{
    "issueRecord": {
        "header": {
            "identifier": "oai:https:\/\/www.adeddergi.com\/:sayi\/68a8c5ff71096",
            "datestamp": "2019-12-13"
        },
        "metadata": {
            "title": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi, Cilt: 3 Sayı: 3",
            "creator": "",
            "subject": null,
            "description": null,
            "publisher": "Prof. Dr. Mehmet Özdemir",
            "date": "2019-12-13",
            "type": "Journal Issue",
            "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/sayi\/68a8c5ff71096",
            "language": "tr",
            "rights": "Creative Commons"
        }
    },
    "articles": [
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c60fa1aae",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Mizaha Tasavvufla Dokunmak: Nasreddin Hoca Fıkralarının Şerhinde Dinî ve Tasavvufi Söyleyişler",
                "creator": " Büşra Karasu",
                "subject": null,
                "description": "Nasreddin Hoca, Türk halkının mizah kabiliyetini ortaya koyan, somut olmayan kültürel mirasımız içerisinde yer alan en önemli fıkra tiplerindendir. Anadolu halkının zekâsını, hazırcevaplığını ve aklını temsil eden Hoca halk tarafından çok sevilmiş ve sahiplenilmiştir. Bu sayede bilge Hoca tipi yüzyıllar boyunca Anadolu halkının dimağında yaşamış ve onun kimliği fıkraları vasıtasıyla nesilden nesle aktarılmıştır. Bunda halkın Hoca’yı bilge bir tip olarak kabul etmesi, onun hikmetli sözlerinden faydalanmak istemeleri etkili olmuştur.Halkın bu kadar sahiplendiği Nasreddin Hoca’nın esasında doğum ve ölüm tarihi, yaşadığı dönem, yer gibi bilgiler tam olarak bilinmemektedir. Bu konuda bazı bilgiler olsa da bunların hiçbiri net değildir. Yalnızca onun hakkındaki birtakım rivayetler ve akrabalarından kalanlar onun yaşamış olduğu dönem hakkında bizlere birtakım bilgiler sunmaktadır. Fıkralarda Hoca’nın yanı sıra eşinin, eşeğinin, mahalle çocuklarının, cami cemaatinin, şehir esnafının ve bunun gibi birçok kişi ile zümrenin yer aldığı Nasreddin Hoca nükteleri kimi zaman eğlendirici, kimi zaman öğüt verici, kimi zaman da iğneleyicidir. Halk arasında bu kadar yayılmış, gerek yurt dışında gerekse de yurt içinde pek çok araştırmaya konu edilmiş olan fıkralar hakkında çok sayıda çalışma yapılmıştır. Bu çalışmalar arasında şerhler de yer almaktadır. Şair Burhâneddin de bahsi geçen bu türde bir eser kaleme almış, eserini tasavvufi bir bakış açısıyla oluşturmuştur. Şarihin şerh çalışmasının bu niteliğinden dolayı eserde dinî ve tasavvufi birtakım söyleyişler mevcuttur ve bunlar bazı kaynaklara dayanmaktadır. Çalışmamızda da bu konu irdelenerek Şair Burhâneddin’in Nasreddin Hoca’nın fıkralarını şerh eden eserindeki dinî ve tasavvufi söyleyişler üzerinde durulacak, bunların kaynakları açıklanacak ve kaynak noktasında bir tasnif çalışmasına gidilecektir. Yanı sıra bir lügatçe ile eserdeki tasavvufi terimler üzerinde durulacaktır. ",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2019-12-13",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c60fa1aae",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c612a263d",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "39 ve 41 Numaralı Konya Şer’iye Sicillerinde Küfür Sözleri",
                "creator": " İbrahim Yılmaz",
                "subject": null,
                "description": "Kontrol edilemeyen duyguların dışa vurumu esnasında ağızdan çıkan ve toplum tarafından ayıp kabul edilen küfür sözleri, hukuki bağlamda da suç teşkil eder. Bu sebeple, ceza yargısına ait belgelerin bir kısmını da küfür davaları oluşturur. Toplumca hoş karşılanmaması, küfrün özellikle yazı dilindeki görünürlüğünü oldukça sınırlamaktadır. Türk kültüründe küfrün yeri geçmişten günümüze incelenmek istenirse başvurulması gereken kaynakların başında şer’iye sicilleri gelmektedir. Osmanlı hukuk sisteminin temel kayıtları olan şer’iye sicilleri, kültürümüzün çeşitli yönleriyle ilgili önemli veriler sunmaktadır. Küfür gibi dile ait unsurlar da bunlardandır. Şer’iye sicillerinde yer alan küfür davalarının incelenmesi; geçmişten bugüne küfür sözlerinin ilhamını nelerden aldığı, nelere yöneldiği gibi soruların cevabını bulmada büyük katkı sağlayacaktır. Bu çalışmada, Konya iline ait 39 ve 41 numaralı şer’iye sicillerinde yer alan küfür davaları ele alınacaktır. Küfür sözleri çoğu zaman argo ve hakaret kavramlarıyla karıştırılmaktadır. Dolayısıyla her şeyden önce küfrün tanımının doğru bir şekilde yapılması ve onu diğer dil unsurlarından ayıran noktaların üzerinde durulması gerekmektedir. Bu amaçla, ilk bölümde küfrün tarifi yapılacak, sınırları çizilecektir. Daha sonra, söz konusu sicillerdeki belgelerden hareketle Konya ölçeğinde XVIII. yüzyıl Türk insanının neye, ne şekilde küfrettiği ortaya konularak küfür ile cinsiyet ve sosyal konum arasındaki ilişkiden söz edilecektir. Çalışmadan elde edilen veriler yalnız dil açısından değil sosyoloji, halk bilimi gibi çeşitli disiplinler açısından da oldukça önemlidir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2019-12-13",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c612a263d",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c61684b02",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Eski Uygurca Avataṃsaka-sūtra Üzerine Yapılan Çalışmalar",
                "creator": " Tümer Karaayak",
                "subject": null,
                "description": "Buddhāvataṃsaka-sūtra, Mahāyana Budizmi’nin ve Eski Uygurcanın en önemli metinlerinden birisidir. Bu çalışmada Buddhāvataṃsaka-sūtra’nın çeşitli dillerdeki karşılıklarına ve tercümelerine ait bilgilere yer verilecektir. Metnin Çinceye yapılan çevirilerinden bahsedilecek ve bu çevirilerin yazıldığı dönem, Taishō’da bulunduğu bölümler ve çeviriyi yapanlara ait kısa bir özet sunulacaktır. Daha sonrasında metnin Eski Uygurcaya yapılan çevirileri üzerine bir değerlendirme yapılacak ve bu çevirilerin yapıldığı bölümler, bu bölümlere ait yazmalar ve yazmaların bulunduğu yerler üzerinde durulacaktır. Ayrıca Eski Uygurca Buddhāvataṃsaka-sūtra metni üzerine yapılan çalışmalara değinilecek ve bu çalışmaların künye bilgileri verilecektir.  ﻿ ",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2019-12-13",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c61684b02",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c61a6e869",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Güngör Dilmen’in Tiyatrolarında Toplumsal Temalar",
                "creator": " Ali Pulat",
                "subject": null,
                "description": "Güngör Dilmen’in tiyatroları geniş bir coğrafyada zengin tarihi birikim ve evrensel bakış açısıyla işlenmiştir. Yazarın yedi kısa oyunu, yedi gölge oyunu olmak üzere otuz beş basılı tiyatro eseri ve iki adet de masal kitabı vardır. Konularını genellikle tarih ve mitolojiden alan yazar, eserlerinde Mezopotamya’dan Meksika’ya çok geniş bir kültür dünyası sunar. Evrensel nitelikli konuları ele alan Güngör Dilmen’in amacı, yeryüzündeki tüm insanların ortak sorunlarını ve duygularını eserlerine yansıtmaktır. Tiyatroları, tarihteki ve mitolojideki dramatik unsurları kullanarak insanın ve toplumun evrensel nitelikteki sorunlarını irdeler. Canlı Maymun Lokantası ve Deli Dumrul eserlerinde kapitalizmin acımasız yönlerini ele alır. Afyon Savaşı ve Troya İçinde Vurdular Beni eserlerinde sömürgenin insana ve topluma verdiği zararları anlatır. Karagözün Filozofluğu eserinde kültür emperyalizmini,  İlse Koch’da ırkçılığı, Toplar ve Paşalar’da demokrasiyi değerlendirir. O, eserlerinde özgürlük, kumalık ve rüşvet temalarına da değinir. İnsanın evrensel değerlerine saldırı mahiyetinde yorumladığı her tür düşünce, sistem ve yaklaşımı reddeden Dilmen, toplumsal temalı tiyatrolarında insanın varoluşunu kendi iradesiyle gerçekleştirebilmesinin kıymetini hissettirmeye çalışmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2019-12-13",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c61a6e869",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c61f5015d",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "“Birdenbire” Hikâyesi Bağlamında Ömer Seyfettin’in Evlilik Kurumuna Bakışı",
                "creator": " Cihan Ozdemir",
                "subject": null,
                "description": "Ömer Seyfettin, hikâye, roman, edebiyat tenkidi, dil, siyaset ve düşünce alanlarında eserler vermiş çok yönlü bir yazardır. Hikâyelerinde ele aldığı konu, tema ve tiplerin zenginliği ile bu türün gelişmesine ciddi katkılar yapmış ve edebiyat tarihimizde göz ardı edilemeyecek bir yer kazanmıştır. Ömer Seyfettin, sosyal tenkit ve hiciv alanındaki hikâyelerinde, Türk toplumunun her yaş, cinsiyet ve meslek grubuna ait insan tipini, realist biçimde tasvir etmiş bir hikâye ustasıdır. Osmanlı Devleti’nin çöküş döneminde siyasi ve sosyal felaketlere şahit olmuş, cemiyet hayatındaki yozlaşmayı yakından gözlemlemiş bir yazar olarak, bütün bu hadiselerle ilgili duygu, düşünce ve gözlemlerini hikâye formu içerisinde başarıyla ifade etmiştir. Ömer Seyfettin, zengin şahıs kadrosuna ve çarpıcı olay örgülerine sahip hikâyeleri yoluyla kültürel değerlerdeki bozulmayı tenkit etmiş, topluma mesajlarını iletmiş ve inandığı değerleri ön plana çıkarmıştır. Bu yazı, Ömer Seyfettin'in söz konusu hikâyelerine güzel bir örnek teşkil eden “Birdenbire” hikâyesi çerçevesinde onun evlilik kurumuna bakış açısını göstermeyi amaçlamaktadır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2019-12-13",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c61f5015d",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c621b6252",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Kınalızâde Ali Efendi’nin Münşeatı’ndaki Türkçe Şiirleri",
                "creator": " Mehmet Aki̇f Yalçinkaya",
                "subject": null,
                "description": "16. yüzyılın meşhur simalarından olan Kınalızâde Ali Efendi çoğunluğu Arapça olmak üzere mensur pek çok eser kaleme almış velûd bir alimdir.Türkçe eserlerinden biri olan Münşeât’ı türünün en güzel örnekleri arasında yerini almıştır. Münşeât, dîbâce (giriş bölümü), 79 Türkçe mektup ve hâtime (bitiş bölümü) olmak üzere üç bölümden meydana gelmektedir. Dîbâcenin sonunda muhtevası esas alınarak mektuplar beş başlık altında toplanmıştır. Birinci tür mektuplar tebrik ve kutlama içerikli tehniyetnâmelerdir. İkinci tür şefaatnâme ve sipariş içeren mektuplardır. Üçüncü tür mektuplar sevgi ve hasret içeren tahiyyetnameler. Dördüncü gruptaki mektuplar taziyetnâmelerdir. Beşinci grup ise bunların dışında çeşitli maksatlara binaen yazılmış mektuplardır. Fakat müellif son gruba herhangi bir örnek vermemiş, dördüncü gruptan sonra eserini sonlandırmıştır. Kaynaklarda Kınalızâde’nin Türkçeden başka Arap ve Fars dillerinde pek çok şiir yazdığı, nazire mecmualarında ve diğer mecmualarda pek çok şiirinin yer aldığı hatta divan sahibi olduğundan bahsedilmektedir. Fakat bahsi geçen bu divana henüz ulaşılamamıştır. Münşeâtlarda yer alan mektupların en karakteristik özelliklerinden birisi de nesir olarak kaleme alınan mektupların muhtelif yerlerinde konuya uygun düşen gerek münşeâtı yazan müellife gerekse başka şairlere ait mısra, beyit, nazm, kıta başta olmak üzere çeşitli nazım şekillerinde şiirlere yer verilmesidir. Bu şiirler Türkçe, Arapça, Farsça ve hatta mülemma tarzında yer alabilmektedir. Kınalızâde Ali Efendi’nin Münşeâtı’nda da Türkçe, Arapça ve Farsça şiirler mevcuttur. Bu çalışmada, önce müellifin hayatı ve eserleri hakkında bilgi verilecek ardından müellifin Münşeat’ında yer alanTürkçe şiirleri ele alınacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2019-12-13",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c621b6252",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c6280b59b",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Cengiz, AYTMATOV; Muhtar ŞAHANOV (2000). Kuz Başındaki Avcının Çığlığı",
                "creator": " Duygu Çakır",
                "subject": null,
                "description": "Ortak bir geçmişe sahip olan Türk Dünyası, Rusyanın böl parçala yönet politikası doğrultusunda ayrıştırılmış olsalar da eserler aracılığıyla bu tekrardan sağlanmaya çalışılmıştır. Önde gelen yazarlar sayesinde halkın vatan, millet, kardeşlik duygusu canlı tutulmaya çalışılmış, yazılan bu eserler neticesinde destanlar, folklor, gelenek görenekler, halk inançları hatırlatılarak geleceğe aktarılmak istenmiştir. Bu konuda iki önemli aydın; Cengiz Aytmatov, Muhtar Şahanov’un kaleminden çıkan Kuz Başındaki Avcının Çığlığı eseri Türk dünyasının iki büyük oğlunun umutlar, sevinçler ve acılarla yüklü hatırlarını ve düşüncelerini konu edinen bir eserdir. Kırgızların en önemli yazarı olan Aytmatov’un hayatında iki Muhtar olmuş ve bunu şu şekilde dile getirmiştir: “Benim hayatımda iki Muhtar oldu. Biri, babam gibi yakın desteğim, üstadım, büyük yazar Muhtar Avezov; ikincisi ise, aydın şair, nice yıllardan beri sırdaşım Muhtar Şahanov’dur.” Kazakların sesi olan Muhtar Şahanov ile çıkardığı Kuz Başındaki Avcının Çığlığıeseri bu iki önemli aydının itiraflar kitabıdır. ",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2019-12-13",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c6280b59b",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        }
    ]
}



