{
    "issueRecord": {
        "header": {
            "identifier": "oai:https:\/\/www.adeddergi.com\/:sayi\/68a8c7a76ee86",
            "datestamp": "2019-04-30"
        },
        "metadata": {
            "title": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi, Cilt: 3 Sayı: 1",
            "creator": "",
            "subject": null,
            "description": null,
            "publisher": "Prof. Dr. Mehmet Özdemir",
            "date": "2019-04-30",
            "type": "Journal Issue",
            "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/sayi\/68a8c7a76ee86",
            "language": "tr",
            "rights": "Creative Commons"
        }
    },
    "articles": [
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c7c36b149",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Sergüzeştnâmeden Hatırata Geçiş Eseri: Mihnet-Keşân",
                "creator": " İsrafil Babacan",
                "subject": null,
                "description": "Klâsik Türk Edebiyatı’nda gerçekçi anlatıma sahip hatıra esaslı türlere ve anlatım biçimlerine çok sık rastlanmadığı bir gerçektir. Aslında bütün Doğu ve İslam edebiyatlarında durum bundan farksızdır. Söz konusu yoksunluğun İslam kültüründeki temel nedeni, birey ile bireye ait dünyevî rabıtaların dile getirilmesinin din ve tasavvufça hoş karşılanmamasıdır. Ayrıca yüzyıllarca eleştiriye kapalı siyasal ve sosyal yapı içinde yaşamak da önemli bir etkendir. Fakat modern manada olmasa da tezkireler, geleneksel tarih, vekâyinâme, gazavatnâme, seyahatnâme ve benzeri türden eserlerde, dağınık ama önemli anılara rastlamak mümkündür. Klâsik Türk şiirinde geleneksel türlere nispetle daha gerçekçi anlatıma sahip sergüzeştnâmeler, genellikle mesnevî nazım şekliyle manzum kaleme alınan edebî ürünlerdir. XV. yüzyıldan XIX. yüzyıla kadar kesintisiz biçimde vücuda getirilen bu türden eserlerde, göreceli bir realizm ön plandadır. Ancak bu durum, XIX. asır edebiyatımızda Batılılaşma ile birlikte ortaya çıkan pozitivist gerçeklilikle mukayese edilemez. Bununla birlikte, XIX. yüzyılın başında siyasî nedenlerle İstanbul’dan Keşan’a sürülen Keçecizâde İzzet Molla’nın (ö. 1829) yaklaşık bir yıl süren sürgün hayatı sırasında, 1823-1824 yılları arasında kaleme aldığı Mihnet-Keşân adlı mesnevisi, dikkat çekici bazı yenilikler içerir. Eserde şekil açısından geleneksel mesnevilerde görülmeyen çeşitli niteliklerle birlikte, gerçekçi tasvirler, kronolojik olay örgüleri, realist zaman-mekân-şahıs dizini, modern hikâyeleri andıran dönüşlülük ve psikolojik tahlilden hareketle oluşturulan anlatım tarzı, onu aynı dönemde kaleme alınan mesnevilerden tür ve şekil açısından farklı kılar. Bu farklılıklar, Mihnet-Keşân’ı, edebiyatımızda hatırat türünün öncüsü sayılabilecek bir niteliğe taşımıştır. Biz çalışmamızda Mihnet-Keşân’ı, bir yönüyle klâsik mesnevî olması açısından Divan şiiri araştırmaları yöntemleriyle ve başka bir bakışla modern hatırat nitelikleri taşıması dolayısıyla yeni metotlarla inceleyeceğiz. İnceleme sonunda, söz konusu eserin, modern hatırat türünün edebiyatımızda ortaya çıkışına nasıl öncülük ettiğini açıklığa kavuşturmaya çalışacağız.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2019-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c7c36b149",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c7c601002",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Erken Cumhuriyet Döneminde Kısa Ömürlü Edebiyat Dergileri",
                "creator": " Di̇nçer Apaydin,  İbrahim Özakman",
                "subject": null,
                "description": "Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşunu takip eden on beş yıllık dönem, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde siyasetten sanata, bilimden gündelik hayata kadar pek çok safhada atılımların gözlenebildiği bir devredir. Erken Cumhuriyet Dönemi olarak adlandırılabilecek olan bu zaman diliminin içindeki bütün hamlelerde yenilikçiliğin baskın unsur olduğu görülür. Yenilikçilik fikri etrafında şekillenen bu atılımların Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda gözetilen temel değerleri yerleştirmek ve yaygınlaştırmak üzere kurgulandığı da açıktır. Bu temel değerlerin tanıtılması ve yaygınlaştırılmasında edebiyatın ve edebî metinlerin de önemli bir payı vardır. Doğal olarak kültür hayatı ve edebiyat alanını da etkisi altına alan Erken Cumhuriyet Döneminin bu özelliği, süreli yayınlarda ortaya konan metinler üzerinden sistemli bir biçimde takip edilebilir. Ne var ki Erken Cumhuriyet Döneminin getirdiği verimlilik atmosferi içinde oluşan hevesle çıkarılan bazı edebiyat dergilerinin devam ettirilemediği anlaşılmıştır. Kısa süreli bu dergilerin dönemin karakteristik özelliklerini ve edebiyat anlayışlarını yansıtmada, aktüel olanı anlamada etkili olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmada 1923-1938 yılları arasında yalnızca bir veya en fazla iki sayı yayımlanan dokuz farklı dergi ele alınmıştır. Bu dergilerin adları: Anavatan Mecmuası (1922), Çankaya (1928), Gençlik (1928), Kor (1932), Mebâhis (1924), Mehtap (1928), Nur (1924), Pınar (1925) ve Hızlanış (1935)’tır. Taşıdıkları kültür göstergeleri, aralarındaki ilişkiler, dönemleriyle olan bağlantıları ve dönemlerinin edebiyat anlayışlarına olan mesafeleri bakımından incelenen dergilerin önce açıklamalı fihristleri ve kapak görselleri sunulmuş, daha sonra sözü edilen konular açısından çözümleme ve çıkarımlara yer verilmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2019-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c7c601002",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c7cac8793",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Sâlim Tezkiresi Işığında Tezkire Terminolojisinde Orijinallik",
                "creator": " Gamze Aydin",
                "subject": null,
                "description": "XIII. yüzyıl sonlarından XIX. yüzyılın ikinci yarısına kadar pek çok sahada ürün veren Dîvân Edebiyatı, şekil, muhteva ve âhenk zenginliğiyle olgunluğa ulaşmasının yanı sıra pek çok önemli şairin hayat verdiği XVI. yüzyılda zirve dönemini yaşamıştır. Her bir şair, geleneğe bağlı olmakla birlikte şiirine kendi damgasını vurmak adına söyleyiş, üslup, hayal, mazmun ve kelime kadrosu itibariyle birtakım değişiklikler göstermiştir. Bu hususlardaki farklı eğilimler, şairlerin orijinallik vasfını kazanmasını sağlamıştır. Devrin edebî, sosyal, siyasî, ekonomik ve kültürel birer belgesi olan şair tezkireleri, şairlerin bu yönünü aydınlatmada faydalanabileceğimiz temel kaynaklardandır. Bu çalışmada, Sâlim Efendi’nin Tezkiretü’ş-Şu’arâsı’nda orijinalliği tanımlayan terim ve söz grupları tespit edilerek orijinalliğin ölçütü konusunda değerlendirmelerden hareketle bir sonuca ulaşılmaya çalışılmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2019-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c7cac8793",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c7cd0d0ed",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Mehmed (Şair) Eşref&#039;in Şiirlerinde Melâmilik Anlayışının İz Düşümleri",
                "creator": " Tolga Bayındır",
                "subject": null,
                "description": "Melâmilik, hicri III. yüzyılda Horasan bölgesinde ortaya çıkıp daha sonra bütün İslam dünyasında yaygınlık kazanan bir tasavvuf anlayışıdır. Melamet konusu bir tasavvuf terimi ve tasavvuf akımı olarak birbiriyle bağlantılı olmakla birlikte iki ayrı düzlemde ele alınabilir. Melâmet ve Melâmetî terimlerinin kavramsal çerçevesi Allah tarafından sevilmek, Allah'ı sevmek, O'nun yolunda nefisle mücahede etmek ve bu mücahede sırasında kendisini kınayanların kınamasından korkmamak şeklinde tanımlanır. (Azamat 2004: s. 24) Bu çalışmada, Şair Eşref'in Ömer Faruk Huyugüzel ve Şerife Çağın'ın ortak çalışması olan “Eşref Bütün Eserleri” adlı kitapta yer alan şiirleri esas alınmıştır. Şair Eşref'in Melamiliğe ve Melâmete dair bilgisi ve ondaki düşünceleri oluşturan yönleri, şiirlerinden verilecek örneklerle anlaşılabilir. Bütün şiirleri okunduğunda görülecektir ki Şair Eşref, edebî gücünün yanında dinî konularda da bilgili bir kişidir. Ancak ondaki Melâmetiliği anlayabilmek için onun şiirlerindeki “kabuk” yani “kusur unsurlarını” tespit etmek gerekir. Bu tespit aynı zamanda incelemenin temel dayanak noktasını oluşturur.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2019-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c7cd0d0ed",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c7cfd4eda",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Nehcü’l-Ferâdîs’te Hâl Eki Bağlamında +DIn Şeklinin Kullanımı",
                "creator": " Nursel Şıkşık",
                "subject": null,
                "description": "Türk Dili için yapılan ek sınıflandırılmalarına bakıldığında yaygın olan görüş eklerin yapım ve çekim eki olarak iki ana başlık altında değerlendirilmesidir. Oysaki Türk Dili ekleşme sistemi bakımından incelendiğinde yandaş karşıtlık ilişkisinde on ek çeşidine sahiptir. Hâl eki de bunlardan biridir. Hâl ekleri, bir ismin fiil ile kurduğu ilişki boyutunda görev yapması sebebiyle, çekim ekleri ve diğer ek sınıflarından ayrı ve müstakil bir ek sınıfını temsil etmektedirler. Çünkü çekim ekleri gibi cümle kurma görevleri yoktur. Hâl eki diğer dokuz ek sınıfı gibi bir üst fonksiyondur ve kendine bağlı alt fonksiyonları içerir ve bu alt fonksiyonların sınırı çizilemez. Yani kaç tane hal eki fonksiyonu vardır net bir sayı verilemez. Bir şekli bulunduğu yerden soyutlayıp ona bir görev etiketi yapıştırmak, diğer bir değişle şekil odaklı yaklaşmak bizim dilimizin ekleşme sistemine aykırı bir durumdur. Yerleşik dil bilgisi anlayışında hâl eklerine baktığımızda şekil odaklı bir değerlendirme söz konusudur. Her hâl için belirlenen belli bir şekille etiketleme yapılmıştır. İşlev ikinci plana atılarak eke sınırlı bir fonksiyon biçilmiştir. Tüm bunlar yaygın görüşteki tartışılması gereken tarafları gün yüzüne çıkarır. Olması gereken o şeklin bulunduğu yere göre fonksiyonunu tespit etmektir. Bu gerçekten hareketle bu calışmada Nehcü’l Ferâdîs’ten alınan örneklerle +DIn şeklinin hâl eki bağlamında fonksiyon ve şekil ilişkisi incelenmiştir. Söz konusu ekin hangi fonksiyonları icra ettiği tespit edilmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2019-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c7cfd4eda",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c7d4aa93d",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Nev’î Divanı’nda Soyut-Somut İlişkisi",
                "creator": " Sedanur Dinçer Arslan",
                "subject": null,
                "description": "Özellikle şiir alanında hudutsuz zenginliğe sahip Klasik edebiyat, farklı kültürlerin tahakkümü altında kuralcı, geleneksel bir özellik arz eden bir edebiyattır. Klasik edebiyatın kesin kaidelere bağlı oluşu; imge, imajlar ve sembollerle örülü farklı dillerin kelime dünyasından seçilen terkiplerle kurulan kısa ve yoğun anlatımı günümüzde eleştirilen taraflarını teşkil eder. Her edebiyat ekolü gibi, Klasik edebiyat da dış dünyadan alınan malzemenin bireysel tecrübe süzgecinden geçirilmesi ile vücut bulur. Dış dünyanın somut verilerinin zihin ve duygu dünyasında yoğrularak soyutlanmaya doğru meyletmesi Klasik edebiyatın belirgin hususiyetidir. Zaten Klasik sanatkâr, dış dünyadaki her türlü nesne, kavram ya da hadiseyi kendi iç dünyasını somutlaştıran bir araç olarak değerlendirir ve onları birer imgeye dönüştürerek eserine yansıtır. Klasik şairin şiirinde yaptığı eylemin hülasası budur. Somuttan soyuta, soyuttan somuta yön değiştirerek oluşturulan Klasik şiir dili, her şairde geleneğin içinde özgün bir hal alır. Klasik şairlerden Nev’î’nin, divanındaki kelimelerin birbirleriyle olan bağlantıları kurularak yorumlandığında çok farklı, zengin bağlamsal anlamlar çıkarılır. Bağlamsal anlamlar, sözlüklerde bulunmayan yeni anlamların ortaya çıkmasına neden olur. Örneğin somut anlamlı sözcük soyut, soyut anlamlı sözcük somut anlam kazanabilir. Bu açıdan Nev’î Divanı irdelenmeye, değerlendirmeye ve bir tasnife tabi tutulmaya değer görülür. Divanların somut ve soyut açıdan incelendiği çok az çalışma mevcut olup bu çalışmayla, Klasik edebiyat incelemelerinin eksik tarafına bir katkı sağlanması amaçlanmıştır. Çalışmada en büyük veri kaynağı olarak Prof. Dr. İsmail Hakkı AKSOYAK önderliğindeki TEBDİZ projesi kapsamında hazırlanan “Nev’î Divanı Sözlüğü (Bağlamsal Dizin ve İşlevsel Sözlüğü)” adlı doktora tezi esas alınacak, tezin inceleme kısmındaki ilgili konu başlığı detaylandırılacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2019-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c7d4aa93d",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c7db09565",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Divan Şiirinde Para Birimlerinin Gerçek Anlamı Dışında Kullanımı",
                "creator": " Yahya Yüksel",
                "subject": null,
                "description": "İnsanoğlunun tüketebileceğinden veya ihtiyacından fazlasını üretmeye başlaması ticaretin ortaya çıkmasındaki önemli etkenlerden biri olmuştur. Üretim fazlasını kendinde olmayanla değiştirme isteği başlangıçta trampa denilen takas yöntemini doğurmuş, bu yöntem zamanla ürün mübadelesinde değerli kumaş, deri ve madenlerin kullanılmasına önayak olmuştur. Ticari faaliyetlerinin ülke sınırları dışına taşıp uluslararası boyuta taşınması ile alışverişin hızlı ve kolay yapılması isteği veya arayışının sonucunda para bulunmuştur. Parayla birlikte ticari faaliyetler daha kolay ve geniş coğrafyalarda yapılmaya başlanmış ve ekonomik hayat, maddi refah, zenginlik gibi unsurlar bir devlet için en az siyasi veya askeri güç kadar önem arz etmiştir. Yaşadığı coğrafyada söz sahibi olmak ve dünya siyasetine yön vermek isteyen her devlet gibi Osmanlı Devleti de ticarete önem vermiş, bunun için sıkı para politikaları izlemiştir. Yüzyıllar boyunca hem örnek alıp başka devletlere ait para birimlerini kullanmış hem de kendi para birimlerini üretmiştir. Maddi kültür unsurlarından olan para birimleri, içinde bulunduğu toplumun parçası olan ve bu topluma ait her türlü malzemeyi şiirlerine yansıtan divan şairleri tarafından şiirde bir malzeme olarak kullanılmıştır. Kuşkusuz bu kullanım para birimlerinin gerçek manaları veya alışverişteki maddi kullanımlarıyla sınırlı kalmamıştır. Sanatçı hassasiyetinin devreye girmesiyle para birimleri çeşitli teşbihler ve mecazlı kullanımlarla, atasözü ve deyimler eşliğinde, gelenek ve kültüre ait kavramlarla karşımıza çıkmıştır. Bu çalışmada incelediğimiz divan ve mesnevilerde, Osmanlı devletinin kuruluşundan 19. yüzyıla kadar tedavülde olan madeni para birimlerinin gerçek anlamı dışında nasıl kullanıldığı, âdet-gelenek içerisinde nasıl konu olduğu ve hangi benzetmelere konu edildiği üzerinde duracağız.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2019-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c7db09565",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c7e37e227",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Ayşegül Çelik’in “Haziran Dilekleri” Hikâyesi Üzerine Bir Tahlil Denemesi",
                "creator": " Hilal Gündüz Baloğlu",
                "subject": null,
                "description": "Bu makalede yazarın kurgusal dünyasını yansıtması sebebiyle “Haziran Dilekleri” hikâyesi tahlil edilmiştir. Hikâyeleriyle ödüller almış bir yazar olan Ayşegül Çelik’in hikâyelerine dair makale düzeyinde bir yayının olmaması hasebiyle yazarın hikâyeci yönü “Haziran Dilekleri” hikâyesi üzerinden yansıtılmak istenmiştir. “Haziran Dilekleri” hikâyesinin tahlilinin yapıldığı bu makalede, makaleye ana çatı oluşturması bakımından, giriş kısmında yazarın hayatına, eğitimine, ödüllerine ve hikâye kitaplarıyla birlikte hikâyelerinin ismine değinilmiştir. Ayrıca giriş kısmının içerisinde “Haziran Dilekleri” hikâyesinin yer aldığı Şehper, Dehlizdeki Kuş adlı hikâye kitabına dair de bazı tespitler yapılmıştır. “Haziran Dilekleri” hikâyesi Prof. Dr. Mehmet Tekin’in Roman Sanatı 1 kitabı ve Doç. Dr. Abdullah Harmancı’nın “Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Öyküleri ve Öykücülüğü” adlı doktora tezinden hareketle konu, olay örgüsü, anlatıcı ve bakış açısı, kişiler, zaman, mekân, dil ve üslup, anlatım teknikleri olmak üzere sekiz başlık altında tahlil edilmiştir. Bu başlıklara kısaca bakacak olursak hikâyenin konusunda Hıdırellez kutlamalarına yer verilir ve bu durumun sebebi yazar tarafından halk için önemli bir unsurun okuyucuya yansıtılmak istenmesidir. Olay örgüsünde yazarın Hıdırellez kutlamalarını, kişiler üzerinden aktarmasında kopmaların yaşanması hikâyenin akıcılığını etkiler. Anlatıcı ve bakış açısı bölümünde ise ben anlatıcılarda olan eksik yön “Haziran Dilekleri” hikâyesindeki birinci kişi anlatıcıda da görülür ve bu durumun giderilmesi için birinci kişi anlatıcının hikâyedeki diğer kişilerin gözünden verilme yöntemi yazar tarafından uygulanmaz. Hikâyenin başkişi dışında kalan “kişiler kadrosu”nun yardımcı kişi statüsünde olması kurgulamada yazarın tercihidir. Hikâyede yazar zaman mefhumuna dair bilinçli bir kırılma oluşturur. Hikâyedeki açık ve kapalı mekânların kişiler üzerinde farklı etkiler oluşturması kurmaca yapının daha iyi yansıtılmasını sağlar. Hikâyede aynı zamanda kahraman anlatıcı olan başkişinin konumuna uygun konuşturulması hikâyenin gerçekçi yönünü besler. Anlatım tekniklerinden laytmotif tekniği kullanılarak “Haziran Dilekleri” hikâyesi ile Şehper, Dehlizdeki Kuş kitabındaki diğer hikâyeler arasında bağlantı kurulur. Bu makalenin sonuç kısmında ise tahlilden hareketle “Haziran Dilekleri” hikâyesine dair değerlendirmeler yapılmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2019-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c7e37e227",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c7e914667",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "I6. Yüzyıla Ait Mensur Bir Nasihatnâme: Za’îfî’nin Kitâb-ı Sabru’l-Mesâyib’i",
                "creator": " Mehmet Aki̇f Yalçinkaya",
                "subject": null,
                "description": "İnsanlara yol göstermek, öğüt vermek amacıyla yazılan eserlere nasihatnâme adı verilmiştir. Kur’ân ayetlerinde ve hadis-i şeriflerde yer alan öğüt vermeyi teşvik edici ifadeler İslam toplumlarının edebiyatlarında bu türdeki eserlerin yazılmasına vesile olmuştur. Genel olarak ahlakî-didaktik türde eserler olan nasihatnâmeler manzum veya mensur olarak yazılabilmektedir. Bu nasihatnâmelerden biri de XVI. yüzyıl şairlerinden Za'îfî’ye aittir. Eser, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’nde Revan Köşkü, nr. 822’de kayıtlı Za'îfî Külliyatı’nın 169b-173b varakları arasında yer alır. Müellif besmele, hamdele, salvele, dîbace şeklindeki klasik mensur eser tertibine uygun olarak düzenlediği nasihatnâmesinde yer yer ağır ve süslü bir dil kullanmakla birlikte genel olarak sade ve kolay anlaşılır bir dili tercih etmiştir. Zira nasihatnâmelerde esas olan mesajın çok sayıda insana ulaştırılmasıdır. Ele aldığı konuları soru-cevap yöntemiyle adeta bir topluluğun karşısında sohbet ediyormuş gibi anlatmıştır. İleri sürdüğü fikirleri desteklemek amacıyla ayet ve hadislerden istifade etmiştir. Ayet ve hadislerin önce orijinal şeklini ardından Türkçe tercümesini vermiş, bazılarının tefsirini de ilave etmiştir. Ele aldığı konuyu daha iyi açıklamak ve esere akıcılık katmak amacıyla nasihatnâmesinde hikâyeye de yer vermiştir. Bazen de konunun akışına uygun bir şiir söylemiştir. Klasik dönem mensur eserlerin en önemli unsurlarından biri olan seciyi başarılı bir şekilde kullanmıştır. Bu makalede Za'îfî‘nin hayatı ve eserleri hakkında bilgi verilmiş, henüz üzerinde herhangi bir çalışma yapılmamış olan Kitâb-ı Sabru’l-Mesâyib adlı nasihatnâmesi muhteva, dil ve üslup yönünden incelendikten sonra eserin günümüz harflerine aktarılan metni ile eserin orijinal metni sunulmuştur.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2019-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c7e914667",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c7edb8ebc",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Karaşar Bölgesi Alevi ve Bektaşilerinde Ölüm Üzerine Yakılan Ağıtlar",
                "creator": " Büşra Uzunoğlu",
                "subject": null,
                "description": "Türk toplumunda yas tutma ve ağıt yakma geleneği çok eski bir geçmişe sahiptir. Ölüm karşısında çaresizlik, kadere duyulan öfke, kişinin sevdiğini kaybetmesinde hissettiği üzüntü ve ızdırap ağıt söylemenin temelini oluşturur. Ağıt sadece ölüm karşısında değil evlenme, kına, bir eşyanın kaybolması gibi durumlarda da söylenmektedir. Lakin ölüm karşısında yakılan ağıtlardaki lirizm daha fazladır. Bu düşünceden hareketle Ankara-Karaşar bölgesinde ölüm üzerine yakılan ağıtlar derlenmiştir. Ölüm hakkındaki ağıtlardan yola çıkarak Karaşar Alevi ve Bektaşilerinde ağıtların rolü ve işlevi tespit edilmeye çalışılmış, derlendiği bağlama göre ağıtlar iki gruba ayrılıp incelenmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2019-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c7edb8ebc",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c7f4b55af",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Bir Hastalığın ve Yazardan Gelen Diğer Otobiyografik Yansımaların Eserde İzlerini Aramak: Kurmacada Gerçeğin Payı",
                "creator": " Şerefnur Atik",
                "subject": null,
                "description": "Romanlar ve hikâyeler gibi uzun anlatıma dayalı metinler kurmaca metinlerdir. Bu tip metinlerin içinde okura, kurmaca bir âlem sunulur. Bu kurmaca âlemin içinde hayal gücünün ürünü olan ayrıntıların yanında, gerçeklerin de izlerini veya yansımalarını bulmak mümkündür. Yazarın yaşamı ile ilgili ayrıntıları bilmek, kurmaca metin içinde gerçeğin izini sürerken faydalı olacaktır. Nitelikli okur için bir metin \/ kitap \/ eser, yalnızca okunup geçilerek bir defada tüketilecek bir “nesne \/ obje” değildir. Bizim kanaatimize göre eser üzerinde yazarın hayatından gelen otobiyografik yansımaların neler olduğunu bilmek, okur ile eser arasında gelip geçici olmayan, kuvvetli bağların oluşmasına yardımcı olacaktır. Nitelikli okur için bu durum, hem yazarı hem de eserini daha iyi kavrayabilmek bakımından gereklidir. Rus edebiyatının dünya çapında önemli yazarlarından biri olan Fyodor Mihayloviç Dostoyevski, yazdığı metinlerle dünya edebiyatında derin izler bırakmış bir yazardır. Dostoyevski’nin “Budala” adlı romanı 1868 yılında yayımlanmıştır. Bu romanda bulunan Prens Mışkin adlı kahraman vasıtasıyla yazar, kendi hayatından gelen otobiyografik yansımaları okuyucusuna sunmuştur. Romanda, Prens Mışkin adlı başkahraman üzerinden anlatılan sara hastalığının, tematik olarak önemli bir yeri vardır. Bunun yanı sıra eserde epileptik nöbetlerin yanında, Dostoyevski’nin hayatından geldiğini tespit ettiğimiz başka otobiyografik yansımalar da vardır. Bu makalede Prens Mışkin örneği üzerinden gidilerek; sara hastalığı ve epileptik nöbetler ile Dostoyevski’nin hayatından esere aktarıldığı belirlenen diğer otobiyografik yansımaların neler olduğu üzerinde durulacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2019-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c7f4b55af",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c7f9c7ef9",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Feleğe İsyan - Kadere Rıza: Amasyalı Münîrî’nin Mersiyesinde Felek ve Feleğe Dair Söylem Biçimleri",
                "creator": " Büşra Karasu",
                "subject": null,
                "description": "Klasik Türk edebiyatında ölen kişinin ardından yas tutmak, onun güzel hasletlerini anmak, kendisiyle alakalı dua ve temennide bulunmak maksadıyla mersiye adı verilen şiirler kaleme alınmıştır. Mersiyeler yüzyıllar içerisinde farklı isimler tarafından çeşitli vesileler ve üslup biçimleriyle yazılmıştır. Toplumun en üst seviyesindeki kişiden kendi aile bireylerine kadar geniş bir yelpazede mersiye söyleyen şairler, bu türden şiirlerinde kendi duygu ve düşüncelerini şiirsel bir dil ve içtenlikle ifade etmişlerdir. Şairler bu içten duygularını dile getirirken edebiyatın ve klasik kültürümüzün çeşitli öğelerinden yararlanmıştır. Gelenekler, âdetler, toplumsal hayata dair uygulamalar, inançlar, sosyal yapılanma unsurları, tabiat ve kozmik âlem bunlar içerisinde yer alır. Kozmik âlem, klasik kültürümüzün en temel kaynakları arasında yer alır. Edebiyattan mimariye, tıptan güzel sanatlara kadar çok geniş bir yelpazede bunun etkisini görmek mümkündür. Mersiyelerde kullanılan kozmik âlem unsurlarına gelindiğinde burada felek kavramının ön plana çıktığı görülmektedir. Bu şiirlerde şairler ölümü felek üzerinden anlatmışlar, ona sitem etmişler, onun zalimliğinden ve gaddarlığından bahsetmişlerdir. Bu yönüyle felek de diğer kozmik unsurlardan ayrılarak insanların kadere dair birtakım vasıflar yükledikleri bir nesne haline gelmiştir. Amasyalı Münîrî’nin kaleme aldığı mersiyesinde de bu özellik yer almaktadır. Şair, çocuklarının ölümü üzerine yazdığı mersiyesinin ilk kısmında feleği suçlamış ve bunu yaparken ona çeşitli vasıflar yüklemiştir. Son kısmında ise bu tavırdan vazgeçerek durumu kabullenen, kadere rıza gösteren bir kul hüviyetine bürünmüştür. Şiirin bu özelliğinden dolayı bahsi geçen bu mersiyede felek kavramını ve feleğe dair söylem biçimlerini tespit etmek mümkündür. Çalışmamızda Amasyalı Münîrî’nin mersiyesindeki muhteva yapısı çözümlenmeye çalışılarak felek kavramı ve felek için geliştirilen söylem biçimleri ortaya konulmuştur.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2019-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c7f9c7ef9",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c7ff46057",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Şeyh Murtaza Sükûtî Baba Divanı ve Nüshaları",
                "creator": " Atiye Buket Karayiğit",
                "subject": null,
                "description": "Murtaza Sükutî Baba, Üsküplü mutasavvıf bir şairdir. Şiirlerini herhangi bir sanat kaygısı gütmeksizin bir araç olarak kullanmıştır. Divanı, bilinen tek eseridir. Şiirlerini sade bir Türkçeyle kaleme alan Sükutî, hem aruz hem de hece ölçüsünü kullanmıştır. Divandaki şiirlerin dini-tasavvufi bir anlayışla kaleme alındığı görülmektedir. Sa’diyye tarikatına mensup olan Sükutî’nin divanı, 2011 yılında Nurgül Özcan tarafından yüksek lisans tezi olarak yayımlanmıştır. Metin ve inceleme olarak yayımlanan bu çalışmada Özcan, divanın aslının Almanya’da “Tübinger depot der Staatsbibliothek”te bulunduğu kaydeder. Suat Yaman (S.Y.) nüshası ile Almanya (A.) nüshasının farklı nüshalar olduğu tezinden hareketle bu çalışma yapılmıştır. Bu makalede önce Sükutî’nin hayatı ve edebi kişiliğinden bahsedilecek, her iki nüshadan da belli ölçüde söz edildikten sonra dil ve üslup özelliklerine kısaca değinilecektir. Çalışmada asıl amaç Sükutî divanının S.Y. nüshasının genel bir resmini çizmektir. Bu amaçla ilgili nüshadan çeşitli örnekler verilecek, açıklamalar yapılacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2019-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c7ff46057",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c8056e32e",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Nev’î’nin Tercüme-i Münşeat-ı Hâce-i Cihân’ı",
                "creator": " Zeynep Buçukcu",
                "subject": null,
                "description": "Nev’î 16. yüzyılda yaşamış, iyi bir eğitim almış, dönemin bazı önemli edip ve devlet adamlarıyla aynı ders halkasında bulunmuştur. Otuza yakın eser sahibidir. Çeşitli bilim dallarıyla ilgilenmiştir. Arapça ve Farsçaya hakimiyeti sayesinde kimi telif kimi tercüme çok sayıda yapıt ortaya koymuştur. Tercüme-i Münşeât-ı Hâce-i Cihân da onlardan biridir. Yazar üzerine yapılan çalışmalarda bu eser çoğu zaman görmezden gelinmiş, hakkında eski ve teyit edilmemiş bilgiler tekrar edilmiştir. Bu çalışmada öncelikle söz konusu eser üzerine şimdiye kadar araştırmacıların aktardıkları bilgiler üzerinde durulmuş, eserin müellifi Hâce-i Cihân’dan ve 16. yüzyılda inşâ alanındaki yerinden bahsedilmiştir. Daha sonra genel özellikleriyle tanıtılan British Library’deki Or. 7701 arşiv numaralı yazmaya ait kaydın tamamıyla Nev’î’ye ait olmayabileceği fikri tarafımızca ortaya atılmıştır. Bu durumda iki olasılık vardır. Ya Tercüme-i Münşeât-ı Hâce-i Cihân’ın sadece bir bölümü bu mecmûaya alınmıştır ya da Tercüme-i Münşeat-ı Hâce-i Cihân, eser için verilen arşiv numarasındaki yazmanın yalnızca bir bölümünü teşkil etmektedir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2019-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c8056e32e",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c80b478b7",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Ziver Paşa-zâde Yusuf Bahâeddin’in Torunu İçin Yazdığı Mensur Bir Mersiye: Sünûsî-i Asgar",
                "creator": " İlyas Kayaokay",
                "subject": null,
                "description": "Bu çalışmada Türk edebiyatında türüne ve konusuna çok fazla rastlanılmayan mensur bir mersiyenin tanıtımı yapılacaktır. Söz konusu Sünûsî-i Asgar adlı mensur mersiye, meşhur Ziver Paşa’nın oğlu Yusuf Bahâeddin tarafından küçük yaşta ölen torunu için yazılmıştır. Eser, torununun ölüm tarihi olan 1329\/1914 yılında kaleme alınmış ve bir yıl sonra da Matbaa-i Osmaniye’de bastırılmıştır. 14 sayfalık bu eserin son kısmında, çaprazlama nazım şekliyle yazılmış yedi dörtlükten oluşan manzum bir mersiye de kayıtlıdır. Eserdeki ifadelerden anlaşıldığına göre; Sünûsî, Yusuf Bahâeddin’in kızının çocuğudur ve iki yahut üç yaşında iken ağır bir soğuk algınlığı neticesinde hastalanarak vefat etmiştir. Yusuf Bahâeddin’in sade, anlaşılır ve samimi bir dille çektiği ıztırabı dile getiren bu mensur mersiye, Âkif Paşa’nın torunu için yazdığı mersiyeden sonra yazılmış bu sahadaki ikinci mersiye olması yönüyle önemli bir metindir. Eserde Sünûsî’nin teyzesi kızı Betül ile birlikte çektirmiş olduğu bir fotoğrafının yer alması, eseri ilginç kılan bir diğer özelliktir. Makalemizde edebiyat tarihlerinde anılmayan bu eserin tanıtımı ve Arap harflerinden Latin alfabesine aktarımı yapılacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2019-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c80b478b7",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c8179a44e",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Gelibolulu Mustafa Âlî: Fursatname",
                "creator": " İsmail Hakkı Aksoyak",
                "subject": null,
                "description": "Bu çalışmada hayatı boyunca yılmadan çalışarak onlarca tarih ve edebiyat eseri kaleme almış Gelibolulu Mustafa Âlî’nin Fursatnâme adlı eseri üzerinde durulacaktır. Gelibolulu Âlî, eserini 1580 (980) yılında sadrazam Sinan Paşa’nın isteğiyle yazmaya başlamıştır. Eser, Gelibolulu Âlî’nin, Lala Mustafa Paşa’nın 1578-80 yıllarında düzenlediği Azerbaycan ve Şirvan seferlerini anlattığı Nusretnâme adlı eserinin devamıdır ve Sinan Paşa’nın Gürcistan seferini konu edinmektedir. Ancak Sinan Paşa’nın tasarladığı fetihleri yapmadan Temmuz 1581’de aniden İstanbul’a dönmesi üzerine Gelibolulu Âlî, eser üzerinde çalışmayı bırakmış ve eser yarım kalmıştır. Eser hacim olarak küçük olmakla birlikte, gerek içeriği gerekse Gelibolulu Âli’nin hayatındaki etkisi açısından büyük öneme sahiptir. Fursatnâme’nin tek nüshası, Berlin, Preussische Staatsbibliothek nıs. or. oct. 2927’dedir. Eser ilk defa 1989 yılında Rana von Mende tarafından ele alınmış ve Arap harfli metnin daktilo edilmiş hâli Almancaya çevirisiyle birlikte yayımlanmıştır. Eserle ilgili bir değerlendirme de Cornell H. Fleischer tarafından yapılmıştır. Ancak şimdiye kadar Fursatnâme’nin Latin harflerine aktarımı yapılmamıştır. Bu çalışmada Fursatnâme’nin çeviri yazı metni, bazı notlarla birlikte yayımlanmaktadır. Böylece Türk edebiyatı çalışmalarındaki bir eksikliğin giderilmesi amaçlanmaktadır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2019-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c8179a44e",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        }
    ]
}



