başka krallarla olan mücadeleleri iyi-kötü canavar (kral) formları ortaya çıkarmıştır. Zamanla canavar; ejderha ile aynı form içinde değerlendirilmiş ve hazineyi bekleyen dev canavar tasavvurları oluşmuştur. Bu durum istiridyenin(canavarın) canlılık formunun zamanla erk özellikler gösteren tanrı-kral formuna dönüşmesine neden olmuştur. Çünkü kadim toplumlara göre güç ve hayat verme özelliği tanrı krallara ait bir özelliktir. Aynı zamanda canlılar arasında sadece erkeği hamile kalan denizatları şeklî olarak ejderhaya benzemektedir. Bu canlı hem erildir ve gücü elinde tutmaktadır hem de doğurganlık gibi dişil bir özelliğe sahiptir.  Bu bağlamda Tuhfe-i Murâdî’de geçen “arastôrûs” istiridyesinin; mitolojilerdeki diş, boynuz, boğa kavramlarıyla özdeşleşen ve yağmurlu mevsimlerde ortaya çıkan bir çeşit istiridye türü olduğu anlaşılmıştır. “aries(koç) ve taurus(boğa)” burçlarının zaman olarak karşılığı; “arastôrûs” un deniz yüzeyine çıktığı mart ve nisan aylarına rastlamaktadır. Sonuç olarak, istiridyelerin doğurganlık özelliklerinin denizatları ile ortak bir “canavar-ejderha” formu oluşturduğu tespit edilmiştir. Günümüzdeki canavarlar ise istiridyenin ikiye açılan ağzından ve keskin, sivri dişlerinden oluşan “can alan yırtıcı varlık” formunu karşılamaktadır. ",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2018-12-31",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c89e063c0",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c89f594be",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "\"DİL YARASI EN ACI BİR YARA İMİŞ\"",
                "creator": " Zeynep Dinçer Berdibek",
                "subject": null,
                "description": "“Dil” sözcüğü, Türkçe sözlüklerde; “gönül, kalp, dil, yürek, niyet ve esir” olarak anlamlandırılmaktadır. Ancak sözcük, her ne kadar bu anlamların tümünü karşılasa da Klasik Türk Edebiyatında daha çok “duygunun merkezi olan gönül” manasıyla yorumlanmış; hatta sözcükle oluşan pek çok tamlamada da bu anlam ön plana çıkmıştır. Ancak kimi şiir örnekleri incelendiğinde “dil”in sözlüklerde yer alan bu anlamları karşılamadığı düşünülmüştür. Bu amaçla birçok sözlük ve kaynak taranmış ve “dil”in “karın” anlamına da geldiği tespit edilmiştir. Bu anlam, Klâsik Türk Şiirinde geçen hemen her şiirde sözcüğün yeniden yorumlanmasına imkân tanımakla kalmamış; dil ile ilgili tamlamaların da yeniden ele alınması gerektiğini göstermiştir. Örneğin “dil yarası” (puhte-i dil, zahm-ı dil, dil-i mecrûh, dil-efgâr), pek çok beyitte bir hastalığa işaret etmekte ve “karında oluşan yara” olarak nitelendirilmektedir. Çalışmayı sınırlandırmak açısından söz konusu makalede “dil yarası”nın bu anlamı üzerinde durulacak ve yaranın nasıl oluştuğu, neye benzediği ve tedavisinin neler olduğu araştırılacaktır. ",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2018-12-31",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c89f594be",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c8a6bfc12",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "NEDÎM’İN FARSÇA RUBAİLERİNDE HAYYÂM’IN ETKİSİ",
                "creator": " Sara Behzad",
                "subject": null,
                "description": "Şiir dünyasında, her dönem tarz sahibi, önemli şairler ortaya çıkarak kendilerine özgü fikir ve söyleyiş üslûplarını ortaya koymuş ve sonraki şairlere önderlik etmişlerdir. Diğer şairler, böyle şahsiyetlerin şiirlerini özümseyerek nazireler yazmış veya bilinçaltlarına kazıyarak yazdıkları şiirlerde izlerini taşımışlardır. Bu büyük şairlerin biri de, Fars edebiyatında yazdığı rubailer ile ün kazanan Ömer Hayyâm’dır. Hayyâm, Fars Edebiyatı haricinde Türk edebiyatında eser veren çok sayıda şairi etkilemiştir. Bu şairlerden en önemlilerinden biri Nedîm’dir.  Bu makalede Nedîm’in yazdığı Farsça rubailerde Hayyâm’ın etkisi dilsel, fikri ve edebi açılardan incelemeler ortaya konularak ele alınacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2018-12-31",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c8a6bfc12",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c8ad177ff",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "HOCA TAHSİN EFENDİ’NİN HEY’ET İLMİ ÜZERİNE BİR MANZUMESİ",
                "creator": " Mesut Algül",
                "subject": null,
                "description": "Divan şiiri, insana dair her ayrıntıyı ihtiva eden çok zengin bir şiir geleneğidir. Bu gelenek ilimden beslenir. Divan şairleri, aynı zamanda birer âlim ve muhtelif mesleklere sahip kişilerdir. Divan şiiri ve ilim arasındaki ilişki birbirini tamamlamak seviyesini geçerek ayniyet derecesi de gösterebilir. Öyle ki Osmanlıda hemen her âlim bir tarafıyla şair, her şair de bir ölçüde âlimdir. Bu yönüyle bakıldığında, kaleme alınan her bir edebî eserde ilmî unsurlarla karşılaşmak; her bir ilmî eserde de edebî ürünlere rastlamak mümkündür. Şairler, sahip oldukları birikimi edebî eserlerine özellikle de divanlarına büyük bir titizlikle nakşetmişlerdir. Bununla birlikte, yazdıkları ilmî eserlerde de pek çok manzum parçalara yer vermişlerdir. Şiirlerdeki bu ilmî birikimi ve ilmî eserlerdeki manzum parçaları tespit etmek, divan şiirinin anlam dünyasının zenginliğini gösterme açısından önemlidir.  Hoca Tahsin Efendi, Osmanlı’nın son dönemlerinde yaşamış önemli fikir adamlarındandır. Çeşitli bilim dallarında yazılmış pek çok eseri bulunmaktadır. Bu eserlerin bir kısmında onun şairlik yönünü ortaya koyan manzumeler bulunmaktadır. Esâs-ı İlm-i Hey’et de bu eserlerden birisidir. Hoca Tahsin Efendi, bu eserinde yer alan kaside nazım şekliyle yazılmış manzumesinde o dönemin astronomi bilgisini edebî bir üslupla anlatmaya çalışmıştır. Çalışma kapsamında, astronomi ile ilgili bu manzume ilmî ve edebî boyutlarıyla ele alınacaktır.    ",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2018-12-31",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c8ad177ff",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c8b25d2dd",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "BİR TEZKİRECİLİK TABİRİ OLARAK “SÂF-DİL\/SÂDE-DİL”",
                "creator": " Bilal Güzel",
                "subject": null,
                "description": "Türk Edebiyatında 15. yüz yılda Ali Şir Nevayî ile başlayan tezkire yazma geleneği 20. yüz yıla kadar kesintisiz devam eder. Tezkire yazma geleneği zamanla çeşitli meslek erbaplarının, zümrelerin biyografilerini de yazma şeklinde gelişmiştir. Tezkire yazarları kendilerine has bir üslup geliştirerek türe özel terimler kullanmışlardır. Bu makalenin konusunu tezkire yazarlarının biyografilerde kullandıkları sâf-dil\/sâde-dil tabirleri oluşturmaktadır.  Sâf-dil\/sâde-dil tabileri için Türkçe sözlüklerde “temiz kalpli” ve “bön, ahmak” anlamları vermiştir. Makalede sâf-dil\/sâde-dil’in tezkirelerde hangi anlamlarda kullanıldığı belirlenip farklı bir anlamda kullanılıp kullanılmadığı tartışılacaktır. ",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2018-12-31",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c8b25d2dd",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c8b8bcf80",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "AZMÎ-ZÂDE HÂLETÎ DİVANI’NDA “HALKA” KELİMESİNİN KULLANIM BAĞLAMLARI",
                "creator": " Aslıhan Öztürk Doğan",
                "subject": null,
                "description": "Divan şiirinin anlam zenginliği göz önünde bulundurulduğunda bağlam, şüphesiz büyük önem taşımaktadır. Kavramlar, hayaller, mazmunlar kendilerinden önce veya sonra gelen kavramlarla ilintili olarak yüzlerce farklı mana taşıyabilmektedirler. Genel itibarıyla yuvarlaklıkla ilgili olan “halka” kelimesinin sözlüklerde yirmiden fazla anlamı bulunmaktadır. Kelimenin anlam bakımından bu denli zengin olması, divan şairlerinin yuvarlaklıkla ilgili kurdukları hayallerde “halka” kelimesinin anlam zenginliğinden yararlanmalarını sağlamıştır. XVII. yüzyıl şairlerinden Azmî-zâde Hâletî de bu kelimenin anlam zenginliğinden faydalanan şairlerdendir. Azmî-zâde Hâletî Divanı’nda halka kelimesinin sekiz farklı manada toplam 38 defa kullanıldığı görülmektedir. Halka kelimesi, tek başına kullanıldığında karşıladığı anlamların yanı sıra birtakım kelimelerle bir araya gelip kelime grubu oluşturduğunda da yeni anlamlar kazanmaktadır. Azmî-zâde Hâletî Divanı’nda halka kelimesinin bu tür üç farklı kullanımı görülmektedir. Bunlardan ilki kelimenin “zikr, irşât” gibi kelimelerle bir araya gelerek kazandığı tasavvufî terim anlamıdır. İkincisi divan edebiyatında sıklıkla kullanılan “halka-begûş yahut halka der-gûş” sonuncusu ise “halka-i der gibi olmak” yani kapı halkası gibi olmaktır. Bu çalışmada “halka” kelimesinin Azmî-zâde Hâletî Divanı’nda tek başına ve diğer kelimelerle bir araya gelip kalıp ifadeler oluşturduğunda hangi anlamlarda kullanıldığı değerlendirilecektir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2018-12-31",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c8b8bcf80",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c8be1b63a",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "MEŞÂ’İRÜ’Ş-ŞU’ARÂ’DA “HAYÂL TASARIMLARI”",
                "creator": " Duygu Bingöl Toptaş",
                "subject": null,
                "description": "MEŞÂ’İRÜ’Ş-ŞU’ARÂ’DA “HAYÂL TASARIMLARI”                                                                                                                                ÖZET﻿Edebiyat tarihi için en önemli kaynaklardan biri olan şuʿarâ tezkirelerinde birtakım kalıplaşmış sözcükler kullanılır. Bu sözcüklerin, sözlüklerde yer alan manalarının dışında belirli bir anlam çerçeveleri mevcuttur. Kimi zaman temel anlamlarıyla kullanılan bu kelimeler, çoğu zaman yan anlamlarıyla ya da benzetmeye dayalı edebi sanat oluşturacak biçimde kullanımlarıyla karşımıza çıkmaktadır. “Hayâl” sözcüğü bunların başında gelir. Bu çalışmada Âşık Çelebi’nin Meşâ’irü’ş-Şuʿarâ’sında kullanılan “hayâl” ibâresinin duygu tasarımları verilmiş ve şairlerin zevklerini, yeteneklerini ve şiir yazma kabiliyetlerini anlatırken farklı manalar, soyut tamlamalar, mecazla örülü anlamlar, gruplandırılarak anlam çerçevesi belirlenmiştir. Çalışmada asıl konuya geçmeden evvel, Meşâirü’ş-şuʿârâ hakkında birkaç paragrafı geçmeyen önemli bilgiler verilmiştir. Ardından çalışmanın özünü oluşturan “hayâl” sözcüğü TEBDİZ Projesi’nde taratılmış ve 2054 adet sonuç verdiği gözlemlenmiştir. Bu sözcüğün karşımıza geçen anlamlarından bazıları şunlardır: “Aslı olmadığı halde zihinde kurulan şey \/ Düş\/ Gerçekleşmesi özlenen şey\/ Fikir, imge”. Başvurulan çeşitli sözlüklerde de “hayâl” kelimesinin TEBDİZ’de karşımıza çıkan anlamlarından çok farklı olmadığı tespit edilmiştir. Yazıda Meşâirü’ş-şuʿarâ’da geçen “Hayâl” kullanımları, belirli bir anlam çerçevesi dahilinde incelenmiş ve en çok “tasarımlar” söz konusu olduğunda kullanıldığı tespit edilmiştir. Ardından sözcüğün kullanımı ile ilgili istatistiksel bilgiler verişmiştir. Tasarımlar, alt başlıklar halinde gruplandırılmış ve her bir başlık için tezkireden örnekler sunulmuştur. Birtakım tablolar ile de desteklenen çalışmamız, bir kelimenin –bu çalışmada hayâl- ne çok farklı manası olduğunu, arkasına veya önüne aldığı isimler, sıfatlar ve fiillerle değişik tasarımlar oluşturduğunu, temel ve yan anlamlarıyla sanatlı söyleyişlere sebebiyet verdiğini kanıtlamak üzerine hazırlanmıştır. IMAGINATION DESIGNS IN MEŞÂİRÜ’Ş-ŞUʿÂRÂABSTRACT Some stereotypes are used i n Tezkiretu's-suara (collection of biographies) which is one of the important sources in literature history. These words have a certain meaning frameworks apart from the terms in the dictionaries. These words which are sometimes used in their basic meanings, but mostly encountered as their connotations or in a way to creat literary art based on analogy. The main of these words is ‘imagination’. In this study, emotion designs of anlat imagination ini which is used in Âşık Çelebi Meşâ’irü’ş-Şuʿarâ soy, were given and different meanings, abstract phrases, metaphorical meanings, grouping and meaning frame were defined. In this study, emotion designs of inscription of ‘imagination’  which is used in Meşâ’irü’ş-Şuʿarâ of Âşık Çelebi were given and whereas the flavour, talent and versification ability of poets were told, different meanings, abstract phrases, metaphorical meanings were classified and meaning frame were defined. Before to the main topic of the study, important information about Meşâırü’ş-şu’ârâ is given within a few paragraphs. Then, the word ‘imagination’ , which composes the essence of the study, has been searched in the TEBDİZ Project and 2054 results have been observed. Some of the encountered meanings of this word are as follows: The thing that is formed in the mind  though it is not real \/ dream \/ thing to be missed \/ idea \/ image. In the various dictionaries applied, it was determined that the word ‘imagination’ “does not differ very much from the meanings we encountered in TEBDİZ. In the article, the use of ‘imagination’ was examined within a certain frame of meaning and it was found that it was mostly used in the case of ‘designs’. Then statistical information is given about the use of the word. The designs are grouped into sub-headings and examples from the Tezkire for each title are presented. Our study, which is supported with a number of tables, has been prepared to prove that how a word (in this study ‘imagination’) has many different meanings, creates different designs with nouns, adjectives and verbs behind and before it, and gives rise to artistic expressions with its basic and semantic meanings",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2018-12-31",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c8be1b63a",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c8c3780c6",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "SALÂMÂN U ABSÂL MESNEVİSİNDEKİ ABSÂL’IN KÖKENİ ÜZERİNE",
                "creator": " Esra Kılıç",
                "subject": null,
                "description": "Türk edebiyatında Salâmân u Absâl mesnevisinin tek örneğini Lâmiʽî Çelebi vermiştir. Câmî’nin birçok eserini tercüme ettiği için Câmî-i Rûm lakabı ile tanınan Lâmiʽi Çelebi, Salâmân u Absâl mesnevisini Câmî’nin aynı adı taşıyan eserinden tercüme etmiştir. Lâmiʽî’nin Salâmân u Absâl’ı, te’lif-tercüme bir eserdir. Konu bakımından Câmî ile Lâmiʽî’nin arasında hikâyenin ana hatlarında bir değişiklik yoktur. Lâmiʽî, mesneviye 5 gazel,1 murabba ve 1 mersiye ilave etmiştir.  Salâmân u Absâl’ın Yunan kaynaklı bir hikâye olduğu ve  Salâmân ve Absâl’ın  Süleymân ve Abşâlum’dan bozma Süryanice bir isim oldukları, Batı dünyasında şekil ve cinsiyet değiştirerek hikâyeleştirildikleri görüşleri vardır. Fakat bu makalede buna değinilmeyecek olup Salâmân u Absâl mesnevisinin kadın kahramanı Absâl’dan yola çıkarak kökeni hakkında bazı tespitler sunulacaktır. ",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2018-12-31",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c8c3780c6",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c8caad174",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "KLÂSİK TÜRK ŞİİRİNDE “DAİRE ÇEKMEK\/ÇİZMEK” DEYİMİNİN KÜLTÜREL KÖKENLERİNE DAİR",
                "creator": " Hanım Yımaz",
                "subject": null,
                "description": "Klâsik Türk şiirindeki bazı söyleyişlerde ve deyimlerde çeşitli inançlara dair izler görülmektedir. Bu inançların tarihsel sürecine bakıldığında oldukça geriye gittiği takip edilebilir. Eski medeniyetlerde izlerine rastlanılan  ifadeler Jung’un “toplumsal bilinçdışı” ifadesiyle farklı kültürlerde ve çeşitli sanat dallarında yerini almıştır. Bu çalışmada ise klâsik Türk şiirinde geçen “daire çekmek\/çizmek” deyiminin kökenleri ve kullanımı değerlendirilecektir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2018-12-31",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c8caad174",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c8d01fa46",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "KLASİK TÜRK ŞİİRİNDE ŞÜTÜR-İ ÇARH İLE AVESTA’YA YOLCULUK",
                "creator": " Mustafa Kılıç",
                "subject": null,
                "description": "Klasik Türk şiiri günümüzden hayli uzak bir edebî geleneğin ürünüdür. Bu şiir geleneğini anlama ve anlamlandırma gayretlerinin başında da metin şerhi gelmektedir. Kullanılan yöntem ne olursa olsun, metni anlamlandırma çalışmalarının ilk basamağı şiir metninde geçen kelime kadrosunun dökümüdür. Şiirde geçen tüm kelimelerin anlamları ve hangi hayalleri barındırdığı bilinmeden o metnin anlaşılması mümkün değildir. Bu sebeple, Klasik Türk şiirinin az sözle çok şey anlatan yapısı ve şairlerin iki mısraa sığdırdıkları kültürel birikimler, inanışlar, tasavvurlar, mitolojik anlatılar köken araştırmasını zorunlu kılar.Bu çalışmada klasik Türk şiirinde geçen “üştür-i gerdûn” ve “şütür-i çarh” tamlamaları ile eski kültürlerin inanç sistemleri ve mitolojilerinde yer alan uçan\/kanatlı deve tasavvurları arasındaki ilişki sorgulanacaktır. Bugünkü Türkçe’ye “feleğin devesi” olarak aktarılan ancak ifade ettiği anlam belli olmayan “üştür-i gerdûn” ve “şütür-i çarh” tamlamaları, felek ve deve sembolizmi içinde yorumlanacak ve mitoslarda yer alan, gökyüzündeki tanrıların bineği olan devenin, klasik Türk şiirindeki benzetmelik ilgisi ve kökeni, mitolojinin süzgecinden geçerek kazandığı anlam ve hayallere işaret edilecektir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2018-12-31",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c8d01fa46",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c8d587a3f",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "KAVRAMLARIN ANLAMLANDIRILMASINDA ŞERHLERİN YERİ: SÛDÎ’NİN ŞERH-İ DÎVÂN-I HÂFIZ’I ÖRNEĞİ",
                "creator": " Saniye Eraslan Kaleli",
                "subject": null,
                "description": "Bir “mazmunlar ve mefhumlar edebiyatı” olarak nitelendirilen klasik Türk edebiyatı, varlığını sürdürdüğü yüzyıllardan bu yana, kendine has kuralları olan ve izah edilmeye gerek duyulan kavramları bünyesinde barındıran bir edebiyat olmuştur. Özellikle günümüz çağında, bir klasik edebiyat metnini anlamak için metindeki her bir sözcük ve sözcük grubunun (tamlamalar) sözlük anlamları ile ıstılah anlamını bilmek o metni anlamak için yeterli olmayacaktır. Bunun için elzem olan, o sözcük ve sözcük gruplarının metnin bağlamında kazandığı anlamsal katman ya da katmanları tespit edebilmektir. Bir metnin doğru anlaşılabilmesine yarayan “metin şerhi” faaliyetleri, klasik şiirin hüviyetine vâkıf olabilmek için, klasik edebiyatın nüfuz sahibi olduğu yüzyıllardan günümüze değin sahada ihtiyaç duyulan çalışmalardan olmuştur. Bu çalışmada Sûdî’nin “Şerh-i Dîvân-ı Hâfız” adlı eserinden hareketle “puhte, gabûk ve şehlâ” kelimelerinin Osmanlı Türkçesi sözlüklerinde izahına rastlanmayan anlamsal katmanlarına değinilecektir. Böylece klasik edebiyat metinlerini kavramada şerhlerin ne derece önemli olduğu gerçeğine örnek beyitler üzerinden dikkat çekilmeye çalışılacaktır. ",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2018-12-31",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c8d587a3f",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c8dbc91e8",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "KLASİK TÜRK ŞİİRİNDE KUHL-İ CEVÂHİR VE TÛTİYÂ ÜZERİNE BAZI DİKKATLER",
                "creator": " Zeynep Buçukcu",
                "subject": null,
                "description": "Klasik Türk edebiyatında sevgilinin güzellik unsurlarının yanında onları destekleyen, görünürlüğünü arttıran ögeler de söz konusu edilmiştir.   Kuhl, tutiya ve sürme de bu ögeler arasında bulunmaktadır. Bu çalışmada özel bir sürme çeşidi olan ve şiirlerde, haiz olduğu özelliklerden izler bulunan “kuhl-i cevahir” ve onunla sıkı bir bağa sahip olduğunu metinlerden tespit edebildiğimiz “tutiya” üzerine semantik bir değerlendirme yapılacaktır. ",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2018-12-31",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c8dbc91e8",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c8e13ff06",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "KIYÂFETÜ’L-İNSÂNİYYE FÎ ŞEMÂİLİ’L-OSMÂNİYYE’DEN HAREKETLE OSMANLI PADİŞAHLARININ GERÇEK PORTRESİ",
                "creator": " Özgenay İnanan",
                "subject": null,
                "description": "Osmanlı padişahlarının heybetli görünüşleri ve güzel yaratılışları her dönemde merak edilen konular arasında yer almaktadır. Tasvir sanatı, Osmanlı döneminde resim sanatına kıyasla daha çok ön plana çıkmaktadır. Metin içi tasvirler eserde yer verilen minyatürlere zemin hazırlamaktadır. Bu tür eserlerde bulunan şahsiyetlerin kılık kıyafetleri, karakteristik özellikleri, olaylar karşısındaki tutumları gözler önüne serilir bu vesileyle dönemin sosyal hayatına dair izlere dahi rastlamak mümkündür. Bu çalışmada Seyyid Lokman Çelebi bin Hüseynî al-Asûrî al-Urmevî’nin 16. yüzyılda kaleme aldığı Kıyâfetü’l-İnsâniyye Fî-Şema’ili’l-Osmâniyye adlı eseri merkeze alınarak Osman Gazi’den III. Murad’a kadar toplam on iki Osmanlı padişahının gerçek karakter özellikleri ve dış görünüşleri üzerinde durulmaya çalışılacaktır. Bu hususta eserde yer alan tasvirler ve bu tasvirler eşliğinde Nakkaş Osman’ın resmettiği portrelerden yola çıkılarak padişahlar hakkında genel belirlemeler yapılacak, ardından padişahların ayırt edici özellikleri üzerinde durulacaktır. Genel belirlemeler; padişahlar hakkında yapılan sade ve süslü tasvirler olarak metinde yer alan örnekler üzerinden açıklanacak metinde yer alan ibarelere göre padişahlar arasındaki genetik özellikler üzerinde durulacaktır. Ardından padişahları birbirinden ayıran ve ön plana çıkaran karakter özellikleri üzerinde durulacaktır. Bu belirlemelerden sonra başlıklar hâlinde her padişahın metinde bulunan tasvirleri ve portreleri yer alacaktır; böylelikle Nakkaş Osman’ın resmettiği portreler ile Seyyid Lokman Çelebi’nin tarif ettiği Osmanlı padişahlarının dış görünüşleri ve karakterleri ile zihnimizde tam anlamıyla gerçek portreler oluşturulması hedeflenmektedir. ",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2018-12-31",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c8e13ff06",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c8e877557",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "MİHRÎ HATUN DİVANI’NDA TESPİT EDİLEN ÖZGÜN KELİME KULLANIMLARI VE BAĞLAMSAL AÇIDAN FARKLI BİR BAĞDAŞTIRMA ÖRNEĞİ",
                "creator": " Tuğba Uluçam",
                "subject": null,
                "description": "Klasik Türk şiirini anlamak, okuyucuların ve araştırmacıların şiir ve şair hakkında daha anlaşılır ve doğru bilgiye ulaşmasını sağlamak, şiirin anlam dünyasını ortaya çıkaran çalışmaların yapılması ile mümkün olmaktadır. Bu çalışmaların başında ise şiir şerhleri gelmektedir. Şiir şerhleri ile elde edilen yöntem ve bilgi birikimi doğrultusunda şiiri açıklama ve anlama konusunda gelişmeler kaydedilmiştir.  Türk Edebiyatı Bağlamlı Dizin ve İşlevsel Sözlük (Tebdiz) çalışması, Klasik Türk şiirinin kelime ve anlam dünyasının daha iyi anlaşılabilmesi, şiir ve şiiri oluşturan unsurların, bunların altında yatan anlamların açığa çıkarılabilmesi gibi amaçlara hizmet etmektedir. Bu çalışma ile şiirin bağlamından hareketle kelimelere yüklenen anlamlar, çeşitli sözlükler ve kaynaklar yardımıyla tespit edilmektedir. Ayrıca bir şiiri oluştururken şairlerin kelimelerle kurmuş oldukları anlamsal bağlantılar ve kelimelere vermiş oldukları sözlüklerde bulunmayan bağlamsal anlamlar ortaya çıkarılmaktadır.   Tebdiz kapsamında ele alınan Mihrî Hatun Divanı da yüksek lisans tezi olarak tarafımca bir sözlük ve dizin haline getirilmiş ve sözlük üzerinde çeşitli incelemelerde bulunulmuştur. Bu incelemelerden birisi de Divan’da yer alan farklı kelime kullanımları ve bağdaştırmalardır. Mihrî Hatun Divanı’nda yer alan anlamsal ve yapısal olarak farklılık arz eden, şiirin bağlamından hareketle anlam verilmiş kelime ve kelime grupları ile farklı bir bağdaştırma örneği bu çalışmada ele alınmıştır. Tespit edilen ifadelerin incelemesi yapılmış ve verilen anlamların bağlamsal yönü ortaya koyulmuştur.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2018-12-31",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c8e877557",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c8edc34c1",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "ŞEHRENGİZE FARKLI BİR BAKIŞ: AZÎZÎ VE LEBÎBÎ’YE AİT ŞEHRENGİZLERİN MUKAYESELİ İNCELEMESİ",
                "creator": " Mehmet Altinova",
                "subject": null,
                "description": "Şehrengiz bir şehrin dilberlerini ve güzelliklerini anlatan edebî türlerden biridir. İran’da XII. yüzyılda şehr-âşûb adıyla ilk örneklerinin verildiği araştırmacılar tarafından ifade edilmektedir. Türk edebiyatında ise XVI. yüzyılda Mesihî’nin ve ardından Zâtî’nin Edirne Şehrengizi ile ilk örnekleri verilen tür, zamanla Lâmî Çelebi’nin Bursa Şehrengizi ile gelişim ve değişim göstererek klasik Türk edebiyatında önem kazanmıştır. Sosyal hayattan izlerin görüldüğü, övgünün bulunduğu ve lirik bir anlatıma sahip olan şehrengizler klasik Türk şiirindeki benzetme unsurlarını kullanarak hayalî sevgili tipolojisinden ziyade gerçek güzellerin ön plana çıktığı bir türdür. Büyük bir kısmı mesnevi tarzında yazılan bu eserler birçok bilimsel araştırmaya konu olmuştur. Bu çalışmada başlangıçta XVI. yüzyıl şairlerinden Azîzî ve Lebîbî hakkında bilgi verilmesinin ardından şehrengiz türü tanıtılmıştır. Ardından edebiyat tarihimizde tek kadın şehrengizini yazan Azîzî’nin İstanbul Şehrengizi ile edebiyatımızda tek semt şehrengizini yazan Lebîbî’nin Eyüp bölgesindeki yirmi erkek esnafın vasıflarını övdüğü Eyüp Şehrengizi adlı eserler mukayese edilmiştir. Çalışmada mukayese sonucunda iki şehrengizdeki tespit edilen benzerlik ve farklılıklardan birtakım sonuçlar elde edilmiş ve şehrengiz literatürüne katkı sağlanması amaçlanmıştır. Azîzî’nin İstanbul Şehrengizi’nin tarafımızdan tespit edilen yeni ve tam bir nüshası çalışmada belirtilmiş ve orijinal nüshalarına yer verilmiştir. Ayrıca şairin Dîvân’ında yer alan şehrengize benzer Cevâb-ı nâme adlı kaside üzerine birtakım düşünce ve tekliflere çalışmada yer verilmiştir.  ",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2018-12-31",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c8edc34c1",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c8f7508ec",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "TARİH VE EDEBİYAT METİNLERİ BAĞLAMLI DİZİN VE İŞLEVSEL SÖZLÜĞÜ SİSTEMİ (TEBDİZ) ÜZERİNDE YENİ GELİŞMELER: HIZLI TRANSKRİPSİYON VE METİN TAMİRİ",
                "creator": " Fatih Özer",
                "subject": null,
                "description": "Bu çalışmamızda Prof. Dr. İsmail Hakkı Aksoyak liderliğinde yürütülen Tarih ve Edebiyat Metinleri Bağlamlı Dizin ve İşlevsel Sözlüğü Sistemi (TEBDİZ) üzerine değerlendirmelerde bulunup sistem üzerinden “Harâmî” kelimesinin Türk Edebiyatı içerisindeki tarihsel gelişimi üzerine bir inceleme yapılacaktır. İncelememizde bir kelimenin taranmış eserler içerisinde kaç farklı anlamda, kaç defa kullanıldığı, hangi tür metinlerde kullanıldığı, hangi kelime gruplarıyla (atasözü, deyim, argo vb.) birlikte kullanıldığı, hangi ekleri aldığı, edebiyat alanımıza hangi dönemde girdiği ve ağırlıklı olarak hangi devirlerde kullanıldığı üzerine belirlemeler ve tespitler yapılmaya çalışılacaktır. Ayrıca Tarih ve Edebiyat Metinleri Bağlamlı Dizin ve İşlevsel Sözlüğü Sistemi (TEBDİZ) üzerinde yer alan ve çeviri yazıda (transkripsiyon) araştırmacılara yeni bir yardımcı olarak Fatih Transkripsiyon Programı hakkında bilgi verilecektir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2018-12-31",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c8f7508ec",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        }
    ]
}



