{
    "issueRecord": {
        "header": {
            "identifier": "oai:https:\/\/www.adeddergi.com\/:sayi\/68a8c20f8ce9e",
            "datestamp": "2020-12-30"
        },
        "metadata": {
            "title": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi, Cilt: 4 Sayı: 4",
            "creator": "",
            "subject": null,
            "description": null,
            "publisher": "Prof. Dr. Mehmet Özdemir",
            "date": "2020-12-30",
            "type": "Journal Issue",
            "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/sayi\/68a8c20f8ce9e",
            "language": "tr",
            "rights": "Creative Commons"
        }
    },
    "articles": [
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c23a0befa",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Adanalı Ziyâ&#039;nın Muhammesleri",
                "creator": " Mehmet Sarı",
                "subject": null,
                "description": "Adanalı Ziyâ XIX. yüzyıl şâirlerindendir. 1859’da Adana’da doğdu. İlk öğrenimini ve orta öğrenimini Adana’da tamamladı. İstanbul’a giderek Enderun’da iyi bir eğitim aldı. Daha sonra Vakıflarda memurluğa başladı. Bu sıralarda yeni şairlerle tanıştı ve alkole alıştı. Dönemin baskıcı yönetimine karşı şiirler yazdı. Hicivlerinden dolayı başı dertten kurtulamadı. Hapishaneye atıldı, hastaneye yatırıldı ve Fizan'a sürüldü. Affedilerek 1895’te Afyonkarahisar’a gönderildi. Burada 37 yıl görev yaptı ve 1932’de vefat etti. Adanalı Ziyâ, daha çok aşk, adalet, halk, hürriyet ve vatan temalı şiirler yazdı. Divan şairlerinin son temsilcilerinden olup hicivleri ile dikkat çekti. Bu tür şiirlerinde toplumsal konuları ve adaletsizlikleri işledi. Elde bir divanı veya divançesi yoktur. Şiirlerini bir defterde toplamak istedi ise de gerçekleştiremedi. Şiirlerinin bazıları dergi ve gazetelerde yayımlandı. Şiirlerinin bir kısmı kayboldu. Bir kısmı çeşitli dergi ve gazetelerde -önemli hatalarla- yayımlandı. Arap harfli ve Latin harfli metinlerden hareketle şiirlerin yeni metinlerini oluşturduk. Bu Çalışmada Onun “Muhammes” şekliyle yazılmış şiirleri üzerinde durulacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2020-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c23a0befa",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c23b31da5",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Eski Anadolu Türkçesiyle Yazılmış Bir Tefsirin Cümle Yapısı",
                "creator": " Funda San",
                "subject": null,
                "description": "Eski Anadolu Türkçesi döneminde yazılan eserler arasında Kur’an tercüme ve tefsirleri önemli yer tutar. Bu tercüme ve tefsirlerin kimi tüm Kur’an’ı ele alırken kimi de sadece bir kısmını \/ bir cüzünü esas alır. Bu cüz tefsirlerinin en bilineni, Kur’an’ın son cüzü, otuzuncu cüzünde yer alan Amme Cüzü tefsiridir. Eski Anadolu Türkçesi döneminde yazılmış Amme Cüzü tefsirlerinden biri de Üveys bin Hoca Osmân bin Emîr İlyâs bin Evliyâ tarafından yazılan Amme Cüzü Tefsiridir. 14. yüzyılın sonu ile 15. yüzyılın başlarında yazıldığı tahmin edilen tefsir, döneminin dil özelliklerini iyi yansıtması bakımından incelemeye değer mensur bir eserdir. Yüksek lisans tezi olarak hazırladığımız metnin söz varlığı ve gramer yapısının yanı sıra dikkat çeken dil özelliklerinden biri de metnin cümle yapılarıdır. Devrik cümleler ve Farsça cümle yapılarının bolca yer aldığı eser, adeta vaaz havasında bir konuşma üslubuyla kaleme alınmıştır. Araştırmalarımız sonucunda hakkında ayrıntılı bilgi bulamadığımız müellifin, giriş kısmına düştüğü nottan bir din hocasının oğlu olduğu anlaşılmaktadır. Kendisinin de bir hoca olması muhtemel olan müellif, eserini halka hitap eder gibi yazmıştır. Bu konuşma üslubu, doğal olarak söz dizimine de yansımıştır. Kısa kısa ve birbirini takip eden cümleler, bağlaçlarla birbirine bağlanmış; böylece birkaç satırı bulan uzun cümleler oluşturulmuştur. Metnin cümle yapısında karşımıza çıkan devrik ve birleşik cümleler ile cümle başındaki zarf ve bağlaçlarla kurulan cümleler Eski Anadolu Türkçesi döneminin söz dizimi yapısını göstermesi açısından önemlidir. Dört nüshası bulunan eserin Süleymaniye nüshası esas alınarak hazırlanan bu yazıda metinden alıntılanan bazı cümle örnekleri tasniflenerek incelenmeye çalışılmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2020-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c23b31da5",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c23c120c2",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Semantik Bir Fiil Kategorisi Olarak Akış Fiilleri",
                "creator": " Tarik Çeli̇k",
                "subject": null,
                "description": "Kelime türleri üzerine yapılan kategorik çalışmalarda “fiiller” araştırmacılar için zengin bir çalışma alanı sunmaktadır. Fiiller genellikle yapı ve çatı bakımından ele alınıp incelenmekteyken bunlara anlam bilimin temel alındığı çalışmaların eklenmesiyle inceleme sahası daha da genişlemiştir. Dil bilimin inceleme alanlarından birisi olan ve alanyazında semantik olarak da adlandırılan anlam bilim disiplinler arası özelliğe sahiptir. Fiillerin anlam bilim temelli sınıflandırmasına yabancı araştırmacıların öncülük ettiği bilinmektedir. Yerli veya yabancı araştırmacıların konuyla ilgili farklı önerileri bulunmakla birlikte “akış deneyimi kuramı” bugüne kadar söz konusu başlık altında ele alınmamıştır. Akış deneyimi, Csikszentmihalyi’nin farklı meslek gruplarından insanlarla yaptığı mülakat sonucu ortaya koyduğu bir teoridir. Genel olarak kişinin içinde bulunduğu psikolojik bir durumu tanımlamaktadır. Mevcut çalışmalarda teori; tüketim alışkanlıkları, turizm faaliyetleri, sanat etkinlikleri, dini ritüeller gibi hayatın içinden pek çok etkinlikle ilişkilendirilmiştir. Fakat bugüne kadar dil bilimle ilişkilendiren bir çalışma yapılmamıştır. Bu çalışmada Türkçede yer alan ve “meşgul olma; kendini verme ya da dalma anlamına gelen odaklanmış yoğunlaşma” anlamı taşıyan fiiller ele alınmış ve bu özellikteki eylemler için “akış fiilleri” yeni bir kavram olarak önerilmiştir. ",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2020-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c23c120c2",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c23f4df07",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Revânî’nin İşret-nâme Adlı Eserinde Metin-Minyatür İlişkisi",
                "creator": " Burak Beken",
                "subject": null,
                "description": "Divan edebiyatında müstakil edebî türler içinde sâkînâmeler, kaleme alındıkları toplumun sohbet, işret ve zevk anlayışını yansıtmasıyla önemli bir yere sahiptir. Minyatürlü metinler ise genel anlamda okuyucunun tahayyülünü destekler niteliktedir. Sâkînâmelerde minyatürler, Divan şiiri dairesinde konu edilen sâkî, şarap, ‘ıyş u işret gibi kavramların daha net bir şekilde anlaşılmasına katkı sağlayabilir. Revânî’nin İşret-nâme’sinin bir nüshasında da minyatürler metinle birlikte resmedilmiştir. İşret-nâme’de metin-minyatür ilişkisi bu çalışmaya konu edilmiştir. Divan şiirinin ilk müstakil sâkînâmesi sayılan İşret-nâme’nin Staatsbibliothek zu Berlin Ms. or. oct. 3366 numarada kayıtlı nüshasındaki on adet ve aynı kütüphanenin Diez A oct. 144 numarada kayıtlı nüshasındaki bir minyatür incelenerek minyatürlerin nitelikleri belirlenmiştir. Nitelikleri ifade edilen minyatürler ile eserin metin kısmında anlatılanlar arasında fark olup olmadığı, bunların ne ölçüde uyumlu olduğu tespit edilerek minyatürlerin metni tasvir gücü ortaya konmuştur.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2020-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c23f4df07",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c24694eca",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Leyla Erbil&#039;in \"Cüce\" Romanında Varoluşsal İzler",
                "creator": " Meliha Yonca Erdem",
                "subject": null,
                "description": "İlk kıvılcımlarını 19. yüzyılın ortalarında gösteren varoluşçuluk felsefesi (egzistansiyalizm), esas itibarıyla varoluşun anlamını sorgular. Bu felsefeye göre, insan varlığı özgürdür ve insanın varoluşu özünden önce gelir. Bu akım, özellikle İkinci Dünya Savaşı’nın ardından, önce Batı edebiyatında daha sonra Türk edebiyatında tesirli olmaya başlar.Türk edebiyatının 1950 kuşağının temsilcilerinden Leyla Erbil’in eserlerinde varoluşçuluk felsefesinin izleri, yoğun biçimde takip edilir. Yazarın bilhassa 2001 yılında yayımladığı Cüce adlı romanında söz konusu düşünce akımının sınırlarını çizdiği fenomenler ön plana çıkar. Bu makalede Leyla Erbil’in, ana karakter Zenîme’nin ontolojik sorgulamalarından meydana gelen Cüce romanındaki bunaltı, benlik, kaçış, hiçlik, cinsellik, yabancılaşma ve ölüm gibi varoluşsal fenomenler tespit edilip Jean Paul Sartre, Simone de Beauvoir, Sѳren Kierkegaard, Samuel Beckett, Albert Camus ve Martin Heidegger gibi varoluşçu filozof ile yazarların felsefi görüşleri ışığında tahlil edilip değerlendirilir. Böylelikle tümevaran bir yöntemle, Cüce romanından hareketle Leyla Erbil’in edebiyat anlayışında varoluşçuluk felsefesinin konumu belirlenir ve edebiyat-felsefe ilişkisinde “insan”ı anlamak ile anlatmak amacının ortaklığı bir kez daha gözler önüne serilir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2020-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c24694eca",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c24c05a3a",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "İzâkî ve Yayımlanmamış Türkçe Şiirleri",
                "creator": " Ahmet İçli",
                "subject": null,
                "description": "İnsanların, kendini ifade etme ve çevresini tanıyıp tanımlama sürecinde oluşturduğu görsel, yazılı ve sözlü ürünler, çevresini nasıl gördüğü ve yaşadığına dair ipuçları barındırır. Tarihsel süreçte insanoğlu, duygu ve düşüncelerini yazıya dökmüş, kendini ve çevresini, dönemine ve geleceğe aktarmıştır. Türk edebiyatında birçok edip, eserlerini bugünlere miras bırakmıştır. Bunların birçoğuna ait bilgi ve belgeler incelenmiş bir kısmı da incelenmeyi ve gün yüzüne çıkarılmayı beklemektedir. Klâsik Türk Edebiyatı olarak da nitelendirilen Divan edebiyatı geleneğinde şiir yazanlardan biri İzâkî’dir. Hakkında, tezkirelerde ve diğer birinci derecede edebiyat kaynaklarında bilgi bulunmamaktadır. Ondan ancak tespit edilebilen ve incelenebilen mecmualardaki şiir örneklerinden hareketle haberdar olunmaktadır. Eldeki verilere göre onun, en erken 16.yüzyılın ikinci yarısı ile 17. yüzyılın ilk yarısında yaşadığı söylenebilir. İzâkî’nin bazı şiirleri bir ansiklopedi maddesi ve bir akademik makale vasıtasıyla yayımlanmıştır. Ayrıca kendi mecmuası üzerinde iki yüksek lisans çalışması vardır. Bazı şiir mecmualarında da ona ait şiir örnekleri tespit edilmiştir. İzâkî’nin tanıtımı ve ona mecmuasındaki şiirlerinin yayımlandığı çalışmanın devamı niteliğindeki bu makalede, şaire ait tespit edilen manzumelerin Latin harflerine aktarımları yapılacaktır. İncelemede İzâkî’nin, yirmidört (24) yeni şiiri bulunmaktadır. Bu şiirler, Kasımî’nin Bahru’l-Maarif’inde geçmektedir. Bunlar arasında şairin Farsça bir gazeli de vardır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2020-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c24c05a3a",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c251532c8",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "A Victorian Interpretation of Rubâiyât of Omar Khayyâm by Edward FitzGerald",
                "creator": " Emrah Atasoy",
                "subject": null,
                "description": "Edward FitzGerald’s translation of Omar Khayyam’s ruba’i in his work, Rubâiyât of Omar Khayyâm (1859) demonstrates stark differences from the actual work of Omar Khayyam. FitzGerald’s translation or re-writing includes numerous themes and characteristics such as pessimism, skepticism, loss of faith, brevity, transience, ephemerality of life, hedonism, Epicureanism, materialism, and cynicism peculiar to the Victorian era. In this respect, FitzGerald’s literary work does not communicate the underlying features of Khayyam’s poetry, but illustrates the concerns, anxieties, doubts, and the mainstream mood of the Victorian era, an age of duality. This study will, therefore, discuss to what extent FitzGerald’s Rubaiyat is a Victorian invention. Prior to the discussion, brief information about the poet, Omar Khayyam will be given. Then, through specific references from the work and the explication of domestication and foreignization strategies in translation, it will be ultimately argued that FitzGerald’s translation does not communicate the Persian poet Omar Khayyam’s rich literary legacy, but is adapted or re-formulated in order to reflect upon the Victorian period.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2020-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c251532c8",
                "language": "İngilizce",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c25898751",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "1556 Tarihli Muhammediye’de Yardımcı Ünlüler Açısından Dudak Uyumu",
                "creator": " Kadir Yilmaz",
                "subject": null,
                "description": "Bu çalışmada Eski Oğuz Türkçesinden Osmanlı Türkçesine geçiş dönemi eserlerinden olan Yazıcıoğlu Mehmet’in Muhammediye’sinin 1556 tarihli nüshasında yardımcı ünlüler açısından dudak uyumu konusu ele alınmıştır. Eser, Oğuz Türkçesinin tarihî seyrini ortaya koyma çalışmaları açısından önemli dil verileri sunmaktadır. XVI. yüzyıl, dudak uyumunun bulunmadığı Eski Oğuz Türkçesi dönemiyle bu sürecin tamamlandığı XVIII. yüzyıl sonrası arasında bir geçiş devresi niteliği taşımaktadır. Muhammediye’nin ele aldığımız nüshası, bu geçiş devresinde yer alması sebebiyle önemli fonolojik örnekler barındırmaktadır. Metinde dudak uyumuna geçişin öncelikle sözcük tabanına yakın olan yardımcı ünlüyle başladığına dair çok sayıda örneğe rastlanmıştır.Metnimizde bazı yardımcı ünlülerin nöbetleştiği, bazı yardımcı ünlülerin ise nöbetleşmediği görülmektedir. Yardımcı ünlülerin farklı sözcük tabanlarına düzlük-yuvarlaklık açısından farklı biçimde getirilmesinin yanı sıra aynı sözcük tabanına farklı biçimde getirildiği de tespit edilmiştir. Yardımcı ünlülerle ilgili bu çalışmada sunduğumuz veriler, Eski Oğuz Türkçesi metinlerinde dudak uyumu açısından nadiren görülen egemen Oğuz boylarının ağız özelliklerinin XVI. yüzyıldan itibaren metinlere girmeye başladığının tanıklarıdır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2020-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c25898751",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c25dd4d6e",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Halide Edib’s Anti-War Stance in Masks or Souls",
                "creator": " Neslihan Günaydın Albay",
                "subject": null,
                "description": "In Masks or Souls written by a well-known woman novelist and feminist activist, Halide Edib Adıvar in 1945, the world problems and threats encountered are approached from the perspective of Nasreddin Hodja, one of the important figures of Turkish humor and philosophy in the thirteenth-century. Her being influenced by the philosophy of Nasreddin Hodja in Akşehir inspired her to write such a work in this style. The major people in the play are William Shakespeare and Nasreddin Hodja. Halide Edib develops a fantasy about sending these two personalities to the world after death, and events develop in this direction. Consisting of a prologue and four acts, Masks or Souls is a work in which fragmentary expression is preferred, which does not depend on time and space elements. Spaces can be classified as earth and the hereafter or earth and sky in general. Criticizing the top-down structure of the reforms and westernization process that took place immediately after the declaration of the Turkish Republic in 1923 throughout the play, Halide Edib closely experienced the material and spiritual two-way nature of people in the war environment as a person who personally experienced the destructive effects of wars on the shaping of the soul and body. During the voluntary exile period that she preferred during her maturity years, she saw the east and the west on her trips to America and India and made a comparison. She wanted to bring together the writers and personalities she was influenced by and reveal the true face of the human being hidden behind masks because the meanings of the concepts of “good” and “bad” are intertwined. The objective of this paper is to show how Masks or Souls epitomizes Halide Edib’s anti-war stance and pacifist nationalism as an example of anti-war literature.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2020-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c25dd4d6e",
                "language": "İngilizce",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c26419f00",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Çorum Ağzındaki Eskicil Söz Varlığından Örnekler",
                "creator": " Zühal Olmez,  Nermin Değer",
                "subject": null,
                "description": "1932’den itibaren başlayan Anadolu Ağızlarındaki söz varlığının kayıt altına alınması çalışmaları, 1963’ten itibaren Derleme Sözlüğü’nün yayımlanma sürecinin başlamasıyla büyük bir gelişme kaydetmiştir. Bunun yanı sıra her bölgeden, ilden, ilçeden, köyden derlenen malzemeye dayanan yeni çalışmalarla Anadolu ağızlarındaki zengin söz varlığı ortaya çıkarılmış ve çıkarılmaya devam etmektedir. Ağızlardaki söz varlığı Tarihi Türk dillerindeki eskicil sözcüklerin korunması itibariyle de ayrı bir önem arz etmektedir. Bu tür sözcüklerin bir kısmı Türkiye Türkçesinde de kimi ses değişikleriyle yaşamaktadır. Bu eskicil sözcüklerin Anadolu ağızlarında eski biçimiyle aynı anlamda yaşadığı ya da anlam genişlemesi, anlam daralması vb. durumlara uğrayarak günümüze kadar ulaştığı görülmektedir. Bu çalışmada Çorum Ağzındaki eskicil (arkaik) sözcükler belirlenmeye çalışılmış ve yaklaşık 350 civarında eskicil sözcük tespit edilmiştir. Makale çerçevesinde tüm sözcüklerin değerlendirilmesi mümkün olmadığından kısaca söz varlığı üzerinde durularak bugün ölçünlü dilde ya da yazı dilinde kullanılmayıp Çorum ve yakın çevre ağızlarında yaşayan, Anadolu ağızlarında çok yaygın olmayan on sözcüğün (belinlemek, bahanak, danlamak, gelengi, goynumek, günülemek, kağşamak, örklemek, süsmek, yumuş) köken bilgisi üzerinde durulacaktır. Türk dilinin en eski evrelerinden yola çıkılarak tarihî dönemler içerisinde sözcüklerin geçirdiği değişimler ele alınacaktır. Tespit edilen sözcüklerin yapı ve anlam bakımından eskicilliği belirtilerek, Türkçenin tarihi dönemleri ile karşılaştırılarak sözcüklerin bu evrelerdeki kullanım şekilleri ortaya konulacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2020-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c26419f00",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c26943cb2",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Angels or Demons: A Comparative Analysis of Motherhood Concept in World Literature",
                "creator": " Senem Üstün Kaya",
                "subject": null,
                "description": "From the beginning of the history of humanity, motherhood has been considered as the most sacred and constant attribute in many cultures. During periods, although women’s roles and responsibilities have changed due to the social, politic and economic events, the main responsibility of a woman has always been accepted as ‘‘motherhood’’. With the modern era, as women participated in social spheres, mothering has been shaped in terms of expectations and prejudices. Motherhood has evolved through ages, yet, the expected notions of mothers mirror and recall similar attributes in almost all cultures: patience, self-sacrifice, compassion, charity and unconditional love towards children. There are various conducted studies based on the concept of ‘‘motherhood’’ in psychology, anthropology and literature. However, for this study, in order to exemplify the concept of ‘‘motherhood’’ defined by Adrienne Rich in her work Of Woman Born (1976), certain mother figures from the literary texts of world literature were chosen and comparatively analyzed. The aim of this study was not to generalize the concept of “motherhood” for every culture in world literature, yet, based on the findings of the analysis, it was observed that the perception of ‘‘motherhood’’ has been reflected in similar ways in many literary works of different cultures. Therefore, this study is exemplarily for further comparative literary studies based on motherhood and mothering in world literatures.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2020-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c26943cb2",
                "language": "İngilizce",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c270a007d",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "XV. Yüzyıl Şairlerinden Kemâl Ümmî’nin Kırk Armağan Mesnevisi",
                "creator": " Mehmet Altinova,  Şule Kandemir",
                "subject": null,
                "description": "XV. yüzyıl, Necâtî, Avnî, Adlî, Mihrî Hatun, Mesihî, Hamdullah Hamdî gibi önemli şairlerin yetiştiği bir devirdir. XVI. yüzyılın sanat anlayışına zemin hazırlayan bu yüzyılın şairleri arasında asıl adı İsmail olan Kemâl Ümmî de bulunmaktadır.Kemâl Ümmî, Anadolu sahasında tekke tasavvuf edebiyatı çizgisinde ilerlemiş mutasavvıf bir şairdir. Şairin, Türkiye’deki kütüphanelerde otuzdan fazla el yazması olan Dîvân’ının dışında müstakil olarak kaleme aldığı eserleri de bulunur. Bunlar arasında Risâle-i Vefât, Risâle-i Îmân ile büyük çoğunluğu şairin Dîvân’ı içinde yer alan Kırk Armağan adlı mesnevisi vardır. Didaktik mesneviler içerisinde kabul edilebilecek olan bu mesnevilerde şair, dinleyen ve okuyan kesimi doğru yola yönlendirecek tavsiyelerde bulunur.Bu mesnevilerden Kırk Armağan, eserin üslubu ve dili yönüyle diğerlerinden daha fazla dikkat çekmektedir. Eser bazı kaynaklarda Kırk Hadis türünün ilk örnekleri arasında gösterilirken bazı kaynaklarda bir hadisin şerhi olarak değerlendirilmiştir. Mesnevide şair, ölümünü isteyen bir adam ile Hz. Muhammed arasında geçen konuşmayı anlatır ve ikisi arasında geçen uhrevi seyahati gözler önüne serer. Bu yolculuk on menzil üzerine kurulmuştur. Her menzilde ölümünü isteyen adamın hazırlaması gereken dörder armağan bulunur. Eser bu sebepten Kırk Armağan adını taşır. Kırk Armağan, 210 beyitten oluşmasına rağmen olay, zaman, kişi ve mekân gibi tahkiye unsurlarının tamamını içinde barındırmaktadır.Çalışmada Kırk Armağan’ın Türkiye’deki kütüphanelerde tespit edilmiş üç nüshası tenkitli metin olarak hazırlanmış, beyitler nesre çevirileriyle sunulmuştur. Metin Eski Anadolu Türkçesinin dil özellikleri bakımından incelenmiştir. Metinde geçen atasözleri, deyimler tespit edilmiş, söz varlığına değinilerek dil araştırmacıları için katkı sunulmaya ve eserin türü konusunda yeni bir görüş geliştirilmeye çalışılmıştır.  ",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2020-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c270a007d",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c275e157e",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Aylak Adam Romanına Farklı Bir Yaklaşım: Bir Puer Aeternus Arketipi Olarak Bay C.",
                "creator": " Kemal Çinko",
                "subject": null,
                "description": "Carl Gustav Jung psikoloji biliminin öncülerinden biri olup analitik psikolojinin kurucusu olarak tanınmaktadır. Jung’un psikoloji literatürüne kazandırdığı önemli terimlerden biri “arketip”tir. Ana örnek, ilk örnek, ilk model gibi anlamlara gelen arketip kavramını Jung kolektif bilinçdışının çekirdek yapıları olarak değerlendirmiştir. Jung temelde dört arketip tanımlamıştır. Ancak ona göre bu arketiplerin sayısı aslında sınırsızdır. Jung’un tanımladığı çok sayıda arketipten biri de çocuk arketipidir. Puer aeternus ise “ebedî çocukluk” olarak bu arketip içinde yer alır. Arketip kavramı edebi eserlerde de çokça yansıması bulmuştur. Nitekim Yusuf Atılgan’ın ilk romanı olan Aylak Adam romanında da roman başkişisi Bay C.’de puer aeternus\/ebedî çocukluk arketipiyle uyumlu birçok taraf olduğu görülmüştür. Bu çalışmanın amacı çokça Oedipus karmaşası merkeze alınarak değerlendirilen C.’ye farklı bir açıdan yaklaşarak onun puer aeternus ile uyumlu yanlarını ortaya koymaktadır. Bu amaçla çalışmada öncelikle arketipler hakkında bilgi verilmiş, puer aeternus arketipi tanıtılmış ve C.’nin bu arketip ile birçok yandan uyuştuğu örneklenerek onu bir ebedî çocuk olarak değerlendirmenin mümkün olduğu sonucuna varılmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2020-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c275e157e",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c27c3dbd2",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Karnavalizmin Çocuk Edebiyatına Yansıması ve Pedagojik İşlevi",
                "creator": " Erhan Şen",
                "subject": null,
                "description": "Bu çalışmada çağdaş edebiyat kuramcılarından Mihail Bahtin (1895-1975)’in karnavalizm kavramı açıklanmış, bunun çocuk edebiyatına yansımaları ve pedagojik işlevi tartışılmıştır. Çocuk edebiyatı öncelikle yetişkin performansına dayalı bir yazınsal üretim formudur. Yapıtın kurgulanmasından, basılmasına ve alınıp satılmasına kadarki tüm süreçlerde etkin kişiler yetişkinlerdir. Çocuk ise bu alanda çoğunlukla okur konumundadır, yani metnin tüketicisidir. Bu nedenle çocuk edebiyatında yetişkin bakış açısının egemenliğinden söz edilebilir. Ancak karnavalistik görme biçimiyle yazılmış bazı metinler bu otoriteyi yıkar, toplumu ya da yetişkini aşan bir güçle çocuğu donatır ve bağımsızlaştırır. Bu tür metinlerdeki karnavalesk karakterler aracılığıyla çocuk okur bireyin bazen toplumsal normlardan daha güçlü olabileceğini sezer, ideolojik aygıtların bireyi nasıl biçimlendireceğine dönük bir öngörü kazanır, eleştiri kültürü edinir. Böylelikle çocuk, imgelemsel bir alanda da olsa bir yandan özneleşirken öte yandan da sosyo-kültürel mekanizmanın ısrarla dayattığı normlara ilişkin bilinç kazanır. Karnaval ruhunun çocuk edebiyatı yapıtlarında diğer bir önemli işlevi de şiddet olgusunun çocuğa uygun bir yöntemle işlenmesine hizmet etmektedir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2020-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c27c3dbd2",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c28179246",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Mehmet Rauf’un “Halâs” Adlı Romanında İşgal ve Direniş",
                "creator": " Merve Şener",
                "subject": null,
                "description": "Mehmet Rauf’un çalışmaya konu olan Halâs (1929) adlı romanı, Türk halkının Mütareke ve Milli Mücadele yıllarındaki işgaller karşısında gösterdiği direnişi konu edinir. Eser kurgusunda, romanın baş karakteri Nihat’ın yaşadığı olayların paralelinde; İzmir ve İstanbul’un işgali, Erzurum ve Sivas Kongreleri’nin gerçekleşmesi, düzenli ordunun kuruluşu, Urfa, Maraş ve Antep şehirlerinin düşman işgalinden kurtulması, Sevr Antlaşması’nın İstanbul Hükümeti tarafından kabul edilişi ve Ankara’da yeni bir hükümetin kuruluşu, kronolojik bir sırayla yer almaktadır. Mehmet Rauf, Anadolu’daki direnişi ve kurtuluş öyküsünü Nihat karakteri üzerinden hikâyeleştirmiştir. Bu çalışma kapsamında Halâs adlı eser, işgal ve direniş açısından incelenmiştir. Türk tarihinin önemli dönemeçlerinden biri olarak kabul edilen Millî Mücadele dönemini anlatma meselesine bir sorumluluk duygusu ile yaklaşan Mehmet Rauf, eserini tarihsel gerçeklere dayandırarak ele almıştır. Bu bakımdan, çalışmada, edebi bir eserin tarihî gerçekliği ne derece yansıttığına, eserden yapılan alıntılarla dikkat çekilmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2020-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c28179246",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c288ce5a6",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Güngör Dilmen&#039;in Bağdat Hatun Oyununda Demonik Kadın Kurgusu",
                "creator": " Ebru Vural Arslan",
                "subject": null,
                "description": "Tiyatro insanın doğasını, serüvenini ve yazgısını konu edinir. Tarihî, toplumsal ve kültürel koşulların biçimlendirdiği bu serüven ele alınırken oyun kişilerinin rolleri, içinde bulunulan toplumun değerler sistemini yansıtacak ya da bu sisteme yön verecek biçimde kurgulanır. Cumhuriyetten sonra yazılan tiyatro oyunları incelendiğinde genellikle dramatik yapıyı kuran demonik kadınlar, oyunların ortak unsuru olarak belirir. Güngör Dilmen’in Bağdat Hatun oyununda oyunun başkişisi Bağdat Hatun, itaatsizliği, hırsları ve arzuları nedeniyle çevresindekileri yıkıma uğratan demonik bir kadın olarak kurgulanır. Ataerkil toplum düzeninin yapısını ve ahlaki değerlerini tehdit eden Bağdat Hatun, arzularını dizginleyemediği için kendi sonunu da hazırlamış olur. Cennetten kovulma mitlerine, erken dönem anlatı türlerine ve tiyatro dışındaki modern anlatılara bakıldığında da kadın, genellikle baştan çıkaran kişi konumunda yer alır. Bu çalışmada kadına getirilen kötücül bakışın kaynakları, kolektif bilinçdışının ürettiği demonik kadın imgesinin bu oyundaki yansıması, ayrıca Türk mitolojisinde yer alan Erlik Han, Kam ve büyü yapma gibi ögelerin bu dönüşüme olan katkısı belirlenmeye çalışılacaktır. ",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2020-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c288ce5a6",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c28f27d37",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Nahid Sırrı Örik’in “Eve Düşen Yıldırım” Hikâyesini Tahlil Denemesi",
                "creator": " Tuğba Afacan",
                "subject": null,
                "description": "Yaşadığı dönemde herhangi bir edebî topluluğa katılmayan Nahid Sırrı Örik, özellikle roman ve hikâyeleriyle adını günümüze taşıyan yazarlardan birisidir. Yazarın “Eve Düşen Yıldırım” adlı hikâyesinin incelendiği makale, başlıca beş bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde öncelikle yazarla ilgili kısa bir bilgi verildikten sonra hikâyenin künyesine ve hikâye hakkında çıkan tartışmalara değinilmiştir. Konu bölümünde hikâyenin muhtevası ayrıntılı bir şekilde anlatılmış, tema başlığında ferdî ve sosyal temaların birlikte kullanıldığı bilgisine ulaşılmıştır. Yapı bölümü; olay örgüsü, şahıs kadrosu, zaman, mekân, dil ve anlatım olmak üzere beş alt başlıkta ayrıntılı olarak değerlendirilmiştir. Olay örgüsünde hikâyenin gerilim noktalarını oluşturan belli başlı olaylar ele alınarak kahramanlar arasındaki çatışma unsurları ortaya konulmuştur. Şahıslar ise öncelikle fiziki özellikleri ile tanıtılmış ve sonrasında şahısların hikâyedeki ayırıcı niteliklerine yer verilmiştir. Zaman bahsinde hikâyenin vaka zamanı ve sosyal zamanı belirlenmiştir. Hikâyenin dış mekânı Ankara’dır ve bunun yanında Cebeci’deki ev ise iç mekânı oluşturur. Son olarak dil ve anlatım bahsinde de yazarın üslubu ve hikâyede kullanılan temel anlatım tarzları örnekler verilerek kısaca açıklanmıştır. Sonuç bölümünde ise yazarın güzellik tutkusuna vurgu yapılarak “Eve Düşen Yıldırım”ın yazarının edebî anlayışını yansıtan tipik bir hikâye örneği olduğu bulgusu saptanmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2020-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c28f27d37",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c29472ba5",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Leylâ Erbil’in “Aitsiz Kimlik”i Neslihan: Karanlığın Günü’nde Kendilik Bilinci",
                "creator": " Burcu Şahin,  Yakup Çelik",
                "subject": null,
                "description": "Tuhaf Bir Kadın (1971) adlı metniyle yazın parantezini açan Leylâ Erbil, Tuhaf Bir Erkek (2013) ile parantezi kapatmıştır. Bu parantezin içindeki Karanlığın Günü, Mektup Aşkları, Cüce, Üç Başlı Ejderha ve Kalan adlı romanları meseleleri ele alış biçimiyle edebiyat tarihinde ayrıksı bir yerde durmaktadır. Daha çok feminist yazın içinde değerlendirilen bu yedi metin, elbette insan oluş, “kendilik bilinci”, “kendiiçinvarlık”, “kendi olma” vb. farklı meseleler merkeze alınarak da incelenebilir. Tuhaflık parantezindeki yedi metinde tematik açıdan sarmal bir yapının olduğu görülmektedir. Metinlerin birbirinden doğduğu, birbiriyle konuştuğu, baştan sonra neredeyse tek bir romanın bölümleri olduğu ve bir merkezde toplandığı iddia edilebilir. Bu merkezde birey olmaya, kimlik oluşturmaya çalışan, bunun mücadelesini toplumla ve her türden kurumla çatışarak veren kişilerin nihayetinde hiçbir yere tam mânâsıyla ait olamamaları, Cüce metnindeki Zenîme Hanım’ın ifadesiyle birer “aitsiz kimlik” oluşları anlatılır. Bu çalışmada Karanlığın Günü romanının “aitsiz kimlik”i Neslihan’ın kendilik sorunsalında nasıl biçimlendiği belirlenecektir. Foucault’nun “kendini biçimlendirme teknolojileri” teriminden hareketle Neslihan’ın kendiliğinin yazıda ve yazarlıkta şekillendiği üzerinde durulacak, gündelik hayatın sıkıntılarıyla tam bir metne ulaşamamasının yarattığı narsisistik zedelenmenin de etkisiyle en nihayetinde kendini aitsiz oluşla tanımladığı görülecektir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2020-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c29472ba5",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c29a0fd9b",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Abdurrahmân Nâcim Efendi ve “Hüviyyet-i Sübhânî ve Mâhiyyet-i İnsânî” Adlı Şerhi",
                "creator": " İsmail Hakkı Aksoyak",
                "subject": null,
                "description": "Abdurrahman Nâcim Efendi 19.yüzyıl şair ve bürokratlarındandır. Nâcim Efendi, bin sekiz yüz otuz üç yılında Süleymaniye’de dünyaya gelmiştir. Babası Süleymaniye eşrafından Mehmet Bey’dir. Nâcim Efendi, Süleymaniye ve Bağdat medreselerinde eğitim görüp icazetname almıştır. Daha sonra İstanbul kütüphaneleri müfettişliğine tayin oldu. Bir müddet Tunus ve Paris’te görev yaptıktan sonra Bayezid Rüşdi mektebi Farsça öğretmenliğine tayin olmuş, daha sonra da Vakayii Zabtiye gazetesi müdürlüğüne, İstanbul temyiz meclisi şubesi mümeyyizliğine tayin olundu. Sırası ile Bükaülaziz,Baalbek, Lâzkiye, Hasbiya, Cebele-i Edhemiye kaymakamlıklarını yaptıktan sonra Lüleburgas ve Edirne savcılığı yapmıştır. Şair görevleri neticesinde mütemayiz rütbesi, dördüncü rütbe Osmanî nişanı ve iftihar madalyası elde etmiştir. Nâcim Efendi, 1312\/1895 yılında Harpu’ta vefat etmiştir. Türkçe, Farsça, Arapça dillerini konuşup yazacak seviyede, Kürtçeyi de konuşacak seviyede bilmektedir. Nâcim Efendi, bu dillerde pek çok eser yazmıştır. Bu eserlerden bir tanesi de bu çalışmanın konusu olan Hüviyyet-i Sübhânî ve Mahiyyeti İnsânî’dir. Eser, “Biz âyîneyiz sûret-i lâhut-nümâyız\/Biz mazhar-ı eltâf-ı Hudâ mest-i gedâyız.” matlalı gazelin şerhidir. Eser, Nâcim Efendi’nin el yazısı ile 1296\/1878 yılında basılmıştır. Bu çalışmada adı geçen eserin çeviri yazı metnine yer verilecektir.  ",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2020-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c29a0fd9b",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c29f73e53",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Dört Dörtlük Öğütler: Dört Sayısı Üzerine Kurulmuş Türkçe Mensur Nasihatnamelerin Mukayesesi ve Kâtip Ali Efendi’nin Pendnâme’si",
                "creator": " Şeyma Benli",
                "subject": null,
                "description": "Bu makale, XVI. yüzyılın sonlarında veya XVII. yüzyılın başlarında hayatta olduğu tahmin edilen Ali Efendi isimli bir kâtibin telif ettiği pendnameyi ve benzeri eserlerle mukayesesini konu edinmektedir. Hakkında oldukça sınırlı bilgi bulunan Kâtip Ali Efendi’nin kimliği üzerinde yapılan sorgulamaların ardından Pendnâme adlı eseri şekil ve içerik yönüyle incelenmiştir. Sade bir üslûpla yazılmış bu kısa mensur eserin dikkat çekici iki özelliği bulunmaktadır. Birincisi, baştan sona alıntılardan oluşmasıdır. Bu alıntılar peygamberler, On İki İmam, mutasavvıflar, filozoflar, âlimler ve yöneticiler gibi çeşitli gruplara mensup kişilerin sözlerinden yapılmıştır. İkincisi ise dört sayısı üzerine kurgulanmış, hep dört maddeden oluşan nasihatlerin seçilmiş olmasıdır. Makalede, dört sayısının neleri sembolize ettiği ve bir pendnamede neden bu sayının tercih edilmiş olabileceği üzerinde durulmuş, benzer şekilde alıntılardan oluşan ve dört sayısını esas alan iki mensur pendname daha araştırmaya dahil edilmiştir. İkisi de XVI. yüzyılda telif edilmiş olan, Şeyhülislam Ebussuûd Efendi’nin torunu Abdülkerim b. Mehmed’e ait Nesâyihu’l-Ebrâr ile Nasuh Nevâlî’ye ait Çeşme-i Hayât, Kâtip Ali Efendi’nin Pendnâme’si ile karşılaştırılmış, bu eserler arasındaki ilişki ortaya konulmuştur. Son olarak Kâtip Ali Efendi’nin eserinin çeviri yazımı yapılmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2020-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c29f73e53",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c2a6c40d0",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Tasarının Biçimlenişi ve Edebi Metinlere Yansıması: 2000’lerden Sonraki Popüler Türk Romanlarında “Araçsallaşma” ve Yazarın Rolü",
                "creator": " Elif Sayar",
                "subject": null,
                "description": "Medya ve popüler kültür gibi çeşitli alanların etkisi altında kalan popüler romanlar, kendi amacından çıkıp tarih, siyaset, din, kadın, vs. gibi sahaların aracı durumuna gelir. Bu durumda roman türü, estetik hedefinden saparak işlevsel yönü itibarıyla kendi dışındaki bir alana hizmet eder. Yazar, eserini kendi isteği doğrultusunda, bilinçli olarak “o” alanın aracı haline getirebilir. Eserini kaleme alan kişi, böyle bir gaye gütmeden de eserinin yayımlanmasından sonra belirli kitlelerce popülerleştirilmesi ile başka bir sahaya hizmet edebilir. Bu konudaki varsayım, eseri oluşturan yazarların kitap hakkındaki düşünceleri ile anlaşılır. 2000’lerden sonra yayımlanan popüler Türk romanları, siyaset, din, aşk, kadın, savaş, tarih, akademi, suç ve adalet gibi birçok alanın aracı haline gelir. Çalışmada eserler; türünde seçilen bir örnek dâhilinde, aracı olduğu konu bakımından değerlendirmeye tabi tutulur. Böylece “2000’li yıllardan sonra yayımlanan popüler Türk romanları hangi alanların aracı haline gelir?” sorusuna bir yanıt aranır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2020-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c2a6c40d0",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c2ac18b27",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Cahit Sıtkı Tarancı&#039;nın Bilinmeyen İki Hikayesi Üzerine Bir Değerlendirme",
                "creator": " Neşegül Boybeyi",
                "subject": null,
                "description": "Cahit Sıtkı Tarancı 1910-1956 yılları arasında yaşamış, Cumhuriyet Dönemi Türk edebiyatının önde gelen şahsiyetlerinden olmuştur. Şiir alanındaki başarısıyla ünlenmiş olsa da edebiyatçının hikâyeci yönü de bilinmektedir. Hikâyelerini daha çok geçim sıkıntısı nedeniyle kaleme aldığı ve şair yönünün daha güçlü olduğu biliniyorsa da hikâyeleri de oldukça kıymetlidir. Cahit Sıtkı Tarancı; Türk edebiyatında ölüm, yalnızlık, sevgi, aşk, kadın erkek ilişkileri, yaşama sevinci, aile ilişkileri, tabiat gibi temalarıyla bilinmektedir. Şiirlerinde olduğu gibi hikâyelerinde de aynı temalar üzerinde durduğu söylenebilir. Öyle ki şiirleri, hikâyelerinde vücut bulmuş, daha yoğun anlatımla okuyucuya aktarılmaya çalışılmış olarak değerlendirilmiştir. Karşılaştığı zorlukları eserlerine yansıtan yazar, kimi zaman karamsar iken kimi zaman ise yaşama sevincini okurlarına hissettirmiştir. Bu çalışmada ise Cahit Sıtkı’nın hikâyeciliği üzerinde, bilinmeyen iki hikâyesi bağlamında durulacaktır. Cahit Sıtkı’nın daha önce gün yüzüne çıkartılmamış ve dolayısıyla üzerine çalışılmamış “Aspiratör ve Kaynanamı Yutan Çiçek” adlı iki hikâyesi ele alınacaktır. Cahit Sıtkı’nın bu iki hikâyesi üzerine bir çalışma mevcut olmamakla birlikte ilk defa Yağmurdan Sonra Güneş adlı kitabında derlenmiş, okuyucu ile buluşturulmuştur. Çalışma bu iki hikâyenin bütün yönleriyle ele alınıp incelenmesini kapsayacaktır. İlk kez incelenecek hikâyelerin yapı, tema ve anlatım özellikleri ortaya konarak hikâyeler ayrıntılı bir şekilde irdelenecektir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2020-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c2ac18b27",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c2b165ea7",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Balázs Danka. The ‘Pagan’ Oɣuz-namä, A Philological and Linguistic Analysis. Harrassowitz Verlag, Wiesbaden, 2019.",
                "creator": " Arife Ece Evirgen",
                "subject": null,
                "description": "Balázs Danka. The ‘Pagan’ Oɣuz-namä, A Philological and Linguistic Analysis. Harrassowitz Verlag, Wiesbaden, 2019.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2020-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c2b165ea7",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c2b8906f4",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Mizah Bunun Neresinde? Klasik Türk Edebiyatında Mizah",
                "creator": " Jülide Erken",
                "subject": null,
                "description": "Tarih boyunca yapılan pek çok çalışmada mizahın ne olduğu, nasıl ve ne şekilde ortaya çıktığı; gülme, komik ve hiciv ile ne gibi bir ilişkisi olduğu araştırmacılar tarafından tartışılmıştır. Konu itibarıyla çok geniş bir yelpazeye sahip olan mizah, bugün başta edebiyat olmak üzere pek çok alanda ve bu alanların kollarında kendisine karşılık bulabilmiş, araştırma konusu olarak ele alınmıştır. Öyleyse mizah nasıl değerlendirilmelidir? Bir tür mü yoksa üslup mudur? Hangi eserlerde bulunur? Mizah ve hiciv arasındaki ilişki nedir? Klâsik Türk edebiyatı metinlerinde mizah var mıdır? Var ise mizah bunun neresindedir? Dr. Öğr. Üyesi Nilüfer TANÇ tarafından kaleme alınan ve “Grafiker Yayınları” tarafından yayımlanan Klasik Türk Edebiyatında Mizah (2020) isimli eserde bu soruların cevabı hem Batı hem Doğu kaynaklarından kapsamlı bir şekilde araştırılarak verilmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2020-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c2b8906f4",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        }
    ]
}



