{
    "issueRecord": {
        "header": {
            "identifier": "oai:https:\/\/www.adeddergi.com\/:sayi\/68a8b7e4f102b",
            "datestamp": "2022-08-30"
        },
        "metadata": {
            "title": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi, Cilt: 6 Sayı: 2",
            "creator": "",
            "subject": null,
            "description": null,
            "publisher": "Prof. Dr. Mehmet Özdemir",
            "date": "2022-08-30",
            "type": "Journal Issue",
            "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/sayi\/68a8b7e4f102b",
            "language": "tr",
            "rights": "Creative Commons"
        }
    },
    "articles": [
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b8150c3f2",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Alî Şîr Nevâyî’nin Farsça Kasideleri-I",
                "creator": " Ahmet Kartal,  Saniye Eraslan Kaleli",
                "subject": null,
                "description": "Alî Şîr Nevâyî, sadece Çağatay sahasına değil, bütün bir Türk edebiyatına etki eden önemli şahsiyetlerden biridir. Farsçanın edebî dil olduğu bir dönemde, eserlerini şuurlu olarak Türkçe kaleme alan ve Çağatay Türkçesinin edebî bir hüviyet kazanmasına büyük katkı sağlayan Nevâyî, dîvân tertip edecek kadar Farsçaya da hâkimdir. Nevâyî’nin Farsça Dîvânı; gazel, müseddes, terkîb-bend, rübâ’î, kıt’a, tarih, lugaz, muammâ ve müfredler ile “Sitte-i Zarûriyye” isimli kasidelerden ve Molla Câmî için yazılan mersiyeden oluşmaktadır. Ayrıca Nevâyî’nin Türkiye’deki Farsça dîvânlarının yazma nüshalarında bulunmayan ve “Fusûl-i Erba’a” başlığını taşıyan dört kasidesi daha mevcuttur. Fusûl-i Erba’a; “Seretân”, “Hazân”, “Bahâr” ve “Dey” başlıklarıyla mevsimlerden söz eden dört ayrı kasideden oluşup Sultan Hüseyn-i Baykara övgüsünde kaleme alınmıştır. Nevâyî’nin kasidelerinin Türkçe tercümelerini ihtiva edecek olan ve tefrika hâlinde yayımlanması düşünülen bu çalışmaların ilkinde; Nevâyî’nin Türkçe ve Farsça eserler verme hüviyetine değinilmiş, akabinde “Sitte-i Zarûriyye” ve “Fusûl-i Erba’a”da yer alan kasideler kısaca tanıtılmış ve sonunda da “Seretân” başlıklı kasidenin Türkçe tercümesine yer verilmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b8150c3f2",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b8161103a",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Klasik Türk Edebiyatında Elifname Geleneği ve İsmail Hikmetî’nin Elifnameleri",
                "creator": " Hasan Kaplan",
                "subject": null,
                "description": "Harfler Türk edebiyatında biçimi, okunuşu, dizilişi ve görünüşüyle yer almış, bu doğrultuda zaman içinde bazı anlayış ve yaklaşımlar ortaya çıkmıştır. Harflerin Arap alfabesinde taşıdığı özellikleri, İslam kültüründe harfler etrafında oluşan inanışları dikkate alan şairler, harflere dayalı bazı deneysel uygulamalara yer vermişlerdir. Bunlardan birisi de elifnamelerdir. Arap alfabesindeki harflerin elif’ten yâ’ya veya tam tersi şekilde belli sistemler içinde sıralanmasıyla yazılan şiirlere elifname denmiştir. Divanlar ve mecmualara tarandıkça elifnamelerin Türk edebiyatında her dönem ilgi gördüğü ortaya çıkmıştır. Divan’ında elifnamelere en fazla yer veren şairlerden birisi İsmail Hikmetî’dir. Şiirlerinde çeşitli söz sanatlarına, harflere ve türlere dayalı uygulamalara yer veren Hikmetî, eldeki örneklere bakıldığında klasik Türk edebiyatında en fazla elifname yazan ikinci şairdir. Şairin toplam yedi elifnamesi vardır. Çalışmada önce elifnameler bir şiir geleneği olarak incelenmiş, sonra da Hikmetî’nin harflerle olan münasebeti gösterilerek Divan’ındaki elifnameler üzerinde durulmuştur. Bu elifnameler üzerine yapılan incelemede şairin başlık kullanımı, nazım şekli, birim sayısı, vezin tercihi, konu ve tertip şekli gibi yönlerden elifname geleneğinde özgün ve önemli bir isim olduğu görülmüştür.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b8161103a",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b8171c66a",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Tuhfe Türüne Bilinmeyen Bir Örnek: Rüknî’nin İngilizce-Türkçe Manzum Sözlüğü (Lehce-i Lankıviç)",
                "creator": " Yunus Kaplan",
                "subject": null,
                "description": "Farklı türlerde kaleme alınmış birçok eseri bünyesinde barındıran Osmanlı edebî geleneğine zenginlik katan türlerden birisi de yabancı dil öğretimini önceleyen ve tuhfe olarak tesmiye olunan manzum sözlüklerdir. Bu edebî gelenekte önceleri Arapça ve Farsça dilleri için tanzim edilen ve bu ana damar üzerinden gelişimini sürdüren tuhfe geleneği; zamanla Osmanlı tebaasındaki Rumlar, Bulgarlar, Kürtler, Boşnaklar, Arnavutlar ve Ermenilerin dilleri ile bunlar dışındaki Fransızca ve Almanca gibi Batı dilleri üzerine yazılan eserlerle zenginlik kazanmıştır. Yapılan çeşitli ilmî çalışmalar neticesinde söz konusu dillerin öğretimine matuf vücut bulan eserlerden çeşitli numuneler gün yüzüne çıkarılmıştır. Yapılan inceleme ve araştırmalarla birlikte türünün farklı örneğini teşkil eden yeni eserler gün yüzüne çıkmaya devam etmektedir. Bu çalışmanın konusunu da böyle bir gayret neticesinde varlığından haberdar olunan ve şimdiye kadar üzerinde herhangi bir bilimsel çalışma yapılmayan Lehce-i Lankıviç teşkil etmektedir. Manzum bir sözlük olan ve İngilizce-Türkçe şeklinde tanzim edilmesiyle şimdilik bilinen tek eser hüviyetine sahip olan Lehce-i Lankıviç, Rüknî mahlaslı bir şair tarafından 1281\/1865 yılında telif edilmiştir. Toplam 360 beyitten müteşekkil olan eserde 1250 civarında İngilizce kelime veya ibarenin Türkçe karşılığına yer verilmiştir.Bu çalışmada tuhfe türüne farklı bir örnek teşkil eden Lehce-i Lankıviç’in şekil ve muhteva özellikleri üzerinde durularak çeviri yazılı metnine yer verilmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b8171c66a",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b81e607eb",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Gelibolulu Mustafa Âlî’nin Mihr ü Mâh Adlı Mesnevisinin Yeni Bir Nüshası Üzerine",
                "creator": " Halit Biltekin",
                "subject": null,
                "description": "Tenkitli metin hazırlamak, klasik Türk edebiyatının temel amaçlarından biridir. Bunun için ele alınan eserin tüm nüshalarına erişmek gerekir. Tüm nüshalara erişilebilse dahi çalışma bittikten sonra yeni bir nüshanın çıkması her zaman muhtemel durumlardan biridir. Günümüzde teknolojinin gelişmesi, iletişim olanakların çoğalması bilgi alışverişini artırmıştır. Birçok yurt içi ve yurt dışı kütüphanelerinin dijital ortama geçmesi de bu bilgi ve veri akışını hızlandırmıştır. Leipzig Üniversitesi Kütüphanesi’nde Ms. Gabelentz 76 numarada kayıtlı yazarı belli olmayan bir Kıssa-i Mihr ü Mâh adlı eser bulunmaktadır. Bu eser, Gelibolulu Mustafa Âlî’nin Mihr ü Mâh adlı mesnevisidir. Bir başka deyişle bugüne kadar üç nüshası bilinen Mihr ü Mâh adlı mesnevinin dördüncü nüshasıdır. Kanunî’nin şehzadesi Selim’e sunulan Mihr ü Mâh Gelibolulu Mustafa Âlî’nin ilk yazdığı eserdir. Allegorik bir mesnevi olan eserde Mihr ile Mah’ın aşkı anlatılmaktadır. Bu yazıda Mihr ü Mâh mesnevisinin Leipzig Üniversitesi Kütüphanesi’nde yeni tespit edilen bir nüshası tanıtılacak ve diğer nüshalardan farklı yönleri ortaya konulacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b81e607eb",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b8215ca3d",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Oyunun Sakalı Bitmek Deyimi ve Anlamları",
                "creator": " Hasan Kaya",
                "subject": null,
                "description": "Deyimler ve kalıp yapılar konusunda Türkçenin zengin bir dil olduğu genel kabul görmüştür. Türkçenin bu deyim zenginliği geçmişten günümüze her edebî gelenekte karşılık bulmuştur. Bu geleneklerin en önemlilerinden biri de kuşkusuz klasik Türk edebiyatıdır. Klasik Türk edebiyatı şairleri şiirlerini mecaz, kinaye, tevriye, iham gibi pek çok sanata kapı aralayan deyimlerle yoğurmuş, bununla anlatımlarını daha etkili kılmışlardır. Klasik Türk edebiyatı geleneğinde bir dönemler kullanılan ve bugün kullanımdan düşmüş pek çok deyime tesadüf edilebilmektedir. Ayrıca bugün bildiğimiz ancak geçmişte bugünkünden farklı anlam özellikleri gösteren deyimlere de bu gelenekte tesadüf edilmektedir. Yine bazı deyimlerimizin bugün bilinmeyen maddi kültür unsurları ile ilgili kökenleri de bulunmaktadır. Bu yazıda bugün kullanılmayan ve anlamı konusunda genellikle eksiklikler görülen “oyunun sakalı bitmek” deyiminin anlam özellikleri üzerinde durulmuştur. Deyimin “sakalı bitmek” şekline dair örnekler de verilmiş, bunun yanında özellikle deyimin çıkış noktası, gerçek hayatla bağlantısına dair çıkarımlar yapılmıştır. Deyimin klasik Türk edebiyatı metinlerinin yanında masallarda da yer bulduğuna dikkat çekilmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b8215ca3d",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b826aaac0",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Adlî ve Karaferye Şehrengizi",
                "creator": " Zahide Efe",
                "subject": null,
                "description": "Klasik Türk edebiyatı şairleri yazmış oldukları manzumelerde yaşamış oldukları veya bir şekilde yollarının kesiştiği şehirleri ve bu şehirlerin sahip oldukları çeşitli özellikleri şiirlerine malzeme olarak kullanmışlardır. Bu kullanımlar neticesinde zamanla edebiyatımızda yerleşim yerlerini doğrudan veya dolaylı olarak konu edinen birçok edebî tür ortaya çıkmıştır. Bu edebî türler içerisinde yer alan şehrengizler, şehirlerin ve şehirlerde yaşayan meşhur kişilerin belli bir kompozisyon içerisinde anlatıldığı eserlerdir. Özellikle 16. yüzyılda büyük rağbet gören şehrengizler, her ne kadar sonraları gözden düşmüş olsa da 18. yüzyıla kadar yazılmaya devam etmiştir. Bu türün gelişmesinde özellikle Rumelili şairlerin büyük etkisi olmuştur. Şehrengiz türünün ilk örneğini kaleme alan Rumeli kökenli şairlerden Priştineli Mesîhî’den itibaren birçok şair, Rumeli coğrafyasındaki farklı şehirler için şehrengiz kaleme almıştır. Bu şehrengizlerden biri de Osmanlılar zamanında Karaferye olarak adlandırılan ve günümüzde Yunan Makedonyası’nın güneyinde yer alan Béroia (Véria) şehri için kaleme alınan şehrengizdir. Adlî mahlaslı bir şair tarafından 16. yüzyılda kaleme alınan ve 203 beyitten müteşekkil olan Karaferye Şehrengizi, mesnevi nazım şekline sahiptir. Eserde Karaferye şehrinin sahip olduğu bazı özellikler ile şehirde yaşayan yirmi güzel tavsif edilmiştir. Bu çalışmada şimdiye kadar varlığı bilinmeyen Karaferye Şehrengizi’nin şekil ve muhteva özellikleri üzerine birtakım değerlendirmelerde bulunularak eserin çeviri yazılı metnine yer verilmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b826aaac0",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b82f03dd5",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "20. Yüzyıla Uzanan Remil Geleneğinden Bir Örnek: Kolay Remiller",
                "creator": " Özlem Batğı Akman",
                "subject": null,
                "description": "İnsanın bilinmeyene dair duyduğu merak kendini fal bakma ve yöntemlerini öğrenme arzusu olarak ortaya çıkarmıştır. Yapılacak bir işin neticesi, çıkılacak seyahatin akıbeti, evlilik ve çocuk sahibi olma meselesi gibi hususlar insanların belki de yorumlanmasını en çok arzuladıkları konulardır ve bunun için başvurdukları yolların ilki genelde fal bakmak\/baktırmaktır. Hem doğu hem de batı dillerinde fal kelimesinin ve kültürünün bir karşılığının bulunması bu durumu destekler niteliktedir. Kütüphanelerin yazma eser arşivlerinde yer alan falnâme, yıldıznâme, remilnâme ve tefeʾülnâme gibi eserler falın kendisine ve bakma yöntemlerine dair bir öğrenme-öğretme çabasının olduğunu göstermektedir. Kimi zaman estetik kimi zaman da amaca hizmet kaygısı ile yazılan bu türdeki eserler birer başvuru kaynağıdır. Çalışmamıza konu olan ve bir remilnâme örneği olan Kolay Remiller kitabı 16 niyet\/soru ve bu niyetlere göre 16 farklı harf için 16 yorum\/cevap içermektedir. Şeyh Ahmed Zenâtî’ye ait Arapça’dan tercüme olan eser üzerine daha önce herhangi bir bilimsel çalışma yapılmamıştır. Bu makalede Kolay Remiller isimli eser incelenecek, eserin yazılış amacından ve falın uygulanma yönteminden söz edilecek ve çalışmanın sonunda eserin transkripsiyonlu metnine yer verilecektir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b82f03dd5",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b83455f9b",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Kadrî Efendi’nin Manzum Rind ü Zâhid’i",
                "creator": " Kadri Hüsnü Yilmaz",
                "subject": null,
                "description": "Mecmualar, biyografik kaynaklara girmiş şairlerin bilinen şiirlerinin yanında bilinmeyen şiirlerinin de gün yüzüne çıkmasına imkân sağlar. Aynı zamanda mecmualar, çeşitli nedenlerle biyografik kaynaklarda kendilerine yer verilmeyen şairlerin ve onların şiirlerinin de ortaya çıkmasına imkân sağlar. Bu yazıda yer verilen Rind ü Zâhid hikâyesi de Leibzig Üniversitesi Kütüphanesi’nde bulunan B. or. 73 künyesiyle kayıtlı olan bir mecmuada bulunmuştur. Mecmuda şiirleri bulunan şairler, büyük çoğunlukla 16. ve 17. asırlarda yaşamış şairlerden oluşmaktadır. Hikâyenin müellifi olan Kadrî’nin söz konusu asırlarda yaşamış şairlerden hangisi olduğu tam olarak tespit edilememekle birlikte, birtakım çıkarımlarda bulunulmuştur. Günümüze değin Türk edebiyatında tek örneği Fuzûlî’ye ait, mensur ve Farsça yazılmış olan Rind ü Zâhid temalı esere, Kadrî’nin mesnevi formundaki Türkçe hikâyesini de eklemek yerinde olacaktır. Zâhid ve rind tipleri Fuzûlî’nin eserinde baba ve oğul temsilinde görülmektedir. Ancak Kadrî’nin eseri için bunu söylemek mümkün değildir. Onun eserinde zâhid ile rind, daha çok klasik doğu edebiyatlarında sürekli birer çatışma hâlinde olan iki zıt karakter niteliğinde işlenmektedir. Mesnevi nazım şekliyle kaleme alınan hikâye 74 beyitten oluşmaktadır. Transkripsiyonlu metnine de yer verilen makalede, bu hikâye şekil ve içerik açısından incelenmeye çalışılmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b83455f9b",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b839af26c",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Yeni Bulunan Mensur Bir İhtilâc-nâme Örneği Üzerine",
                "creator": " Özkan Uz",
                "subject": null,
                "description": "Geleceğe dair bilgi almak için çeşitli falcılık metotları kullanmak, insanların yüzlerce yıldır sürdürdükleri bir eylemdir. Falcılığı anlatan metinler Türk edebiyatının ilk yazılı eserlerine kadar uzanır. Geleneğin bir ürünü olan seyirme veya ihtilâc sonucu gelecekten haber bekleme, çıkarımda bulunma olayı bu yönüyle anonim özellik taşırlar. Seğirmelerle ilgili çıkarımlar genelde Cafer-i Sadık, İskender, Danyal gibi isimlerle temellendirilir. Bu yazıda ele alınacak olan yazma da bir tür fal kitabı olan ihtilâc-nâme türündendir. İnsan vücudundaki seğirmelerden yola çıkarak, kişinin geleceğine dair yorumlar yapan bu tür eserler, müstakil bir kitap halinde ya da bir kitap bölümü olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmada incelediğimiz eser, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Kütüphanesi Yazma Eserler Kataloğunda 1641 numarada kayıtlı olan mensur olarak kaleme alınmış bir ihtilâc-nâmedir. Bu eser içerdiği 118 uzva ait 129 seğirmeyle orta hacimli sayılabilecek bir ihtilâc-nâme örneğidir. Bu makalede eserin, Latin harfli metni ortaya konmaya çalışılacak ve yakın zamanda yapılmış bazı çalışmalarla içerik olarak karşılaştırılacaktır. Bunun yanında metinde dikkati çeken dil ve imla özelliklerine de değinilecektir. Makalenin sonuna da eserin yazma nüshası eklenecektir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b839af26c",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b83fef399",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Kahve Hakkında Yazılmış Manzum Bir Fetva Örneği",
                "creator": " Muhammet Nalbat",
                "subject": null,
                "description": "Osmanlı toplumu kahve ile 16. yüzyılda tanışmıştır. Bu tanışma, uzun sürecek dinî ve toplumsal bir tartışmanın başlangıcı olmuştur. Osmanlı din âlimleri arasında, haram ya da helal kabul edilmesi noktasında uzun süre tartışılan kahve, bu yönüyle manzum fetvalara da konu olmuştur. Bu makalede, kahve hakkında yazılmış manzum bir fetva örneği incelenmiştir. Müellifi tam olarak tespit edilemeyen ancak Osmanlı ulemasının kahveye bakışını yansıtan bu manzume, manzum fetva geleneği içinde ele alınarak değerlendirilmiştir. Kahve hakkında genel bir bilginin verildiği “Giriş” bölümünden sonra makalenin “1. Bölüm”ünde, kahvenin Osmanlı toplumuna girişi ve ulemanın kahveye verdiği tepkiler irdelenmiştir. “2. Bölüm”de, Klasik Türk edebiyatı bağlamında manzum fetva geleneği genel hatları ile ele alınmıştır. Makalenin “3. Bölüm”ünde, bu yazıya konu olan Manzum Kahve Fetvası’nın yer aldığı yazma tanıtılmıştır. Daha sonraki bölümde, Manzum Kahve Fetvası, şekil ve muhteva bakımından incelenmiştir. Makalenin son bölümünde ise söz konusu fetvanın transkripsiyonlu metnine yer verilmiştir. Böylece kahve hakkında yazılmış bu manzum fetva örneği, araştırmacıların dikkatine sunulmuştur.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b83fef399",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b84547f67",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "“Seccadeyi Suya Serme” Motifi ve Klasik Türk Şiirine Yansımaları",
                "creator": " Murat Keklik",
                "subject": null,
                "description": "“Seccadeyi suya serme” motifi destan ve halk hikâyelerinde, Alevi-Bektaşi menkıbelerinde ve Dede Korkut hikâyelerinde karşılaşılan bir motiftir. Zamanla klasik Türk şiiri metinlerinde, az da olsa modern Türk şiirinde yer alan bir metafora dönüşmüştür. Motif; Sümer, Hint, Çin, Hristiyanlık gibi inanç ve kültürlerde mitolojik çağlara uzanan, Türklerin İslam öncesi inançlarına işaret eden bir anlam derinliğine sahiptir. Motifin yapısında yer alan “seccade” ve “su” kavram ve metaforlarının bağdaştırılması, inanç ve kültürlerdeki iç içe geçmişliğin ve kaynaşmışlığın, senkretizmin dildeki cisimleşmesidir. Kimi Farsça metinlerde seccâde ber-âb efkend şeklinde geçen tabirin Türkçe metinlerdeki kullanımı daha yaygındır. Menkıbelerde, tasavvufi metinlerde, din dışı şiirlerde tabire farklı anlamlar yüklenmiştir. Klasik Türk şiirinde motifin özellikle Hızır’la ilişkilendirildiği de görülmüştür. Tabirin anlam ve muhtevasına ise tarihi kaynaklarda ve sözlüklerde değinilmemiştir. Günümüz sözlüklerinden ikisinde karşılaşılan tabire verilen anlamlar ise hatalıdır. Çalışmada motifin senkretik yapısı gereği tabirin anlam çerçevesini daha iyi çizebilmek için seccade, su, Hızır kavram ve metaforları üzerinde durulmuştur. Mitolojilerdeki, menkıbelerdeki izleri araştırılarak tabirin klasik Türk şiirindeki anlam çerçevesi beyit örnekleri üzerinden çizilmeye çalışılmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b84547f67",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b84bbe9ba",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "İnşâ Eserlerine Sözlükbilimsel Bir Yaklaşım:Hâzâ İnşâ-i Merğûb Örneği",
                "creator": " Mehmet Emin Tuğluk",
                "subject": null,
                "description": "Tarih boyunca, uzakta bulunan kişilerle iletişim kurmanın yaygın yollarından biri mektup göndermek olmuştur. Ancak mektup bir tür olup bu adla yazılan metinlerin hepsi aynı özelliği göstermemektedir. Mektup terimi yaygın olarak her toplum ve kültürden insanların haberleşmesi için kullanılmaktadır. Türk edebiyatında ise edebî nesir için ve klasik edebiyata özgü bir terim olarak mektup karşılığında inşâ terimi kullanılmış ve inşâ bir ilim dalı olarak yaygınlaşmıştır.İnşâ ilminin kurallarına uygun olarak hazırlanmış eserler olan münşeâtlara kılavuzluk etmesi amacıyla örnek metinler içeren pek çok eser kaleme alınmıştır. Münşeâtların yazımında genellikle Arapça, Farsça kelime ve tamlamalar ile belirli kalıplar kullanılmıştır. Münşeâtların bazılarında bu kelime ve kalıplara ait sözlükler bulunmaktadır. Münşeât mecmualarının sözlükleri bugüne kadar sözlük bilimsel açıdan ele alınmamıştır. Bu bağlamda münşeât mecmualarının dil bilimciler tarafından sözlük bilimsel açıdan incelenmesi gerekmektedir. Bu çalışmada inşâ ilminde kullanılan kelimeleri konu edinen bir sözlük ile örnek inşâ metinleri ve bu metinlere ait sözlüğü içeren, yazarı bilinmeyen Hâzâ İnşâ-i Merğûb adlı eser, sözlük bilimsel açıdan ele alınmıştır. Ayrıca eserin Latin harflerine çevirisi çalışmanın sonuna eklenmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b84bbe9ba",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b85280378",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Tenişev’in Tuvinsko-Russkiy Slovar&#039; Adlı Sözlüğüne Derlem Dil Bilim ve Sözlük Bilimi Açısından Bir Bakış",
                "creator": " Uğur Altundaş",
                "subject": null,
                "description": "Tuvaca, Türk dillerinin tasnif denemelerinde Eski Türkçe ve Sibirya grubu Türk dilleriyle birlikte ele alınmıştır. Tuvacanın Eski Türkçe dönemine ilişkin önemli arkaik izler barındırması araştırmacıların dikkatini çekmiştir. Bu sebeple karşılaştırmalı dilbilim çalışmalarında Tuvaca önemli bir yere sahip olmuş, Tuvaca üzerine önemli ölçüde çalışma kaleme alınmıştır. Bu anlamda sözlük çalışmaları, Tuva araştırmalarında önemli bir yere sahiptir. Tuvaca üzerine yapılan ilk çalışmalar metin derleme ile sözlük çalışmalarıdır. Bu çalışmada Tuva araştırmalarında temel kaynak niteliğindeki Tenişev’in Tuvaca sözlüğü (TRS), derlem dil bilim ve sözlük bilimi ilişkisi açısından ele alınmıştır. Batı dillerinde leksikografi terimi ile adlandırılan sözlük bilimi, Türkiye’de aynı zamanda sözlükçülük terimi ile de ifade edilmektedir. Sözlükbilim; sözlük hazırlama yolları, yöntemleri ve tekniklerini konu alan, işleyen kuramsal ve uygulamalı bir bilim dalıdır. Söz konusu yöntem ve tekniklerin işlenmesi derlemin niteliği ve niceliği ile doğrudan ilişkilidir. Bu sebeple çalışmada TRS bir derlemin temel nitelikleri olarak kabul edilen söz varlığı, ses bilgisi, biçim bilgisi, biçimsel ses bilgisi, dil bilgisi, söz dizimi ve anlam bilimi yönleriyle değerlendirilmiştir. Derlemden hareketle TRS’de sözlük biliminin hangi yöntem ve tekniklerinin kullanıldığı tespit edilmiş ve uygulama açısından sözlüğün planlanması, sözlük materyallerinin derlenmesi ve sözlük metninin özellikle madde başı sözcüklerin seçimi, sıralanma biçimi ve hangi açılardan ele alındığı incelenmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b85280378",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b857c2814",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Mengen’in Mutfak Kültüründe Yer Alan Bazı Yemek Adları Üzerine Tarihsel-Karşılaştırmalı Bir İnceleme: halışka ve kaldırık Örneği",
                "creator": " Fulya Akman",
                "subject": null,
                "description": "Yiyecek içecek türleri, yiyeceklerin pişirilme süreçleri, yeme-içme geleneğine dayalı kültürel yapı olarak tanımlanan mutfak kültürü, ait olduğu herhangi bir bölgenin tarihȋ, coğrafi, filolojik, etnik, demografik, antropolojik, sosyolojik vb. pek çok yapısına dair ipuçları ihtiva etmektedir. Bu çalışmada; doğal kaynakları, bitki ve hayvan çeşitliliği ile zengin bir mutfak kültürüne sahip Mengen’de kullanıldığı bilinen bazı yemek adları; filolojik bakımdan tarihsel-karşılaştırmalı bir yöntemle ele alınacaktır. Özellikle aşçılık konusunda Türkiye’de önemli bir üne sahip Mengen'in mutfak kültürüne dair söz varlığında tespit edilen ve bu makaleye konu olan kelimeler halışka ve kaldırık’tır. Söz konusu yemek adlarının tarihȋ Türk yazı dillerine ait eserlerde nasıl kayıtlı olduğu, süreç içerisinde hangi fonetik değişikliklere uğradığı üzerinde durulacak ve etimolojik bazı izahlar ve tekliflerde bulunulacaktır. İncelenen yemek adlarının yüzyıllara dayanan tarihsel sürekliliği, bölgenin kültürel kodlarına ışık tutması bakımından önem arz etmektedir. Çalışmanın hem alana hem de farklı disiplinler tarafından yapılacak diğer araştırmalara katkı sağlaması ve yön gösterici nitelikte olması hedeflenmektedir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b857c2814",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b85d07981",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Tanıklarıyla Tarama Sözlüğü’nde Yer Alan Eş Gösterenli Sözcüklere Dair Notlar",
                "creator": " Abdullah Mert,  Fatih Numan Küçükballi",
                "subject": null,
                "description": "Tanıklarıyla Tarama Sözlüğü, Batı Türkçesinin söz varlığı açısından kıymetli görülen iki yüzü aşkın eserin taranmasına dayanan bir çalışmanın ürünüdür. Eski Anadolu Türkçesinden Osmanlı Türkçesinin son dönemlerine kadar uzanan bir metin havuzunu içerir. Standart dilde kullanım dışı kalmasına karşın ağızlarda yaşayan çok sayıda sözcüğü Tarama Sözlüğü’nde de bulmak mümkündür. Ancak Türkçenin söz varlığı açısından bu denli değerli bir eser olan Tarama Sözlüğü’nde birtakım sözlük bilimsel hatalar veya eksikler de mevcuttur. Bunların içinde madde başı oluşturma sorunları bizim üzerine eğildiğimiz kısımdır. Tarama Sözlüğü’nde madde başı oluşturma bahsi altında okuma yanlışları, çekimli yapıların madde başı yapılması gibi sorunların yanında eş gösterenli \/ eş adlı olarak maddelenmesi gerekliliğine karşın tek madde altında değerlendirilen maddeler sorunu da söz konusudur. Bu sözcüklerin yazılışları ve sesletimleri aynı olmasına rağmen anlamları ve kökenleri farklıdır, yani gösterenleri aynı olmasına rağmen gösterilenleri başkadır. Söz konusu niteliklere sahip olan on sözcük tespit edilmiştir. Tek madde altına toplanan bu sözcüklerin eş gösterenli oldukları, ayrı maddeler altında ele alınmaları gerektiği etimolojik açıklamalarla ortaya konulmuştur.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b85d07981",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b86672aa0",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Çağatay Türkçesinin 17-20. Yüzyılları Nasıl Adlandırılmalı?",
                "creator": " Nuray Tami̇r",
                "subject": null,
                "description": "Türkoloji üzerine çalışanların, Türkçenin tarihî dönemleri üzerine pek çok tasnif denemesi bulunmaktadır. Tasnif yapılırken tarihî ve modern dönemlerin bir arada değerlendirildiği de görülmüştür. 15. yüzyıldan 20. yüzyıl başlarına kadar devam eden Çağatay Türkçesi dönemi ile ilgili tasniflerden en çok kabul göreni János Eckmann’a aittir. Onun tasnifinin üçüncü alt dönemi olan Post-Classical Period \/ Klasik Sonrası Devir (1600-1921) ile ilgili yayınlarda dönemin adlandırılmasına ilişkin farklı kullanımlar bulunmaktadır. Tarihî şartlar sebebiyle 17-20. yüzyıllar arasında meydana getirilen eserlere ulaşmak ilk yıllarda zor iken, son yıllarda dünyanın pek çok kütüphanesindeki bu eserlere ulaşım kolaylaşmış ve metin yayını, incelemesi vd. çalışmalar giderek artmıştır. Makalede gerek metin yayınları gerekse dönemin tarihçiliği, edebiyatı üzerine olan eserlerde tercih edilen adlandırmalar üzerinde durularak, tespit edilen terimlerdeki çeşitlilik ortaya konulmaya çalışılmıştır. Amaç, bu terim çeşitliliğinin yerine ortak bir terimle dönemin ve o dönemde meydana getirilen eserlerin adlandırılmasıdır. Terim birliğinin sağlanması ile aynı yüzyılları ifade eden adlandırmaların farklılıkları ortadan kaldırılmış olacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b86672aa0",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b869b22e2",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "İdil-Ural Grubu Türk Lehçelerinde (Kazan Tatar-Başkurt Türkçeleri) Antropometri Yöntemiyle Oluşturulmuş Ölçü Birimleri",
                "creator": " Sava İşilay",
                "subject": null,
                "description": "Tarih boyunca bir nesnenin boyutunu, ağırlığını, büyüklüğünü veya küçüklüğünü; herhangi bir yere olan uzaklığını veya yakınlığını anlatmak için kişioğlu, çeşitli yollara başvurmuştur. Bazen genelgeçer yöntemlerle ölçülerini dile getirirken, bazen de bu yöntemlerin dışında dolaylı ölçme yollarını hayata geçirmişlerdir. Genelgeçer yöntemlerle ölçmenin bilinmediği dönemlerde başvurulan yöntemlerden birisi “antropometri”den yararlanmak olmuştur. Kişinin vücudunun organlarından yola çıkılarak, benzetmeler yoluyla bu organlar ölçü birimi yerine kullanılmıştır.Diğer dillerde kullanılan bu yöntemden hem genel Türkçede hem de Çağdaş Türk Lehçelerinde sıklıkla yararlanıldığı görülmektedir. İdil-Ural grubu Türk Lehçelerinden Kazan Tatar-Başkurt Türkçelerinin söz varlığında ölçü terminolojisi ve antropometri sistemiyle oluşturulmuş ölçü bildiren sözcükler de önemli bir yere sahiptir. Bugüne kadar Başkurt ve Kazan Tatar Türkçelerinde ölçü kavramları ve antropometri sistemiyle oluşturulmuş ölçü birimleri hakkında yapılmış başlı başına bir çalışma bulunmamaktadır. Bu makalede amacımız, Başkurt ve Kazan Tatar Türkçelerinin söz varlığındaki antropometri sistemiyle oluşturulmuş ölçü birimleri ve adlandırmalarının zenginliğini ortaya çıkarmak, bu alanda çalışacaklara katkı sağlamaktır. Çalışmamızda Başkurt Türkçesi ve Kazan Tatar Türkçesinin sözlükleri taranmış, tespit edilen kelimeler art zamanlı ve eşzamanlı inceleme ile açıklanmış, farklılıklar ve benzerlikler ortaya konulmaya gayret gösterilmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b869b22e2",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b86f2f26e",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Oğuzeli Ağzında Kullanılan Deyimler Üzerine Bir İnceleme",
                "creator": " Ömer Güven,  Asena Yalnız",
                "subject": null,
                "description": "Deyimler, anlatıma canlılık ve akıcılık katmaları bakımından dilin söz varlığı içinde önemli bir yere sahiptir. Türkçe, deyimler bakımından zengin bir dildir. Orhun Yazıtlarından itibaren yazılı metinlerle takip edilebilen Türk dili, bu tarihî seyri içinde pek çok deyim üretmiştir. Bu deyimlerin kullanıldığı yerlerden biri de Türkiye Türkçesi ağızlarıdır. Türkiye Türkçesi ağızlarında kayda alınmayı bekleyen birçok deyim yapılan kısıtlı çalışmada tespit edilmiştir. Başta teknolojik gelişmeler olmak üzere pek çok nedenle ağızlarda yer alan söz varlığı yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu sebeple Türkiye Türkçesi ağızları ile ilgili söz varlığının tespiti ve kayıt altına alınması oldukça önemlidir. Bu çalışmada Oğuzeli ağzında kullanılan ancak standart Türkçede yer almayan deyimler ele alınmıştır. Oğuzeli ve köylerinden yapılan derlemeler ile tespit edilen deyimler üzerinde çeşitli tasnifler yapılmıştır. İlk olarak belirlenen deyimler Köken Bakımından ele alınmıştır. İkinci olarak deyimler Söz Dizimi ve Şekil Bilgisi Bakımından değerlendirilmeye tabi tutulmuştur. Son olarak ise Anlam Bakımından deyimlerin sınıflandırılması yapılmıştır. Bu sınıflandırma çalışmalarının ardından derlenen bütün deyimler alfabetik olarak sıralanmış ve deyimlerin anlamları verilmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b86f2f26e",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b878dacda",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Bodily Semelfactives in Turkish: Aspectual and Pragmatic Analysis of Öksür- and Göz Kırp-",
                "creator": " M. Fatih Adıgüzel",
                "subject": null,
                "description": "The study covers aspectual potentials of the Turkish Semelfactive verbs öksür- (cough) and göz kırp- (wink) comprehensively through their concordances in the Turkish National Corpus TNCv3.0. Their common feature in their Semelfactive meanings is that the bodily events expressed with them may be both physiologically and pragmatically motivated, which determines Turkish speakers’ aspectual choices. For öksür-, self-induced coughs are called fake coughs in the study, conveying pragmatic messages with corresponding aspectual shifts. Likewise, göz kırp-, when agent-controlled, conveys certain pragmatic messages. It also has figurative meanings, which causes aspectual shifts. The present article revealed the interactions between aspectual construals of the two verbs and their pragmatic functions and figurative meanings. Corpus data indicated that figurative meanings of göz kırp- are either inadequately defined or missing in the most comprehensive Turkish dictionary of Turkish Language Association (TDK dictionary). The study has lexicographic implications that some improvements and modifications should be made for the entry göz kırp- in the dictionary because aspectual construals are sensitive to different meanings and pragmatic functions. The study demonstrated that accurate aspectual assessments depend on not only sentential levels but also supra-sentential contexts. It was also found that for pragmatic reasons öksür- tends to preponderantly male subjects.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b878dacda",
                "language": "İngilizce",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b87c58288",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Mukaddimetü’l-Edeb’in Hem Doğu Türkçesine Hem Batı Türkçesine Satır Altı Çevrili Bir Nüshası Üzerine",
                "creator": " Gülser Ersoy",
                "subject": null,
                "description": "Türkleşen Harezm’de Türk dili bir edebiyat ve yazı dili olmuş ve bu durumun doğal bir sonucu olarak bu coğrafyada Türk dilinin tarihine ışık tutacak önemli eserler kaleme alınmıştır. Bu eserlerden bir tanesi de Zemahşerî’nin kaleme aldığı Mukaddimetü’l-Edeb’dir. Kullanışlı bir sözlük özelliğine sahip olan Mukaddimetü’l-Edeb, oldukça itibar görüp sevildiğinden istinsah edilmiş çok sayıda nüshası bulunmaktadır. Literatürde adı geçen eserin nüshaları ile alakalı birçok çalışma yapılmıştır ve yapılacak araştırmalar neticesinde bu çalışmaların içeriğinde güncelleme yapmak kaçınılmazdır.Bu makale, daha önce herhangi bir çalışmada bahsi geçmeyen Süleymaniye Kütüphanesi İzmir kısmında 672 numara ile kayıtlı, Mukaddimetü’l-Edeb’in yeni bir nüshasını tanıtma amacını taşımaktadır. Çalışmada öncelikle Mukaddimetü’l-Edeb’in Türkçeye çevrilen nüshaları, ardından nüshanın imla ve dil özellikleri hakkında bilgi verilmiştir. Kolofonunda istinsah tarihi olarak 877 kaydı düşülen eserde Arapça sözcüklerin Farsça karşılıkları verilmiştir. Bunun yanında bu sözcüklerin Doğu ve Batı Türkçesine çevirisi yapılmıştır. Bu bağlamda eldeki nüsha; fonetik, morfolojik ve leksik anlamda önemli bir kaynak niteliğindedir. Türkçenin her iki sahasına ait çevirilerinin olması sebebiyle eser tanıtılırken aynı zamanda her iki sahaya ait imla ve dil özellikleri karşılaştırmalı bir şekilde verilmiş ve bu özellikler eser üzerinden örneklendirilmiştir.Son olarak Mukaddimetü’l-Edeb’in Türkçenin söz varlığı bakımından önemi vurgulanmış ve konu ile ilgili çalışmaların arttırılması gerektiğinin altı çizilmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b87c58288",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b88199057",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Gündelik Hayatın Kadına Dayattığı Yaşam: Bir Kadınlık Hikâyesi Olarak \"Hep Yarın\"",
                "creator": " Zühal Güldaş,  Didem Ardalı Büyükarman",
                "subject": null,
                "description": "Bu makalede Cahit Uçuk’un Hep Yarın romanında, gündelik hayatın kadına dayattığı yaşam ve bunun bir kadınlık hikâyesi üzerinden nasıl ele alındığı sunulmuştur. Roman, Henri Lefebvre’nin gündelik hayatın sefaleti ve büyüklüğü diye nitelendirdiği gündelik hayatın iki açısı üzerinden ele alınmış olup söz konusu iki açıyı anlatırken ortaya çıkan çeşitli kimliklerin açıklanmasında Carl Gustav Jung’un arketipsel yaklaşımından yararlanılmıştır. Çalışmada söz konusu olan eserin en önemli özelliği, baş kahraman Nevbahar’ın gündelik hayatın zorunlulukları altında ezilirken kendi kadınlığından, isteklerinden vazgeçmemesi, hayatını bir kadın yazara anlatarak romanlaştırması ve böylelikle gündelik hayatın sefalet kanadından gündelik hayatın büyüklüğüne geçerek içinde bulunduğu yeknesak hayatı değiştirmesidir. Bu açıdan Nevbahar’ın kadınlık hikâyesinin anlatımında ilk olarak gündelik hayatın sefaletine yer verilmiş, karakterin taktığı sosyal maskeler iki kategoride incelenmiştir. İkinci olarak, gündelik hayatın büyüklüğü üzerinde durularak bu adlandırmaya örnek oluşturan Nevbahar’ın kadınlığının keşfi, onun hayatına girmiş olan üç erkekle ilişkisi çerçevesinde; Nevbahar’ın sanatla olan bağı ise bir sanat dalıyla uğraşması ve hayatını romanlaştırması açısından ele alınarak inceleme tamamlanmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b88199057",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b886cf80d",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Tuhaf ve Tekinsiz: Türler Arası Bir Roman Olarak \"Yeşil Elmalar\"",
                "creator": " Barış Berhem Acar",
                "subject": null,
                "description": "Tür kuramları, artık metinlerin bir türe ait olmadığını, aynı anda birden çok türe dâhil olabildiğini tespit etmektedir. Türlerin sınırlarının silikleşmesiyle birlikte türler arası etkileşimlerin arttığı gözlemlenir. Türlerin ortak söylemsel kodlarının olmasıyla birlikte, artık yazarların belli bir türle kendilerini sınırlamaması sayesinde aynı metni birçok türün kapsamında okumak olanaklı hale gelmiştir. Ayrıca geleneksel anlamda katı kuralları olan tür ayrımları yerini her metinle değişebilen ya da yenilerini icat etme imkânı bulan söylemsel türlere bırakmıştır. Türlerin ya da edebî eserlerin kullanım değerlerinin tespitiyle birlikte hangi türlere dâhil oldukları gittikçe daha fazla önem kazanmaya başlamıştır. Bu bağlamda edebî eserleri tek bir türe aitmiş gibi değil de farklı türlerin söylemsel özelliklerini bir arada barındıran dinamik yapılar olarak okumak, hem eserlerin daha iyi anlaşılmasına hem de tür kuramlarının geldiği noktanın geçerliliğini test edilmesine olanak sağladığı söylenebilir. Bu makalede de iyi olmayan bir polisiye roman olarak görülen Yeşil Elmalar romanı, aynı anda hem polisiye hem de gizem edebiyatı türlerinin özelliklerini bir arada yansıtan bir roman olarak okunmuştur. Bahsi geçen roman, hem polisiye edebiyattan hem de gizem edebiyatından devraldığı özellikler ışığında incelenmiş, başta tuhaf ve tekinsizlik olmak üzere tekrarladığı kodlar metinden alınan örnekler üzerinden vurgulanmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b886cf80d",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b88e2f1e4",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Rübâb-ı Şikeste&#039;de Sabah İzlenimleri",
                "creator": " Seher Erdoğan Çeltik",
                "subject": null,
                "description": "Zaman kavramı, üzerinde en çok düşünülen ancak tam olarak bir tanımı yapılamayan, yapılan tanımların hiçbirinin genel kabul görmediği bir olgudur. Öznel, nesnel, toplumsal ve sosyolojik zaman olarak çeşitli tasniflere tâbi tutulan zamanın toplumlar için farklı zihniyetlerin tezahürü olduğu görülür. Doğu ve Batı toplumlarının zaman algılarındaki farklılık da bu bağlamda değerlendirilir. Nitekim Doğu için zaman bir döngüsellik ifade ederken Batı, zamanı çizgisel olarak algılar. Türk toplumunda zaman algısı Tanzimat'la birlikte değişmeye başlamıştır. Osmanlı toplumunun Batılılaşma arzusu zaman algısını da etkilemiştir. Döngüsel zaman anlayışı yerini yavaş yavaş süreklilik ifade eden Batı algısına bırakmıştır. Türk edebiyatında Edebiyat-ı Cedîde adıyla bir döneme damgasını vuran bir edebî anlayış içerisinde adını zikrettiğimiz Tevfik Fikret'in zaman algısının da Tanzimat'la başlayan değişimden nasiplendiğini söylemek mümkündür. Onun şiirlerinde zaman sorunsalı sıklıkla karşımıza çıkar. Tevfik Fikret'in zamanı algılayışında; sanat anlayışı, yaşadığı dönem ve yetiştiği geleneksel kültürün izlerini sürmek mümkündür.Bu çalışmada Tevfik Fikret'in Rübâb-ı Şikeste adlı kitabındaki şiirlerde geçen sabah vakti ve bu vakti ifade için kullanılan benzer kelime ve kelime gruplarından hareketle şairin zaman algısı üzerinde durulmak istenmiştir. Bu bağlamda Rübâb-ı Şikeste taranmış; fecir, sabah, subh, seher ve tulû kelimeleriyle oluşturulan tamlama ve imajlar tespit edilmiştir. Tespit edilen kullanımlardan hareketle şair için sabah vaktinin ne ifade ettiği, Tevfik Fikret'in anlam ve imaj dünyasında sabah vaktinin nasıl algılandığı ortaya çıkarılmak istenmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b88e2f1e4",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b89358ec9",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Mehmet Âkif Ersoy’un Gurbetten Seslenen Mektupları",
                "creator": " Öznur Özdarıcı",
                "subject": null,
                "description": "Geçmişi çok eski yıllara uzanan mektup kendi içerisinde çeşitlilik gösteren geniş yelpazeye sahip bir iletişim aracıdır. İfade vasıtası olmasının ötesinde mektubun bir diğer fonksiyonu da bir anlatım tekniği olmasıdır. Edebiyat ve fikir adamlarının özel mektupları onlar hakkında ipuçları veren önemli vesikalardır. Ayrıca bu belgeler edebiyat tarihi açısından da ayrı bir öneme sahiptir. Mehmet Âkif’in de gurbette iken yakınlarına yazdığı, Mısır yıllarını konu alan mektupları vardır. 1928-1936 yılları arasını kapsayan bu mektuplardan kırk üçü Mehmet Âkif’e, üçü eşi İsmet Hanım’a ve bir tanesi de oğlu Emin Bey’e aittir. Bu mektuplarda Âkif yalnızca çocuklarına, torunlarına değil; dost çevresine, İstanbul’a ve vatanına olan özlemini de dile getirmiştir. Sıcak ve samimi bir dille yazılan söz konusu mektuplar Âkif’in Mısır’da geçirdiği hayat ve ailesi ile ilgili bilgilerin yanı sıra onun şahsiyeti ve fikirleri ile ilgili bilgiler sunması açısından da önem arz etmektedir. Mektuplarda yer alan konular aile, gündelik hayat, geçim sıkıntısı, sağlık, eğitim ve çocuk terbiyesi, edebî uğraşlar, vatan hasreti alt başlıkları ile ele alınmıştır. Çalışmada Mehmet Âkif’in iç dünyasının dışavurumu olan bu metinlerin sunduğu veriler ışığında onun şahsiyetine, fikir ve ruh dünyasına ilişkin unsurlar değerlendirilecektir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b89358ec9",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b89ccf661",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Moralızade Vassaf Kadri’nin Biyografisine Katkılar",
                "creator": " Merve Akbaş",
                "subject": null,
                "description": "II. Meşrutiyet Dönemi edebiyatının üretken yazarlarından Moralızade Vassaf Kadri’nin telif ve tercüme olmak üzere çeşitli edebî türlerde eser verdiği bilinmektedir. Ne var ki yazarın biyografisine ilişkin bilgiler hayli sınırlıdır. Kalem faaliyetleri ve yazarlığı üzerine yüksek lisans tezi yapılmış, Hint Yıldızı, Çakıcı’nın İlk Kurşunu, Kadınlar Komitesi isimli eserleri Latin harflerine aktarılmıştır. Ancak hakkında yapılan çalışmalarda yazarın hayatına dair bilgilerin, Sultan Murad isimli piyesinin ön söz niteliği taşıyan “İfadem” başlıklı kısmındaki cümlelerinden alıntılandığı ve birbirini tekrar ettiği görülmektedir. Yazarın biyografisine ilişkin bilgilere ulaşmak için yapılan araştırmada T.C. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı Arşivinde (BOA) Moralızade Vassaf Kadri’yle doğrudan ilişkili iki belge tespit edilmiştir. Belgelerin okunmasıyla yazarın mesleği, medeni hâli ve Berlin’de bulunmasının sebebi ortaya çıkmış; ayrıca I. Dünya Savaşında kullanılmak üzere ateşli silah icat ettiği ve bunun imal izni için başvuruda bulunduğu öğrenilmiştir. Bu çalışmada, BOA’da bulunan söz konusu arşiv belgeleri Latin harflerine aktarılarak verilecek, Moralızade Vassaf Kadri’nin pek bilinmeyen biyografisine ilişkin yeni bilgiler sunulacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b89ccf661",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b89fda6e6",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Kazak Destanlarının Sınıflandırılmasında Tarihî Destanlar Meselesi",
                "creator": " Zeynep Aslan",
                "subject": null,
                "description": "Tarih öğretiminin sözlü anlatılarla sağlandığı yazı öncesi sözlü kültür ortamlarında destanların rolü büyüktür. Bilindiği gibi bir milletin tamamını ya da bir kısmını etkileyen bir olay sonucunda halk arasında oluşan bir şiir ya da türkü, destanın ilk safhasını teşkil eder. Bu şiir, dilden dile yayılır, zamanla başka olaylara bağlı şiirlerle genişler ve bir destancı tarafından düzenlenerek destan biçimini alır. Bu anlamda destanlar tarihten bağımsız değillerdir. Ancak her destan, tarihî gerçeklerle birebir örtüşmez. Yüzyıllarca sözlü kültürde yaşayan bir anlatının gerçeklerden uzaklaşması olağandır. Tarihle yakından ilişkili olan destanlar, tarihî destan olarak adlandırılır. Kazak destanlarının konularına göre yapılan tasniflerinde tarihî destanların ayrı bir destan türü mü yoksa bahadırlık destanları içinde mi değerlendirilmesi gerektiği meselesi dikkat çekmektedir. Araştırmacıların bazıları Kazak tarihî destanları diye ayrı bir grup olduğunu kabul etmezken bazıları Kazak tarihî destanlarının bahadırlık destanlarından farklarını ortaya koyup ayrı bir grup ya da ayrı bir destan türü olduğu görüşündedir.Bu çalışmada Kazak destancılık geleneği bağlamında tarihî destan kavramı ve tarihî destanların temel özellikleri ele alınmış ve tarihî destanlar hakkındaki görüşler ortaya konularak araştırmacıların meseleye yaklaşımları değerlendirilmiştir. Sonuç bölümünde tarihî destanlara ilişkin tespitlere yer verilmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b89fda6e6",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b8a518e4d",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Günümüzde Halk Hikâyeleri ile Türkülü Aşk Hikâyelerinin İcra ve Dokusundaki Değişmeler",
                "creator": " Ali Doganer,  Zeynep Türkeri",
                "subject": null,
                "description": "En eski devirlerden günümüze Türk edebiyatının sözlü kültür ürünlerinin anlatıcıları\/aktarıcıları kam, baksı, ozan ve âşıklar olmuştur. Dinamik bir yapıya sahip olan sözlü edebiyat ürünleri kendine has özellikleri ve kaidelerini bozmadan çağın şartlarına, toplumun ve bireylerin hassasiyetlerine uygun olarak şekillenmiş; zamanla yerini bir başka edebî mahsule bırakmıştır. Türk destancılık geleneğinin yerini alan halk hikâyeleri ve türkülü aşk hikâyeleri de kendi oluşum sürecinden itibaren farklı kültür ortamlarında kendine yer edinmiştir. Zamanla sözlü kültür ortamının yerini yazılı ve elektronik kültür ortamı almasıyla beraber icracı\/âşık ile dinleyici kitlesinde de birtakım değişimler yaşanmıştır. Halk hikâyelerinin ve türkülü aşk hikâyelerinin yapısında icracı\/âşıkların, özellikle icra ortamından doğan koşullar ve değişimlerden ötürü birtakım farklılaşmalara ve yönelimlere gittiği saptanmıştır. Bu durum hem sözlü kültür ortamından yazılı kültür ortamına, sonrasında gelişen teknoloji ve imkânlarla TV, radyo, sinema, internet gibi ortamlara taşınmış hem de dinleyici kitlesinin psikolojik, sosyolojik, siyasi vb. durumlara uygun şekilde bilhassa hikâyelerin nazım kısımlarında görülecek değişimlere doğru bir farklılıklar zinciri oluşturmuştur. Bu çalışmada halk hikâyelerinin tarihî gelişiminin yanı sıra bir gösterim olarak halk hikâyesi ile türkülü aşk hikâyelerinden yola çıkılarak icra ortamından, âşık ve dinleyici etkileşiminden kaynaklanan gelişim ve değişimler ele alınacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b8a518e4d",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b8ae8f95c",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Kazak Destanlarında Kurtarıcı Tipi",
                "creator": " Derya Ozcan,  Mustafa Usta",
                "subject": null,
                "description": "Yaratıcı ile ilişkilendirilerek kutsallık atfedilen, olumlu tipler içinde yer alan, kahramanın ve yardımcılarının mistik koruyucusu ve destekleyicisi olan kurtarıcı tipi; savaşçı bir toplumun güçlü kalmasını sağlayan önemli destan tiplerinden biridir. Kurtarıcı tipinin Kazak destanlarında üstlenmiş olduğu işlevleri ortaya koyabilmek için makalede eylem merkezli bir çalışma yürütülerek elli dokuz destan incelenmiştir. İncelenen bu destanların on yedisinde kurtarıcı tipinin varlığı belirlenmiştir. Bu destanlarda kurtarıcı tipi darda kalanı kurtarma, yönlendirme veya görev verme, çocuksuzluk sorununa çare bulma, haber veya bilgi verme, kahramanı eğitme ve erginleme olmak üzere beş eylem sergiler. Bu eylemlerden hareketle kurtarıcı tipinin Kazak destan dünyasındaki işlevleri ortaya konmuş; Türk toplumunda kurtarıcı tipinin manevi bir güçle darda kalanı koruduğu, çeşitli sorunların çözümünde bilgeliği ile halkla yaratıcı arasında aracılık yaptığı tespit edilmiştir. Mistik bir destekçi olan kurtarıcı tipi vasıtasıyla toplum bir taraftan kahramanın kutsallığını pekiştirerek idealleştirmiş, diğer taraftan da zorda kaldığı anlarda bile kendisine yardım edecek olan bir yardımcının varlığını hissederek güçlü ve ümitli olmuştur. Bu sayede, savaşçı bir toplumun yaşanan problemler karşısında güçlü kalması sağlanmış ve kahraman nezdinde toplum da koruyucu bir çember içine alınmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b8ae8f95c",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b8b19d874",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Bir Kitabın Gayrıresmi Tanıtımı: Muhammed, Ferruh u Hümā (Ferruhnāme)",
                "creator": " İsmail Hakkı Aksoyak",
                "subject": null,
                "description": "Bu çalışma “Tezcan, S. ve Aksoyak, İ. H. (2021). Muģammed, Ferruĥ u Hümā (Ferruĥnāme). Harvard Üniversitesi Yakındoğu Dilleri ve Medeniyetleri Bölümü Doğu Dilleri ve Edebiyatlarının Kaynakları, 148. (Yayınlayanlar: Cemal Kafadar & Gönül Alpay Tekin) Türkçe Kaynaklar CXLVIII.” künyeli kitabın tanıtımıdır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b8b19d874",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        }
    ]
}



