{
    "issueRecord": {
        "header": {
            "identifier": "oai:https:\/\/www.adeddergi.com\/:sayi\/68a8c1065ca64",
            "datestamp": "2021-04-30"
        },
        "metadata": {
            "title": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi, Cilt: 5 Sayı: 1",
            "creator": "",
            "subject": null,
            "description": null,
            "publisher": "Prof. Dr. Mehmet Özdemir",
            "date": "2021-04-30",
            "type": "Journal Issue",
            "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/sayi\/68a8c1065ca64",
            "language": "tr",
            "rights": "Creative Commons"
        }
    },
    "articles": [
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c12ecd512",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Türkçede Yan Anlamı Temel Anlam Durumuna Geçen Sözlükbirimler",
                "creator": " Gülcan Çolak",
                "subject": null,
                "description": "Bu makalede, güncel Türkçe sözlüklerde madde başı olarak yer alan 18 çokanlamlı sözlükbirimin temel anlamından tamamen ya da büyük oranda uzaklaştıkları, yan anlamlarının ise temel anlam durumuna geçtiği, tarama araştırması ve içerik analizi yöntemleriyle kanıtlanmaya çalışılmıştır.Seçilen sözlükbirimlerin akla gelen ilk anlamını, tarama araştırması yöntemiyle belirlemeye yönelik bir anket hazırlanmıştır. 63’ü kadın, 37’si erkek ve yaş ortalaması 33 olan farklı eğitim düzeylerinden 100 kişi, anketteki sözlükbirimlerin zihinlerinde oluşan ilk anlamını belirtip bu hedef kelimeleri cümle içinde kullanmıştır. İçerik analizi için Türkçe Ulusal Derlemi’nden (TUD) yararlanılmış; hedef sözlükbirimlerin bağlam içinde gösterdikleri anlamlar ve bunların kullanım sıklıkları değerlendirilmiştir. Her iki yöntemle elde edilen verilerin değerlendirilmesi sonucunda, bu sözlükbirimlerin Türkçenin genel sözlüklerinde temel olarak açıklanan anlamlarının bilinmediği ya da kaybolmakta olduğu; yan anlamlarının ise günümüz Türkçesinde temel anlam durumuna geçtiği tespit edilmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c12ecd512",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c12fc7191",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Beki L. Bahar&#039;ın Eserlerinde Ankara",
                "creator": " Ayşe Ulusoy Tunçel",
                "subject": null,
                "description": "Beki L. Bahar, şiir, hikâye, tiyatro gibi edebiyatın çeşitli alanlarında, Türkçe edebî eserler ve bu türler üzerine denemeler kaleme almış bir yazardır. Bu eserlerin yanı sıra Bahar, Ankara, Bursa, Edirne ve Eskişehir Yahudi toplumu üzerine araştırma yazıları da yazarak üretkenliğini devam ettirmiştir. Yahudi asıllı olan Beki Bahar, Ankara Yahudi toplumunun tarihçesini ve kültürel uygulamalarını aktarırken, konuyu Ankara'nın tarihiyle paralel bir şekilde ele almıştır. Hayatının büyük bir bölümünü (1937-1980) Ankara'da geçiren Beki Bahar, Ankara'da doğmamış olsa bile, kişiliğinin bu şehrin kendine özgü havasından oluştuğunu ileri sürecek kadar Ankara'yı sevmiş ve benimsemiştir. Beki Bahar, Ankara tarihi üzerine bilgi verirken belgelerden ve o dönemlerin tanığı olan insan hazinelerinden faydalanır. Bu bilgilerin en kıymetli yönü ise yazarın hem kendi anıları hem de yakın çevresindeki insanların, bir romana konu olabilecek zenginlikteki hikâyeleri ile cisimlenmiş bir şekilde karşımıza çıkmalarıdır. Beki Bahar'ın anıları, özellikle, Cumhuriyet sonrasında başkent Ankara'nın gelişim süreci hakkında önemli ayrıntılarla yüklüdür. Gerçekleri anlatmaya özen gösteren, tespitleri ve ifadesi güçlü, her iki kültüre hakim bir yazarın kaleminin ürünü olmaları bu yazıları daha değerli kılmaktadır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c12fc7191",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c130d1bae",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Bergson’un Ruh-Zaman Anlayışı Bağlamında H. Nihal Atsız’ın Ruh Adam Romanının İncelenmesi",
                "creator": " Nilüfer Aka Erdem",
                "subject": null,
                "description": "Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş aşamasında ülke aydınlarının mevcut durumu kurtarmak niyetiyle yöneldikleri farklı düşüncelere tanıklık eden H. N. Atsız, yazar, şair, fikir adamı ve tarihçi yönü ile yetiştiği ortamda öncü bir şahsiyettir. Eserlerinde dönem zihniyetinin aksak yönlerini eleştirerek tarihi milli bilinci okurlara kazandırmaya çalışmıştır. Tezli ve tarihi romanlarıyla dikkat çeken yazarın Ruh Adam romanı Uygur masalının şekillendirdiği fantastik kurgusuyla diğer romanlarından farklıdır. Fantastik kurgu, ruh ve zaman kavramları merkezinde oluşturulmuştur. Bireyin psikolojik hallerini dikkate alan 20. yüzyıl felsefecilerinden Henri Bergson felsefesinin bazı argümanları romanın kurgusunu besleyen bu nitelikleri açıklayabilmektedir. Dönemin pozitivist, materyalist ve mekanist görüşlerinin karşısında yer alan Bergson’un süre kavramının bireyin içsel yaşamındaki akışa, ruhi zamana işaret etmesi, Ruh Adam romanındaki başkarakter Selim Pusat’ın ruhunun zamandan ve mekândan aşkın oluşuna işaret etmektedir. Bergson’un sürekli yaratma olarak beliren hayatı anlamlandırışı, roman kurgusunun dinamik oluşumunu sağlayan ruh göçü meselesindeki devamlı oluşa karşılık gelmektedir. Böylelikle bu çalışmada Pusat’ın ruhsal gerçekliğiyle kendi içsel zamanı yani süre’yle ilişkili olan belleğin zaman ve mekân üstü devamlılığı konusu tartışmaya açılmıştır. Milli hafızanın devamlılığının Selim Pusat’ın şahsında ortaya konuluşu geçmişin bellekle ilişkisi ve kolektif ruhun taşıyıcılığı bağlamında irdelenmiştir. Selim Pusat’ın ruhunun kendi gerçekliği ve dış gerçeklik arasındaki ikircikli durumu merkeze alınarak Atsız’ın fikri yönü de göz ardı edilmeden ruh ve zaman öğelerinin titizlikle romanın öğelerinde uygun bir şekilde örgütlenmesi analiz edilmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c130d1bae",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c13860c6f",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Defterdar Mehmed Behcet Efendi’ye Sunulan Şiirler Mecmuası (Aemnz 575)",
                "creator": " Zahide Efe",
                "subject": null,
                "description": "Klasik Türk edebiyatının en önemli eser türlerinden olan divanlar incelendiğinde başta padişahlar olmak üzere sadrazamlar, veziriazamlar, şeyhülislamlar, valiler gibi pek çok kişiye çeşitli münasebetlerle yazılmış çok sayıda manzumeye rastlanılmaktadır. Bu şiirler, şairlerin bazen manzumelerini sundukları kişilerin iltifatını kazanmak, bazen beklentilerini dile getirmek, bazen de sanat kudretini göstermek maksadıyla kaleme alınmıştır.Divanlarda dağınık halde karşımıza çıkan bu manzumelerin bazı mecmualarda bir araya getirilerek belli şahıslar adına derlendiği görülmektedir. Bu çalışmamızın konusunu teşkil eden mecmua da bu özelliklere haiz bir şiir mecmuası olup 18. yüzyıl devlet adamlarından Defterdar Mehmed Behcet Efendi adına tertip edilmiştir.Behcet Efendi için yazılan manzumeleri ihtiva eden bu mecmua, Millet Kütüphanesi Ali Emiri Yazmaları 575 numarada kayıtlıdır. Eserde 18. yüzyılda yaşamış 43 şaire ait kıt‘a, nazm, kaside, gazel, mesnevi, terci-i bend ve tahmis gibi nazım şekilleri ile yazılmış 111 manzume yer almaktadır.Bu çalışmada öncelikle Mehmed Behcet Efendi hakkında kısaca bilgi verilmiş ve mecmuanın şekil ve muhteva özelikleri üzerinde durulmuştur. Ardından mecmuada yer alan manzumelerden bazı örnekler verilerek mecmuadaki şiirlerin MESTAP’a göre tasnifi yapılmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c13860c6f",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c13b8c8b0",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Suat&#039;ın Nezaket Stratejisi: Suat&#039;ın Mektubu&#039;na Edimbilimsel Bir Bakış",
                "creator": " Emre Kundakçı",
                "subject": null,
                "description": "Sosyal kimlik dil kullanımları esnasında ve onun aracılığıyla her gün yeniden inşa edilen bir yapıdır. Dili kullanırken yapılan tercihler konuşanın varsayımlarını, niyetini ve algılarını yansıtır. Bunun yanı sıra dil kullanımıyla ilişkili davranış şekilleri; iletişimde yön vermeye, muhatabın duygu ve düşüncelerini dolayısıyla davranışlarını şekillendirmeye yarayan önemli bir sosyal araçtır. Bu yönleri dili kullanan kişinin; kendisinin, muhatabının ve orada fiziki olarak bulunan yahut bulunmayan ötekinin kimliğini korumak veya idare etmek için çaba göstermesine neden olur. Bu çabanın sebeplerinden bir tanesi istenmedik dilsel davranışlara maruz kalmaktan kaçınmak, yüzü korumaktadır. Kişi, bu çabayı en çok diyalog esnasında nezaket bağlamında sarf eder. Nezaket bireylerin sağlıklı ve sürdürülebilir bir iletişim kurmasını kolaylaştıran sosyal bir davranış stratejisidir. Dil kullanımıyla ortaya çıkan, konuşmayı şekillendiren ve sosyal kimliği koruyan nezaket, edimbilimin bir inceleme alanıdır. Nezaket araştırmaları günümüze dek iki temel yaklaşım üzerinden ilerlemiştir. Bunlardan ilki Grice, Leech ve Lakoff'un öne sürücüleri\/geliştiricileri olduğu iletişimde uyulan\/uyulması gereken ilkeler temelli anlayış, diğeri \"yüz\" kavramına dayalı anlayıştır.Bu çalışmada Leech'in Nezaket İlkeleri kuramı esas alınacaktır. Türkçe literatürde az sayıda çalışmaya konu olan nezaket kuramı ışığında, edebi bir metin olan Suat'ın Mektubu'nun başkahramanının nezaket stratejisini ortaya koymak amaçlanmaktadır. ",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c13b8c8b0",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c140db122",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Şeyhülislâm Yahyâ’nın Gazellerinde Zaman Mefhumu",
                "creator": " Nihal Yavuz",
                "subject": null,
                "description": "Zaman, insanlık tarihi boyunca zihinleri meşgul eden problemlerden biri olmuştur. Sınırlı ve ne kadar süreceği belli olmayan hayatında insan, zamanı anlamaya, aşmaya ve tanımlamaya gayret etmiştir. Felsefî açıdan kozmolojik, insan merkezli ve insan dışı unsurlarla temellendirilerek zamana dair açıklamalar getirilmiştir. Zaman mitolojilerde ise tanrı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunun yanında zaman İslamiyet’in de üzerinde durduğu bir konu olmuştur. Doğu ve Batı düşünce sisteminde, mitolojilerde, dinlerde, tasavvufta önemli bir yer işgal eden zaman, edebiyatta da önemli ölçüde kendine yer bulmuştur. Zaman, klasik Türk edebiyatının en çok tercih edilen nazım şekli olan gazellerde geçicilik, tahripkârlık, acımasızlık gibi sıfatlarla aşığın üzerinde olumsuz etkiler yaratan bir unsur olarak işlenir. Tasavvuf anlayışının bir ürünü olan ibnü’l-vakt düşüncesi ile geçmiş ve gelecek zamandan ziyade âna vurgu yapan anlayış eserlerde ele alınır. Bunlardan başka, yaşadığı toplumun bir parçası olan şairlerin şiirlerinde, yaşadıkları devrin ruhunu görmek de mümkündür. 17. yüzyılda yaşayan ve gazelde usta olarak kabul edilen Şeyhülislâm Yahyâ Efendi, akıcı ve rindâne gazelleriyle dikkat çeken bir şairdir. Bu çalışmada, Şeyhülislâm Yahyâ Dîvânı’nda yer alan gazellerden hareketle, âşık kimliğiyle karşımıza çıkan şairin zaman üzerine getirdiği yorum ve yaklaşımlar doküman analizi yöntemiyle incelenmiş; gazeller üzerinden şairin zaman algısı irdelenmiştir. Bu irdeleme sonucunda genel olarak mitoloji temelli bir zaman anlayışının şairin gazellerine yansıdığı görülmüştür. ",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c140db122",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c14737b97",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Deyişbilimsel Çözümleme Yoluyla Nâzım Hikmet’in “Dünyanın En Tuhaf Mahluku” Şiirinin İncelenmesi",
                "creator": " Gökçe Ulus",
                "subject": null,
                "description": "Nâzım Hikmet Ran, Türk Edebiyatı’nın en güçlü şairlerinden biridir. Dünya görüşüyle uyumlu olarak, şiirde büyük bir devrim yaptığı söylenebilir. Söyleyiş, konu ve biçim açısından şiirleri yenilikler barındıran eserlerdir. Özgürlük, barış, umut, mücadele, aşk, ölüm, hasret, eşitlik Nâzım Hikmet şiirlerinin en sık rastlanan temleridir. Geniş kitleler için sembol haline gelen Nâzım Hikmet, Cumhuriyet Dönemi’nde serbest müstezat biçiminin ilk ve başarılı örneklerini vermiştir. Şair kimliğiyle öne çıkan Nâzım Hikmet’in düzyazıları, mektupları, çevirileri, senaryoları da vardır. Uzun yıllar mahkûm olmuş ve hayatının son döneminde ülkesine hasret yaşamak zorunda kalmıştır. Her döneminde Türkçeyi ustalıkla kullanır. Şiirindeki ustalığını şiirin sesinde, üslûbunda ve anlamında göstermekle kalmamış; görsel düzenlemesiyle şiirdeki duyguları görünür hâle getirmiştir. Bu makalede Nâzım Hikmet’in 1947 yılında yayımlanan Dünyanın En Tuhaf Mahluku şiiri, deyişbilimin ışığında incelenmiştir. Bu çalışmada koşutluk, yineleme, önceleme ve sapma ölçütleri kullanılacaktır. Şiirin anlamına ulaşmak için izlenen bu yolu kullanarak birinci bölüm “Sözbilimsel Ögeler”, ikinci bölüm “Kurgu ve Yapı Taslakları” başlığı altında incelenecektir. Şiirdeki dil kullanımları üzerinden sonuç bölümünde bir yargıya varılacaktır. Söyleyiş özelliklerinin şiirin anlamını destekleme noktasında oynadığı rol ortaya konmaya çalışılacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c14737b97",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c14ca3ca2",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Muhlisî’nin Manzum Kırk Hadis Tercümesi",
                "creator": " Yunus Kaplan",
                "subject": null,
                "description": "Klasik Türk edebiyatında farklı konular üzerine yazılmış manzum veya mensur şekillerde karşımıza çıkan birçok edebî tür bulunmaktadır. Peygamberimizin sahabeye yol göstermek amacıyla söylediği sözlerden oluşan hadisleri merkezine alan kırk hadis tercümeleri de dinî muhtevalı edebî türlerden biridir. İlk örnekleri Arap ve Fars edebiyatlarında görülen ve erbaûn hadîs, çihil hadîs olarak adlandırılan kırk hadislerin Türk edebiyatındaki ilk örnekleri mensur olarak kaleme alınmıştır. Ancak zamanla manzum veya manzum-mensur şekillere de evrilmiş ve birçok şair tarafından rağbet görmüştür. Şimdiye kadar yapılan çalışmalar neticesinde seksen civarında manzum örneği tespit edilen bu türde eser kaleme alan şairlerden biri de şimdilik mahlası dışında hayatı hakkında elde herhangi bir bilgi bulunmayan Muhlisî’dir. Şair, Kırk Hadis Tercümesi’ne mensur-manzum karışık bir mukaddime ile başlamış ve seçmiş olduğu kırk adet hadisi, ikişer beyitlik kıtʻalar hâlinde sade bir dil ve samimi bir üslupla Türkçeye tercüme etmiştir. Bu çalışmada Muhlisî’nin manzum Kırk Hadis Tercümesi’nin şekil ve muhteva özellikleri üzerinde durulmuş ve eserin çeviri yazılı metnine yer verilmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c14ca3ca2",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c153efa86",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Hulki Aktunç’un Öykülerinde Renklerin Kullanımı",
                "creator": " Yusuf Çopur",
                "subject": null,
                "description": "Hulki Aktunç edebiyatın pek çok türünde eser veren bir yazardır. Şiirleri, deneme ve romanlarıyla gerek üslup gerekse dil becerisi anlamında dikkat çeken bir isim olmuştur. Resim ve tablo sergileri de düzenleyen Aktunç, en çok öyküleriyle anılır. Öykülerinde ağırlıklı olarak yalnızlık, arayış, aidiyet sorunsalı ve kaçış gibi temalar öne çıkar. Hulki Aktunç, geleneksel anlatım tarzlarını kendine has özelliğiyle modernize eder ve bilinç akışı, monolog tekniklerine sıkça başvurur. Hulki Aktunç, eserlerinde Doğu ve Batı edebi geleneklerinden yararlanır. Söyleyişe önem verir. Öykülerinin içeriğinde halk hikâyeleri, söylenceler, efsaneler sıkça yer alır. Aktunç, biçimsel olarak anlatımda kullandığı teknik ve yöntemlerle özgünlüğünü ve çağdaşlığını korur. Hazırladığı Büyük Argo Sözlüğü, onun Türkçeye hâkimiyetini de gösterir. Türkçeye hâkim olmasının yanında Aktunç, öykülerinde Farsçadan Arapçaya, Kürtçeden Ermeniceye, Fransızcadan Rumcaya pek çok dilden kelimelere yer verir. Aktunç’un öykü kahramanları yalnız, karamsar, içe dönük özellikler taşır. Yazarın öykülerinde bireysellik ön plandadır. Yazar, bireyin iç buhranları, kaçışları, yabancılaşması üzerinden içinde yaşadığı toplumun değer yargılarını sorgular. Renklerin kullanımı, Hulki Aktunç’un öykülerindeki karakter ve tiplerle birlikte değerlendirilmiştir. Yazar, eserlerinde renkleri daha çok doğrudan kullanmış, çeşitli edebi sanatlara ve süslü bir anlatıma renkleri dâhil etmemiştir. Yazarın sokakta konuşulan dili öykülerinde kullanması renklerin de günlük dildeki kullanımlarıyla yer alması sonucunu doğurmuştur. Yazarın öykülerinde karakterlerin sosyoekonomik durumları, renklerin kullanım biçimlerine yansımıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c153efa86",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c15a33656",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Şiirde Anlam Sorunu ve Şiirsel Anlamın Yapısı Üzerine",
                "creator": " Gökhan Reyhanoğullari",
                "subject": null,
                "description": "Anlam, sadece edebiyatın değil, birçok disiplinin ana konularından biridir. Mantık, felsefe, sosyoloji, psikoloji gibi birçok disiplinin çalışma alanına giren anlam, kesinlik kazanmış bir çerçevenin sınırlarına girmiş değildir. Bu sebeple temel bir sorunsal olarak ele alınmakta ve farklı yaklaşımlar etrafında irdelenmektedir. Özellikle edebî bağlamda önemli bir sorunsal olarak yerini koruyan “anlam”, şiir dolayımında daha da derin bir mesele olarak ele alınmaktadır. Şiirin anlam sorunsalı, farklı kuram ve eleştiri anlayışları tarafından irdelenmiş, ancak genel geçer bir netliğe kavuşturulamamıştır. Anlam, şiiri oluşturan öğelerden biri olmasına rağmen, diğer bütün unsurları da doğrudan etkilemiş olması sebebiyle, öncelikli konuma alınmıştır. Şiirde anlam sorunu, şiirin öz-biçim, imge, gerçeklik, dil, toplumculuk, bireycilik gibi birçok özelliği bağlamında tartışma konusu olmuştur. Modern Türk şiirinin genel olarak bu unsurlarla ilişkilendirerek ele aldığı anlam sorunu, dönemlere ve şairlere göre farklı sonuçlar ortaya çıkarmıştır. Cumhuriyet’in ilk yıllarında şairlerin, anlam sorununa genel geçer bir çerçeve çizmediğini belirtmek gerekir. Ancak her şair kendi anlam anlayışı doğrusunda hareket etmiş olsa da şiirsel anlamın, sezgisel bir duyuş ile karşılanabileceğini işaret etmiştir. Dolayısıyla Modern Türk şiirinin hiçbir evresinde şiir, bütüncül olarak bir anlamsızlığı savunmamış ve bunun örneklerini vermemiştir. Şiiri oluşturan sözcüklerin, şiir öncesinde bir anlam taşıdığını ve şiirin bu sözcüklerden oluştuğunu varsayarsak bütünlüğe kavuşmuş bir şiirin anlamdan yoksun olması beklenemez. Ancak bütün bunların ötesinde şiirin belirgin bir anlama denk düştüğünü ve sınırları çizilmiş bir mantıkla ortaya konulabileceğini söylemek mümkün değildir. Şiirsel anlam, her şeyden önce sadece söz konusu olan şiirin kendindedir ve kendisine aittir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c15a33656",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c15f9b4a8",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Eski Türkçede “Konuşma” Kavramı: Türkleriŋ Temişin Ayur",
                "creator": " Ezgi Demirel Kamanlı",
                "subject": null,
                "description": "Toplumsal bir varlık olan insanın en önemli sosyalleşme aracı dildir. Dil ise konuşma yoluyla gerçekleştirilen bir süreçtir. Bu nedenle her ne kadar dil incelemelerinde yazınsal metinlerle ortaya koyulan ve söz varlığını oluşturan bütün sözcükler ayrı ayrı ele alınsa da sözlü iletişimi sağlayan ve “konuşma” kavramına giren sözcüklerin de yine yazınsal metinler aracılığıyla tespiti büyük önem arz etmektedir.İnsanın zihninde tasarladığı, etrafında gördüğü her şeyi karşılayan “kavram” oldukça geniş kapsamlı ele alınması gereken bir sözcüktür. Bu çalışmada tarihsel Türk dili alanının Eski Türkçe dönemini oluşturan Orhun, Uygur ve Karahanlı Türkçesi esas alınarak “konuşma kavramı”na girdiği düşünülen sözcükler ve sözcük grupları ele alınmıştır. Konuşma kavramını karşılayan sözcükler ve bunlardan türeyen sözcük ailelerinin tespit edilmesi yoluyla Eski Türkçe döneminde “konuşma” üzerine kurulan söz varlığının ortaya koyulduğu bu çalışmada Türklerin “söz” ile şekillenen kavram dünyasını irdelemek amaçlanmaktadır. Çünkü Eski Türkçenin söz varlığı içinde “konuşma” kavram alanına giren sözcük ve sözcük aileleri bu dönemin dilinin zenginliğini göstermesi bakımından araştırmacılara önemli ipuçları sunmaktadır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c15f9b4a8",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c165e869b",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Sebk-i Türkistânî\/Horâsânî&#039;ye Dair",
                "creator": " Tuncay Bülbül,  Süleyman Anıl Tombak",
                "subject": null,
                "description": "Klâsik Türk edebiyatında şairlerin, dil ve muhteva açısından çeşitli üslupların tesiriyle şiirler kaleme aldığı gerçeği karşısında edebiyat araştırmalarında üslup çalışmaları göz ardı edilen konulardan biri olarak karşımıza çıkar. Yapılacak olan üslup çalışmaları, şiirimizin geçmişi hakkında bizi bilgi sahibi yapacağı gibi şairlerin daha iyi anlaşılmasını da sağlayacaktır. Derî Farsçasında ilk defa hicrî üçüncü asrın ortasında, genel olarak Horâsân, Sistân ve Mâverâünnehr’de ortaya çıkan şiir, bölgesel olarak gelişim göstermiştir. Derî Farsçasıyla ortaya konan şiirin Büyük Horâsân bölgesinde ortaya çıkması ve olgunlaşıp gelişmesi, sonraları bu üslubun “Sebk-i Türkistânî\/Horâsânî” olarak adlandırılmasına sebep olmuştur. Sebk-i Türkistânî\/Horâsânî ıstılahı Fars şiirinin devreleri için çok geçmişi olmayan bir durumdur. Hicrî 13. yüzyılda sebk-şinâsî yani üslupbilimi işinin pratik tatbikinin olgunluğa ulaşmasından sonra şahsî tecrübelerden edebî mahfillere doğru bir seyre geçildi ve ilk defa sebkin usulleri ve kaideleri yazıldı. Öte yandan Sebk-i Türkistânî, bir anlamda siyasal bir hareket olan şuubiye hareketinin edebiyata bir yansıması olarak da görülebilir. Türkistân (Horâsân) üslubunda anlamsal karışıklıklar az, şiir akıcı ve anlaşılması kolaydır. Irak üslubunda şiirde irfan öne çıkarken Hind üslubunda ise anlam daha girift bir hâl almıştır. Anlaşıldığı üzere Fars şiirindeki anlam dünyası sadeden girifte doğru bir seyir hâlindedir. Buna mukabil klasik Türk şiirinde de durum bundan çok farklı değildir. Ancak anlam dünyasının giriftleşme yolunda seyrettiği bu düzlemde şiirimizin sadeleşme çabasının bulunduğunu da gözardı etmemeliyiz. Fars edebiyatının ilk üslubu sayılan bu ekolün Türk edebiyatı açısından önemi ortaya konulmalıdır.Bu çalışmada Sebk-i Türkistânî\/Horâsânî’nin tarihsel gelişiminden bahsedilmiş, üslubun genel özellikleri çıkarılmış ve klasik Türk edebiyatı için önemi ortaya konmaya çalışılmıştır. ",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c165e869b",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c16b7bf51",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "XIV. yüzyıl Orta Anadolu Türkçesi ve Günümüz Orta Anadolu Ağızları Arasında Fiillerin Çekiminde Görülen Biçim Birimsel Değişim ve Alt Biçim Birimsel Gelişimler",
                "creator": " Didem Akyıldız Ay",
                "subject": null,
                "description": "Çalışmanın özü, genel anlamda aynı coğrafi bölgede farklı iki zaman diliminde kullanılan aynı dil dizgesinin ortaklaşan ve farklılaşan yönlerini belirlemektir. Özel anlamda ise günümüz Orta Anadolu Bölgesinde konuşulan ağızların Batı Türkçesinin kuruluş dönemi içerisinde yer alan XIV. yüzyılda, yine aynı coğrafyada kullanılan Türkçe ile ilişkisini tespit etmeye yöneliktir. Bu bakımdan bu çalışma XIV. yüzyıl Orta Anadolu’sunda kullanılan Türkçenin günümüz Orta Anadolu ağızlarındaki izlerini sürmesi açısından tarihî ağız araştırmalarının içerisinde yer alabilecek bir çalışmadır.Bu çalışmada, Oğuzca esaslı Batı Türkçesinin Anadolu coğrafyasındaki gelişim seyrinde, aynı coğrafi bölgede farklı zamanlardaki durumu tarihsel ve karşılaştırmalı dilbilim metodu çerçevesinde fiil çekimi unsurlarına odaklanılarak incelemeye tâbi tutulmuştur. İncelemenin sonucunda XIV. yüzyıl Orta Anadolu Türkçesine ait fiil çekim eklerindeki birçok biçimbirimsel özelliğin modern standart Türkçenin aksine günümüz Orta Anadolu ağızlarında korunduğu, bir kısmının ise kullanımdan düşerek zamanla yerlerini başka biçimbirimlerin aldığı, ayrıca türlü fonolojik olaylar neticesinde ortaya çıkan alt biçimbirimlerle de çeşitlenerek gelişimlerini devam ettirdikleri görülmüştür.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c16b7bf51",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c170da938",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "İlbegli-zâde Muhammed Meylî’nin Manzum Mektubu ve Oğlunun Bu Mektuba Cevabı",
                "creator": " Enes Yıldız",
                "subject": null,
                "description": "İletişim, sosyal bir varlık olan insanın temel ihtiyaçlarındandır. Tarih boyunca insanoğlunun en önemli iletişim araçlarından biri mektup olmuştur. Yaklaşık altı yüzyıl boyunca farklı tür ve tarzlarla varlığını sürdüren klasik Türk edebiyatında da bir tarz olarak manzum ve mensur birçok mektup yazılmıştır. Manzum ve mensur mektuplar; mesnevi, divan, mecmua ve münşeat mecmualarında görülür. Başlıklı veya başlıksız olan manzum mektupların büyük çoğunluğu kaside ve küçük mesnevi nazım şekli ile kaleme alınmıştır. Zengin muhtevalarıyla manzum mektuplar genellikle “sevdiklerinden haber alma, hâl-hatır sorma, vuslat arzusu ve firak acısını ifade etme, ‘arz-ı hâl sunma ve hüner gösterisi” amacıyla yazılmıştır. Bu çalışma, XVIII. yüzyıl şairlerinden İlbegli-zâde Muhammed Meylî Efendi’nin manzum mektubu üzerinedir. Meylî, mektubunu sürgün edildiği Kıbrıs’tan Adana’daki oğlu Abdürrahim Efendi’ye göndermiştir. Şair, mektubunda ailesi ve dostlarının hâlini, sağlık ve sıhhatlerini sorar ve ayrılık acısını dile getirir. Bu mektup üzerine oğlu Abdürrahim Efendi de babasına nazire yolu ile bir cevap yazar. Yazıda öncelikle klasik Türk şiiri manzum mektup geleneği hakkında bilgi verilmiştir. Makalenin asıl bölümünde Meylî’nin mektubu ve oğlunun bu mektuba cevabı şekil ve muhteva açısından incelenmiştir. Yazının sonunda ise mektupların çeviriyazılı metinleri ve tıpkıbasımları okuyucuların istifadesine sunulmuştur. ",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c170da938",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c17a42208",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Pascal Quignard’ın Tous les matins du monde (Dünyanın Bütün Sabahları) Adlı Eserinde Kültüre Özgü Ögelerin Türkçeye Çevirisi Üzerine Bir İnceleme",
                "creator": " Nesrin Tekin Çetin",
                "subject": null,
                "description": "Bu çalışmada, çağdaş Fransız edebiyatı yazarlarından Pascal Quignard’ın yazın ile müziği birleştirdiği Tous les matins du monde (Dünyanın Bütün Sabahları) adlı romanında yer alan kültüre özgü ögelerin çevirileri Javier Franco Aixelá’nın öne sürdüğü yöntem ve stratejiler bağlamında incelenmiştir.İncelediğimiz kaynak kitap Tous les matins du monde, Paris’te bulunan Gallimard Yayınevi tarafından 1991 yılında basılmıştır. Kaynak kitabın karşılaştırmalı incelemesinin yapıldığı Dünyanın Bütün Sabahları adlı Türkçe çevirisi ise 2015 yılında Sel Yayıncılık tarafından basılmış ve çevirmen Orçun Türkay tarafından yapılmıştır. Karşılaştırmalı inceleme sonucunda, çevirmenin çevirisinde tekrar, ortografik uyarlama, dilsel\/kültürel olmayan çeviri, metin dışı açıklama stratejileri olmak üzere koruma yöntemini tercih ettiği gibi tam evrenselleştirme, yerlileştirme ve özerk yaratım stratejilerini kullanarak da yerine koyma yöntemini de kullandığını belirtebiliriz. Çevirmenin metin içi açıklama, eş anlamlılık, sınırlı evrenselleştirme, silme stratejilerine çevirisinde yer vermediğini söyleyebiliriz. Bu bağlamda, çevirmen özellikle özel isimlerin çevirisi hususunda kaynak metne yakın durarak koruma yöntemini kullanmış, genel ifadelerin çevirisinde de daha çok erek metin odaklı bir çeviri yaparak yerine koyma yöntemini tercih etmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c17a42208",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c17d84fe2",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Kuzeybatı (Kıpçak) Grubu Türk Lehçelerinde cat- ~jat- ~ yat- Fiili Örneğinde Gramerleşme",
                "creator": " Esra Gül Keskin",
                "subject": null,
                "description": "Gramerleşme bir dile ait sözcüklerin kendi anlamlarını kaybederek birtakım gramatikal işlevler kazandığı süreci ifade etmektedir. Dilde yer alan adlar tarihî süreç içerisinde edatlara veya durum eklerine dönüşebilir. Türkçede fiil çekiminde kullanılan ve zamir kökenli şahıs ekleri diye adlandırılan şahıs eklerinin şahıs zamirlerinden kısalması bunun bir örneğidir. Bağımsız sözlük anlamına sahip fiiller de kendi anlamlarını kaybederek yardımcı fiil işleviyle kullanılabilir. Eski Türkçe döneminden itibaren bunun örnekleri karşımıza çıkmaktadır. Yardımcı fiil özelliği kazanan bir fiilin zaman içerisinde zaman veya kip ekine veya bir fiilimsi ekine dönüşmesi de söz konusudur. “Ayağa kalkmak” anlamındaki tur- fiili, henüz Eski Türkçe döneminde bağımsız bir sözlük unsuru olmaktan çıkmış yardımcı fiil işlevi kazanmıştır.Yine Eski Türkçe döneminde bağımsız sözlük anlamını kaybedip yardımcı fiil olarak kullanılmaya başlayan bir başka fiil de yat- fiilidir. Günümüz Kuzeybatı (Kıpçak) grubu Türk lehçelerinde cat- ve jat- biçiminde de geçen bu fiil, yardımcı fiil işlevinin yanı sıra zaman ifade eden, sıfat-fiil ve zarf-fiil özelliği gösteren ve cümlenin anlamını pekiştiren birtakım yapılarda karşımıza çıkmaktadır. ",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c17d84fe2",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c183cb23b",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Mirjaqıp Duwlatov’un Edebî Eserlerinde Kitabi Dile Ait Morfolojik Unsurlar",
                "creator": " Onur Balci̇",
                "subject": null,
                "description": "Mirjaqıp Duwlatov hem Kazak edebiyatının hem de Kazak siyasi hayatının önemli simalarından biridir. İlk eserlerini 20. yüzyılın başında veren Mirjaqıp Duwlatov’un eserlerinde iki farklı dil kullanımı görülmektedir. Birincisi Duwlatov ile aynı dönemde eser veren bazı müelliflerin eserlerinde görülen kitabi dil; ikincisi ise Kazak konuşma diline dayanan dildir. Kitabi dil olarak adlandırılan dil, esasen Türkistan coğrafyasının ortak yazı dili ile Kazak lehçesinin karışımı ile oluşan edebî dildir. Duwlatov roman, tiyatro, şiir, hikâye türünde verdiği eserlerde kitabi dili kullanır. Gazete yazılarında, okul kitaplarında ve tercümelerinde ise halkın konuştuğu dili tercih eder. Mirjaqıp Duwlatov’un ve onunla aynı dönemde eser veren bazı müelliflerin edebi eserlerinde görülen kitabi dil, çağdaş Kazak Türkçesinden farklı özellikler göstermektedir. Bu özellikleri şu üç grupta sıralamak mümkündür: 1. Fonetik özellikler, 2. Morfolojik özellikler, 3. Söz varlığı.Bu çalışmada Duwlatov’un eserlerinde mevcut olan ancak çağdaş Kazak Türkçesinde bulunmayan morfolojik özellikler ele alınmıştır. Çağdaş Kazak Türkçesinde görülmeyen ekler, yapılar ve bağımlı biçimbirim ile bağımsız biçim birim arasında kalan edatlar ve zamirler değerlendirmeye alınmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c183cb23b",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c1893f6d0",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Bir Mecmûanın Serencâmı: Süleymaniye Kütüphanesi Süleymaniye No. 876’da Kayıtlı Şâhidî (Manzum Sözlük) Mecmûası Üzerine",
                "creator": " Betül Si̇nan Ni̇zam",
                "subject": null,
                "description": "Sözlükbilim çalışmalarına veri sağlayan kaynaklardan biri Osmanlıda çocuklara dil ve aruz bilgisi öğretme amacıyla yazılan manzum lugatlardır. Klasik Türk edebiyatı geleneğinde oldukça önemli bir yeri olduğu anlaşılan manzum sözlükler ile ilgili bugüne kadar pek çok araştırma yapılmış, türün belli başlı örnekleri araştırmacılar tarafından yayımlanmıştır. Bununla birlikte kütüphanelerde farklı dönemlerde farklı şairlerce çeşitli dillerde yazılmış manzum sözlükleri bir arada barındıran çok sayıda mecmûa da bulunmaktadır. Henüz üzerinde yeterince çalışma yapılmamış bu mecmûalar, eğitim faaliyetlerinde yaygın olarak kullanılan, bir başka deyişle çok okunan\/popüler sözlükleri işaret etmesi bakımından önemlidir. Bu makalede Süleymaniye Kütüphanesi Süleymaniye 876 numarada kayıtlı bulunan manzum sözlük mecmûası detaylı olarak tanıtılmıştır. Şâhidî Mecmûası olarak isimlendirilen ve 165 varaktan oluşan mecmûanın farklı tarihlerde farklı müstensihlerce istinsah edilen sözlüklerin\/mecmûaların sonradan derlenmesiyle oluştuğu anlaşılmaktadır. Mecmûada yer alan on sözlükten ikisi Arapça-Türkçe, beşi Farsça-Türkçe, üçü Arapça-Farsça sözlüklerdir. Arapça-Farsça sözlüklerden ikisi Nisâbü’s-Sıbyân ve satıraltı tercümeleridir. Halîmî’ye ait bir sözlüğün ayrı bölümlerinin -farklı mecmûalarda da karşılaşıldığı gibi- ayrı sözlükler olarak kaydedildiği görülmektedir. Tertibinde birtakım karışıklar olan mecmûada eksik varaklar da bulunmaktadır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c1893f6d0",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c18e9bce1",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Post-Truth Dönem Öncesinde Toplumsal Bir İletişim Aracı Olarak Hatıra",
                "creator": " Gül Ayşe Akar,  Nihayet Arslan",
                "subject": null,
                "description": "Michel Foucault’un öznenin ölümünden, Roland Barthes’ın yazarın ölümünden bahsettiği geçtiğimiz yüzyılın sonunda Jean Baudrillard gerçekliğin öldüğünü göstermeye çalışmıştır. Yine geçen yüzyılda Hannah Arendt kötülüğün nasıl sıradanlaştırıldığını bizlere anlatmaya çalışırken Jürgen Habermas kamusal alanda iletişimsel eylemin önem kazandığına dikkatlerimizi çeker. Zygmunt Bauman’ın akışkan gerçeklik ve modernite üstüne söyledikleriyle kapattığımız 20. yüzyılın sonunda bu düşünürlerin fikirleri ışığında kamusal alanda gerçekliğin nasıl değer kaybettiği ve buna bağlı olarak kötülüğün nasıl normalleştiği görülmeye başlanarak post-truth kavramıyla artık farklı bir çağa girdiğimiz ifade edilmeye çalışılmıştır.Post-truth ifadesinin kullanılmaya başlanmasıyla gerçeğin ne olduğu ve ona nasıl erişileceği üzerinde yeniden tartışmalar başlamıştır. Felsefe tarihinin ana sorunlarından biri olan bu konu aslında yüzyıllardır tartışılmaktadır. Ancak siyaset ve iletişim bilimleriyle uğraşanlar post-truth kavramıyla son 30 yılda konuya yeni bir bakış getirerek yaşadığımız çağı özetlemişlerdir. Bu makale ile modern dönemlerden post-truth döneme toplumsal iletişimin nasıl boyut değiştirdiğini anlatarak bu dönem öncesinde hatıra türünün bir toplumsal iletişim aracı olarak kullanıldığını göstermeye uğraşacağız. Değişen zamanın hatıra türünün dününe ve bugününe ne şekilde etki ettiğini anlatacağız.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c18e9bce1",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c1960f260",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Eski Anadolu Türkçesinin Söz Dizimi Üzerine Bir İnceleme (13-14. yy.)",
                "creator": " Yahya Kemal Beyitoglu",
                "subject": null,
                "description": "Türk dili tarihindeki yeri bakımından önemli bir değere sahip olan Eski Anadolu Türkçesi, kendi içinde Selçuklu Dönemi, Anadolu Beylikleri Dönemi ve Osmanlılar Dönemi olarak üç döneme ayrılmaktadır. Eski Anadolu Türkçesinin ilk devrelerinde, yabancı unsurların fazla karışmadığı sade bir Türkçe kullanılmıştır. Ancak yabancı kelimelerin ve yapıların 13. yüzyıldan 15. yüzyıla gidildikçe arttığı görülmektedir. Eski Anadolu Türkçesi eserlerinin ses bilgisi ve biçim bilgisi özelliklerinin ayrıntılı olarak incelendiği pek çok çalışma yapılmıştır. Buna karşın söz dizimi üzerine yapılmış çalışmaların sayısı oldukça azdır. Bir cümleyi oluşturan kelime türlerinin arasındaki ilişkileri inceleyen ve sınıflamalar yapan dil bilgisi kolu olarak tanımlanan söz dizimi, son zamanlarda dil bilimin üzerinde en fazla durulan alanlarından biri durumuna gelmiştir. Bu çalışmada, genel bir fikir edinebilmek amacıyla Eski Anadolu Türkçesinin ilk temsilcilerinden olan, 13-14. yüzyıl sanatçıları Mevlânâ, Sultan Veled, Yûnus Emre, Ahmed Fakih, Şeyyâd Hamza ve Hoca Dehhânî’den şiirler seçilerek söz dizimi açısından incelenmiştir. Bugünkü Türkiye Türkçesinin ilk örneklerinden seçilen bu 56 dize; cümlenin ögeleri, kelime grupları ve cümle çeşitleri açısından ele alınmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c1960f260",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c19b47d13",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Kurgunun Asıl Anahtarı: Ferdi ve Şürekası&#039;nda Kapılar",
                "creator": " Abdullah Ezik,  Seval Şahin",
                "subject": null,
                "description": "Jacques Ranciére’in Kurmacanın Kıyıları (2017) isimli kitabı kurmaca metinlerde kapı ve pencerelerin ele alınışını burjuvazi ve sınıflar arası geçiş bağlamında irdeleyerek Fransız Devrimi’nden sonra yoksulların edebiyatta görünür olduğunu, bunun da kurguda kapı ve pencereler aracılığıyla devreye giren farklı anlatım teknikleriyle gerçekleştiğini ortaya koyar. 19. yüzyıl Türk edebiyatının öncü isimlerinden, eserlerinde çoğunlukla kapalı mekânları kullanan Halit Ziya Uşaklıgil’in romanlarında da kapı ve pencereler özel bir yer tutar. Uşaklıgil’in henüz İstanbul’a gelmeden önce yazdığı Ferdi ve Şürekası’nda (1895) kapılar gerek olay örgüsü gerekse kahramanların kurgudaki rolleri bakımından önemli bir yer tutar. Bu da onların romanın kurgusunu belirleyen temel bir araç gibi çalışmasını, kimi sahnelerde şeffaflaşarak bir pencere gibi farklı kahramanların birbirlerini görmesini, hayallerini yansıtabilecekleri bir perde gibi işlemesini ve olay örgüsündeki kırılmaları işaret etmesini sağlar. Tüm bu süreçte kapıların üstlendiği bir başka işlevse kahramanların hayallerini görünür kılarak ve bu sayede şeffaflaşarak onları içlerinde bulundukları dünyanın gerçekliğinden uzaklaştırmaktır. Böylece kahramanlar duygularını göstermenin farklı bir yolunu bularak, hislerini görünür kılarlar. Halit Ziya edebiyatında kurguyu oluşturan temel bir unsur olan kapıların bu işlevi, Ferdi ve Şürekası ile başlar ve onun sonraki eserlerinde de devam eder.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c19b47d13",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c1a0bd404",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Hicâbî ve Pend-i Sa‘îd’i",
                "creator": " Orhan Kiliçarslan",
                "subject": null,
                "description": "Bir nazım türü olarak nasihatnâmeler, genel ahlâkî değerleri bireyden başlayarak toplumun her kesimine öğretme amacı güden eserlerdir. Her edebiyatta şekil farklılıkları bir yana bırakıldığında örneklerine rastlanan eserlerden olan nasihatnâmeler, Türk edebiyatında da erken dönemlerden itibaren izlenebilmektedir. Klasik dönemde özellikle Farsça ile olan münasebetler, nasihatnâme türünde de önemli etkileşimlerin olmasına zemin hazırlamıştır. Feridüddin Attar’ın (öl. 1221) Pendnâmesi’nin pek çok tercümesinin yapılmış olması ve bu eserlerin çoğaltılması bu durumu gösteren örneklerdendir. Başlangıçta şekil ve içerik olarak devam eden bu etkileşimler, zaman içinde Türk edebiyatının kendi dönem ve ihtiyaçlarına paralel bir şekilde başarılı ve orjinal örnekler vermeye başlamıştır.Oğlu Ebu’l-hayr Mehmed Çelebi için yazdığı Hayriyye\/Hayrî-nâme adlı eseri ile türün en önemli örneklerinden birini veren Nâbî’nin (öl. 1712) bu eserinin bir nüshası devamına Pend-i Sa‘îd adlı bir başka nasihatnâme yazılmıştır. İncelemeler neticesinde bu nasihatnâmenin Hicâbî mahlasını kullanan bir şair tarafından yazılmış olabileceğine ilişkin değerlendirmeler yapılmıştır. Eserin tespit edilen nüshalarından hareketle nasihatnâmenin metni oluşturulmuş ve oluşturulan bu metin üzerinden eserin şekil ve muhteva özelliklerine ilişkin bilgiler sunulmuştur.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c1a0bd404",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c1a80220b",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "A. Kadir&#039;in \"Bir Kayısı Ağacı\" Şiirinin Ontolojik Analiz Yöntemiyle Çözümlenme Denemesi",
                "creator": " Özge Atasoy",
                "subject": null,
                "description": "Sanat eserinin ontik yapı ve tabakalarını, estetik değerini inceleyen sanat ontolojisi, maddî ve maddî olmayan dünyanın ontolojisidir. Estetik bir yapı olan sanat eserini anlamlandırma yolu, güzellik fenomenine ve estetik değerlere götürür. Güzel, estetik değerin taşıyıcısı olan sanat eseridir ve ancak sanat eserinin varlık tarzı yönünden çözümlenmesiyle tayin olur. Sanat ontolojisi, sanatçının elinde işlenen malzemenin yetkin bir şekilde incelenmesi için incelemenin merkezine sanat eserini bir var olan olarak koyar. Böylelikle sanat eserinin tüm varlık katmanlarının açımlanması ve metnin daha anlaşılır olması amacıyla eser her yönüyle değerlendirilir. İsmail Tunalı'nın Nikolai Hartmann ve Roman Ingarden'ın düşüncelerini geliştirdiği ve edebiyat metinlerinin çözümlenmesine katkı sağladığı \"Sanat Ontolojisi\" kitabı bu bağlamda önemli bir kaynaktır. Çalışmada bu eser öncelik alınarak edebiyat metinlerini çözümlemede güçlü bir yöntem olan \"ontolojik çözümleme yöntemi\" ile A. Kadir'in \"Bir Kayısı Ağacı\" şiiri çözümlenecektir. Aynı zamanda tahkiyeli bir üslubun hâkim olduğu şiirde, küçük bir ailenin yoksul hayatının arka planındaki varoluş sancısı dile getirilecektir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c1a80220b",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c1ad7fa8c",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Türkiye Türkçesinde Kullanılan Arapça Kelime Grupları ve Cümleler Hakkında Bazı Değerlendirmeler",
                "creator": " Ahmet Haşimi",
                "subject": null,
                "description": "Birbiriyle iletişim hâlinde olan milletlerin dillerinin birbirinden etkilenmesi kaçınılmaz bir durumdur. Bu nedenle diller etkileşim içerisinde oldukları dillerden kelime hatta cümle bile almaktadır. Bu alıntılara ödünçleme de denilir. Çünkü bu alıntıların bazıları sürekli kullanılırken bazılarının yerine zamanla hedef dilde karşılıklar bulunur. Türkler de tarih boyunca etkileşim içerisinde bulundukları dillerden pek çok kelime almışlar ve bunları kullanmışlardır. Çince, Sanskritçe, Moğolca, Farsça, Arapça, Rumca, Fransızca, İtalyanca, Rusça ve İngilizceden pek çok kelime Türkçeye girmiştir. Bu kelimelerin sayısı dönemlere göre değişmektedir. Bununla birlikte birçok dil de Türkçeden pek çok kelime almıştır. Arapçadan Türkçeye kelime ve cümle grubu girişi din, medeniyet, coğrafi yakınlık ve iç içe yaşamak gibi sebeplerin sonucudur. Bu sebepler altında Türkçeye Arapçadan bazı kelime grupları ve cümleler girmiştir. Bu çalışmada ilk önce Türkçede kullanılan Arapça kelime grupları ve cümlelerin Arapçadaki yapısı ve anlamı hakkında bilgi verilecek daha sonra bunların Türkçede kullanılışı, kazandığı yeni anlamlar ve bazı cümlelerin yapı bakımından Türkçede yeniden kurgulanması üzerinde durulacaktır. Alıntı kelime grupları ve cümlelerin Türkçedeki kullanımı Cumhuriyet Döneminde kaleme alınan eserlerden örneklerle gösterilmeye çalışılacaktır. Bunun yanı sıra Cumhuriyet Dönemi eserlerinde tespit edilemeyen bazı örnekler, Osmanlı Türkçesi eserlerinden verilecektir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c1ad7fa8c",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c1b300dac",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Türkçede Eş Adlılık",
                "creator": " Hadra Kübra Erkınay Tamtamış",
                "subject": null,
                "description": "Yazılışları ve söylenişleri aynı, anlamları ve kökenleri farklı olan sözcükler eş adlıdır. Türkçede eş adlı teriminde kavram kargaşası söz konusudur. Eş adlılık; eş seslilik\/sesteş, eş yazımlılık, eş gösterenlik, eş biçimlilik kavramlarıyla da karşılanmaktadır. Bu çalışmada Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlük’te Romen rakamlarıyla ayrı madde başlarında tanımlanan eş adlı sözcüklerin tamamı genel tarama modeliyle tespit edilmiş, 641 eş adlı sözcük fişlenmiştir. Eş adlı sözcüklerin oluşum yolları belirlenmiş ve oluşum yollarına göre çeşitli tasnifler oluşturulmuştur. Türkçe Sözlük’teki eş adlı sözcüklerin bir kısmının tarih boyunca eş adlı olduğu, diğer eş adlıların ise farklı nedenlerle eş adlı duruma geldiği ortaya çıkmıştır. Türkçe Sözlük’te eş adlılığın ortaya çıkma nedenleri alıntı sözcükler, ses, biçim ve anlam değişiklikleri ile söz varlığından kaynaklı olarak belirlenmiştir. Bu ana nedenlerin çeşitli alt başlıkları oluşturulmuş ve elde edilen eş adlı sözcüklerin tamamı, ilgili başlıklara yerleştirilmiştir. Eş adlı sözcüklerin 366’sının alıntı sözcüklerden kaynaklandığı tespit edilmiştir. Bu durumda Türkçe Sözük’teki eş adlıların yarısından fazlasını Arapça, Farsça, Fransızca, Rumca gibi çeşitli dillerden alıntılanmış sözcükler oluşturmaktadır. Eş adlı sözcüklerden bazıları ses ve biçim değişiklikleri sonucu oluşmuştur. Bir kısım eş adlılar ise çok anlamlılık, anlam genişlemesi vb. anlam olaylarıyla ortaya çıkmıştır. Asıl eş adlı yani tarihsel eş adlı 28 sözcük saptanmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c1b300dac",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c1bc7a6e0",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Dede Korkut Kitabı Türkistan\/Türkmen Sahra Nüshasında Yer Alan İslami Unsurların Din ve Toplum İlişkisi Bağlamında Değerlendirilmesi",
                "creator": " Tuğba Demi̇rcan",
                "subject": null,
                "description": "İnsan, sosyal bir varlık olması sebebiyle toplumsal bir yaşama gereksinim duyar. Din, insanın ihtiyaç duyduğu toplumsal yaşamın en önemli belirleyicilerinden biridir. İslamiyet, inanç esasları ve başlıca ahlak prensipleri ile içtimaı bir yapı ortaya koymaktadır. Türkler, tek Tanrı inancına ve sahip oldukları ahlak düzenine uygun düşmesi nedeniyle kendi istek ve iradeleriyle İslam dinini kabul etmişlerdir. Dede Korkut Kitabı’nda, eski Türk inanç sisteminin yanı sıra İslam dinine dair ayrıntılı bilgiler izlemek mümkündür. Türkistan\/Türkmen Sahra Nüshası bu anlamda dikkate değer bir içeriğe sahiptir. Çalışmada, nüshada yer alan İslami unsurların din ve toplum ilişkisi bağlamında nasıl bir görünüm arz ettiklerinin ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Bu doğrultuda, Türkistan\/Türkmen Sahra Nüshası, dinin temel yapısında bulunan inanç, ibadet ve ahlak esasları çerçevesinde yorumlanmıştır. Bu aşamada, Dede Korkut Kitabı’nın bir bütün olduğu düşüncesinden hareketle diğer boylara dair örneklerden de faydalanılmıştır. Nüshada yer alan İslami unsurlardan hareketle yapılan incelemeler, İslamiyet’e geçiş sürecinin toplumsal yorumunu ortaya çıkarmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-04-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8c1bc7a6e0",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        }
    ]
}



