{
    "issueRecord": {
        "header": {
            "identifier": "oai:https:\/\/www.adeddergi.com\/:sayi\/68a8bcc22a4ae",
            "datestamp": "2021-12-30"
        },
        "metadata": {
            "title": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi, Cilt: 5 Sayı: 4",
            "creator": "",
            "subject": "",
            "description": "",
            "publisher": "Prof. Dr. Mehmet Özdemir",
            "date": "2021-12-30",
            "type": "Journal Issue",
            "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/sayi\/68a8bcc22a4ae",
            "language": "tr",
            "rights": "Creative Commons"
        }
    },
    "articles": [
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bd1a73d84",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "\"Gül-deste\"nin Manzum Metinlerdeki Anlamları Hakkında",
                "creator": " Ahmet Atilla Senturk",
                "subject": null,
                "description": "Dili oluşturan kelime ve kavramlar canlı varlıklar gibi doğar, yaşar ve ölürler. Bunlar arasında yüzyıllara meydan okuyan uzun soluklu bazıları da zamanla anlam değişikliğine uğrayabilir. Öyle ki bazı kavram ve kelimeler toplumu etkileyen sosyal hadiseler sebebiyle bir zamanlar sahip olduğu anlamın tam tersi bir yapıya dahi bürünebilir. Bu açıdan bakıldığında her tarihî metin ancak ait olduğu dönemin sözlükleri ile anlaşılıp çözümlenebilir. Ancak eski metinler ve bunların yorumuyla uğraşanlar için bu saha ciddî engel ve tuzaklarla doludur. Zira Türkler Arapça ve Farsça lügatlere gösterdikleri ihtimamı nasıl olsa iyi bildiklerini düşünerek maalesef ana dilleri için göstermemişlerdir. Dil daimî bir değişim içinde bulunduğundan biz onların yüzyıllar önce yazıp söylediklerini bugün artık doğru anlamakta zorlanıyoruz. Elimizde o dönemin sözlükleri bulunmadığı için de kelime ve kavramların gerçek karşılıklarını tespit için tek kaynak çoğu zaman metnin kendisi olmaktadır. Bu açıdan bakıldığında kelimelerin etimolojik yapı değişimleri dışında bir de sosyal gelişmelerle şekillenip farklı bir mecrada seyreden anlam serüvenleri vardır. Elektriğin icadıyla aydınlatma ihtiyaçlarının değişmesi ve ateşle bağlantılı eski kelime ve terimlerin zamanla kullanımdan düşüp unutulması bu değişim sürecinin en tipik örneklerindendir. Toplum hafızası ihtiyaç duyduğu bir kelimeyi ya sıfırdan üretir yahut da mevcut dil dağarcığında bulunan bir kelimeye yeni bir anlam yükleyerek kullanmaya başlar ve bir zaman sonra işi bittiğinde de terk edip unutur. İşte bunların sözlüklere girmediği durumlarda edebî metinler bu değişmeleri takip hususunda bulunmaz bir hazine değeri taşırlar. Zira şairler bugün çoğu kaybolan bu kelimeleri farklı anlamlarıyla en zengin biçimde kullanma başarısını zorlayan sanatkârlardır.Sonuç olarak bu açıdan bakıldığında zaman süzgecinden geçerek günümüz dilini oluşturan her kelimenin arkasında maceralı bir hayat hikâyesi vardır. Bu makalede günümüzde yaşlıların dilinde belki sadece “gül demeti” yahut “şiir antolojisi” anlamlarıyla varlığını sürdürmeye çalışan “gül-deste” kavramı sadece manzum metinler kaynak kullanılarak incelenmiş ve bugün tamamen unutulup terk edilmiş eski anlamları muhtemel değişim gerekçeleriyle birlikte tespit edilmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bd1a73d84",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bd1b6eddc",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Tıpkıbasımının Yeniden Yayınlanması Münasebetiyle \"Kadı Burhaneddin Divanı\"nda Yeni Okuyuşlar",
                "creator": " Zeki Kaymaz",
                "subject": null,
                "description": "1345 yılında Kayseri’de doğan Kadı Burhaneddin Ahmed, kadılık, vezirlik, naiplik ve hükümdarlık yapmış bir şairdir. 1398 yılında 54 yaşındayken Akkoyunlu hükümdarı Kara Yülük Osman Bey tarafından yine Kayseri’de öldürülmüştür. 1394 yılında yani Kadı Burhaneddin daha hayatta iken istinsah edilmiş nüshası elimizde bulunan Divan’ı, hem Eski Anadolu Türkçesinin karakteristik özelliklerini hem de şairin ağız özelliklerini yansıtan önemli bir kaynaktır.Kadı Burhaneddin’in divanı, Muharrem Ergin tarafından 1980 yılında İstanbul’da yayınlanmıştır. Kadı Burhaneddin’in çetin bir şiir dili olduğuna dikkat çeken Muharrem Ergin, bu hacimli divanı yetkin bir şekilde yayınlamıştır. Muharrem Ergin, bu yayının ön sözünde her şeye rağmen metinde çözülmemiş yerlerin ve hatta yanlış okunmuş kelimelerin kalmış olabileceğini de kaydetmiştir. Kadı Burhaneddin’in divanının tıpkıbasımı 2020 yılında yeniden yapılmıştır. Bu yazıda, Muharrem Ergin’in yukarıdaki tespitinden ilham alarak ve yeni tıpkıbasımdan da yararlanarak Kadı Burhaneddin Divanı’ndaki şiirler gözden geçirilmiş ve düzeltilmesi gerektiğini düşündüğümüz yerlerle ilgili tespitlerimiz ortaya konmuştur.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bd1b6eddc",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bd1d82cad",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "En Büyük Kâr “Sabır”",
                "creator": " Süleyman Solmaz",
                "subject": null,
                "description": "Kur’ân-ı Kerîm’de zikri geçen ahlâkî terimlerden biri “sabır”dır. Sabır; yaşayan bütün dinlerde, beşerȋ his ve hasletlerin en temel unsurlarından kabul edilir. Bu yönüyle hem tasavvufî boyutta ayet ve hadislerde çok yer almış hem de dilimize, edebiyatımıza girmiştir. Klâsik Türk edebiyatında da aşk teması altında yer alan beyitlerde sabır konusu detaylı bir şekilde işlenmiştir. Çalışmada bu derece önemli olan sabır kavramı üzerinde durulmuş, tanımı yapılmış, hayatımızdaki ve edebiyatımızdaki yerine değinildikten sonra Klâsik Türk edebiyatı alanında eser veren şairlerden seçtiğimiz beyitlerle derinlemesine incelenmeye çalışılmıştır. Bu noktada maddeler halinde tasnif etmeye çalıştığımız noktalarda şairlerin beyitleri örnek olarak verilmiş, son olarak ise genel bir sonuca varılmıştır. Her ne kadar âşıklarda sabr ü sükûn yok deniyorsa da birçok şaire göre sabırdan daha büyük bir kâr yoktur.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bd1d82cad",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bd208f0ca",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Necâtî’nin “Âb (Su)” Redifli Kasidesi",
                "creator": " Hanife Dilek Batislam",
                "subject": null,
                "description": "Dört temel unsurdan biri olması ve hayati önem taşıması nedeniyle su, divan şiirinde çeşitli yönleriyle sıklıkla ele alınmıştır. Suyla birlikte, kelimenin eş anlamlıları durumundaki Farsça “âb”, Arapça “mâ’” ve “zülâl” de divan şiirinde kullanılmıştır. Su ve suyla ilgili unsurlar divan şairinin hayal dünyası içinde çeşitli benzetmelere konu olmuştur. Benzetme ve hayallerin yanı sıra divan şairleri, şiirlerinde su ile ilgili atasözlerine ve deyimlere, telmih unsurlarına, bazı inanç ve âdetlere yer vermişlerdir. Su dağıtmak, Kâbe’ye su götürmek, çeşme ve sebil yaptırmak vb. hayır işleri ya da suyu ilgilendiren çeşitli imar faaliyetleri sebebiyle yazılan, tarih düşülen şiirlerde sudan söz edilmiştir. Şüphesiz suyla ilgili unsurların diğer örneklere göre daha yoğun yer aldığı şiirler “su” redifli şiirlerdir. Söz konusu şiirler farklı nazım şekilleriyle yazılabileceği gibi redifleri de kimi zaman “su”, kimi zaman eşanlamlılarından biri olabilmektedir. Makalemizde, divan şiirinde su ve suyla ilgili bazı unsurların kullanım özelliklerine değindikten sonra XV. yüzyıl divan şairi Necâtî’nin “âb (su)” redifli kasidesini biçim, içerik, dil ve anlatım bakımından inceleyeceğiz. Yapacağımız incelemeyle Necâtî’nin kasidesinde yer alan su ve suyla ilgili unsurların nasıl ele alınıp işlendiğini ortaya çıkarmış olacağız.     ",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bd208f0ca",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bd26b26c2",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "\"Şiban Han Dîvânı\"na Farklı Bakmak",
                "creator": " Yakup Karasoy",
                "subject": null,
                "description": "1451-1510 yılları arasında yaşayan Şiban Han, dedesi Ebu’l Hayr Han’ın ölümünden sonra dağılan Özbek topluluklarını bir araya getirmiştir. Deşt-i Kıpçak’tan güneye inerek Maveraünnehr bölgesini; Harezm, Otrar, Yesi gibi önemli merkezleri ele geçirmiş, Timur Devleti’ne son vererek bölgenin hâkimi konumuna gelmiştir. Şiban Han, tarihî şahsiyetinin yanında şair bir hükümdardır. Eserleri, klasik devir Çağatay Türkçesinin önemli örneklerindendir. Savaş ve mücadelelerle geçen hayatına bir fıkıh risalesi, mürettep bir divan ve Bahru’l-Hüdâ adlı bir manzume sığdırmıştır. Şiirlerinde dönemin tarihî olaylarının ve sosyal hayatının geniş bir yansımasını gözler önüne sermiştir. Bu çalışmada, Şiban Han Dîvânı yalnızca bir dil ve edebiyat ürünü olarak ele alınmamış, farklı bir bakış açısıyla yeniden değerlendirilmeye çalışılmıştır. Şiban Han yönetimindeki Özbek topluluklarının ve bölgede yaşayan diğer Türk ve Moğol boylarının coğrafyasının; doğu ve İslam kültür dairesiyle ilişkili unsurların; savaş ve yönetim stratejileri ile ilgili hususların; başta Babür olmak üzere diğer hükümdar ve yöneticilerle olan çekişmelerin Şiban Han Dîvânı’na yansımaları üzerinde örnekler verilerek durulmuştur.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bd26b26c2",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bd2c27665",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Dil, Metin ve Motif Yönüyle Revnakî’nin Çağatayca Manzum \"Kıssa-i Miʿrāc\" Eseri",
                "creator": " Fikret Turan",
                "subject": null,
                "description": "Bu makalede kimliğine dair fazla bilgiye sahip olmadığımız Revnakî mahlaslı bir şair tarafından geç dönem Çağatay Türkçesiyle kaleme alınmış ve daha önce incelenmemiş Ḳıŝŝa-i Miᶜrāc isimli manzum miraçnâmenin genel özelliklerini, öne çıkan gramer yapılarını, motifini, transkripsiyonlu metnini ve sözlüğünü ortaya koymaktayız. Ḳıŝŝa-i Miᶜrāc, Beyazıt Devlet Kütüphanesinde Beyazıt B3626 katalog numarasıyla saklanan ve büyük çoğunluğu klasik dönem sonrası Çağatay Türkçesiyle yazılmış dini-tasavvufi manzum metinlerden oluşmuş bir elyazması mecmuanın 15b-18a (PDF 18-20) sayfalarında bulunmaktadır. Eserde telif ve istinsah tarihi yoktur. Ancak içinde bulunan metin ve imla özelliklerine dayanarak yazmanın büyük ihtimalle 18. yüzyılın sonlarında düzenlendiği söylenebilir. Eserde miraç olayının tamamının anlatılması yerine miraç kıssasının ilk örneklerinde görülmeyen ancak sonradan eklendiğini düşündüğümüz Hz. Muhammet’in anne ve babasının ahiretteki durumu ele alınmıştır. Ḳıŝŝa-i Miᶜrāc, bu yönüyle, yani sadece oldukça tartışmalı ebeveyn-i resûl konusunu ele alması bakımından diğer miraçnâmelerden ayrılır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bd2c27665",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bd335fc00",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Farsçada Yaşamış Türkçe Bir Kelime: “Çapar-hâne",
                "creator": " İsmail Hakkı Aksoyak",
                "subject": null,
                "description": "Tarihi süreç içerisinde Türkler ve Persler yüzyıllar boyunca aynı coğrafyayı paylaşmıştır. Kimi zaman da aynı devletin hükümdarlığı altında yaşamışlardır. Bu sebeple iki kültür arasında çok yoğun bir alış veriş meydana gelmiştir. Bu kültürel alış verişin büyük bir kısmı da doğal olarak dil ve edebiyat sahasında gerçekleşmiştir. Türk dili ve edebiyatı Farsça’dan ve Fars edebiyatından yoğun olarak beslenmiştir. Öyle ki günümüz Türkçesinde bile pek çok Farsça kelime aktif olarak kullanımdadır. İki dil arasındaki bu beslenme tek taraflı olmamış Türkçe’nin Farsça’dan beslendiği gibi Farsça da Türkçe’den beslenip pek çok Türkçe kelimeyi bünyesine dahil etmiştir. Bu kelimelerden birisi de bu yazının konusu olan “çapar-hane”dir. Çapar-hane, Farsça ’da postacıların haber iletmek için durakladıkları menzil anlamında kullanılan bir kelimedir. Bu kelime yüzyıllar boyunca Farsça’da kullanılmış ve kaynaklarda kelimenin kökeni Farsça gösterilmiştir. Ancak dikkatli bakıldığı zaman bunun doğru olmadığı anlaşılmaktadır. Bu makalenin konusunu çapar-hane kelimesinin kökeni oluşturmaktadır. Makalede bu kelimenin Eski Türkçe’de yer alan “çap-mak” fiili ile Farsça ev anlamına gelen “hane” sözcüğünün birleşmesinden meydana geldiği sonucuna varılmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bd335fc00",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bd389bdfd",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Şairlerin Gözünden Tarihte Edirne Kışları ve Nehir Taşkınları",
                "creator": " Müberra Gürgendereli",
                "subject": null,
                "description": "Osmanlı Devleti’nin ikinci başkenti ve medeniyet merkezi olan Edirne; tabii güzellikleri, maddi ve manevi zenginlikleri, mimarisi, havası ve suyunun hoşluğu gibi sebeplerle birçok şair tarafından övülmüştür. “Dârü’n-nasr ve’l-meymene” ifadesiyle anılan kutlu ve uğurlu şehir Edirne, sert geçen kışları ve şehri çevreleyen Meriç, Tunca ve Arda nehirlerinin sık sık taşmasından dolayı devrin bazı şairleri tarafından ise hicvedilmiştir. Karasal iklimin etkisindeki Edirne’de, kış mevsimleri çok sert geçer. Tarihte büyük iklim felaketleri yaşayan Edirne, tabii afetler, kış şartları, yokluk, fakirlik ve sıkıntılar sebebiyle zor zamanlar geçirmiştir. Başta, hicviyesinde şehrin kış mevsimini ve insanlarını ağır bir dille eleştiren Arpaemînizâde Sâmî olmak üzere Refîkî, Garâmî, Nev‘î, Hevâyî, İzzet Paşa gibi şairler, Edirne’nin kışını ve bu mevsimde yaşanan sıkıntıları manzumelerinde dile getirmişlerdir. Edirneli bazı şairler de şehrin kış şartlarından şikâyetçi olmalarına rağmen şehirlerini savunma içgüdüsüyle yazdıkları manzumelerle, bu şairlere cevap vermişlerdir. Ayrıca şehrin kışının güzelliklerini tasvir eden ve öven şairler de mevcuttur. Yahyâ Bey şehrengizinde, Edirne kışından günlük hayat sahnelerini resmetmiştir. Kış aylarında düzenlenen sürek avları, padişahların şehre gelişleri ve şehrin kış manzaraları da şiirlere konu olmuştur.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bd389bdfd",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bd420334b",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "XVII. ve XVIII. Yüzyıl Gazavâtnâmelerinde Savaşılan Milletler ve “Öteki”nin Yorumu",
                "creator": " Hanife Koncu",
                "subject": null,
                "description": "Hem tarihî hem de edebî sahanın ortak ürünü olan gazavâtnâmeler, Osmanlı tarihine farklı bir bakışı ortaya koyan çalışmalardır. Bu metinler, bir savaş ve zafer anlatısının ötesinde farklı okumalara, farklı çıkarımlara imkân sağlayan, bir kısmı bizzat savaşa katılanlar tarafından kaleme alınmasından dolayı dil ve üslûbu, kelime kadrosu, benzetme dünyası ve cümle yapısıyla da dikkat çeken eserlerdir. Bu makalede, XVII. ve XVIII. yüzyıllardan seçilen bazı fetihnâmelerde\/ gazavâtnâmelerde\/ zafernâmelerde Osmanlı ordusunun savaştığı milletler ve onların nasıl anlatıldığı, bir başka deyişle “öteki”nin nasıl işlendiği örnek metinlerle gösterilmeye gayret edilecektir. Makalenin başlığında yer alan “öteki” kavramı burada bizden olanın karşıtı yani “biz” den olmayan ya da “biz” in tezadı “diğer” olarak kullanılmıştır. Bilindiği üzere bu tarz bir söylemde kendinden olmayan veya daha doğrusu “düşman” olanların anlatımı hemen her metinde “olumsuz” bir çağrışımı da doğal olarak beraberinde getirecektir. Çalışmada bu husus hakkında bir kesit sunulması amaçlanmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bd420334b",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bd4529980",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Nakîb-zâde Refîk-i Tarsusî ve \"Ezhâr Yâhûd Mecmûʿa-i Eşʿâr\"ı",
                "creator": " Seydi Kiraz",
                "subject": null,
                "description": "Mehmed Refîk Efendi, XX. yüzyılda klasik şiir geleneğini devam ettiren şairlerden biridir. Refîk-i Tarsûsî olarak meşhur olan şair, hayatını tespit edilebildiği kadarıyla Tarsus, Kayseri ve Mısır’da geçirmiştir. Şairin bilinen tek eseri, 48 sayfadan ibaret Ezhâr Yâhud Mecmûʿa-i Eşʿâr’ıdır. Eserini 1909 yılında yayımlamıştır. Gazel, şarkı, muhammes, murabba, mesnevi, kıt’a, müstezad ve müfred nazım şekilleriyle tertip edilen eserde elli altı şiir bulunmaktadır. Bazı şiirlerinde başlık ve noktalama işaretlerini kullanan şair, müşterek şiir yazma geleneğine uygun manzumeler kaleme almıştır. Refîk, şiirlerinin büyük çoğunluğunu âşıkâne tarz üzere kaleme almış, az sayıda hikemî muhtevalı şiirler de yazmıştır. Bunlar arasında vatan konulu dört manzumesi ve bu minvaldeki beyitleriyle kendi hayatıyla ilgili ipuçlarına yer vermiştir. Şiirlerinde ayrıntılı olmasa da dönemin olaylarına, bilimsel gelişme ve değişmelere, Batı dünyası ile Osmanlı arasındaki farklara işaret etmiştir. Bu çalışmada ilk kez Ezhâr Yâhud Mecmûʿa-i Eşʿâr’daki şiirler çevriyazı yoluyla verilmiş ve eser esas alınarak muhtasar bir inceleme kaleme alınmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bd4529980",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bd4a7f761",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Millî Kütüphane YzA 4466 Numarada Bulunan Bir Dua Mecmûası Üzerine",
                "creator": " Müjgan Çakır",
                "subject": null,
                "description": "Muhteva bakımından oldukça geniş bir konu yelpazesine sahip olan mecmûalarda toplanan metinlerden birisi de dualardır. Mecmûa mürettibleri sadece duaları biraraya getirmekle kalmaz, bunların ne gibi faydaları olacağı konusunda sıralanan bilgilere de yer verirler. Kimi dua mecmûaları duaların hem aslına hem de faydalarına yer veriyorken, kimileri de bu makalede incelenen mecmûada olduğu gibi sadece duaların faydalarını toplamış olabilir. Bu makalede Milli Kütüphane YzA 4466 numarada yer alan özel bir dua mecmûası tanıtılmış, bu mecmûada yer alan bilgiler hakkında değerlendirmelerde bulunulmuş ve mecmûanın transkripsiyonlu metnine yer verilmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bd4a7f761",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bd4fe6a27",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Kitab fi İlmi&#039;n-Nüşşab&#039;da Geçen Okçuluk Terimleri",
                "creator": " H. İbrahim Delice",
                "subject": null,
                "description": "Bu çalışma ile Türkçe yazılmış ilk okçuluk kitaplarından biri olan Oğuz ve Kıpçak özelliklerinin hakim olduğu Kitab fi İlmi'n-Nüşşab'da geçen okçuluk terimlerinin tespit edilip tespit edilen bu terimlerin açıklanması amaçlanmıştır. Son zamanlarda, okçulukla ilgili kitaplar veya sözlükler gibi okçuluk bilgisi içeren kitaplardaki okçuluk terimlerinin yazılması yaygınlık kazanmıştır. Dolayısıyla bu çalışmalara bir yenisini eklemek, bu çalışmaları desteklemek, ilerde hazırlanacak olan okçuluk terimleri sözlüğünün daha kusursuz olmasını sağlamak ve okçuluk ile ilgili kültür tarihimizi gelecek nesillere tanıtmak gibi hedeflerle bu çalışmaya başvurulmuştur. Bu amaç gerçekleştirilirken tespiti yapılan okçuluk terimleri ile ilgili çalışmalar tanıtılmış akabinde belirtilen eser terimler açısından taranmıştır. Bu bağlamda 79 terim tespit edilmiştir. Bu 79 terim yine metinden yola çıkılarak anlamlandırılıp tanıklandırılmıştır. Başkaları tarafından yayınlanan çalışmalarda da ele alınan terimler için o çalışmalardaki terimle ilgili açıklamalar da eklenmiştir. Kısa bir değerlendirmeyle de çalışma bitirilmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bd4fe6a27",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bd573bf1a",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Klasik Türk Şiirinde \"Semender\"",
                "creator": " Mehmet Özdemir",
                "subject": null,
                "description": "Semender, klasik Türk şiirinde ateşten etkilenmeyen, hatta hayatını ateşte idame ettiren efsanevi bir hayvan olarak tasavvur edilmiştir. Bu çalışmada klasik Türk şiirinde semender algısı, semenderin şiirlerdeki kullanım sıklığı ve anlam çerçevesi, şiirlerinde semender geçen 173 şairin şiirleri incelenerek tespit edilmeye çalışılmıştır. Girişte, semender kelimesinin sözlüklerde yer alan anlamları üzerinde durulmuştur. Daha sonra bu efsanevi varlığın klasik Türk edebiyatı şairlerinin şiirlerinde nasıl bir varlık olarak tasavvur edildiği tespit edilen tanık beyitler çerçevesinde değerlendirilmiştir. Semenderin yüzyıllar ve şairler temelinde hangi sıklıkta kullanıldığı araştırılmış ve kelimenin 14-19. yüzyıllar arasında şiir yazmış şairlerin şiirlerindeki kullanımı sayısal veriler ve grafiklerle ortaya konulmaya çalışılmıştır. Ayrıca semenderin teşbih unsuru olarak kullanımı araştırılmış, bu çerçevede teşbih edilen varlıkların tespiti ve hangi varlığa hangi sıklıkla teşbih edildiği konusu tanık beyitlere de yer verilerek açıklığa kavuşturulmaya çalışılmıştır. Bu çalışmada klasik Türk şairlerinin semender algıları, semenderin klasik Türk şiirinde kullanımıyla ilgili sayısal veriler ve kelimenin klasik Türk şiirinde teşbih unsuru olarak kullanımı konularında elde edilen veriler detaylandırılarak incelemeye çalışılmıştır. ",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bd573bf1a",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bd5c80f03",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Cemşîd’in Yolculuğu: “Cemşîd ü Hurşîd” Mesnevîsinin Joseph Campbell’in Monomit Kuramına Göre İncelenmesi",
                "creator": " Neslihan Polat",
                "subject": null,
                "description": "Joseph Campbell (ö. 1987), analitik psikoloji alanının mühim isimlerinden biri olan Carl Gustav Jung’un (ö. 1961) “arketip” tespitleri arasından “kahraman arketipi” üzerinde detaylı bir inceleme yapmıştır. Bilhassa mitler, efsaneler ve destanlardan aldığı örnekleri mukayese ederek bu anlatılar arasındaki ortaklık ve benzerlikleri tespit etmeye çalışmıştır. Campbell, farklı kültür ve tarihlere ait birbirinden çeşitli anlatılardaki bu ortaklık ya da benzerliklerden yola çıkarak “monomit kuramı”nı geliştirmiştir. Bu kuramın ortaya koyulmasında Jung’un “kolektif bilinçdışı” kavramını esas alan Campbell, birçok anlatının kahramanının aynı döngüsel çevrim içinde yol aldığını tespit etmiş ve bu ortaklıktaki evrensel sembollerin analizini yapmıştır. “Monomit kuramı” ve “arketipsel sembolizm” gibi kavramlar bugün pek çok kurgusal metni çözümlemede bir araç olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmada da Cemşîd ü Hurşîd mesnevîsi, kahraman arketipi üzerinden “yola çıkış - erginlenme - geri dönüş” aşamaları bağlamında incelenmiştir. Böylece bahsi geçen döngüsel çevrimde ilerleyen bir kahraman olarak Cemşîd’in yolculuğu sırasında karşılaştığı eşik ve sınavlar ile nihayetinde elde ettiği zaferin sembolik dili çözümlenmeye çalışılmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bd5c80f03",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bd6600dbb",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Amasyalı Vâzıh ve Dîvânçesi",
                "creator": " Giyasi Babaarslan",
                "subject": null,
                "description": "Amasyalı Mustafa Vâzıh, 1763\/1764-1831 yılları arasında yaşamış, son dönem divan şairlerindendir. İyi bir eğitim alarak müderrislik ve müftülük yapmış olan Vâzıh, Amasya’da cereyan eden çeşitli siyasi ve sosyal hadiseler neticesinde birçok defa görevinden uzaklaştırılmıştır. Daha sonra Limni’ye sürgün edilmesine karar verilmiş ancak çeşitli sebeplerle nihayet Tokat’a gönderilmiştir. Çalkantılı bir ömür sürmüş olan Vâzıh, ilmî kişiliğinin gölgesinde kalan şairlik yönüyle de kaydadeğer bir şahsiyet olarak karşımıza çıkmaktadır. Mensur eserleri yanında biri Farsça öğretimi için gramer mahiyetinde, diğeri sürgün macerasını ayrıntılı bir şekilde anlattığı sergüzeştnâme türünde nazma çekilmiş iki telif mesnevisi ile çeşitli nazım şekillerinde yazılmış bir divançe hacminde yüzü aşkın şiiri bulunmaktadır. Dîvânçe’nin müellif hattı olan tek nüshası Ankara Üniversitesi Yazma Eserler Bölümü Mustafa Con A 495\/III numarada kayıtlıdır. Bu çalışmada şairin hayatı hakkında kısa bilgiler verilerek eserin tanıtımı yapılacaktır. Dîvânçe’nin tam metni de araştırmacıların istifadesine sunulmak üzere Latin harflerine aktarılacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bd6600dbb",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bd69199d1",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "“Bestekâr” Nazîm’in Yayımlanmamış Şiirleri (3 Gazel)",
                "creator": " Merve Büyükada",
                "subject": null,
                "description": "Klasik Türk edebiyatında XV. yüzyılda başlayan mecmua tertip etme geleneği, XX. asrın başına kadar devam etmiştir. Altı asrın sonunda, özellikle şiir mecmuaları edebiyat araştırmacıları için önemli başvuru kaynaklarından biri hâline gelmiştir. Şiir mecmualarında, şairlerin hayatları ve edebî kişiliklerine dair bilgilere, çeşitli edebî türlerin örneklerine veya edebiyatımızda tercih edilmemiş nazım şekillerine ulaşılabilir. Bunun dışında, şairlerin divanlarında yer almayan şiirlerine, ismi tezkirelerde geçen ancak divan tertip etmemiş şairlerin şiirlerine ya da tezkirelerde yer almayan şairlere mecmualarda rastlamak mümkündür. Bu mecmualardan biri de Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Hazine Kitaplığı 1127’de kayıtlı mecmuadır. Yazmada farklı yüzyıllara ait 97 şair yer alır. XVIII. asır sanatkârlarından olan Yahyâ Nazîm de onlardan biridir. Şairin asıl adı Yahyâ’dır. Uzun zaman “Halîm” mahlasını kullanmış sonrasında kendisine Neşâtî Ahmet Dede tarafından “Nazîm” mahlası verilmiştir. Kaynaklarda doğum tarihine dair bir kayıt bulunmayan şairin ölüm tarihi Hâtimetü’l-Eş‘âr’da 1139\/1727 olarak zikredilir. Bilinen tek eseri Dîvân’ıdır. Dîvân’ında birçok naatı bulunan şair, “na‘t-gû” sıfatıyla da anılmıştır. Çalışmada, Nazîm hakkında bilgi verildikten sonra Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Hazine Kitaplığı 1127’de kayıtlı mecmuaya değinilmiş ve ardından mecmuada yer alan Nazîm mahlaslı üç gazel neşredilerek araştırmacıların istifadesine sunulmuştur.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bd69199d1",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bd6e4b973",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Rızâyî-i Bağdâdî ve Bilinmeyen Şiirleri (5 Gazel, 2 Muhammes)",
                "creator": " Şermin Baka,  Kübra Kacar Altin",
                "subject": null,
                "description": "Şiir mecmuaları ilim, kültür ve edebiyat tarihi açısından oldukça zengin ve önemli kaynaklardır. Bu eserlerde şairlerin çeşitli sebeplerle divanlarında yer almayan şiirlerine, biyografik kaynaklarda yer almayan şahsiyetler ve onların manzumelerine, farklı nazım şekil ve türlerine, edebiyatımızda pek kullanılmayan aruz kalıplarına; dualar, tılsımlar, ilaç terkip ve tarifleri, bazı din büyüklerinin duaları, padişahların cülus veya ölüm tarihleri, türlü mektup suretleri, şecere kayıtları, mecmua sahibi\/sahipleri tarafından eklenen -aile efradı veya diğer yakınlarının doğum ve ölüm tarihleri vb. gibi- bazı bilgi notlarına ve kayıtlara rastlamak mümkündür. Daha önce yayımlanmamış ve kaynaklarda da rastlayamadığımız şiirleri içeren mecmualardan birisi de Sivas Ziya Bey Yazma Eser Kütüphanesi 6722 numarada kayıtlıdır. Söz konusu mecmuada, Nesîmî’nin 2 gazeli; Halîlî-i Bağdâdî’nin 30 gazel (biri tevhid-nâme), 4 muhammes, 2 kaside (biri na’t, diğeri bahâriyât), 1 tahmis (Fuzûlî’ye) ve 1 mesnevisi (bahâriyât); Rızâyî-i Bağdâdî’nin 5 gazel ve 2 muhammesi yer almaktadır. Bu çalışmayla birlikte, XVI. yüzyılın meşhur tezkire yazarı Ahdî’nin kardeşi Rızâyî-i Bağdâdî’nin 5 gazel ve 2 muhammesi transkribe edilerek şekil ve muhteva açısından incelenmiş ve ilim camiasının istifadesine sunulmuştur.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bd6e4b973",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bd75c6f42",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Mürşidî&#039;nin Siyasetnâme Türündeki Manzûmesi",
                "creator": " Mehmet Altunmeral",
                "subject": null,
                "description": "Siyaset, şâir ve yazarlar tarafından işlenen önemli konular arasında yer almıştır. Padişahlara, vezirlere ve devlet büyüklerine yol göstermek amacıyla nasihatler içeren edebî, tarihî ve dinî içerikli eserler yazılmış ve bunlara siyasetname adı verilmiştir. Bu eserlerde bir hükümdarın nasıl olması gerektiği, halka ve Hakk’a karşı sorumlulukları anlatılmış, devlet yönetimi ve adalet ile alakalı nasihatler verilerek yol gösterilmeye çalışmıştır. Osmanlı döneminde siyaset-nâme yazma geleneği Arapça ve Farsçadan tercümeler yoluyla başlamış Kelile ve Dimne, Kâbus-nâme, Marzubân-nâme gibi eserler Türkçeye kazandırılmıştır. Bunun yanında Kutadgu Bilig başta olmak üzere Kenzü’l-Küberâ, Âsâf-nâme, Nasâyihü’l-Mülûk, Nasîhatü’l-Vüzerâ gibi önemli telif eserler kaleme alınmıştır. Makale konumuz olan eserin müellifi Mürşidî’dir. Biyografik kaynaklarda hem Müşidî hem de eser hakkında bilgi bulunmamaktadır. İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesinde kayıtlı olan ve tek nüshasına ulaşabildiğimiz eser mesnevi formunda kaleme alınmıştır. 8 varak ve toplamda 197 beyittir. Sade bir dille kaleme alınmıştır. Çalışmamızda eserin ayrıntılı incelemesine yer verilmiş ve çeviri yazısı yapılarak siyasetnâme konusunda çalışma yapan araştırmacıların istifadesine sunulmuştur.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bd75c6f42",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bd7bd2517",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Mecmuaların Şehir Tarihi Araştırmalarındaki Yeri: 18 ve 19. Asırda Mecmua Derleyicisi Bir Ailenin Ahvali ve Uşak Şehir Tarihine Dair Bazı Notlar",
                "creator": " İsmail Avci",
                "subject": null,
                "description": "Bu makalede, Millî Kütüphane 06 Mil YzA 4816 numarada kayıtlı Mecmûʽa-i Eşʽâr ve Fevâʼid’in başında bulunan 29 varaklık mensur kısımdaki notlardan hareketle mecmuaların şehir tarihi araştırmalarına katkısı üzerinde durulmuştur. Mecmuayı 1720 yılından 1889 yılına kadarki zaman dilimi içinde Hacı Osman Efendi, oğlu Abdullah Hoca, torunu Hafız Osman Efendi ve torununun oğlu Hafız Abdullah derlemişlerdir. Uşaklı bir ailenin ahvaliyle birlikte Uşak şehir tarihine katkı olarak düşünülebilecek notlar içermesi bakımından kıymetli görünen eserin mensur kısmı konu edildiğinden manzum kısımlar dikkate alınmamıştır. Çalışmada önce şehir tarihin kaynakları konusuna temas edilmiş ve hemen her tür malzemenin bu alan için kaynak değeri olduğu tespitine yer verilmiştir. Ardından söz konusu mecmua ile mecmuayı derleyen aile üyeleri bizzat tuttukları notlarla tanıtılmış ve son olarak yaşadıkları şehre dair yer yer verdikleri bilgiler bir araya getirilmiştir. Makalenin, mecmuaların şehir tarihi araştırmaları için önemini ortaya koyup Uşak şehrine dair bazı tamamlayıcı bilgiler sunma bakımından mecmua çalışmalarına katkı sağlaması beklenmektedir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bd7bd2517",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bd81c8978",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Kaybolmuş Bir Divriği Kedisine Ağıt: Şihâbî’nin Pisi Mersiyesi",
                "creator": " Büşra Çelik",
                "subject": null,
                "description": "Edebiyat terimi olarak “ölen birinin ardından duyulan üzüntüyü dile getirmek, o kişinin iyi taraflarını anlatmak üzere yazılmış lirik şiirler” manasına gelen mersiyeler her ne kadar gerçek şahıslara yazılmış ise de şehir ve hayvanlara yazılan mersiyeler de bulunmaktadır. Arap edebiyatında Ebu Nüvas'ın öldürülen av köpeğine ve İbnü'l-Allâf'ın komşuları tarafından öldürülen kedisine yazdığı mersiyeler ilk hayvan mersiyesi örnekleridir. Bu yazının konusu olan Şihâbî’nin Pisi Mersiyesi Me’âlî’nin yazdığı “Mersiye-i Gürbe” ve Nâmık Kemâl’in Sadrazam Mahmud Nedim Paşa’yı hicven yazdığı “Hırre-nâme”si ile birlikte Türk edebiyatında bilinen üçüncü kedi mersiyesidir. Hayatı hakkında biyografik kaynaklarda bilgi bulunmayan ancak 16. yüzyılda yaşamış olduğu düşünülen Şihâbî -Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’sinde tüm kedilerden üstün tuttuğu- Divriği cinsi kedisinin kaybolması veya çalınmasının ardından bu mersiyeyi kaleme almıştır. Makalenin giriş bölümünde kedilerle alakalı genel bilgiler verildikten sonra Türk edebiyatındaki hayvan mersiyelerine değinilmiş, ardından Şihâbî’nin hayatı ve eserlerine dair bilgiler değerlendirilmiştir. Son olarak şairin Mersiye-i Pisi’si incelenip çeviri yazılı metni sunulmuştur.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bd81c8978",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bd8726726",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Osmanlı Şu’ara Tezkirelerinde Tarih Düşürme Geleneği",
                "creator": " Mehmet Nuri Çınarcı",
                "subject": null,
                "description": "Tarih düşürme anlayışı Osmanlı şiir geleneğinde oldukça köklü bir geçmişe sahiptir. Birçok divan şairinin divanlarında çeşitli sebeplerle düşülmüş tarih manzumelerine rastlamak mümkündür. Hatta bazı divan şairleri kabiliyetleri mukabilince kaleme aldıkları tarih manzumeleriyle şöhret elde etmiş; dönemin biyografik kaynakları tarafından tarihçilikleri övülmüştür. Tarih düşürme hususunda ismi ön plana çıkmış bu müverrih şairlerle ilgili akademik anlamda birçok çalışma yapılmıştır. Öte yandan divan şairlerinin kaleme aldıkları bu tarih manzumeleri tezkirecilerin de dikkatlerini celb etmiştir. Ebced hesabıyla herhangi bir tarihi hadisenin kronolojik tespitine dayanan tarih manzumeleri, sağladığı bilgi ile tezkirecilerin müracaat ettikleri temel kaynaklardan birisi olmuştur. Şair biyografilerine dair her tür bilgiden istifade etmeye çalışan şu’ara tezkirecileri de Türk edebiyatında yazılan ilk tezkireden son tezkireye kadar eserlerinde tarih manzumelerine yer vermiş hatta bazen de kendileri tarih manzumesi yazmışlardır. Bu çalışmada yaklaşık altı yüz yıl boyunca aralıksız bir şekilde yazılmış olan şu’ara tezkirelerinde tezkirecilerin tarih manzumelerinden nasıl yararlandıkları tarihsel gelişim çizgisi takip edilerek aktarılmaya çalışılacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bd8726726",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bd8c70769",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Âsaf’ın “Kaht-ı Ricâl” Kasidesinde Sosyal Eleştiri",
                "creator": " Hulusi Eren",
                "subject": null,
                "description": "Muhtevası büyük ölçüde gelenekten beslenen divan şiirinde genel olarak aşk, şarap, ayrılık ve hüzün gibi konular işlenmiştir. Ancak zaman zaman geleneğin çizdiği sınırlar dışına çıkıldığı da yadırganamaz bir gerçektir. Genellikle kaside nazım şeklinin muhtevasını oluşturan eleştiri bu konulardan biridir. Divan şairleri toplumsal birey olma refleksiyle reel hayatta gördükleri bireysel, sosyal ya da siyasal kimi olumsuzlukları eleştirmekten geri durmamıştır. Divan şiirinin öteden beri, sosyal hayattan kopuk ve hayaller üzerine kurulu bir şiir olduğu öne sürülür. Ancak sahip olduğu kültürel arka plan irdelendiğinde, divan şiirinin muhteva itibariyle çok yönlü bir niteliğe sahip olduğu görülecektir. Bu anlamda, sosyal hayata ayna tutması da divan şiirinin çok yönlülüğüne bir örnektir. 19. yüzyılda yaşayan ve aynı zamanda divan sahibi bir şair olan Mahmud Celâleddin Paşa, Âsâf mahlasıyla şiirler yazmıştır. Onun “der-şikâyet-i kaht-ı ricâl” başlıklı kasidesi, divan şiirinin dikkat çekici tenkit örneklerinden birisi olarak gösterilebilir. Hanedanın bir üyesi olarak genç yaşlarda vezirlik ve adliye nazırlığı görevlerinde bulunmuş olması, Mahmud Paşa’nın mezkûr şiirini önemli kılmaktadır. O, devletin içinde bulunduğu durumdan rahatsız olmuş, başta devlet ricali olmak üzere toplumun hemen her kesimine yönelik eleştirilerini ve çözüm önerilerini sıralamıştır. Bu çalışmada dönemin sosyal, siyasal ve toplumsal hayatı Âsâf’ın söz konusu şiirine yansıyan yönüyle ele alınacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bd8c70769",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bd95b314f",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Trabzonlu Emin Hilmi’nin Dîvân’ında Bulunmayan Kasideleri",
                "creator": " Halil İbrahim Haksever",
                "subject": null,
                "description": "Trabzonlu Emîn Hilmi 19. yy şair ve yazarlarındandır. Çeşitli kademelerdeki devlet memurluğundan başka, gazete muharrirliği ve Osmanlı Devleti’nin ilk Meclis-i Mebûsânında mebusluk görevi yapmıştır. Manzum ve mensur eserler kaleme almış, bunların bazıları yayımlanmıştır. Yazdığı müşterek gazeller ve çeşitli olaylara düşürdüğü tarih manzumeleriyle dikkat çekmektedir. Çeşitli devlet yetkililerine ithaf ettiği kasidelerinde, memurluk görevlerinde yaşadığı haksızlık ve yanlışlıkları dile getirip taleplerde bulunmuştur. Farklı nazım şekilleriyle kaleme aldığı manzumeleri Dîvân’ında toplayan Emîn Hilmi’nin, Münşeât’ına kaydettiği iki kısa kasidesi daha vardır. Bunlardan birini 1293’te tahta geçen V. Murâd’ın cülusu sebebiyle kaleme almış ve Bâb-ı Âlî’ye takdim etmiştir. Kasidenin her mısraıyla cülus tarihini tespit ederek padişaha dualar etmiştir. Diğer kasidesi de Trabzon defterdarlığına tayin edilen Âkif Efendi’nin övgüsünü içermektedir. Aynı zamanda şair ve münşi olan Âkif’in bu özelliğini belirterek, ondan lütuf ve himmet beklentisini îma etmiştir. Hilmi’nin Münşeât’ında, bu iki kasidesinden başka beyit ve kıtalar da mevcut olup makalede bunlara da yer verilmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bd95b314f",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bd98c2ff5",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Klasik Türk Şiirinde “Virane” Motifinin Kazandığı Bazı İmajlar",
                "creator": " Mustafa Uğur Karadeniz",
                "subject": null,
                "description": "Görsel malzemenin klasik Türk şiirinde kazandığı imajlar, çok çeşitlidir. Döneminin görsel malzemeleri konusunda son derece dikkatli olan klasik Türk şairi, bunlardan birçok şekilde faydalanmıştır. Bilinen bir mazmun yahut hikâyeyi, bu görsel malzemeyle yeniden sunma çabası kendisini açıkça belli eder. Şair gelenekte oluşmuş cari imgeleri tekrar ettiği gibi aynı malzemeden yeni ve özgün imgeler de üretir. Bir yapının yıkılmış halini ifade eden “virane” kavramı da klasik Türk şiirinde yaygın kullanılan imgelerdendir. Şairler, birçok duygu durumunu veya soyut kavramı “virane” imgesiyle somutlaştırırlar. Makalede “virane” kavramı etrafında, klasik Türk şiirinde oluşan anlam ilişkilerine odaklanılmıştır. Şiirsel imgeler yoluyla kavramın metinlerde kazandığı anlamsal boyutlara yer verilmiştir. Sözcüğün bazı inanışları, temsil ettiği ve sözcük etrafında birçok anlam ilgisinin oluştuğu görülmektedir. Çalışma, metinlerde şairlerin çevrelerine yönelen dikkatli bakışlarla hem geleneksel imajları devam ettirdiği hem de benzer yollarla yeni imgeler bulmaya çalıştıklarını göstermeye çalışmaktadır. Böylece şiir ve görsel malzeme arasındaki çok boyutlu ilişkinin bir örnek etrafında ortaya çıkan nitelikleri vurgulanmaktadır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bd98c2ff5",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bd9ecd5f4",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Ahmed’in Mevlid Adlı Eserinin Nüshaları",
                "creator": " Muhammet Raşit Öztürk",
                "subject": null,
                "description": "Hz. Muhammed’e duyulan derin sevgi ve saygının tezahürlerinden biri olarak Arap edebiyatında ortaya çıkan mevlid türü, 15. yüzyılın başlarında Türk edebiyatında da ilk ürünlerini vermiştir. Türk edebiyatında Ahmedî ile başlayan mevlid yazma geleneği, Süleyman Çelebi ile en güzel örneğini bulmuş, devam eden süreçte de yüzlerce mevlid metniyle günümüze ulaşmıştır. Bu mevlid metinlerinden biri de H. 873 (M. 1468\/69) yılında yazılmış olan Ahmed’in Mevlid’idir . Eski Anadolu Türkçesinin tipik bir edebî ürünü olan bu eser, mevlid edebiyatının da önemli bir halkasını teşkil etmektedir. Ahmed’in Mevlid’inin Türkiye ve dünya kütüphanelerinde birçok yazma nüshası mevcuttur. Bu nüshalar, hiçbir çalışmada toplu olarak dikkatlere sunulmamıştır. Bazı kaynaklarda Ahmed’in Mevlid’inin nüshalarına dair hatalı kayıtlar da yer almaktadır. Bu çalışmada Ahmed ve Mevlid’i hakkında bilgiler verilmiş, Mevlid’in Türkiye, Almanya ve Makedonya kütüphanelerinde yer alan toplam 7 nüshası tanıtılmış ve Mevlid’in nüshalarına dair hatalı kayıtlar düzeltilmeye çalışılmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bd9ecd5f4",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bda4069d1",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Kıbrıs Ağzında Geçen \"Günnasir\" Kelimesi Üzerine",
                "creator": " Hakan Özdemir",
                "subject": null,
                "description": "Memuriyet hayatının iki yılını (1959-1961) Kıbrıs’ta geçiren Arif Nihat Asya, bu yılların hatırasına Kıbrıs Rubaileri adını verdiği şiir kitabını bu görevden üç yıl sonra 1964 yılında çıkarmıştır. Gittiği her vatan coğrafyasını bir şekilde şiirlerine yansıtan vatan şairi Kıbrıs’la ilgili özellikleri de ihmal etmemiş bu yazının yazılmasına sebep olan günnasir kelimesini rubailerinde anmıştır. Özellikle kelimelerin asli şekillerini değil de yöresel söylenişlerini şiirine taşıması onun halk söyleyişine ve bu söyleyişin doğurduğu söz varlığı zenginliğine verdiği önemi göstermesi açısından dikkat çekicidir. ‘Yaban gülü’ anlamına gelen sözcüğün gül-nesrin sözcüğünün bozulmuş şekli olabileceği üzerinde durulmasının yanında olası başka bir şekle dikkat çekilecektir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bda4069d1",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bdab535d5",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Taşlıcalı Yahyâ Bey’in Mesnevîlerinin Sebeb-i Te’lif Bölümleri Üzerine Bir Değerlendirme",
                "creator": " Kezban Paksoy",
                "subject": null,
                "description": "Mesnevî nazım şekli, her beyti kendi arasında kafiyeli olması ve beyit sınırlaması olmaması hasebiyle uzun anlatılması gereken konuların anlatımında en çok tercih edilen nazım şekli olmuştur. Müellifler ilmî, ahlâkî, tarihî eserler ile hikâye ve efsane gibi konuları mesnevî nazım şekliyle kaleme almışlar, bazı şâirler beş mesnevî yazarak “hamse sahibi şâirler” olarak isimlerini edebiyat tarihimizde ön plana çıkarmışlardır. 16. yüzyıl Klasik Türk edebiyatının önemli şahsiyetlerinden biri olan Taşlıcalı Yahyâ Bey’e bu şöhreti kazandıran husus dîvân sahibi olmasının yanında hamse sahibi de olmasıdır. Hamsesinde yer alan mesnevîleri incelediğimizde ise Yahyâ Bey’in şiire olan yeteneğini görmenin yanında özellikle sebeb-i te’lif bölümlerinde onun hayatına ve iç dünyasına dair izleri de buluruz. Bu çalışmada Taşlıcalı Yahyâ Bey’in hamsesinde yer alan mesnevîlerin sebeb-i te’lif bölümleri mukayeseli olarak incelenmiştir. Hayatının farklı dönemlerinde kaleme aldığı mesnevîlerin yazılış sebeplerinin ortak yönleri ve ayrıştıkları hususlar tespite çalışılmıştır. Yahyâ Bey’in okuyucuyla hasbihâl ettiğini de söyleyebileceğimiz sebeb-i te’lif bölümlerinde yer alan beyitlerden hareketle biyografisine ve iç dünyasına dair hususlara da dikkat çekilmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bdab535d5",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bdb0a0d47",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Nef&#039;î&#039;de Sözün Kaynağı",
                "creator": " Hi̇lal Yi̇ği̇t",
                "subject": null,
                "description": "Sanata ve özelde de şiire kaynaklık eden unsurlar sanat eserini kavramada ve yorumlamada her zaman büyük bir öneme sahiptir. Şairin şiirini vücuda getirirken beslendiği kaynakları irdelemek, eserinde okuyucuya iletmek istediği manâyı daha gerçekçi ve şairden hareketle anlamamızı sağlar. Makalemize konu olan klasik Türk edebiyatı 17. yüzyıl şairi Nefî; kendisinden sonra gelen birçok şairi tesir altında bırakmış ve kasideciliği ile çığır açmış bir şairdir. Nef’î; şiirin beslendiği kaynakları şiir sanatının kıymeti ekseninde sorgulamış ve onu, varlık bakımından en yüce kaynağa dayandırmak istemiştir. Nef’î’nin şiirine vahiy, ilhâm, ilâhî sırlar, hakikat, hayâl ve endîşe gibi unsurlar kaynaklık etmiş ve şair; söz konusu unsurların şiirine nasıl kaynaklık ettiğini kaside ve gazellerinde çeşitli vesilelerle dile getirmiştir. Nef’î’ye göre şiir, vahiy ve ilhamdan beslenerek Hakk’ın sırlarını ve hakikati dile getirmeli ve şair, ilahî ilmin feyzi ile desteklenmiş olan hayâl ve endîşenin gücü ile sanatsal yaratımı başarmalıdır. Vahiy ve Hakk’ın sırları gibi yüce bir kaynağa dayanan Nef’î’nin şiiri, ontolojik mahiyette kendisine üst mertebelerde yer bulur. Bu durum bize şiirin, şairin gönlündeki kıymetini izhar eder.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bdb0a0d47",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bdba1df6e",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Ataç&#039;ın Sözcükleri ve Dile Müdahale Konusu",
                "creator": " Elif Arı",
                "subject": null,
                "description": "Tanzimat Dönemi ile başlayan dilde sadeleşme süreci Harf Devrimi ve dil reformuyla birlikte yeni bir evreye girmiştir. Bu evrede yoğun tartışmalar yaşanmıştır. Bir tarafta ılımlılar; bir tarafta tasfiyeci, özleşmeci ya da öz Türkçeciler; bir tarafta ise Osmanlı Türkçesinin korunmasını savunanlar bulunmaktaydı. Bu üç grup arasında aşırıcılar olarak nitelenen öz Türkçecilerin dilde sadeleşme anlayışı özleşmedir. Türkçedeki tüm yabancı sözcüklerin atılmasını ve yerlerine dilin öz kaynaklarından sözcükler bulunup konulmasını istemişlerdir. Bu evrenin belki de en aşırıcı ismi Nurullah Ataç’tır. Çeşitli kaynaklardan bulup çıkarttığı, kendisinin türettiği pek çok yeni sözcüğü yazılarında kullanmıştır. Dil devrimine, dil davasına kendini tümüyle adamıştır. Ataç, dilin özleşmesi için neredeyse herkese savaş açmıştır. Yabancı sözcük kullanan yazarları, sanatçıları yazılarında sert bir şekilde eleştirmiştir. Oldukça üretken bir yazar olan Ataç, özellikle eleştiri yazılarında oldukça öfkeli ve sert bir üslup kullanmıştır. Ataç’ın dil kavgası sadece sözcüklerle sınırlı kalmamıştır. Anlatım hususunda da müdahaleci bir yaklaşımı söz konusu olmuştur. Bu çalışmada, yazılarından hareketle Ataç’ın dile müdahaleci yönü değerlendirilmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bdba1df6e",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bdbd7ec21",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Şeytan Hikâyesi’nin Mensur Bir Nüshası ve Müstensihin Konuşma Diline Ait Kullanımların Bazı Sözlüklerdeki Karşılığı",
                "creator": " Talha Dilben",
                "subject": null,
                "description": "Manzum ve mensur varyantları bulunan Şeytan Hikâyesi, Arapçadan Türkçeye tercüme edilmiş olup birçok el yazması nüshası bulunan ve Müslüman Türk halk kitlelerince rağbet gördüğü anlaşılan, farklı dillerin edebiyatlarında benzer şekillerde yer edinmiş bir metindir. Eser, Muhyiddîn İbnü’l-Arabî’ye mâl edilse de bu bilgi eserin mensur varyantındaki bir ibarenin yanlış anlaşılması nedeniyle ortaya çıkmış olmalıdır. Şeytan Hikâyesi’nin özel kitaplığımızda bulunan mensur bir nüshası, eksik olmasına rağmen müstensihin konuşma dilini, ağız özelliklerini yansıtması bakımından değerli bulunmuştur. Bu makalede, Şeytan Hikâyesi’nin ilgili nüshasının transkripsiyonlu metni verilmiş, bariz yanlış olduğu anlaşılan kullanımlar dışında müstensihin kullanımlarına müdahale edilmeyerek müstensihin gündelik diline ait kullanımlar ortaya konulmaya çalışılmıştır. Ayrıca söz konusu kullanımlar, Türk olmayan yazarlar tarafından yazılan Türkçenin bazı sözlükleriyle Derleme Sözlüğü’nde aranmış ve bu kullanımların hem ilgili sözlüklerde yer alıp almadığı hem de Türkiye Türkçesi ağızlarında muhafaza edilip edilmediği, muhafaza ediliyorsa hangi ağızlarda yer aldığı incelenmiştir. Nüshada hem Türkçe sözcüklerde hem de alıntı sözcüklerde kayda değer kullanımların bulunduğu, bu kullanımlardan bazılarının Türkiye Türkçesi ağızlarında hâlâ muhafaza edildiği görülmüştür.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bdbd7ec21",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bdc2c3a08",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Reşat Nuri Güntekin’in Romanlarında Anlatım Tekniği Olarak Günlük, Mektup ve Hatıranın İşlevi",
                "creator": " Erdem Donmez",
                "subject": null,
                "description": "Reşat Nuri Güntekin, romantik-realist çizgideki ilk dönem romanlarında anlatıma gerçekçi bir etki sağlamak, hâkim anlatıcının görünürlüğünü kırmak, olay akışını kronolojik bir sıraya koymak ve birey olarak varlığını ilan etme çabasında olan karakterler üretmek maksadıyla günlük, hatıra ve mektup türlerinin anlatım imkânlarını kullanır. Birinci tekil şahıs anlatıma sahip olan söz konusu türler, anlatıcının iç dünyasını samimi bir şekilde ifade etmesi, başkalarından gizlediklerini itiraf edebilmesi bakımından karakteri aracısız bir şekilde okuyucuya sunarken olay örgüsünün gerçekçi bir biçimde kurgulanmasına imkân sağlar. Bu türler, klasik kurgulu romanlarda kullanılmayan bilinç akışı, iç monolog gibi modern anlatım tekniklerinin işlevini üstlenir. Bu çalışmada Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu (1922), Dudaktan Kalbe (1924), Bir Kadın Düşmanı (1927) ve Acımak (1928) adlı romanlarında anlatım tekniği olarak günlük, hatıra ve mektup türlerinin, kurmacanın olay örgüsü, karakter, zaman ve anlatıcı öğeleri üzerindeki işlevi incelenmiştir. Çalışma, kurgu içerisine karakterler tarafından kaleme alınan bir günlük, hatıra defteri ya da mektup içeren romanlarla sınırlandırılmış, kurguda herhangi bir fonksiyon üstlenmeyen kullanımlar inceleme dışı bırakılmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bdc2c3a08",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bdcc29286",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Histerinin Otobiyografik Anlatısı: Çocukluğun Soğuk Geceleri",
                "creator": " Meliha Yonca Erdem",
                "subject": null,
                "description": "Histeri yahut histrionik kişilik bozukluğu psikoloji biliminin en eski araştırma konularından biri olarak dikkati çeker. Nevrotik hastalık gruplarının içerisinde yer alan histeri, insan yaşamının işlevselliğini olumsuza evirdiği kadar insan yaşayışının olağan bir parçasıdır. Histrionik kişilik bozukluğu üzerine eğilen psikiyatri ve klinik psikoloji sahaları insanın sorunlarını anlamayı ve çözümlemeyi bilimsel perspektifte kendine gaye edinmiştir. Diğer taraftan bir sanat dalı olan edebiyatın benzer bir gayeye estetik açıdan hizmet ettiğini söylemek mümkündür. Edebiyat, merkezine aldığı insanı ve insanın türlü problemlerini ruhsal tasvir ve tahlilleriyle işler; onu estetik boyutta anlatmaya çalışır. Yani psikolojinin meselesi olan insan, edebiyatın da sanatsal perspektifinde odak noktasında bulunur. İfade edilen bu ortak gaye ise psikoloji ve edebiyat disiplinlerinin birbiriyle olan sıkı münasebetini gözler önüne sermek gibi akademik bir ihtiyacı doğurur. Türk edebiyatının 1950 kuşağında, “bunaltı edebiyatı” akımı dahilinde zikredilen Tezer Özlü’nün bilhassa otobiyografik izler taşıyan Çocukluğun Soğuk Geceleri adlı anlatısı incelendiğinde söz konusu ihtiyacı giderebilme yolunu çizmek kolaylaşır. Tezer Özlü’nün bu anlatısında sunulan ana karakter, genel itibarıyla histrionik kişilik bozukluğu belirtileri sergiler. Bu makalenin amacı Çocukluğun Soğuk Geceleri adlı anlatıda işlenen ana karakterin gösterdiği histrionik kişilik bozukluğunun özelliklerini ve histeriyle ilintili psikolojik problemlerini oluşum, açığa çıkış, ilerleyiş, iyileşme evreleriyle ve neden-sonuç bağıntısıyla değerlendirmektir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bdcc29286",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bdcf322d1",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Alev Tekinay&#039;ın Ağlayan Nar Romanında Kültürlerarasılık",
                "creator": " Nurtaç Ergün Atbaşı",
                "subject": null,
                "description": "Almanya’da 1960’lı yıllardan itibaren göçmen işçilerin üretimleriyle varlık göstermeye başlayan göçmen edebiyatı zaman içinde önemli dönüşümler geçirir. Eserlerini Türkçe yazan ve sadece göçmen işçi olmanın beraberinde getirdiği sorunları işleyen ilk kuşağın ardından gelen ikinci kuşakla birlikte önemli kırılmalar yaşanır. İkinci ve üçüncü kuşak eserlerini Almanca yazar; kimlik arayışı, yabancılaşma gibi sorunları irdelerken özellikle 1990’lı yıllardan itibaren çok kültürlüğün anlamını kavrayarak eserlerinde kültürlerarası bir yapı kurma yolunu seçerler. Alev Tekinay’ın Ağlayan Nar romanın içerdiği veriler göz önünde bulundurulduğunda kültürlerarasılık bağlamında yorumlamaya açık bir metin olduğu görülür. Tekinay Almanya’da aldığı lisans eğitimi dolayısıyla sahip olduğu edebi birikimi kullanarak eserinde Alman kültüründen Romantizm akımına bağlı üretilen edebi metinlerin düşünsel arka planı ile Türk kültüründen halk şairliği, halk şiiri ve mevlevilik gibi değerleri birleştirerek kültürlerarası etkileşimi Türk ve Alman toplumunun edebi gelenekleri düzleminde okuruna sunar. Tekinay’ın 19. yüzyıl Alman romantizminin ve romantik eserlerin yapısal ve izleksel unsurlarına romanında yer verdiği görülür. Romanını kurgularken roman kahramanı hayata bakışı, duygularını ve düşüncelerini ifade etme biçimi, davranışları, ruh hali ve hatta eş ruhu (Doppelgänger) ile romantik bir karakter olarak çizilir. Bu çalışmada imgenin serüvenine girmeksizin Ağlayan Nar’daki romantik unsurların yanı sıra Türk kültürüne ait unsurların takibi yapılacak ve iki kültürel yapının romandaki birlikteliği ve romandaki kültürlerarasılığa nasıl bir katkı sağladıkları tartışılacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bdcf322d1",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bdd491c7c",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Rahmet Feyzî’nin Hikâyeciliği Üzerine Bir Değerlendirme",
                "creator": " Erhan Giray",
                "subject": null,
                "description": "Modern Özbek edebiyatında önemli bir yere sahip olan Rahmet Feyzî, şiir, roman, uzun hikâye, hikâye, deneme ve film senaryosu türlerinde eserler vermiş çok yönlü bir yazardır. Feyzî, aynı zamanda iyi bir gazetecidir. Rahmet Feyzî, 10 Ekim 1918 yılında Taşkent’in Beşağaç bölgesi Karataş mahallesinde yaşayan bir işçi ailesinde dünyaya geldi. Annesi Selamet Hanım dokuma fabrikasında, babası Feyzullah Bey ise Taşkent tramvayında işçi olarak çalıştı. Feyzullah Bey, siyasi, edebi ve sanat hayatına önem veren aydın biriydi. Rahmet Feyzî’nin güçlü bir yazar olmasında babasının etkisi büyüktür. Feyzî, çocukluğunda hem okudu hem de işçi olarak çalıştı. Ortaokulu bitirdikten sonra elektrik ve makina mühendisliği bölümünü okudu. Hayatı boyunca birçok gazetede görev alan Feyzî, 18 Kasım 1988 yılında vefat etti. Feyzî, kırk yıllık edebî hayatı boyunca altmıştan fazla hikâye kaleme almıştır. Ancak bu hikâyelerden sadece on altısı Feyzî’nin üç ciltlik eserleri arasına dâhil edilmiştir. Makalemize kaynaklık eden bu hikâyelerde yazar, toplumsal konular, işçi sınıfının verdiği emek ve vatanperverlik temaları üzerinde durmuştur. Feyzî, bu temalarla bağlantılı olarak idealist, çalışkan ve vatanına sadık karakterler kurgulamıştır. Feyzî’nin hikâyelerinde dikkati çeken en önemli nokta ise savaş yıllarında annesini ve babasını kaybeden çocukların durumudur. Birçok hikâyesinde bu durumdaki çocukların ruh hallerini yansıtmıştır. Yazar ayrıca bu çocuklara milliyet ayrımı yapmadan şefkat gösteren Özbek halkını yüceltmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bdd491c7c",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bdddcfcaf",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Ana Çizgileriyle Varoluşçuluk ve Türk Edebiyat ve Fikir Hayatındaki Yansımalarına Bir Bakış",
                "creator": " Cengiz Karataş",
                "subject": null,
                "description": "Varoluşçuluk Danimarkalı ilahiyatçı ve filozof Søren Kierkegaard tarafından adlandırılmış bir kavram olup zamanla edebiyat ve sanat dalları başta olmak üzere anlamı kapsamı genişleyerek yeniden üretime tabi tutularak aşkın bir şekle bürünmüştür. Kierkegaard ‘a göre Varoluşçuluk tüm salt soyut düşüncenin, salt mantıksal veya bilimsel bir felsefenin reddidir; kısacası, aklın mutlaklığının reddidir. Varoluşçuluk, önce Saf Düşünce’nin saçmalığına karşı aykırı bir ses olarak ortaya çıkar, Saf Düşünce'nin safsatalarından, problemlere ve kendi koşullu düşüncesinin olanaklarına, nasıl yaklaşılabileceğini ve bildiği özüne dönme gayretinde olan bireyi hatırlatır. Varoluşçuluğun temelinde bireyin kendisini anlamlı kılacak olan “varolma iradesi” ni göstermesi yatmaktadır. Varoluşçuluk sanatsal ve politik anlamda daima bireyin özgürlüğünü savunur. Varoluşçular bireyi yaratıcı, özgürlükçü, acı çeken(sancılı), düşünen olarak tasavvur eder. Tüm bu özellikler içerisinde belki zamanın ruhu(zeitgeist)’nun da etkisiyle resmedilen bir bohem(kalender meşrepli\/rint) tipi karşımıza çıkar. Biyolojik varlıklar olarak doğan insanın, eylemleriyle sorumluluk kabul ederek varoluşsal bireyler olması gerektiğini savunurlar. Sartre'ın “özgür organik birey” olarak adlandırdığı varoluşsal birey modern toplumla ve kendi içsel dünyasıyla sürekli çatışma hâlindedir. Varoluşsal bireyin kendisini ve çevresini sorgulama ve anlamlandırma arayışı süreklilik arz eder. Bu bağlamda varoluşsal birey “özgün(otantik)” olma iddiasındadır. Sonuç olarak varoluşçu düşüncenin en yüce değeri genellikle özgürlük olarak kabul edilirken, temel erdemi özgünlüktür. Bu çalışma işte bu kavramlar çevresinde ana hatlarıyla Varoluşçuluk’un çevçevesini çizmeyi, bu felsefi yönelimin nasıl aşkın bir hâle dönüşerek diğer disiplinleri de etkilediğini irdelemeye çalışmaktadır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bdddcfcaf",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bde0ec406",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Yaşanan Gerçeklikten Kurguya, Türküden Öyküye Naki Tezel’in “Gülnazik” Adlı Öyküsü",
                "creator": " Elif Öksüz Güneş",
                "subject": null,
                "description": "Milli Mücadele, İtilaf Devletleri tarafından toprak bütünlüğü tehdit edilen Türk milletinin bağımsızlık savaşının adıdır. Osmanlı Devleti bir taraftan işgalci dış güçlerle siyasi, sosyal, askeri çatışmalar içinde iken diğer taraftan bünyesinde barındırdığı milletlerin diğer soydaşlarıyla, dindaşlarıyla birleşme ve özerklik arzusunu engelleme çabasıyla büyük bir mücadele verir. Biz’i oluşturan Türklerin büyük çoğunluğunun içinde bulunduğu bu kaos sürecinde ‘öteki’ ile işbirliği yapmanın doğru olacağı yönündeki girişimler, geniş bir coğrafyaya yayılan devletin gücünü zayıflatır. Millî Mücadele’nin başarı ile sonuçlanmasını zorlaştıran bu durum, kendi milletinin kolektif çıkarlarından ve vatanından vazgeçen yozlaşmış tipleri yaratır. Siyasi kırılmaların belirlediği var olma-yok olma savaşı sürecinde Yunan ordusunun ve onların işbirlikçilerinin toprak işgalinden sonra fiziksel, psikolojik şiddetle derinleşen uygulamaları halk hikâyelerine, türkülere yansır. Yaşanan gerçeklikten hareketle kurgusal gerçekliğe taşınan anlatılarla onların çeşitli varyantları, millî hafızayı canlandırma işlevi kazanır. Bu metinlerden biri Batı Anadolu’da Nazik\/Gülnazik adlı genç kadının yaşadıklarının aktarıldığı “Gülnazik” anlatısıdır. “Gülnazik” anlatısını hikâye türünün imkânlarıyla yeniden kurgulayan Naki Tezel, Yunan zabitin Gülnazik’i Türk topraklarına tecavüzün uzantısı şeklindeki iğfali sonrasında fiziksel ve tinsel yalnızlığının daima hatırlatılacağı Atina’ya götürüşünü anlatır. Bu çalışmada “Gülnazik” hikâyesi bağlamında Batı Anadolu’nun işgali sırasında varlık alanları zorla ellerinden alınanların yaşadığı trajedi ile kendi bireysel çıkarlarını önceleyen ötekilerin görünümleri yozlaşma, yabancılaşma, özlem temleri çerçevesinde tahlil edilecektir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bde0ec406",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bde62efdb",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "\"Dolunay Dedektifleri\" Roman Dizisinin Türkçenin Söz Varlığı Açısından Çözümlenmesi",
                "creator": " Sevgen Özbaşi",
                "subject": null,
                "description": "Bir dilin söz varlığını oluşturan atasözü, deyim, ikileme, ilişki sözleri gibi dilsel yapılar, içinde doğduğu dilin ve kültürün en önemli izlerini taşır. Bu izler irdelenerek –kültürel değerlerin yanı sıra- o dilde tarihi süreç içerisinde gerçekleşen ses-biçim-anlam değişikleri ortaya konulup dilin yapısal özelliklerine ulaşılabilir. Bir dilin söz varlığı ögeleri de en uygun ve en doğru biçimde o dilde verilen sözlü-yazılı kültür ürünlerinde karşımıza çıkar. Dil gelişimi için kritik dönem olan okulöncesi süreçte de çocuk ne kadar çok nitelikli uyaranla karşılaşırsa, söz dağarcığı ve kavram alanı o kadar genişleyebilir. Dilsel ve görsel uyaranlar içeren en temel ve en kolay ulaşılabilir kaynak ise çocuk edebiyatı yapıtlarıdır. Dolayısıyla bu yapıtlardaki dilsel birimler incelenerek dilin düzeyi, söz varlığı ögelerinden nasıl yararlanıldığı, bunların çeşitliliği, anlamsal değerleri, çocuk okura uygun olup olmadığı gibi durumlar belirlenebilir. Bu çalışmanın amacı da Türk çocuk edebiyatına özgün yapıtlar kazandıran, hem yazar hem şair kimliğiyle öne çıkan Mavisel Yener’in “Dolunay Dedektifleri” roman dizisini söz varlığı ögeleri açısından çözümlemek; bu ögeler aracılığıyla kurmaca metne kazandırılan anlamsal katkıları değerlendirmektir. Bir devamlılık ve bütünlük oluşturması açısından, çalışmanın inceleme nesnesi olarak yazarın roman dizisi seçilmiştir. Betimsel nitelik taşıyan bu çalışmada, kurgusal bir yapı üzerinde tarama yöntemi kullanılmıştır. Öncelikle Mavisel Yener’in “Dolunay Dedektifleri” roman dizisini oluşturan altı çocuk edebiyatı yapıtı baştan sona taranarak bunlarda yer alan söz varlığı ögeleri (deyim, atasözü, ikileme, ilişki sözleri, yansıma sözcük ve yansıma ikilemeler) saptanmış ve kendi içlerinde bölümlendirilmiştir. Ardından yapıtlardaki dil-anlatım özelliklerinin ve söz varlığı ögelerinin kurmaca metne sağladığı anlamsal katkılar -metinlerden örneklerle desteklenerek- değerlendirilmiş ve yorumlanmıştır. Romanlarda 6 atasözü, 230 deyim, 160 ikileme, 58 yansıma söz varlığı ögesi ve 48 ilişki sözü olmak üzere toplam 502 öge saptanmıştır. Çalışmanın ana amacı yapıtlardaki söz varlığını nicelik olarak belirlemek olmasa da inceleme sonucunda kitaplarda en sık kullanılan dilsel yapıların deyim ve ikileme; en azının da atasözü olduğu görülmüştür. Tüm bunlar doğrultusunda çalışmada, yazarın yapıtlarının Türkçenin söz varlığını yansıttığı ve bu ögelerden yararlanarak anlatımına özgünlük, akıcılık, şiirsellik, zenginlik kattığı; yapıtların çocuk okurun sözcük dağarcığını ve kavram alanını genişletebilecek nitelikte olduğu sonucuna ulaşılmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bde62efdb",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bded5d515",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Ölümcül Kadın İmgesi Bağlamında Peyami Safa’nın \"Cânân\"ı",
                "creator": " Elif Paliçko",
                "subject": null,
                "description": "Çağlar boyunca kötülüğün kaynağı olarak görülen kadın, sanat ve edebiyattaki temsillerinde de bu yönüyle ele alınmaktadır. Kötücül kadın tiplerinden biri olarak, on dokuzuncu yüzyılda ortaya çıkan “ölümcül kadın” (femme fatale) imgesi, cazibesi, güzelliği ve bedeni ile erkekleri baştan çıkaran, onları doğru yoldan şaşırtan ve faciaya sürükleyen mühlik bir kadın olarak tasvir edilir. Bu özellikleri ile sadece erkekleri değil, aynı zaman toplumun her bir parçasını tehlikeye sokan ve ataerkil düzeni sarsan “ölümcül kadın”, eserlerde ya cezalandırılır ya da öldürülür. Böylece erkeği ve toplumu tehdit eden kötücül, şeytani ve ölümcül kadın ortadan kaldırılmış olur. Peyami Safa’nın Cânân adlı romanında, “ölümcül kadın” imgesinin Türk edebiyatındaki örneğini görürüz. Bu çalışmada Peyami Safa’nın 1925’te yayımlanan Cânân adlı eseri; Cânân’ın ölümcül kadın olarak nasıl değerlendirildiği, kadının evlilik ve aşk ilişkilerinde nasıl süreçlerden geçtiği, Türk erkeğinin evlilik ve aşk hususundaki hüsranı ve pişman olarak geri dönüşü, toplumsal cinsiyet ve “ölümcül kadın” imgesi çerçevesinde incelenecektir. Yazarın bu eserinde, “ölümcül kadın” tipi ile ataerkil sistemin kalıplarının ve sınırlarının tekrar çizildiği görülmektedir. Romanda “ölümcül kadın” Cânân ve “melek kadın” Bedia; kadının “öteki cins” olarak erkeğe göre tayin edilen yaşamının ifadesi olarak karşımıza çıkar. Böylece erkek ve kadın rollerinin “ideali” eser kişileri üzerinden belirlenir. Peyami Safa’nın incelenen bu romanı, “ölümcül kadın” imgesinin ataerkil kaygı ile ortaya çıktığının bir göstergesidir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bded5d515",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bdf2bbfbf",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Anlam ve Bağlamlarıyla Bayındır (İzmir) Ağzından Derlenmiş Atasözleri",
                "creator": " Gülcihan Pehlivan",
                "subject": null,
                "description": "Türk atasözlerinin toplanması çalışmaları oldukça erken tarihlerde başlar. Bu çalışmaların Cumhuriyet Türkiyesi’nde artarak devam ettiği görülmektedir. Bu yayınlarda zaman zaman atasözlerinin anlamlarının derlendiği görülse de çalışmalar genellikle sadece metin tespiti şeklindedir. Bu yaklaşım, atasözlerinin kullanılma bağlamının ve anlamının çok defa net bir biçimde tespit edilememesine yol açmaktadır. Bu makalede, İzmir’in Bayındır ilçesine bağlı on bir köyden uzun zaman içinde derlenmiş atasözleri yer almaktadır. Bu atasözlerinden seksen tanesi, konuyla ilgili en kapsamlı çalışmalarda yer almamaktadır. Makalede yer alan toplam iki yüz doksan sekiz atasözünün ise tamamının anlamı alandan derlenmek suretiyle verilmiştir. Bunların elli üç tanesi ise özel bağlamlarda kullanılmaktadır. Bu makalede atasözleri “sözlüklerde bulunmayanlar, sözlüklerde farklı varyantlarıyla tespit edilenler, sözlüklerde aynı biçimiyle bulunup farklı anlam kazanmış olanlar, sözlüklerde anlam ve şekil açısından bir değişiklik olmadan tespit edilenler” şeklinde yapı ve anlamları dikkate alınarak tasnif edilmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bdf2bbfbf",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bdfc36ddf",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Tuva Türkçesinde Sıklık İfade Eden Kılınış İşaretleyicileri: -GIlA-, -ŋAyIn\/-ŋnA ve -ştIr-",
                "creator": " Tuğba Sarıkaya Aksoy",
                "subject": null,
                "description": "Bu çalışmada kılınış işlemcisi olarak ele alınan -GIlA-, -ŋAyIn-\/-ŋnA- ve -ştIr- biçimbirimlerinin Tuva Türkçesindeki durumu eş ve art zamanlı bir yöntemle ele alınmıştır. Kılınış, eylemin nasıl yapıldığını ve evre yapılanmasını içeren sözlüksel bir kategoridir. Ayrıca eylemin yapılış tarzı, süresi ve gerçekleşme durumuyla da ilgilidir. Bir eylemin kılınışsal içeriği veya evre yapısı ancak zarflar, hâl ekleri ve türetme ekleri gibi kılınış işaretleyicileriyle gerçekleştirilir. Tuva Türkçesinde eyleme eklenen -GIlA-, -ŋAyIn-\/-ŋnA- ve -ştIr- biçimbirimleri eylemin süreklilik, tezlik ve tekrar tekrar yapılma durumunu ifade eder. Bu yüzden bu işaretleyiciler eylemin yapılma sıklığıyla ilgili olduğu için kılınış kategorisinin sıklık bölümü içinde yer almıştır. Tuva Türkçesinde -GIlA-,-ŋAyIn-\/-ŋnA- ve -ştIr- işaretleyicileri eylemin belirli aralıklarla aynı veya farklı seviyelerde tekrarlanarak yapıldığını, eylemin zaman zaman pekiştirildiğini gösterir ve bazı durumlarda ani eylemleri açıklamak için kullanılır (Ör. dolga-gıla- “tekrar tekrar döndürmek”, kıza-ŋayın- “sıkça parlamak”, aksa-ŋna- “çok fazla topallamak”, sür-ü-ştür “arka arkaya devam etmek” vb.). Sıklık ifade eden -GIlA- ve -ştIr- biçimbirimleri tarihî ve çağdaş Türk lehçelerinde yaygın bir şekilde kullanılırken; Tuva Türkçesine Moğolcadan geçen -ŋAyIn- ve -ŋnA- işaretleyicileri sadece Duha ve Saha Türkçesinde görülmüştür. Bu bilgiler doğrultusunda Tuva Türkçesinde sıklık ifade eden -GIlA-,-ŋAyIn-\/-ŋnA- ve -ştIr- kılınış işaretleyicileri edebî metinlerden seçilen örnek cümleler temel alınarak incelenmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bdfc36ddf",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bdff8b496",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Kütahya Merkez Ağzından Derlenen Deyimler ile İlgili Bir İnceleme",
                "creator": " Ayşe Nur Sir Dündar",
                "subject": null,
                "description": "Türkçenin söz varlığı yalnızca standart dilin verileriyle ölçülemez. Türkiye Türkçesi ağızlarında görülen ancak standart dilde yer almayan birçok söz varlığı unsuru da bulunmaktadır. Bu unsurlar içerisinde Türkçenin tarihî dönemlerini aydınlatabilecek ve zenginliğine kanıt oluşturabilecek soyut ifade biçimleri de mevcuttur. Deyimler, dildeki bu soyut ifade biçimlerinden biridir. Gelişmiş bir dilin anlatım gücünü, işlenmişlik düzeyini, söz varlığının zenginliğini gösterir. İçinde filizlenip oluştuğu topluluğun sosyal ve ekonomik hayatı ile tarihî ve kültürel kimliği hakkında bilgiler verir. Bu bağlamda deyimlerin Türk dili tarihi çalışmalarında ve ağız araştırmalarında katkısı büyüktür. Deyimlerin göz ardı edilmesi, ağız araştırmalarının önemli bir eksikliğidir. Yapılan çalışmalarda özellikle kayıt altına alınmayan deyimlerin tespit edilmesi, nerede, ne zaman ve ne anlamda kullanıldığının belirlenmesi gerekir. Bu çalışmada, Kütahya merkez ağzında kullanılan deyimler üzerinde duruldu. Beddualar ve iyi dilek ifade eden dualardan oluşan deyimler sonraki çalışmalara bırakıldı. Amaç, ağız sözlüğü ve atlası oluşturma çalışmalarına katkıda bulunabilmektir. Çalışma; tarama, derleme, belli ölçülere göre listeme ve tanımlama olmak üzere dört aşamada gerçekleştirildi. Çalışma sırasında Tuncer Gülensoy’un Kütahya ve Yöresi Ağızları adlı kitabındaki metinlerde kullanılan deyimler ile yakın çevremdeki şahıslara ait metin dışı derlemelerde geçen deyimler dikkate alındı. Bu deyimlerin yazılı kaynaklarda yer alıp almadığını belirlemek amacıyla da Güncel Türkçe Sözlük, Bölge Ağızlarında Atasözleri ve Deyimler, Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü, Derleme Sözlüğü, Misalli Büyük Türkçe Sözlük ile A. Turan Sinan’ın Türkçenin Deyim Varlığı, Ö. Asım Aksoy’un Deyimler Sözlüğü, Necmi Akyalçın’ın Türkçemizin Anlamsal Zenginlikleri Deyimlerimiz, Yusuf Çotuksöken’in Türkçe Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü, Özcan Türkmen’in Emirdağ Ağzında Atasözleri ve Deyimler adlı çalışmaları gözden geçirildi. Yapılan taramalar sonucunda Kütahya merkez ağzında bulunup kayıt altına alınmayan veya farklı anlam taşıyan deyimler tespit edildi, gruplandırıldı, fişlendi sonra da alfabetik sıraya göre listelenerek karşılıkları verildi ve örneklendirildi.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8bdff8b496",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8be04e6e35",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Osmanlı Modernleşmesini Hayvanlar Üzerinden Okumak: Abdullah Cevdet’in İstanbul’da Köpekler Risalesi",
                "creator": " Mehmet Sümer",
                "subject": null,
                "description": "Osmanlı modernleşme tarihi içinde sokak köpeklerinin tartışmalı bir yeri olmuştur. Tanzimat’tan beri hemen her konuda yaşanan geleneksel ve modern ikiliği sokak köpeklerinin durumuyla ilgili olarak da yaşanmış ve bu konu çeşitli aydınlar arasında tartışılmıştır. Pek çok araştırmacının da vurguladığı gibi 19. yüzyıl boyunca İstanbul’un modern bir şehir hüviyetine kavuşturulmasının önünde engel olarak görülen sokak köpekleri bu yüzyıldan itibaren kitlesel olarak ortadan kaldırılmaya çalışılmıştır. Halkın ve bir kısım aydınların itirazlarına rağmen bu sürecin Osmanlı modernleşmesinin gidişiyle de paralel biçimde çatışmalı olarak ilerlediği görülür. Sayıları seksen bini bulan köpeklerin sokaklardaki varlığına karşı çeşitli operasyonlardan sonra gelen son ve asıl büyük darbe 1910 köpek itlafıdır. Bu operasyondan çok az önce Batıcı görüşleriyle tanınan Abdullah Cevdet’in yayımladığı İstanbul’da Köpekler risalesi bir bakıma köpeklerin varlığını şehrin modernleşmesi önünde engel görenlerin sözcüsü mahiyetindedir. Bu risalede Abdullah Cevdet sokak köpeklerini gelişmemiş hurafeci zihniyetle ilişkilendirir ve onların sokaklarda yarattığı kirliliği bir bakıma geleneğin toplumsal hayatta yarattığı sorunların somut göstergesi olarak yorumlar. Abdullah Cevdet’in İstanbul’da Köpekler risalesindeki görüşlerini değerlendiren bu makale, aynı zamanda Osmanlı modernleşmesini hayvanlar üzerinden okumaya çalışmaktadır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8be04e6e35",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8be0e490dc",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Kurgu Tekniği Bakımından Turgay Kantürk’ün \"Kahraman\" Öyküsü",
                "creator": " Fatma Topdas Çelik",
                "subject": null,
                "description": "1980 kuşağı sanatçılarından olan Turgay Kantürk, küçürek öykü türünün yapısal nitelikleri üzerine temellendirdiği öykülerinde bireyin kendisiyle ve dünyayla olan ilişkisini kimlik, yalnızlık, tutunma, farkındalık, yersiz-yurtsuzluk bağlamında ele alır. Bu doğrultuda kurgulanan eserlerinden olan ‘Kahraman’ ise kendi olma aşamasında bilinçaltıyla yüzleşen bireyin öyküsüdür. Toplumsal yaşam biçiminin sınırları kaldırarak herkesleştiren yapısı karşısında etkin bir özne olma amacı taşıyan öykü kişisinin kendisiyle ve bilinçaltıyla yüzleşirken bilinmeyen, tanınmayan karşısında duyduğu korku ve endişe bir çatışma yaratacak boyutta değildir; aksine öykü kişisindeki kendini tamamlama umudunun ve isteğinin baskın olması, kendilik değerlerinin galip gelmesine olanak tanır. Öykü kişisinin kendi öyküsünü yaşamasına olanak sağlayan değer\/kişi ise simgesel düzeyde kurgulanarak bir kahraman görünümüne kavuşan bilinçaltıdır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8be0e490dc",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8be1175dd5",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Harezm Türkçesinden Türkiye Türkçesine Anlam Değişmeleri: \"Nehcü’l-Ferâdîs\" Örneği",
                "creator": " Mehmet Emin Tuğluk",
                "subject": null,
                "description": "Dil, iletişim aracı olmasının yanı sıra bir milletin kültürünü, yaşantısını ve algılayışını yansıtan en önemli ögedir. Dili tüm yönleriyle ele alan dilbilimin önemli bir kolu anlambilimdir. Anlambilim, dili anlam değişimleri açısından da ele almaktadır. Anlam değişmeleri; bir terim, kelime veya göstergenin başlangıçta karşıladığı anlamdan, çeşitli nedenlerin etkisiyle, zamanla başka bir anlama geçmesi olarak tanımlanır. Anlam değişmeleri genel olarak eş zamanlı ve art zamanlı olarak incelenmektedir. Kerderli Mahmûd Ali tarafından 759 (1358) yılından önce kaleme alınan Nehcü’l-Ferâdîs, Harezm Türkçesiyle kaleme alınmıştır. Eser gerek ses ve şekil bilgisi bakımından gerekse söz varlığı açısından farklı lehçelere ait özellikler taşımaktadır. Dil ve kültür tarihimiz açısından önemli bir eser olan Nehcü’l-Ferâdîs, didaktik olup kırk hadisi konu edinmektedir. Eser, didaktik özelliğinden dolayı sanat gayesi güdülmeden sade bir dil ile kaleme alınmıştır. Tarihî Türk lehçelerinden günümüze yapılan anlam değişimi çalışmalarının genellikle Eski Anadolu Türkçesinden Türkiye Türkçesine yapıldığı görülmektedir. Bu çalışmada Türkçenin Doğu kolunu temsil eden Harezm Türkçesiyle kaleme alınan Nehcü’l-Ferâdîs’te yer alan söz varlığı art zamanlı anlam değişimleri açısından ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Nehcü’l-Ferâdîs, Harezm Türkçesi, art zamanlı anlam değişmeleri",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8be1175dd5",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8be16af1ee",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "“Mutlak Buna Bir Çare Bulacağım”: Transhümanizm Kavramı ve Nâzım Hikmet’te Makinalaşma Arzusu",
                "creator": " Gökhan Tunç",
                "subject": null,
                "description": "Nâzım Hikmet, yaşamıyla, ideolojisiyle ve konvansiyonel şiire karşı tutumuyla gerek yaşadığı dönemde gerekse sonrasında büyük tartışmalara yol açmış bir şairdir. Modern Türk şiirinin bu önemli ismi arkasında hâlâ yorumlanan, tartışılan çok sayıda şiir bırakmıştır ki bu şiirlerin önde gelenlerinden biri “Makinalaşmak”tır. Söz konusu şiir, özellikle fütüristik içeriğiyle, ideolojik kurgusuyla ve halkın kurtuluşunu sanayide görmesiyle edebiyat araştırmacılarının dikkatini çekmiştir. Ancak makalede, “Makinalaşmak” şiirinin transhümanist ögeler içerdiği öne sürülecektir. Bu yazıda ifade edilen çerçevede ilk olarak kişinin biyolojik ve genetik mirasının dayattığı sınırları geçersiz kılacak teknolojiyi ve nihai olarak insan-makina birlikteliğini esas alan transhümanizm kavramı tartışılacaktır. Bahsedilen kavramın Prometheus, Daedalus, Beowulf ve Frankenstein’la ilişkilendirilmesine, düşünsel zeminine değinilecek ve kavramın eleştirilen yönlerine vurgu yapılacaktır. Daha sonra ise “Açların Gözbebekleri” gibi şiirlerinde bedensel zayıflıkları vurgulayan Nâzım Hikmet’in, “Makinalaşmak” şiirinde çağın getirdiği ve getireceği teknolojik araçlarla, özellikle verili insan bedeninin zayıflıklarını, güçsüzlüklerini aşma ve son noktada makina-insan birlikteliğine ulaşma arzusu ortaya konmaya çalışılacaktır. Özellikle belirtilmesi gereken nokta, makalede Nâzım Hikmet’in transhümanist olduğunun savlanmadığıdır; bunun yerine transhümanizm kavramının, şiiri değerlendirme sürecinde bir açılım kazandıracağı öne sürülmüştür. Böylelikle tespit edebildiğimiz kadarıyla modern Türk şiiri incelemelerinde daha önce başvurulmayan transhümanizm kavramından şiir incelemeleri konusunda nasıl yararlanılabileceği konusunda bir model önerisi de sunulması amaçlanmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8be16af1ee",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8be20157a4",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Faxiang Budizmi’ne İlişkin Eski Uygurca Fragmanlar (19. Bölüm)",
                "creator": " Uğur Uzunkaya",
                "subject": null,
                "description": "Yogācāra temelinde gelişen Faxiang ‘dharma özellikleri’ veya Weishi ‘salt bilinç’ ekolü Çinli Budist seyyah ve mütercim Xuanzang (602-664) tarafından ortaya konmuştur. Çin Tang Hanedanlığı’nın önemli şahsiyetlerinden biri olan Xuanzang, 629-645 yılları arasında Budizm’in önemli dinî muhitlerine yaptığı seyahat sonrasında yeni metinleri ve bununla birlikte öğretileri de Çin’e getirmiştir. Bunlar arasında Vasubandhu’nun Triṃśikā’sı ve bunun üzerine kaleme alınan on mensur tefsir ışığında Xuanzang, Cheng weishi lun isimli eserini yazmış ve bu eser Faxiang ekolünün esas yazınsal kaynakları arasında yer almıştır. Bu çalışmanın konusunu da bu noktada Faxiang Budizmi’ne ait ve bugün Berlin Turfan Koleksiyonu içerisinde korunan sekiz fragman oluşturmaktadır. Bu fragmanlar sırasıyla şöyledir: Mainz 848-8 (d fragmanı) (T I D 8), Mainz 848-7 (c fragmanı) (T I D 7), Mainz 848-6 (b fragmanı) (T I D 6), Mainz 848-5 (a fragmanı) (T I D 5), Mainz 840-4 (d fragmanı) ([T I] D 4), Mainz 840-3 (c fragmanı) (T I D 3), Mainz 840-2 (b fragmanı) (T I D 2) ve Mainz 840-1 (a fragmanı) (T I D 1). Esasında bu sekiz fragman Berlin Turfan Koleksiyonu’nda korunan en az otuz bölümden oluştuğu düşünülen derleme eser veya mecmua olarak nitelendirilebilecek bir yazma eserin 19. bölümünü oluşturmaktadır. Bir bütün olarak bakıldığında bu mecmuanın 19. bölümünden irili ufaklı toplam 46 satırlık bir Eski Uygurca metin kalmıştır. Bu çalışmada bahsi geçen fragmanların neşri, Türkiye Türkçesine aktarımı, metne ilişkin notları ve dizin ile sözlüğü sunulacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8be20157a4",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8be23235e7",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Turgut Uyar’ın Mekânlarını Henri Lefebvre İle Okumak",
                "creator": " Koray Ustun",
                "subject": null,
                "description": "Çağdaş Türk şiirinin önemli isimlerinden Turgut Uyar’ın kent imgeleminde mekâna dair unsurlar, yalnızca yaşanılan yerler olarak yer almamakta; şair kente ve kent toplumuna eleştirel bir perspektiften bakmaktadır. Bu tutum, Çağdaş Kent Sosyolojisinin öncülerinden Henri Lefebvre tarafından sistemleştirilen kent kuramı ile paralellik göstermektedir. Lefebvre; toplumun bir bütün halinde kentleştiğini ve bu durumun da toplumsal pratiklere doğrudan yansıdığını savunmaktadır. Ona göre kentler; ekonomik ve politik sistemin homojenleştirme çabaları sonucunda yeni bir çehre kazanmıştır. Lefebvre’nin kenti çözümleme noktasında vurguladığı kimi semboller ve değerleri Uyar’ın şiirinde görmek mümkündür. Uyar için de kentler, yalnızca yaşanılan yerler değildir, Lefebvre’nin işaret ettiği sosyal etkileşimin mekân üzerindeki etkisi ve mekânın bu etkileşimde rol üstlendiği düşüncesi, Uyar’ın şiirlerinde somutlaşmış gibidir; algılanan, kavranan ve yaşanılan mekânların tümü toplumsal pratikleri yönlendirmiş; politik ve ekonomik çark işleticileri tarafından inşa edilen kentler, bu düzen kurucularınca homojenleştirilmeye ve tek tipleştirilmeye çalışılmaktadır. Kentin kapitalist yüzünün belirginleşmesi karşısında trajedisini ve ütopyasını aktaran şair, bu realite karşısında pasif bir direniş göstererek hem mekâna hem de o mekân tarafından yaratılan topluma yabancılaşmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8be23235e7",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8be28763ea",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Türkçede Belirteçlerin İşlevleri ve Sözlük Tanımları: özetle, basitçe, açıkçası, açıkça",
                "creator": " Melike Uzum,  Bilge Gökter Gençer",
                "subject": null,
                "description": "Bu çalışmada; özetle, basitçe, açıkçası ve açıkça zarfları derlem temelli olarak anlambilimsel ve söz dizimsel yaklaşımla incelenmiş, cümle (geniş açılı) ve eylem öbeğine (dar açılı) yönelik kullanımları karşılaştırılmıştır. Çalışmanın amacı, Türkçede zarfların sınıflandırmalarına veri sunmak ve sözlüksel tanımlarına katkı sağlamaktır. Bu amaçla, cümle zarfları ve eyeleme yönelik kullanılan zarflar için ortak özellikler belirlenerek Güncel Türkçe Sözlük’te yer alan açıkçası, basitçe, açıkça zarflarının tanımları ve varsa örnek kullanımları zarfların türleri açısından değerlendirilmiş, özetle zarfının da sözlükte yer almasının gerekliliği nedenleriyle açıklanmıştır. İnceleme sonucunda, Güncel Türkçe Sözlük’te zarf türü dikkate alınarak belirlenen ölçütler çerçevesinde tanım yapılması ve örneklerin de tanıma uygun verilmesi için öneriler sunulmuştur.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8be28763ea",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8be309440a",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Johan Huizinga’nın Oyun Kuramı Çerçevesinde Üç Modelle KaragözHacivat Muhâvereleri",
                "creator": " Bahar Yıldırım Sağlam",
                "subject": null,
                "description": "Johan Huizinga Homo Ludens adlı kitabında bir kültür olgusu olarak oyunun doğasını ve anlamını inceler. Oyunun dil ile kurduğu ilişkiyi; hukuk, savaş, bilgelik, şiir, felsefe, sanat ile arasındaki bağı araştırır. Oyun kültürün içinde ve kültürden önce de var olan, kültüre eşlik eden bir unsurdur; kültürün temeli ve bir faktörüdür. İbadet, ritüel, ticaret, avcılık, zanaat, dans gibi faaliyetlerin kökeni oyuna dayanır. Huizinga’ya göre her oyunun kendi kuralları olur ve bu kurallarla çizilen geçici dünyanın sınırları oyun alanını belirler. Karagöz de bilmece, tören, yarışma, rekabet, mücadele, müsabaka, atışma gibi pek çok oyunsal unsuru içinde barındırır. Karagöz oyunlarında dini törenler, bayramlar, âdetler, siyasal taşlamalar, şiirler, güfteler, efsaneler, kurnazlıklar sergilenir. Huizinga’nın oyun kuramına göre bayram, efsane, yarışma, bilmece, şiir, rekabet gibi kültürü oluşturan ögeler birer oyundur. Bu bağlamda Karagöz yalnızca gölge oyunundan değil aynı zamanda dil oyunlarından, törensel oyunlardan, bilgelik oyunlarından da oluşur. Karagöz’de oyun alanı sadece perde ile sınırlı kalmaz; törenin, yarışmanın, atışmanın meydana geldiği alanlar da birer oyun alanıdır. Makalede Ünver Oral’ın Günümüzden Karagöz-Hacivat Söyleşmeleri adlı kitabında yer alan üç söyleşme (muhâvere); Bilmece, Güfte Yarışması, Soba Töreni Johan Huizinga’nın Homo Ludens adlı kitabında ele aldığı oyun kuramı çerçevesinde incelenecektir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8be309440a",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8be35c486d",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Hastalıklı Çağın Marazîleri: Selahattin Enis Romanlarında Hastalık",
                "creator": " Yağmur Yıldırımay Bayrakçı",
                "subject": null,
                "description": "1892-1942 yılları arasında yaşayan Selahattin Enis, romancı, hikâyeci ve gazeteci olarak tanınır. İlk romanını 1910 yılında yayımlayan yazarın, sekiz romanı ve bir hikâye kitabı vardır. Otuz yıl kadar gazetecilik yapan Enis, farklı gazetelerde çok sayıda makale, deneme, fantezi türünde yazılar da yayımlamıştır. Edebiyat tarihinde ismini sık duyamadığımız yazar eserlerinde natüralizm akımına bağlı kalmış, Balkan Savaşı’ndan Kurtuluş Savaşı’nın sonuna kadar olan dönemi içine alarak toplumdaki yozlaşmayı dile getirmiştir. Edebiyatın amacının toplum sorunlarını anlatmak olduğunu düşünen yazar, romanlarında cephe gerisinde kalan şehirli insanların kötülüklerle örülü hayatını kaleme alırken hastalık kavramından yararlanmıştır. Verem, zatürree gibi “fizikî” hastalıkların yanı sıra zevk düşkünlüğü, kıskançlık gibi “ruhî” hastalıklara; fuhuş, kumar gibi “toplumsal” hastalıklara sıklıkla başvurmuştur. Bu makalede Enis’in Neriman, Sârâ, Zaniyeler, Orta Malı ve Cehennem Yolcuları adlı romanları bahsedilen hastalıklar çerçevesinde değerlendirilecek, savaş yıllarında yaşanan aksaklıkları dile getirmede hastalıkların ne gibi bir işleve sahip olduğu ortaya konulacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8be35c486d",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8be3b19740",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Güzide Sabri ve \"Ölmüş Bir Kadının Evrak-ı Metrukesi\"nde Aşk Teması",
                "creator": " Hatice Yıldız",
                "subject": null,
                "description": "Popüler aşk romanlarının yazarı Güzide Sabri, yirminci yüzyılın ilk yarısında şöhret kazanmış, eserleri defalarca basılmış, filme alınmış bir kadın yazardır. Aşk konusunu merkeze alırken, marazî bir duyarlılıkla bunu işleyen yazarın eserlerinde aşkın neşesinden çok ıstırabına rastlanır. Daha çok kadınların gözyaşlarıyla okuduğu eserlerinde, aşk yüzünden acı çeken, verem gibi hastalıklara yakalanan, hassas, içli kadınlar ve erkekler yer alır. Romantik bir üslubun hâkim olduğu eserlerde başkişiler kadındır. Bazen araya giren engellere rağmen sevdiklerine kavuşan bu kadınlar, bazen de imkânsız bir aşka tutulur ve duygularını kalplerine gömmek zorunda kalırlar. Çoğunlukla da aşk acısı çekerek ölürler. Tabiat tasvirlerinin aşkın gidişatıyla uyumlu olarak yer aldığı bu romanlarda kadın-erkek ilişkileri yoğun bir duygusallıkla anlatılır. Güzide Sabri’ye esas şöhretini kazandıran eseri, Ölmüş Bir Kadının Evrak-ı Metrukesi de popüler aşk romanlarının karakteristik örneklerinden biri olarak karşımıza çıkar. Kitabın adı anlatılacak hikâyenin sonunun acıklı olacağının bir göstergesidir. Bir kadın duyarlılığıyla kaleme alınmış romanda günlük ve mektup tekniklerinin imkânından yararlanılır. Günlük tutan genç Fikret’in yaşadığı kırık bir aşk hikâyesi, samimi bir üslupla ve oldukça santimantalist bir tutumla satırlara yansır. Romanın başkişisi Fikret’in evli bir adam olan, doktoru Nejat’la yaşadığı gizli aşk, gösterilen tüm fedakârlık ve tahammülle karşı felaketle sonuçlanır. Ailelerin parçalanmasına yol açan bu hazin aşk neticesinde Fikret ölür, Nejat ise çıldırır. Aşk romanlarının mutsuz sonla biten bir örneği olan roman, yazıldığı dönemde özellikle genç kızların ilgisini mazhar olur ve kendisinden sonra yazılacak aşk romanları için de öncü bir nitelik taşır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8be3b19740",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8be4070c39",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Kitabü’l-Ef’âl Tanıklığında -ş, +lAş- Ekiyle Genişletilmiş Bazı Fiiller Üzerine Bir İnceleme",
                "creator": " Nülüfer Çelik",
                "subject": null,
                "description": "Mısır ve Suriye sahasında XI yüzyılda gelen Kıpçak Türkleri Harezm-Altın Ordu ve Memlük bölgesinde yaşayan Oğuzların (Türkmen) dil ve kültüründen etkilenmişler ve bunun sonucunda karma bir dil yapısı ortaya çıkmıştır. Zamanla Kıpçak Türklerinin yönetimi ele geçirmesi ve bölgede yaşayan Araplara Türkçe öğretme ihtiyacı sonucu birçok eser yazılmış ve tercüme edilmeye başlanmıştır. Bu eserlerden bir kısmı gramer ve sözlük içeriklidir. 1356 yılında Mısır’da kaleme alınmış olan Kitabü'l-Ef'âl de bu dönemde yazılmış sözlük içerikli eserlerden biridir. Eserde, Eski ve Orta Türkçe dönemi söz varlığı içinde yer almayan sözcükler yanında kökü veya değişik ekli şekilleri bulunan; fakat eklerle genişletilmiş biçim ve anlamlarıyla karşılaşmadığımız yeni sözcükler de mevcuttur. Bu sözcüklerin bir kısmı tarihî süreç içinde aynı biçim ve anlamla karşımıza çıkarken bir kısmı da ya tamamen kullanımdan kalkmış ya da farklı biçim ve anlamda varlığını sürdürmüştür. Çalışmada sözcük sayısı açısından en fazla hacme sahip olan Kitabü'l-Ef'âl’de yer alan (-ş-) ve (+lA-ş-) eki ile genişletilmiş bazı fiillerin hem dönem gramer ve sözlük kitaplarında hem de Eski Türkçeden Türkiye Türkçesi ağızlarına kadar geçen süreçte yazılmış sözlüklerde kullanımını ortaya konulmaya çalışılmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8be4070c39",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8be47ea7cc",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Psikanaliz, Rüya ve Roman",
                "creator": " Dilek Çetindaş",
                "subject": null,
                "description": "Rüyalar, tarihin ilk dönemlerinden beri, dünyanın farklı kültürleri için önemli olmuştur. Edebiyat ve rüya ikilisi ise birbiri için birer kız kardeştir. Rüyanın nakil ve yorum noktasında tahkiye ile kurduğu yakın ilişki, onu edebiyat adına bir kaynak haline getirir. Ayrıca rüya edebiyat için hem bir tema hem de kurgunun organik unsurlarından kronotop olarak işlev yüklenir. Diğer taraftan kurgusal metinler de rüya ile aynı kökten gelen söylem dilini ve fantastik özü kullanarak, rüyanın anlamlandırılmasında kullanılır. Rüyanın sembol dili, okura, edebiyat metinleri ile psikanaliz kuramlarının verilerini de birleştirme imkânı sağlar. Böylece eserin, farklı anlam katmanlarına ulaşmak da mümkün olur. Bu makalede öncelikle Freud, Jung, Lacan, Klein, Rank ve Adler'in teorilerinden hareketle, psikanalizde rüyanın yeri irdelenecektir. Sonrasında da bahsedilen bu kuramlara uygunluk taşıyan Türk romanları üzerinden bir değerlendirmeye gidilecektir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8be47ea7cc",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8be4d3af92",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "The Tezkere Genre in Islam",
                "creator": " Kadriye Hocaoğlu Alagöz",
                "subject": null,
                "description": "In contrast with Arabic and Persian literatures, Ottoman literature has been sadly neglected by Western orien- talists. So much so that even the most fundamental materials necessary for the study and appreciation of the literary achievements of the Ottomans are either lacking or not sufficiently well known to be of substantial assistance to actual or potential scholars in this field.1 The omission of the poetic and prose writings of the Ottomans from the long list of subjects which have so far attracted the attention and demanded the serious con- sideration of orientalists may be due, in part, to the fact that they were regarded by Westerners as inferior imitations of similar Persian efforts and therefore not deserving of equal study.2 Whether this notion is correct or not, it must surely suffer from the fact that there has never been a comparative study of the literary productions of the Persian and Ottomans, or of the Ottoman materials that are undoubtedly a prerequisite to such a study.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8be4d3af92",
                "language": "İngilizce",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8be526560a",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Aynur, H., Çakır, M., Koncu, H., ve Özyıldırım, A. E. (Ed.) (2021). Osmanlı Edebî Metinlerinde Teoriden Pratiğe Belâgat. Klasik Yayınları",
                "creator": " Abdullah Karakaş",
                "subject": null,
                "description": "Düzgün ve yerinde söz söylemenin kurallarını inceleyen belâgat, eski Türk edebiyatının çalışma alanına giren metinleri anlamak ve değerlendirmek için önemli bir bilim dalıdır. Beyân, me'ânî ve bedî' şeklinde üç ilime ayrılan belâgat, Osmanlı \"edebî\" metinlerini değerlendirebilmek için de elzem bir bilim dalıdır. Bundan dolayı belâgat ve ihtiva ettiği beyân, me'ânî ve bedî' ilimleri üzerine çok sayıda akademik çalışma yapılmıştır. Eski Türk Edebiyatı Çalışmaları (ETEÇ) üst başlıklı çalıştay dizisinin son toplantısında sunulan tebliğlerin kitap hâline getirilmesiyle hazırlanan Osmanlı Edebî Metinlerinde Teoriden Pratiğe Belâgat isimli eser bu çalışmaların güzel örneklerindendir. \"Eserler\", \"Terimler\", \"Metinler\" olmak üzere üç ana başlıktan oluşan kitapta, belâgat konusunda çalışma yapan birçok araştırmacının makalesine yer verilmektedir. Kitap, belâgatin hem teorik hem de pratik açıdan tartışılmasına katkı sunacak çalışmaları ihtiva etmektedir. Eserde sadece belâgate değil belâgatin alt başlıkları hakkında yazılan makalelere de yer verilmektedir. Bu yönüyle kitabın etraflı ve hacimli bir eser olduğunu, Osmanlı edebî metinlerini anlamak için ortaya çıkan belâgat üzerine yapılacak çalışmalara öncülük edeceğini belirtmekte fayda var. Bu yazıda Osmanlı Edebî Metinlerinde Teoriden Pratiğe Belâgat başlıklı kitabın tanıtılması amaçlanmaktadır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2021-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8be526560a",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        }
    ]
}



