{
    "issueRecord": {
        "header": {
            "identifier": "oai:https:\/\/www.adeddergi.com\/:sayi\/68a8b36c90d3d",
            "datestamp": "2022-12-30"
        },
        "metadata": {
            "title": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi, Cilt: 6 Sayı: 4",
            "creator": "",
            "subject": null,
            "description": null,
            "publisher": "Prof. Dr. Mehmet Özdemir",
            "date": "2022-12-30",
            "type": "Journal Issue",
            "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/sayi\/68a8b36c90d3d",
            "language": "tr",
            "rights": "Creative Commons"
        }
    },
    "articles": [
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b3af18cc2",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Alî Şîr Nevâyî’nin Farsça Kasideleri-II",
                "creator": " Ahmet Kartal,  Saniye Eraslan Kaleli",
                "subject": null,
                "description": "Türk edebiyatının en velut isimlerinden olan Alî Şîr Nevâyî, Farsçanın edebî dil olduğu ve Türkçe eser vermenin küçümsendiği bir dönemde, eserlerini şuurlu olarak Türkçe kaleme almıştır. Aynı zamanda Nevâyî, bir dîvân tertip edecek kadar Farsçaya da hâkimdir. Onun Farsça Dîvân’ı; gazel, müseddes, terkîb-bend, rübâ’î, kıt’a, tarih, lugaz, muammâ, müfredler, Molla Câmî için yazılan mersiye ile “Sitte-i Zarûriyye” isimli kasidelerden oluşmaktadır. Ayrıca Nevâyî’nin Türkiye’de bulunan Farsça dîvânlarının yazma nüshalarında yer almayan ve “Fusûl-i Erba’a” başlığını taşıyan dört kasidesi daha mevcuttur. Fusûl-i Erba’a; dört mevsimden bahseden “Seretân”, “Hazân”, “Bahâr” ve “Dey” başlıklı dört kasideden oluşmaktadır. Nevâyî’nin kasidelerinin Türkçe tercümelerini ihtiva edecek olan bu çalışmanın ilk tefrikasında; Nevâyî’nin Türkçe ve Farsça eserler verme kabiliyetinden söz edilmiş, “Sitte-i Zarûriyye” ve “Fusûl-i Erba’a”da yer alan kasideler kısaca tanıtılmış ve sonunda da “Seretân” başlıklı kasidenin Türkçe tercümesine yer verilmiştir. Bu tefrika ise “Fusûl-i Erba’a”nın ikinci kasidesi olan “Hazân”ın Türkçe tercümesini ihtiva etmektedir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b3af18cc2",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b3b0355f7",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Rüşdîʾnin Menâkıb-ı Şeyh Ali Adlı Eseri",
                "creator": "  ,  Şerife Güz",
                "subject": null,
                "description": "Menâkıbnâmeler İslam edebiyatlarında bir velinin hayatı çevresinde oluşmuş menkıbe yahut kerametleri anlatan dinî-tasavvufî eserlerdir. İslâmî-Türk edebiyatında ilk örneklerine XIII. yüzyılda rastlanılan menâkıbnâmeler, günümüze kadar aralıksız devam eden türler arasındadır. Bu türün yeni bir örneği de klasik Türk edebiyatının son dönem şairlerinden olan Rüşdî’ye aittir. Kaynaklarda hakkında herhangi bir bilgiye rastlanılmayan şairin; hayatı, eserleri, ailesi ve yaşadığı dönemle ilgili muhtelif bilgilere, Mehmet Fatih Köksal Kütüphanesiʾnde yer alan ve şairin bilinen tek eseri, Şiir Külliyâtıʾndan ulaşılmıştır. Asıl adı Mustafa Rüşdî olan şair, farklı illerde görev yapmış bir muhasebe memurudur. Tekke çevresinde yetişmiş yazar-çizer zümresine dâhil edilen bir şairdir. Rüşdî, mensubu olduğu Kâdirîyye tarikatının adap ve erkânını bildirmek, Şeyh Ali namındaki şeyhinin menkıbevî ve tarihî hayatını nakletmek gibi amaçlarla müstakil bir manzum menâkıbnâme yazmıştır. Külliyâtʾın 31-43. sayfaları arasında yer alan menâkıbnâme, 202 beyitten oluşan çok kısa bir metindir. Şair, menâkıbnâmesinde şeyhi ve yaşadığı dönemle ilgili kayda değer bilgilere yer vermiştir. Bu yönüyle de eser, hem biyografik hem de tarihî kaynak olarak Türk edebiyatı, tarihi ve kültürüne önemli katkılar sağlamaktadır. Eser, şeyhin ölümünden kısa bir süre sonra yazıldığı için sözlü kültür ortamında yayılmadan doğrudan şairin kaleminden çıkmıştır. Bu çalışma aracılığıyla, Rüşdîʾnin Şeyh Ali için yazdığı manzum menâkıbnâmesi, ayrıntılı bir şekilde tanıtılarak transkripsiyonlu metni yayımlanacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b3b0355f7",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b3b15e655",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Tüketim Kültürünün Gölgesinde Mustafa Kutlu’nun Sır İsimli Hikâyesine Dair Bazı Tespitler",
                "creator": " Ayhan Bulut",
                "subject": null,
                "description": "Modernizm, rasyonel düşünceyi merkeze alarak yaratıcı hamleler idealini gerçekleştirmeyi ilke edinirken yeni yaşam biçimleri de geliştirir. Bireyin soyut ve manevi değerlerle bağını koparmayı hızlandıran bu yaşam biçiminde, gündelik hayatın her kademesinde varlık gösteren kapital ekonomi düzeni etkindir. Tekelci ekonomi yaratan kapital düzende gelir gider arası arasındaki uçurumun artmasına bağlı olarak sınıflar arası uçurumda, temsilciliğini zenginlerin yaptığı tüketime dayalı yeni bir kültür oluşur. Tüketim kültüründe nesneler, ihtiyaçlara göre değil temsil ettiği göstergeler değerine göre bir anlam ifade eder. İnsanların, toplumda itibar elde etmek ile nesnelerin gösterge değerine sahip olmak arasında bağ kurmaları, nesnelerin egemenliği altında ezilmelerine ve onun bir parçasına dönüşmelerine yol açar. Böylece tüketim güdüsünün kontrolü altına giren, bundan haz alan yeni bir kimlik oluşur. Modern özne, evrildiği yeni kimlikte nesne karşısında çaresizliğe düşerken her şeye, özellikle din ve inanç sistemine yabancılaşır. Din, toplumsal ve bireysel kimliği şekillendirmede, toplumsal nizamı tesis etmede önemli bir yapıdır. Fakat modernleşmenin sonuçlarından biri olan ve insanların manevi hayatla olan bağını koparmayı ifade eden sekülerleşme, kapital ekonominin tüketici zihniyetinden beslenerek insanların din ile ilişkisini artan bir şiddetle zedeleyip dini tüketilmesi gereken bir nesne konumuna indirgemiştir. Bu etki, sosyal ilişkilerin yoğun ve karmaşık olduğu şehirlerde daha fazladır. Kırsal kesimin gelişmelere daha kapalı olması, toplumun gelenek ve göreneklerinin yeni davranış örgülerine ve kalıplarına direnç göstermesi dine bağlılığın egemen olduğu bir dünya algısını besler. Mustafa Kutlu’nun, Sır isimli öyküsü, sekülerleşmenin ekonomik ve kültürel boyutlarının dine etkisini konu edinen bir eserdir. Kırsal yaşamdaki geleneksel normların, hızlı değişimin yaşandığı şehirlere özgü bir zihinsel yapı tarafından nasıl evrildiği düşüncesi öyküye egemendir. Kutlu, köy-şehir çatışması etrafında metalaşmayı özümseyen modern öznelerin dini meta haline getiren anlayışını yabancılaşma, yalnızlık ekseninde eleştirir. Gerçekçi bir şekilde yapılan bu eleştiriler, toplumu anlama konusunda sosyolojik verilerle desteklenir. Öykü, edebiyat ve toplum arasındaki ilişkiyi göstermesi, çalışmamızın sebebini teşkil eder.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b3b15e655",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b3b4b1e9d",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Şefaat Muhtevalı Manzum Bir Hikâye: Dâsitân-ı Masûmlar",
                "creator": " Duygu Kayalık Şahin",
                "subject": null,
                "description": "İslamî motiflerle kurgulanan ve Türk İslam edebiyatı ile Türk kültürü açısından önem arz eden manzum hikâyelerden biri bu makaleye konu edilen Dâsitân-ı Masûmlar’dır. Tespit edilen dört nüshasında da eserin müellifi ve telif tarihine dair bir bilgi bulunmamaktadır. Dâsitân-ı Masûmlar’da, çocuklarının şefaati sayesinde Allah tarafından affedilerek cennete vâsıl olan anne ve babaların hikâyesi tahkiye edilmiştir. Konusu itibarıyla aynı zamanda şefaatnâme türünün bir örneği olarak da değerlendirdiğimiz bu hikâyede anlatılan konu, çeşitli kaynaklarda yer alan bir hadise dayanmaktadır. Tenkitli metninin 72 beyitten oluştuğu bu eser, kaside nazım şekliyle ve aruzun “mefâîlün\/ mefâîlün\/ mefâîlün\/ mefâîlün” kalıbıyla yazılmıştır. Eser içerisinde aruzun farklı kalıplarıyla yazılan mesnevi nazım şeklindeki beyitler de mevcuttur. Eski Anadolu Türkçesi döneminde yazıldıkları kabul edilen Hikâye-i Deve, Hikâye-i Güvercin, Hikâye-i Geyik ve Hikâye-i İbrahim gibi hikâyelerle dil, anlatım ve üslup özellikleri bakımından benzerlik bulunan Dâsitân-ı Masûmlar’ın bu hikâyelerle aynı yüzyılda telif edildiği düşünülmektedir. Bu makale, muhtelif hadis kaynaklarında yer alan küçük yaşta ölen çocukların anne ve babalarına şefaatçi olmalarıyla alakalı hadisin manzum olarak tahkiye edildiği Dâsitân-ı Masûmlar’ın incelenmesinden ve manzumenin tenkitli metninden oluşmaktadır. Bu makalenin amacı, Dâsitân-ı Masûmlar’ı araştırmacıların istifadesine sunarak edebiyat literatürüne katkı sağlamak ve bu hikâyenin dinî hikâyeler ile şefaatnâme türü içerisindeki yerine işaret etmektir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b3b4b1e9d",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b3bc19bb8",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Ölümsüzlük Arayışında Bir Kahraman: Dede Korkut",
                "creator": " Yağmur Alkır,  Nagihan Baysal Yurdakul",
                "subject": null,
                "description": "Ölümün ve ölümden sonrasının bilinmezliği insanoğlunun ve toplumların hayatına işlemiş evrensel bir korkudur. Bu evrensel korkunun temelinde şüphesiz ölümün bir ceza olduğu inanması yatmaktadır. Bu korku insanoğlunda ölümsüz olma ihtiyacını meydana getirmiştir. Ölümsüzlük her insanın içinde olan insana özgü bir arzudur. Bu insana dair arzu, yine insanı konu olan ve insan ürünü olan edebi yaratmaları da etkilemiştir. Dünya kültürlerinin tamamında kahramanlar ölüme çare bulmak için yollara düşmüş, ölümle mücadele etmiş ve kimileri zafere ulaşmış kimileri de kadere boyun eğmiştir. Biz bu çalışmamızda Türk Dünyasına mal olmuş Dede Korkut Kitabı’nın mistik kahramanı Dede Korkut’un ölümle yüzleşmesini konu alan dokuz efsane üzerinden Korkut Ata’nın ölümsüzlük arayışını ve bu arayış esnasında yapmış olduğu hareketleri inceleyeceğiz.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b3bc19bb8",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b3c468687",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Feminist Edebiyat Örneği Olarak Füg",
                "creator": " Nuray Küçükler Kuşcu",
                "subject": null,
                "description": "Feminist edebiyat eleştirisi, edebiyat metinlerine yaklaşım yöntemlerini feminist açıdan kuramsallaştıran eleştiri yöntemlerinin genel adıdır. Temelini feminist kuram ve hareketten alır. Feminist eleştiri yöntemleri, odağına aldığı sorunsal açısından ikinci dalga feminist eleştirisi, Marksist feminist eleştiri, Fransız feminist eleştirisi, postmodern feminist eleştiri gibi çeşitli türlere ayrılmaktadır. Feminist edebiyat eleştirisinin ilgilendiği sorunsallardan biri feminist bir edebiyat ortaya koymanın olanağı konusudur. Feminist edebiyat eleştirisi bağlamında kadın sorunlarına duyarlı feminist bir edebiyat yapıtını ortaya koymak mümkündür. Feminist edebiyat yapıtı herhangi bir kadın edebiyatı değildir. Kadın söylemini görünür kılan, kadın sorunlarına duyarlı, feminist bir bilincin görüldüğü kadın edebiyatı örnekleri feminist edebiyat örneği olarak nitelendirilir. Bu çalışma, Erendiz Atasü’nün Füg adlı öyküsünü feminist edebiyat örneği olarak ele alıp incelemeyi amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden betimsel çözümleme kullanılmıştır. Adı geçen öyküyle, feminizm, feminist edebiyat eleştirisi ve feminist edebiyat ile ilgili bilgilere tarama modeli kullanılarak ulaşılmıştır. Verilerin toplanmasında Füg adlı öykü, bilimsel yayınlar ve bilgisunar kullanılmıştır. Toplanan veriler incelenmiştir. İnceleme sonucunda Füg adlı öykünün feminist edebiyatın örneklerinden biri olduğu bulgulanmıştır. Erendiz Atasü adı geçen öyküsünde kadına yönelik şiddet, kız çocuklarına yönelik cinsel istismar ve kadın dayanışması konularını feminist bir duyarlılıkla işlemiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b3c468687",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b3c79c53f",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Kültürlerarası Bir İmgenin Yenidenyazımı: Otuz Kuş",
                "creator": " Nagehan Uçan Eke",
                "subject": null,
                "description": "En az bir altmetin ile bir anametnin ilişkisinden söz edebileceğimiz metinlerarasılık, edebî bir metnin bir başka metne anlam yüklü gönderme yapmasıdır. Metinlerarasılık, aynı zamanda bir yenidenyazımdır. Yenidenyazım, bir metne yeni bir açıdan bakma olanağı sağlarken yeniden yazılan metnin yeni bir bakışla değerlendirilmesinin de önünü açar. Eski çağlardan beri hem Doğu hem de Batı kültür ve edebiyatlarında yenidenyazım, yazarların sık başvurdukları yöntemlerden biridir. O hâlde metinlerarası ilişki biçimlerinden biri olan yeniden-yazım yöntemiyle altmetinden yola çıkıp bir anametin ortaya koyan eserlerin incelenmesi ile metinler arasındaki değişim ve dönüşümler tespit edilerek biçim ile içerik yönünden benzerlik ve farklılıklar açığa çıkarılabilir ve günümüz okurunun metinlerarası ilişkiyi kavramasına katkıda bulunulabilir. Nitekim iki metin arasında bağı kuran okur olduğuna göre okuyucudan, okuduğu eser ile daha önce ya da sonra yazılmış diğer eser arasında oluşan metinlerarası ilişkiyi algılaması beklenir. Şayet bu ilişki okur tarafından kurulamaz ise metinlerarasılıktan söz edilemeyecektir. Bu çalışmada yenidenyazım bağlamında, altmetnini XII. yüzyılda ünlü Fars şairi Feridüddin Attar tarafından Farsça kaleme alınan Mantıku’t-Tayr’ın oluşturduğu biri Türk edebiyatından diğeri Amerikan edebiyatından iki anametin incelenecektir. Eserlerden ilki 2021 yılında Ketebe Yayınları tarafından yayımlanan Mehmet Aycı’nın yazdığı ve Volkan Akmeşe’nin çizimleriyle tasvirlediği Otuz Kuş, Kuşların İyilikleri kitabı, diğeri ise Peter Sis’in 2011 yılında Penguin Press tarafından The Conference of the Birds adıyla Amerika’da, 2014 yılında da Nazmi Ağıl’ın çevirisiyle Alef Yayınevi tarafından Kuşlar Meclisi adıyla Türkiye’de yayımlanan ve aynı zamanda illüstratör olan yazarın çizimleriyle tasvirlediği kitabıdır. Her dilin edebiyatında kuşlardan ilham alan pek çok edebî anlatı bulunur. Attar’ın Mantıku’t-Tayr’ı ise o kadar çok beğenilmiştir ki asırlar boyunca tercüme, telif ve şerh düzeyinde pek çok kez, pek çok dilde yeniden yazılmıştır. XXI. yüzyılda hâlen yenidenyazımı devam eden Mantıku’t-Tayr’ın günümüz insanın gerçekliği içinde özünü koruyan bir temsiliyeti bulunmaktadır. Yaratılan Sîmurg efsanesi bugün “bilgelik” kavramı ile örtüşmekte ve kendi kişisel serüvenini yaşayan bağımsız bir bireyin, entelektüel bir aydının, çağdaş bir dervişin veya bir flaneurün ruhunu taşımaktadır. Çalışmada yenidenyazım örneği biri Türk, diğeri Batı kültür ve edebiyatından iki eser, Ortakbirlikteliklerine Göre “Alıntı” ve “Gönderge”, Anametnin Dönüşüm Özelliklerine Göre “Biçimsel Dönüşümler” ve “Anlamsal Dönüşümler” ile Yenidenyazım İşlemine Göre başlıkları altında incelenecektir. Her ikisi de aynı zamanda resimli olan bu çağdaş Otuz Kuş hikâyeleri, Mantıku’t-Tayr yazma geleneğinin günümüzde hâlen devam ettiğinin en dikkat çekici örnekleridir. Bu geleneğin Türk edebiyatındaki zincirin son halkası olan Otuz Kuş, Kuşların İyilikleri, gönderge, indirgeme ve genişletme gibi metinlerarasılık tekniklerinden faydalanarak yeniden şekillendirdiği bu kadim hikâyeyi günümüz okuru ile yeniden buluştururken, Doğu’nun ilgi çekici bir hikâyesini Batılı bir bakışla yorumlayan, resmederek onu somutlayan Kuşlar Meclisi ise çağının insanlarının kişisel gelişim yolculuklarında ihtiyaç duydukları manevi gücün aslında kendi içlerinde olduğunu anımsatmak üzere kurgulanmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b3c79c53f",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b3cd1c898",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Hemedan Âşıklık Geleneğinde Cönkler",
                "creator": " Faruk Gün",
                "subject": null,
                "description": "Türk edebiyatının önemli yazılı kaynaklarından biri olan cönkler, muhtevasında manzum ve mensur olmak üzere birçok farklı halk edebiyatı malzemesini barındıran defterlerdir. İçerisindeki halk edebiyatı ürünleri sayesinde cönkler, kaleme alındığı dönemin kültürel değerlerini, siyasal yapısını, halkın düşünce dünyasını, felsefesini, gelenek ve görenekleri ile halk inanışlarını gösteren sözlü tarihin kaynak eserlerindendir. Bununla birlikte cönkler, yaşadığı çağın dil malzemesini de sundukları için dil tarihi açısından zihinde oluşabilecek sorulara cevap verebilecek niteliktedir. Âşıklık geleneğinin canlı bir şekilde varlığını sürdürdüğü İran Türk âşık muhitlerinde bulunan cönkler hakkında herhangi bir araştırmanın olmaması alanda tespit edilen önemli eksikliklerden biridir. Bu bağlamda çalışma, İran’ın batısında yer alan Hemedan sahasındaki cönklerin, âşıklık geleneğine ne derecede katkıda bulunduğu ve bölgedeki Türklerin toplumsal ve tarihî süreçteki yaşamına ne gibi faydalar sunduğu ortaya konulmak amacıyla kaleme alınmıştır. Bu sebeple araştırmada, bütüncül bir anlayışla Hemedan bölgesinin cönk geleneği ortaya konarak cönklerin bölgedeki ve âşıklık geleneğindeki önemine vurgu yapıldıktan sonra Hemedan’da tespit edilen cönklere yer verilecektir. Araştırmada kullanılan cönklerle ilgili veriler, 2015, 2017-2018 yıllarında Hemedan’da yapılan alan araştırmaları esnasında tespit edilen ve Hemedanlı âşıklar ile yakın akrabalarının ellerinde bulunan cönklerin fotoğraflanarak dijital ortama kaydedildiği ürünlerden oluşmaktadır. Netice itibarıyla cönklerin sözlü olarak varlığını idame ettiren âşıklık geleneğine yazılı olarak destek vermesi, bölgenin halk edebiyatı malzemelerinin koruma altına alınmasına fayda sağlaması, dilsel ve kültürel ögelerinin sonraki nesillere aktarılması fonksiyonlarıyla ön plana çıkan ürünler olduğu tespit edilmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b3cd1c898",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b3d66b10a",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "The Phenomenon of Beauty in Fairy-Tales within the context of Ethical-Aesthetical Conceptions",
                "creator": " Çiğdem Akyüz Öztokmak",
                "subject": null,
                "description": "Tales are formed orally by their nature and continue their existence for generations by maintaining their anonymous structure. Inspired by the power of the parole, story telling creates a visual memory through words, and it is thought to contribute to the formation of the individual's first aesthetic understanding. Aesthetic symbols designed for the child subject also serve the educational function and convey the first ethical information. It can be predicted that the individual, who has started to collect data on aesthetics in infancy, will acquire this as a skill in the continuation of his life. Aestheticized symbols used in fairy-tales are usually simple objects, colors, or concepts that children are familiar with and relatively easy to understand. In this study, ethical-aesthetic teachings related to child education in fairy-tales have been examined within the context of the phenomenon of beauty on the basis of Arthur Schopenhauer's views in Metaphysics of Beauty: Secrets of Art and Beauty. While the universe of the study are tales, the sample is composed of the tales in Pertev Naili Boratav's collection titled Az Gittik Uz Gittik (We went less, We went Far). According to the findings of the study, Arthur Schopenhauer’s philosophy of beauty and the conceptions of beauty in Boratav’s fariy-tales are in line with each other. Both of them associate beauty with metaphysics. Additionally in Boratav’s fairy-tales the values that signify family ties such as mother, father, sibling, and the importance of being good and virtuous are at the forefront of ethical teachings and ethical values were determined to be transferred with aestheticized items. From this point of view it is aimed to emphasize that the new approaches and methods related to education can benefit from aesthetic-ethical expression opportunities of fairy-tales.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b3d66b10a",
                "language": "İngilizce",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b3d9a3e94",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Fodlacı-zâde Ahmed Râsim’in Şerh-i Sübha-i Sıbyân Adlı Eseri",
                "creator": " Hasan Eki̇ci̇",
                "subject": null,
                "description": "Klasik Türk edebiyatı türlerinden biri olan manzum sözlükler, bir dilin temel öğesi olan kelimeyi öğretmeyi amaçlayan eserlerdir. İlk örneklerine XI. yüzyılda rastlanılan manzum sözlükler, Osmanlı eğitim sisteminde mübtedî adı verilen okula yeni başlayan çocuklara Arapça ve Farsça kelimeleri öğretmek amacıyla ders kitabı olarak okutulmuştur. Bu eserlerde şiirin ritmik unsurlarından hareketle ezber yoluyla kelime öğretimi yanında aruz bilgisi ve edebî sanatlarla ilgili hususların kavratılması da hedeflenmiştir. İlk dönemlerde Türkçe-Farsça, Türkçe-Arapça ve Türkçe-Arapça-Farsça şeklinde yazılan manzum sözlük geleneğinin sonraki dönemlerde Türkçe ile farklı dillerin öğretimiyle devam ettiği görülmektedir. Zamanla manzum sözlüklerde geçen kelimelerin doğru okunuşunu ve farklı anlamlarını vermek amacıyla şerhler yazılmıştır. Ayrıca sözcük dağarcığını geliştirmek maksadıyla dilbilgisi ile ilgili hususlara, kelimelerin etimolojisine ve edebî, tarihî, sosyal, dinî konularla ilgili doyurucu bilgilere yer verilmiştir. Bu çalışmada Türkçe-Arapça manzum sözlük geleneğinin önemli eserlerinden olan Sübha-i Sıbyân‘ın şerhi tanıtılmıştır. Eserdeki kelimelerin bir kısmı Kur’ân-ı Kerim’de geçen isim ve sıfat ile bazı fiil çekimlerinden oluşmaktadır. Ahmed Râsim, Şerh-i Sübha-i Sıbyân’da klasik şerh metoduna göre önce zemin metni vermiş, harflerin hareke kaydını verdikten sonra metinle ilgili dilbilgisi kurallarını sıralamıştır. Şârih, eserde bazı kavramlarla ilgili ayrıntılı açıklamalarda bulunmuştur. Bu çalışmada öncelikle mezkûr eserin müellifi hakkında bilgi verilmiş, Şerh-i Sübha-i Sıbyân’ın şekil ve muhtevası hakkında değerlendirme yapılmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b3d9a3e94",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b3deec60e",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Gogol’ün “Müfettiş” ve Orhan Kemal’in “Müfettişler Müfettişi” Adlı Eserleri Arasında Karşılaştırmalı Bir Çalışma",
                "creator": " Şerefnur Atik",
                "subject": null,
                "description": "Karşılaştırmalı edebiyat çalışmaları farklı uluslara ve kültürlere ait eserler arasında yapılabileceği gibi aynı uluslara ait eserler arasında da yapılabilir. Çok farklı şekillerde yapılabilen karşılaştırmalı çalışmalar; eserlerin ait oldukları edebiyat akımları, tematik yapıları ve kahramanları üzerinden gidilerek yapılabilir. Bu yazıda Nıkolaı Vasilyeviç Gogol’ün Müfettiş ve Orhan Kemal’in Müfettişler Müfettişi adlı eserleri üzerinde ait oldukları edebi akımlar, tematik yapıları ve baş kahramanları üzerinden gidilen karşılaştırmalı bir çalışma yapılacaktır. Nikolaı Vasilyeviç Gogol Rus edebiyatının ve Orhan Kemal de Türk edebiyatının öncü eleştirel gerçekçi yazarları arasında yer alır. Gogol Müfettiş adlı eserinde 19. Yüzyıl Rusya’sını ve Orhan Kemal de 20. Yüzyılın ilk yarısının başlarındaki Türkiye’yi Müfettişler Müfettişi adlı eserinde yansıtmıştır. Her iki eserde de yazarların hayatlarından gelen otobiyografik yansımaların bulunduğu bilinmektedir. Bu çalışma ile biri komedi türünde tiyatro eseri olan Müfettiş ve diğeri komedi unsurları ağır basan roman olan Müfettişler Müfettişi adlı eserlerde var olduğu tespit edilmiş olan ortak yönler anlatılmaya çalışılmıştır. Her ikisi de eleştirel gerçekçi bakış açısı ile yazılmış olan eserlerden öncül olan ile ardılı olan eser arasında bulunan ortak noktaların tespit edilmesi bu çalışmanın temel meselesi olarak belirlenmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b3deec60e",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b3e638481",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Efendi-Köle Diyalektiği Bağlamında Orhan Kemal’in Eskici ve Oğulları Eseri",
                "creator": " Burak Armağan",
                "subject": null,
                "description": "Kişilere statü inşasının zorunluluğunu hissettiren modern hayatın var olmayı içsel yeterlilik yanında dışsal unsurların kabulüyle de ilişkilendirmesi, bireyleşebilme sürecini gerçekleştirme arzusu taşıyanlar için başkalarınca da onanan bir kimliği edinme gereksinimi doğurur. Geleneksel anlayışın geçerliliğini yitirmeye başladığı bu düzen içerisinde güç dengelerinin değişip maddiyatın fiziksel üstünlüğün yerini alması, dışarısı tarafından kabul görecek yeni kimliğin maddi otorite olmasını beraberinde getirir. Ulaşılmak istenen nihai konumda sermaye göstergelerine sahipliğin bulunuşu, mitik mirasın modern dönemdeki iki statüsünü ekonomi cephesiyle ortaya çıkarır: Efendi ve Köle. Hegel’in toplumsal düzlemdeki konumların belirlenişi ve sonrasındaki dönüşümü savaş, üstünlük\/yenilgi yaşama, bağımlılaşma\/özgürleşme süreçleri üzerinden tanımladığı Efendi-Köle diyalektiği Marksist tutumla birleştirildiğinde, konum ayrımlarının iktisadi etkisinden bahsedilebilir. Toplumsal yaşamda kapital işleyişin yarattığı çözülme halkalarını görünürleştiren bu etki, özellikle 1950’li yıllar Türk romanının ana malzemesini oluşturur ve Orhan Kemal tarafından da ele alınır. Yazar 1958’de tefrika edilip 1962’de basılan Eskici ve Oğulları romanında, kapitalizmin kıskacında geleneksel iş ilişkilerini yitirmek üzere olan bir ailenin tutunma mücadelesini ekonomik boyut doğrultusunda anlatırken kişilerin iktidar kurma\/ bireyleşme\/ Efendileşme heveslerini de gösterir. Bu çalışmada Orhan Kemal’in Eskici ve Oğulları eserinde karakterlerin düşüncelerinin yön verdiği bireysel ve kolektif eylem tercihlerinin statü elde etme arzusuyla olan bağı, Efendi-Köle diyalektiği bağlamında açıklanacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b3e638481",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b3eb72489",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Üç Şairin Sokağı: Modern Türk Şiirinde Sokak Metaforu",
                "creator": " Gökhan Tunç",
                "subject": null,
                "description": "Mekânın sabit bir değer taşımadığı, aksine dinamik bir özellikte olduğu ve bireyin, toplumun ona farklı anlamlar atfettiği düşüncesi bilhassa son dönemlerde edebiyat araştırmacıları tarafından yaygın bir şekilde kabul görmektedir. Nitekim mekânın önemli ögelerinden biri olan sokak da bireysel ve toplumsal bilincin tesiriyle olumlu veya olumsuz içeriklere bürünür. Bununla birlikte Marshall Berman gibi araştırmacıların gösterdiği gibi sokak, modern veya anti-modern tartışmalarının da odağında yer alır. Zira sokağın modernizmle ilişkisinin temellendirilmesi konusunda sıklıkla başvurulan Charles Baudelaire’e göre kötü şair, sokaklardan uzak duran kişidir. İfade edilen çerçevede bu yazıda, modern şair ve sokak ilişkisi, makalenin kapsamı ve karakteristik mahiyetleri gözetilerek örneklem olarak seçilen üç Türk şairi bağlamında sorunsallaştırılmıştır. Bu yolda Yahya Kemal’in “Atik-Valde’den İnen Sokakta”, Necip Fazıl Kısakürek’in “Kaldırımlar 1” ve İlhan Berk’in “İstanbul” şiirleri merkeze alınıp söz konusu şairlerin sokağı nasıl alımladıkları sorgulanmıştır. Makalede ilk olarak Yahya Kemal’in ele alınan şiirinde, sokağın semtteki insanlarla şair arasındaki ikili karşıtlığı açığa çıkaran bir temsil niteliğinde “yaralı bilincin” timsali olduğu öne sürülmüştür. Daha sonra Necip Fazıl’ın “Kaldırımlar 1” şiirinde “ev” ve “sokak” kavramlarının yerleşik anlamlarına değinilip sokak ve kaldırımların şiirsel öznenin her türlü kayıttan arınmışlığını imlediği ileri sürülmüş ve öznenin göçebe vasfı vurgulanmıştır. Son olarak İlhan Berk’in “İstanbul”unda sokağa Baudelaire gibi özel bir önem verdiğinin altı çizilmiş, şiirde kalabalığın içinde dolaşan özneyle flâneur (şehir gezgini) arasında birçok paralelliğin kurulabileceği savlanmıştır. Ayrıca bu üç şairin sokağı metaforik konumlandırışları arasındaki benzerlik ve farklar yorumlanmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b3eb72489",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b3f0b8907",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Bir Minyatür Ustası Bihzâd’ın Klasik Şiire Yansımaları",
                "creator": " Mutlu Muhammet Aktaş",
                "subject": null,
                "description": "Klasik şiirin güçlü bir gelenek hâline gelmesinde şairlerin tutumunun büyük payı vardır. Onlar kendileri için belirlenmiş kurallardan asla taviz vermemişlerdir. Ayrıca sunulan malzemeyi, tıpkı bir ressamın elindeki sınırlı renklerle eşsiz görseller ortaya koyduğu gibi işlemişlerdir. Sanatsal yönlerini sürekli geliştirmeye çalışmışlar, bu hususta kafa yormayı ve araştırmayı hiçbir zaman bırakmamışlardır. Bu bakımdan diğer sanat dallarıyla her daim alakalarını sürdürmüşlerdir. Bilhassa şiir ve resmin ortak yönlerinin oldukça fazla olmasından dolayı her ikisi de etkileşim hâlinde olmuşlardır. Birçok divanda adı sıklıkla zikredilen şahsiyetlerden biri olan Bihzâd bu tutuma bir örnektir. Bihzâd, kaynaklarda hem İran mitolojisinde var olan hem de Horasan Hükümdarı Hüseyin Baykara’nın yanında yetişen iki farklı sanatçının ortak adıdır. Ancak klasik şiirde daha çok kastedilen Hüseyin Baykara’nın nedimlerinden olan Bihzâd’dır. Şairlerin adını zikretmelerindeki temel gaye tasvir etme yeteneklerini ve sanatçı kişiliklerini onunla kıyaslamaktır. Bu da şahsiyeti çerçevesinde şairlerin ve klasik şiirin sanat anlayışı hakkında fikir sahibi olmamızı sağlamaktadır. Çalışma da bundan yola çıkılarak hazırlanmıştır. Bunun için öncelikle divanlarda Bihzâd’ın isminin zikredildiği beyitler tespit edilmiştir. Neticesinde şairlerin Bihzâd’la ilgili olarak değindiklerinden hareketle sanat anlayışları maddeler hâlinde belirlenmiştir. Böylelikle Bihzâd karakterinin klasik şiir anlayışındaki yeri gözler önüne serilmeye çalışılmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b3f0b8907",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b3f825e20",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Hüseyin Ferhad’ın Şiirlerindeki Mitolojik Göndermelerin Estetik Değeri",
                "creator": " Ahmet Evis,  Mustafa Karadeniz",
                "subject": null,
                "description": "Türk şiirinde çeşitli yönelimlerin ortaya çıktığı 1980 sonrası, politik söylemin ötelendiği ve estetik endişelerin merkeze alındığı bir dönemdir. Hüseyin Ferhad da bu dönemin genel eğilimlerine uygun şekilde poetik anlayışına şekil verir. Geçmişle bugünün harmanlandığı, yoğun metinlerarası göndermelerle donatılmış, kaynağını Doğu ve Batı medeniyetlerinin zengin birikiminden alan Ferhad şiiri; coğrafya, dinî değişkenler, metafizik, mitoloji, milli kültür ve toplumcu söylemin imgesel ifade biçimleriyle iç içe işlenerek özgünlük kazanır. Burada dikkat çeken temel husus ise özellikle Türk ve Yunan mitolojisindeki tipoloji ile bazen epik bazen de lirik bir atmosfer yaratılmasıdır. Bu çalışmada Hüseyin Ferhad’ın şiirlerinin temel bileşenlerinden biri olan mitolojik göndermelerin estetik değerinin tespiti ve açıklanması amaçlanmıştır. Yöntem olarak metin merkezli bir betimsel okuma tercih edilmiştir. Öncelikle şairin sanat anlayışı hakkında genel bilgilere yer verilmiş, ardından konuyla ilişkili olarak eserlerde yer alan mitolojik kullanımlar taşıdıkları edebî niteliklere göre yorumlanmıştır. Yapılan tahliller neticesinde Hüseyin Ferhad’ın şiirlerindeki mitolojik göndermelerin özgün bir göndergeler sistemi şeklinde tasarlandığı ve öz-yapı ilişkisinde belirleyici bir işleve sahip olduğu anlaşılmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b3f825e20",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b3fd74b87",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Vladimir Propp’un Yapısal Anlatı Çözümleme Yöntemine Göre Forsa Hikâyesinin İncelenmesi",
                "creator": " Gülsüm Tarakçı",
                "subject": null,
                "description": "Yapmış olduğu çalışmalarla masal incelemeleri dışında yapısal anlatı çözümlemesi alanına da yöntemsel olarak önemli katkılar sunan Propp, bu alanda öncü bir isimdir. Masalın Biçimbilimi adlı eserinde Propp, masalları biçimsel açıdan ele alarak masalların işlevlerini belirler. Kişilerin eylemlerini işlev olarak tanımlar ve bu eylemlerin olay örgüsü içinde bir anlam ve değer kazandığını söyler. Ona göre masallarda olay örgüsü içinde yer alan kişiler değişse de eylemler değişmemekte, bu da masallarda değişmeyen yapısal bir düzenin varlığını gözler önüne sermektedir. Yapısal açıdan yüz Rus halk masalı üzerinde yaptığı çalışmada değişmeyen otuz bir işlev tespit eden Propp, her işlevin mutlaka her masalda bulunmayacağını, ancak bu işlevlerin her masalda sırasıyla yer aldıklarını söyler. Ayrıca bütün işlevlerin ardı sıra okunması halinde her bir işlevin bir önceki işlevin mantıksal bir gereklilik sonucu oluştuğuna dikkat çeker. İşlevlere birer ad verdikten sonra işlevlerin tanımlarını yapıp onları birer simgeyle de belirleyen Propp, böylece masalların inceleme sonunda birer şemasını da ortaya koyar. Ayrıca bu otuz bir işlevin mantıksal olarak belirli kümelenmeler oluşturduğuna dikkat çeken Propp, bu alanların işlevleri gerçekleştiren kişilere uygun düşen eylem alanları olduğunu belirtir ve tespit ettiği eylem alanlarından hareketle de masallarda yedi kişinin yer aldığını söyler. Bu çalışmada Türk hikâyeciliğinin öncü isimlerinden Ömer Seyfettin’in Forsa adlı hikâyesi, Propp’un yapısal anlatı çözümleme yöntemi çerçevesinde incelenecek, hikâyenin Propp’un belirlediği işlevlerle ne oranda örtüştüğü tespit edilmeye çalışılacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b3fd74b87",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b402cec83",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Türkiye Türkçesinde Koku Alanını İfade Etme Biçimleri: Eylemler",
                "creator": " Fatma Özkan Kurt",
                "subject": null,
                "description": "İnsan yaşadığı süre boyunca algısal içerik hakkında konuşma ihtiyacı hisseder. Duyusal kanallarla gerçekleştirdiği algıyı, sözel olarak ifade etmek için de dili kullanır. Bu nedenle dillerde duyusal dile ilişkin farklı konuşma biçimleri bulunur. Bazı dillerde duyusal dili ifade etmek için biçimbirimlerle işaretleme yapılırken bazı dillerde bu sadece sözlüksel düzeyde kalır. Bazı dillerde bir duyusal kanalı ifade eden tek bir sözlüksel birim varken bazı dillerde her duyusal kanal için birer sözlüksel birim bulunur. Duyusal içerik hakkında konuşmada görülen bu çeşitlilik, duyusal dil çalışmalarına olan ilgiyi giderek arttırmaktadır. Bu çalışmada Türkçede koku alanının sözlüksel olarak nasıl ifade edildiği sorusuna cevap aranmaktadır. Türklerin koku hakkında konuşma biçimlerini ortaya çıkarmak üzere sözlüksel kategorilerden eylemlere odaklanılmaktadır. İncelenecek veriler, Türkçe Sözlük’ten (2011) tespit edilmiştir. Bu veriler, fiziksel duyum ifade eden soyut koku eylemleri ile sınırlandırılmıştır. Tespit edilen eylemler sözdizimsel ve anlambilimsel ilişkileri açısından değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmeye göre Türkiye Türkçesinde koku alanını ifade eden 11 soyut eylem bulunmaktadır. Merkezde kokmak eylemi bulunur. Diğer eylemler kokmak eyleminden genişletilmiş eylemlerdir. Daha sonra eylemlerin geçirmiş olduğu biçimbilgisel süreçler belirlenmiş, bu süreçlerin söz konusu eylemlerin sözdizimsel ve anlambilimsel ilişkilerini etkiledikleri tespit edilmiştir. Bu süreçlerin aynı zamanda eylemlerde algılayanın beğeni değerini de açıkça etkilediği elde edilen bulgular arasındadır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b402cec83",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b40922cb6",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Kazak Türkçesindeki “Bar” ve “Joq” İfadelerinin Türkiye Türkçesine Aktarımı Meselesi",
                "creator": " Serdar Özdemir",
                "subject": null,
                "description": "Türkiye Türkçesi gramerciliğinde cümleler yüklemin türü itibariyle isim ve fiil cümlesi olarak iki gruba ayrılırken Kıpçak grubunda yer alan Kazak Türkçesi gramerciliğinde ise cümleler yüklemin türüne göre gruplandırılmaz. Kazak Türkçesinde “bayandavış” yani yüklem unsuru, isim ve fiil olmasına göre iki gruba ayrılır. Bu makalede Kazak Türkçesindeki isim yüklem unsurlarından olan “bar” ve “joq” ifadelerinin Türkiye Türkçesine nasıl aktarılabileceği meselesi işlenmiştir. Kazak Türkçesindeki “bar” ve “joq” yüklemlerinin Türkiye Türkçesine her zaman “var” ve “yok” şeklinde aktarılamayacağı, cümlenin bağlam esasına ve \/ veya aldığı takıya dayalı olarak bu ifadelerin “gibi görünüyor \/-e benziyor”, “-mIş gibi \/ -AcAk gibi \/ -yor gibi”, “-mIş değil”, “-dIğI yok”, “gibi değil \/ -e benzemez”, “ol-” vb. çok farklı şekillerde de dilimize aktarılabileceği edebî eserlerden alınan örnekler vasıtasıyla gösterilmiştir. Ayrıca makalede Kazak Türkçesinde bir isim yüklem unsuru olan “bar” ifadesini içeren bazı cümlelerin Türkiye Türkçesine yine cümlenin bağlam esasına dayalı olarak fiil cümlesi şeklinde de aktarılabileceği hususu örnek cümleler vasıtasıyla ortaya konmuştur.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b40922cb6",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b412a77d7",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Eski Türkçe Tarım Terimlerinin Anadolu Ağızlarındaki Durumu",
                "creator": " Muhammet Kaya",
                "subject": null,
                "description": "Türkler tarihleri boyunca çok geniş bir coğrafyada yaşamıştır. Bunun sonucu olarak pek çok dil ve kültürle iletişim kurmuşlardır. Fakat buna rağmen dillerini, dil hazinelerini korumuşlardır. Bunun en büyük kanıtı ağızlardır. Yazılı dilde değişim ve gelişim daha hızlı olurken ağızlarda bu durum daha yavaştır. Bunun sonucunda çok uzun yıllar geçmesine rağmen Eski Türkçe döneminde kullanılan bir kelimenin bugün Anadolu’da ağızlarında kullanıldığı görünmektedir. Bu çalışmada, Eski Türkçe dönemine ait tarım terimleriyle ilgili yapılmış en kapsamlı çalışmadan (Gül, B. (2004). Eski Türk Tarım Terimleri. Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara.) hareketle Türklerin Eski Türkçe döneminde kullandığı tarım terimleri incelenmiş, ardından bu tarım terimlerinin Anadolu ağızlarındaki durumu araştırılmış ve yapılan incelemeler sonucunda bu terimlerin bugün Anadolu ağızlarında hâlâ kullanılıp kullanılmadığı ortaya konulmuştur.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b412a77d7",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b41673a70",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Çağataycadaki Zamir+Edat Bağlantısında İlgi Durum Eki +nI: Du’â-yı Habîb-nâme Örneği",
                "creator": " Gokhan Olker,  Perihan Ölker",
                "subject": null,
                "description": "Klasik dönem sonrası Çağatay Türkçesinde meslek risaleleri yazma geleneğinin olduğu görülmektedir. Bakırcılık, demircilik, dokumacılık, kasaplık, çiftçilik gibi zanaatlerin yer aldığı bu risalelerin bulunduğu mecmualarda dualar da önemli bir görünüm arzetmektedir. Çağatayca bir risale mecmuası içinde yer alan Duâ-yı Habîbnâme, Doğu Türklüğünde koruyucu dua yazma ve taşıma geleneğini yansıtmaktadır. Gerek Klasik Türk edebiyatı bünyesinde gerekse halk edebiyatı kapsamında değerlendirilebilecek, her duruma göre, dua mecmuaları ve duanameler görülmektedir. Bilhassa meslek risaleleri ile bu duaların aynı mecmua içinde yer alması ahilik kültürünün de yansımasıdır. Zanaat erbabı koruyucu, bereket verici, işini kolaylaştırıcı olduğuna inandığı dualarla mesleğini icra etmektedir. Metinde geçen térek (kavak) ağacı da Türk mitolojisinin, İslami dönemdeki yansımasıdır. Eski Türkçe döneminde +nI ilgi durum eki ile zamir+edat bağlantısının sağlandığı bilinmektedir. Ancak elimizdeki, Çağatay Türkçesinin klasik sonrası dönemine ait, metinde de aynı şekil görülmekte, başka Çağatayca metinlerle de örnekler tespit edilebilmektedir. Bu çalışmada metinde geçen klasik sonrası Çağatay Türkçesine dair unsurlar ele alınacak, Türkçedeki ilgi durum eki +nI üzerinde durulacak ve lehçeleşme aşamasında Eski Türkçe döneminde olduğu gibi bir kullanımın (anı üçün, meni üçün, seni birle vb…) örneklerle nasıl devam ettiği ve taşındığı değerlendirilecektir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b41673a70",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b41bed383",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Azerbaycan Türkçesinde “dA” Bağlacının Çeşitli Anlamsal İşlevleri",
                "creator": " Sultan Şenödeyici",
                "subject": null,
                "description": "Türkçede bağlaç, sözcük türleri arasında tek başına bir anlamı olmayan; sözcükler, sözcük grupları ve cümleler arasında anlamsal ilişkiler kuran öge olarak tanımlanır. Bağlaçlar, dil unsurları arasında biçimsel açıdan bağlantı kurdukları gibi anlamsal ilgiler de kurabilmektedirler. Bu kadar kullanım yoğunluğu ve çeşitliliğine sahip olan sözcük türünün anlamsal işlevlerine yönelik çalışmalar da farklı bakış açılarına göre şekillenmektedir. Türk lehçeleri arasında, aynı yapının ya da sözcüğün cümle içinde farklı anlamlar ve işlevler kazandığı görülmektedir. Çalışmada “dA” bağlacının farklı anlamları ve işlevleri gösterilmiştir. “dA” bağlacının bağlam içi kullanımları Azerbaycan Türkçesi ile yazılmış metinlerden derlenen örnekler üzerinden sözdizimsel ve anlamsal yönüyle ele alınmıştır. Örnekler, Elçin’in (Elçin, 2005) “Seçilmiş Eserleri I “Hekayələr” adlı eserinden derlenmiştir. Alıntıların yapıldığı hikâyelerin başlıkları kısaltmalarla verilmiş ve sayfa numaraları belirtilmiştir. Yapılan değerlendirmeler sonucu “dA” bağlacının bağlam içi işlevleri; çelişki bildirme işlevi, olumluluğu olumsuzlaştırma işlevi, olumsuzluğu olumluluğa çevirme işlevi, durumların eşitlenmesi işlevi, sebep-sonuç işlevi, karşılaştırma işlevi, destekleme işlevi, benzer bir duruma dayanak oluşturma işlevi, ekleme işlevi, bir durumu diğer bir duruma ekleme \/ ilişkilendirme işlevi, pekiştirme işlevi, aynı anda olma işlevi, aynı eylemi birlikte yapma şeklinde on üç ana başlık altında sınıflandırılmıştır. Bu sonuçlar “dA” bağlacının sözdizimsel işlevin yanı sıra semantik işlevle de metinlerde yer aldığının açık bir göstergesidir. Bağlaçla ilgili elde edilen veriler sonucunda hem işlev hem de sınıflandırma bakımından yeni çalışmalara da zemin hazırlayacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b41bed383",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b4215bc76",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Karahanlı Türkçesinde Öfke ve Nefret Duygusuna Ait Söz Varlığı Üzerine Bir Değerlendirme",
                "creator": " Berker Keskin",
                "subject": null,
                "description": "Temel insan duyguları arasında yer alan öfke ve nefret, zaman zaman birbiriyle karıştırılmaktadır. Ancak bu olumsuz duyguların ortaya çıkış sebebi, hissedilme süreleri gibi konularda aralarında farklılık bulunduğu bir gerçektir. Duyguların birbiriyle karıştırılmasının doğal bir sonucu olarak ilgili anlam alanlarına giren sözcük ve ifadeler de birbirinin yerine kullanılabilmektedir. Öfke, genel olarak olumsuz bir durum karşısında kişide oluşan sinirlilik hâli şeklinde ifade edilebilir. Nefret ise çok daha yoğun bir duygu olarak başkalarının kötülüğünü istemeye varan bir tiksinme, iğrenme hâlidir. Bu çalışmanın konusu, insanlık tarihi kadar eski olan bu duyguların Türk dilinin tarihî dönemlerinden biri olan Karahanlı Türkçesinde izini sürmektir. Giriş niteliğinde öfke ve nefretin temel duygular arasındaki yerine değinilecek ve bunların sözlük anlamları üzerinde durulacaktır. Ardından Karahanlı Türkçesi metinlerinde konuyla ilgili tespit edilen isim ve eylemler ayrı ayrı açıklanacaktır. Bununla birlikte sözcük ve ifadelerin Atebetü’l-Hakâyık, Kutadgu Bilig ve Divanu Lugâti’t-Türk gibi dönem eserlerinde hangi amaç doğrultusunda kullanıldığının sorgulanması amaçlanmaktadır. Sonuç bölümünde bulgular değerlendirilerek tespit edilen sözcükler sahip olduğu anlamlara göre sınıflandırılacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b4215bc76",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b426e5941",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Buddha Śākyamuni, Śāriputra ve Avalokiteśvara: Muhtelif Meselelere İlişkin Eski Uygurca Fragmanlar",
                "creator": " Uğur Uzunkaya",
                "subject": null,
                "description": "Eski Uygurca; dinî ve din dışı bir yazınsal geleneğe dayanmaktadır. Din dışı Eski Uygurca edebiyat; manzum ve mensur olarak ekseriyetle astronomi, takvim, tıp, hukuk konulu ve gündelik hayata ilişkin muhtelif meseleleri ilgilendiren vesikalardan oluşmaktadır. Dinî edebiyat ise başta Budizm olmak üzere İpek Yolu dinlerinin tesirinde gelişen bir tercüme faaliyetinin neticesidir. Budizm’in farklı ekollerinde kaleme alınmış başta sūtralar, abhidharmalar ve vinayalar olmak üzere muhtelif türlerdeki eserler Budist Uygur edebiyatını şekillendirmiştir. Bunların yanı sıra yine bu çerçevede hazırlanan muhtelif konulara ilişkin hacmi farklılık arz eden, ancak Sanskritçe Budist külliyattan hangi metnin parçası olduğu tespit edilemeyen fragmanlar da mevcuttur. Bu yazıda şimdiye kadar neşredilmemiş ve Sanskritçe Budist külliyattan hangi eserin parçası olduğu henüz belirlenememiş fragmanlar konu edilmiştir. Çalışmaya dâhil edilen fragmanların birkaçının konusunu Buddha Śākyamuni’nin taraftarları, Buddha’nın öğrencisi Śāriputra ve Bodhisattva Avalokiteśvara oluşturmaktadır. Bu yazıyla Berlin Turfan Koleksiyonu’nda korunan 102 satır hacmindeki altı fragmanın neşri gerçekleştirilecektir. Bu altı fragmanın arşiv numaraları şöyledir: U 1422 (T I), U 1470 (o. F.), U 1471 (T I 185), U 1498 (T I α), U 3122 (T II Y 59) ve U 3159 (T III 218.500 \/ T III 218). Bu yazıda mezkûr fragmanların çeviri yazısı, harf çevirisi, Türkiye Türkçesine aktarımı, metne dair açıklamaları ve sözlük\/dizini sunulacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b426e5941",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b42e7ada7",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Berlin Devlet Kütüphanesi (Staatsbibliothek zu Berlin) Ms. Or. Oct. 3390 Numarada Kayıtlı Bir Şiir Mecmuasındaki Senâyî (Senâ’î) Mahlaslı Şiirler",
                "creator": " Gülşah Taşkın",
                "subject": null,
                "description": "Şiir mecmuaları, divan tertip etmeyen ya da divanları henüz günümüze ulaşmamamış birçok şairin bilinmeyen şiirlerini barındırmaları nedeniyle Osmanlı edebiyat tarihi açısından birer hazine değerindedir. Berlin Devlet Kütüphanesi (Staatsbibliothek zu Berlin) Ms. or. oct. 3390 numarada kayıtlı bir şiir mecmuası da bu hazinenin önemli parçalarından birini oluşturmaktadır. Sözü geçen mecmuada, şimdiye kadar ortaya çıkmamış, Senâyî mahlaslı 28 şiire rastlanmıştır. 15-16. yüzyıllarda Senâyî (Senâ’î) mahlasını kullanan beş şair tespit edilmiştir. Bu şairlerin divanları elimizde olmadığı için şiirleri hakkında fazla bilgimiz bulunmamaktadır. Bu makalenin amacı, mecmuadaki 28 şiirin hangi Senâyî’ye ait olduğunu tespit etmek ve şiirleri gün ışığına çıkarmaktır. Makale dört ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde 15-16. yüzyıllarda yaşamış Senâyî mahlaslı şairler hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölüm Berlin Devlet Kütüphanesi’ndeki mecmua ve mecmuanın müstensihinin kısaca tanıtımına ayrılmıştır. Üçüncü bölümde mecmuadaki 28 şiirin sahibinin kim olduğu tartışmaya açılmıştır. Dördüncü bölümde Senâyî’nin şiirlerine dair tespitlere yer verilmiş ve bahsedilen 28 şiirin transkripsiyonlu metinleri makalenin sonuna eklenmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b42e7ada7",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b433ee8d9",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Eski Uygur Türkçesinde İstinsah \/ Kopya Etmek: kodtur- kotur- \/ kudtur- kutur- Eylemi",
                "creator": " Ceyda Adıyaman",
                "subject": null,
                "description": "Türk dil ve kültür evreninde Uygurlar, etkin çeviri çalışmalarının yapıldığı, bilim, teknik, eğitim, düşün ve kültür alanında bir uyanışın başladığı, Türk dilinin yapısının getirdiği olanaklarla yeni kavram ve terimlere karşılıklar üretilip Türk dilinin söz varlığının geliştirildiği, yükseltildiği ve derinleştirildiği bir dönemdir. Bu dönemin söz varlığında yazı, yazın, kitap, kütüphane, baskı teknikleriyle ilişkili olan “istinsah \/ kopya etmek” karşılığında kullanılan kodtur- ~ koddur- ~ kodur- ~ kotur- biçimlerindeki eylemin farklı yazımları hem Eski Uygur Türkçesinin dillik ölçütlerine göre değerlendirilmiş hem de eylemdeki ses değişimi ekin yapısı ve işlevi göz önüne alınarak morfonetik bakımdan açıklanmıştır. Söz konusu eyleme eşyazımlı kod- “bırakmak, koyuvermek” ve kud- “dökmek, boşaltmak” eylemlerinden hangisinin kaynaklık edebileceği aralarındaki “bulaşma” dikkate alınarak artzamanlı karşılaştırmalı yöntemle anlambilimsel ölçütlere göre değerlendirilmiştir. Bu bağlamda Dîvânu Lugâti’t-Türk’te “istinsah \/ kopya etmek” karşılığındaki köçür- ve yul- eylemleriyle karşılaştırılarak iki farklı çevre ve dönemin söz varlığındaki değişimine karşın Türk dilinde işletilen bilişsel haritanın derin yapısı, mantığı betimlenmeye çalışılmış ve Eski Türkçenin kavramlara karşılıklar üretmedeki zenginliği ve söz varlığının genişliği gösterilmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b433ee8d9",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b43971efa",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Antepli Aynî İle İzzet Mollâ’nın “Şairlik İmtihanı”nda Müşâareleri",
                "creator": " İsmail Hakkı Aksoyak",
                "subject": null,
                "description": "Antepli Aynî’nin hacimli Dîvânı’nın bir bölümünü, bir başlıkla bilgi verilen, İzzet Mollâ ile yazdığı karşılıklı şiirler “müşaâreler” oluşturmuştur. Dîvân’da Aynî’nin kaleme aldığı 20 gazel yer alırken İzzet Mollâ’nın şiirleri bulunmamaktadır. İzzet Mollâ Bahâr-ı Efkâr’da bu tür şiirler yazmaya niyetlendiğini de haber vermiştir. İzzet Mollâ’nın Aynî ile karşılıklı yazdığı şiirler Mısır Millî Kütüphanesi’nde yer alan bir mecmuanın içinde (Mecmua, Mecâmî Türkî, Talat 83) bulunmuştur. İzzet Mollâ’nın gazelleri Aynî’nin gazellerine uygun olarak ilk beyitler hep “kaparuz” ifadesinin cinaslı kullanımı ile kafiyelendirilmiştir. Her biri 5 beyitli bu gazellerin diğer beyitlerindeki kafiyeler de hep “taparuz, saparuz, çaparuz, yaparuz” biçimindedir. Bu çalışmada Aynî’nin kaleme aldığı şiirlerin İzzet Mollâ tarafından kaleme alınan karşılıkları ortaya çıkmış oldu. Böylesi bir şairlik imtihanı edebiyat tarihi bakımından bu risalenin değerini arttırmaktadır. Makaleyle küçük ama önemli ve de bir geleneğin varlığını belgeleyen şiirler edebiyat tarihinin sayfaları arasına girmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b43971efa",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b43f13fe6",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Bosnalı Âsım Dîvânı’ndaki Deyimler Üzerine Bir İnceleme",
                "creator": " Hatice Gülpınar",
                "subject": null,
                "description": "Çalışmamıza esas aldığımız Bosnalı Âsım Dîvânı (İnceleme-Tenkitli Metin), Orhan Kurtoğlu tarafından hazırlanmıştır. Bosnalı Âsım, 17. yüzyılın ikinci yarısı ile 18. yüzyılın başlarında yaşamış bir şairdir. Yüzyılın diğer şairlerine nazaran adı pek duyulmamıştır. Ancak divanında kullandığı deyimler ve deyimlerin şiirde yerli yerinde kullanılması, bu deyimlerin çeşitliliği ve böylelikle Türkçenin bir şiir dili olarak işlenmesi; onu yaşadığı dönemin diline ışık tutacak önemli isimler arasına katmaktadır. Âsım, aynı zamanda bu söz varlıklarını eserinde incelikle kullanarak klasik Türk edebiyatının da deyimler kanalıyla millî kültür unsurlarını bünyesinde barındırdığını göstermiştir. Bu çalışmada Bosnalı Âsım Dîvânı’nda yer alan 577 deyim tespit edilmiş, bunlar şekil ve kavram özellikleri bakımından iki ana başlık altında sınıflandırılmıştır. Bazı deyimler gösterdikleri özelliklere göre birden fazla gruba dahil edilmiştir. Çalışmanın bir sözlük çalışmasından ziyade bir tasnif çalışması olması amaçlandığından deyimlerin anlamları üzerinde durulmamıştır. Deyimlerin klasik Türk şiirinin kurallara bağlı kalıpları içinde varlığını devam ettirebiliyor olması hem günümüz insanının klasik Türk şiirine bakışını değiştireceği fikri hem de dil ve kültür varlığımıza sağlayacağı katkılar çalışmamızın çıkış noktası olmuştur.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b43f13fe6",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b448a8beb",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Şeyhülislam Muhammed Şerif Efendi İçin Tertip Edilmiş Şiirler Mecmuası",
                "creator": " İbrahim Kolunsağ",
                "subject": null,
                "description": "Klasik Türk edebiyatı alanının en belirgin çalışma konularından biri olan şiir mecmuaları, yaygınlıkları ile doğru orantılı olarak farklı şekillerde tasnif edilmiştir. Mecmular arasında “belli bir şahıs için tertip edilenler” yapılan tasniflerdeki gruplardan biridir. Bir Osmanlı şeyhülislamı için kaleme alınmış manzumeleri barındıran ve bu makalenin konusu olan mecmua birbirine bağlı iki amaca bağlı olarak incelenmiştir. Bunlardan ilki mecmua çalışmaları ile ilgili literatüre katkı sağlamaktır. İkincisi ise muhtevadan hareketle mecmuanın edebiyat tarihine katkılarını örneklerken bir yandan da Şerif Efendi etrafında oluşan edebî çevreye, himaye sistemine dair bir çerçeve çizmeye çalışmaktır. Bunun için, Şerif Efendi’nin kısa biyografisi verildikten sonra mecmua şekil ve muhteva yönünden incelenmiştir. Sonuçta, elde edilen verilerden hareketle, mecmuanın diğer kaynaklarla birlikte yardımcı kaynak olarak da değerlendirilebileceği vurgulanmış, Şiir Mecmualarının Sistematik Tasnifi Projesi (MESTAP) kapsamında tablo oluşturularak çalışma tamamlanmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b448a8beb",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b44c2e3f6",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Celâlzâde Salih Çelebi’nin Dürer-i Nesâyih&#039;i ve Şerhi",
                "creator": " Mustafa Özkat,  Ümran Ay",
                "subject": null,
                "description": "Dürer-i Nesâyih Şerhi, 16. yüzyılın tanınmış âlimlerinden Celâlzâde Salih Çelebi’nin Türkçe divanında yer alan Dürer-i Nesâyîh başlıklı 82 beyitlik Türkçe kasidesine daha sonra yazdığı şerhtir. H. 967\/1559’da tamamlanmıştır. Eserde, dünyanın gelip geçici oluşu ve ona bağlanmamak gerektiği konusunda dinî-tasavvufî öğütler verilir. Kasidenin dilinin ağır olması sebebiyle, sonradan dostlarından birinin ricası üzerine sade bir dille kendisi kasideyi beyit beyit şerh etmiştir. Şerh esnasında, konuyu desteklemek amacıyla az da olsa başka manzumelere de yer verilmiştir. Dürer-i Nesâyih’in biri şerhli biri şerhsiz olmak üzere bilinen iki nüshası vardır. Şerhsiz olan nüsha şairin Nuruosmaniye Ktp., 3846 numarada kayıtlı divan nüshasının sonunda, yazmanın 58b-62a yaprakları arasındadır. İstinsah tarihi H. 969\/1561’dir. Şerhin yer aldığı nüsha ise İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Ktp., NEKTY03046’da kayıtlı olup yazmanın 8a-29a sayfaları arasındadır. Bu çalışmada Celâlzâde Salih Çelebi’nin hayatı ve eserleri kısaca tanıtıldıktan sonra Dürer-i Nesâyîh Şerhi’nin muhtevası özetlenmiş, metnin dil ve üslup özelliklerine değinilmiş, metinden yola çıkarak eserin kaynakları hakkında tespitler yapılmıştır. Çalışmanın son bölümünde transkipsiyonlu metin ortaya konmuş, metinde geçen âyet ve hadislerin anlamları ile açıklamaya ihtiyaç duyulan hususlar ve kavramlara dipnotlarda yer verilmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b44c2e3f6",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b45196d2f",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "‘Nev-Heves’ Bir Şairin İlk Şiirleri: Dânişî-zâde Şevket Gavsî’nin ’Bahâr-ı Hevesim’ Adlı Şiir Mecmuası",
                "creator": " Hulusi Eren",
                "subject": null,
                "description": "19. asrın ikinci yarısında doğan Mahmud Şevket Gavsî Bey, Osmanlının son dönem şairlerindendir. Neyzenlik yapan, musiki ile de yakından ilgilenen Şevket Bey klasik edebiyatın son döneminde Gavsî mahlasıyla şiirler yazarak geleneğin devamına katkı sağlamıştır. Bahâr-ı Hevesim, Şair Dâniş Bey ve Gülzâr-ı Şebâb, onun hayatının farklı dönemlerinde kaleme aldığı Türkçe manzumelerini bir araya getirdiği eserleridir. Bunlardan Bahâr-ı Hevesim, şairin ilk eseri olmasıyla dikkat çeker. Eser, 1308\/1891’de Gavsî’nin çocukluk yıllarına rastlayan bir tarihte tertip edilmiştir. Mecmua niteliğindeki eserde farklı nazım şekilleriyle yazılan 15 manzume bulunur. Kendisini “nev-heves” bir şair olarak niteleyen şair, şiir yazma hevesine yenik düşerek mecmuasındaki şiirleri kaleme aldığını ifade etmektedir. Bu çalışmada Şevket Gavsî’nin Bahar-ı Hevesim adlı eseri ele alınmıştır. Eserde bulunan şiirler önce şekil yönünden bir incelemeye tabi tutulmuş, ardından bunların muhteva yönüyle değerlendirmesi yapılmıştır. Böylece şairin edebî şahsiyetine dair bilinenlere katkılar sunmak ve bir eserin daha literatüre kazandırılması amaçlanmıştır. Çalışmanın sonunda ise eserin transkribe metnine yer verilmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b45196d2f",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b457304cc",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "İzzet Osman’ın Ramazaniyeleri Üzerine Değerlendirmeler",
                "creator": " Firat Sevi̇nç",
                "subject": null,
                "description": "Bu çalışmada divan edebiyatında ramazaniye yazma geleneği ile ilgili bilgiler verilmiş, XVIII. asır divan şairlerinden İzzet Osman’ın ramazaniyeleri üzerinde durulmuştur. Çalışmanın amacı İzzet Osman’ın iki adet ramazaniyesini şekil, muhteva, dil ve üslup açısından incelemek ve ramazaniyelerin karşılaştırmasını yapmaktır. Ramazaniyeler, metinlerin mevcut nüshasından okunup transkribe edilmiş; metin tamiri, tashih ve tahlil yapıldıktan sonra metinle ilgili değerlendirmelerde bulunulmuştur. Çalışma üç ana bölüm başlığı kullanılarak oluşturulmuştur. Giriş kısmında ramazaniyelerle ilgili genel bilgiler verilmiştir. Birinci bölümde İzzet Osman Divanı’ndaki 28 numaralı ramazaniyenin; ikinci bölümde ise 29 numaralı ramazaniyenin şekil, muhteva, dil ve üslup incelemesi yapılmıştır. Üçüncü bölümde ramazaniyelerin karşılaştırılmasına yer verilmiştir. İzzet Osman ramazaniye türünün en çok kaleme alındığı XVIII. yüzyıl divan şairlerindendir. Aruzun aynı kalıplarını kullanarak yazmış olduğu ramazaniyelerde, kaside nazım şeklini ve müreddef kafiyeyi tercih etmiştir. Ramazaniyelerini Sultan III. Selim’i methetmek amacıyla yazmıştır. Şairin, içki yasağıyla ilgili düşüncelerini ve sosyal manzarayı ortaya koyması önemlidir. Vaiz, şeyh, ehl-i riyâ, ramazan sûfîsi ve ehl-i keyf gibi tipler genelde sert bir üslupla eleştirilmiş, bazen de onlara uyarılarda bulunulmuştur. Bu çalışmada ele alınan şiirler ramazaniye türüne kaynak oluşturması bakımından önemlidir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b457304cc",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b460c3999",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "19. Yüzyıldan Tematik Bir Şiir Mecmuası (Milli Kütüphane 06 Mil Yz C 20)",
                "creator": " Arzu Atik Yenitepe",
                "subject": null,
                "description": "Milli Kütüphane 06 Mil Yz C 20 numarada bulunan mecmua, 19. yüzyılın ortalarında Hacı Bayram-ı Veli soyundan Ankaralı Müderriszade Sadullah İzzet tarafından tertip edilen, huruf-ı hecaya göre sıralanan konu başlıkları altında Farsça, Türkçe ve Arapça şiirleri toplayan tematik bir şiir mecmuasıdır. Yaklaşık 660 konu altında daha çok 17 ve 18. yüzyıl Türk ve Fars şairlerinin beyitlerini içeren mecmuada, kendisi de divan sahibi bir şair olan Müderriszade Sadullah İzzet hem kendi hem de dedesi Mustafa Şeyhî’nin şiirlerinden örnekleri de mecmuasına almıştır. Mecmua, konu başlıklarından sonra “müşkül ve gizli nükteler” içeren Farsça-Türkçe beyitler ve sadece Hezec bahrinden örneklerin verildiği bir bölüm de içerir. Makalenin giriş bölümünde tematik mecmualara kısaca değinildikten sonra mürettip Sadullah İzzet hakkında bilgi verilip, mecmuanın şekil ve içerik özellikleri üzerinde durulacaktır. Ardından en çok örnek alınan şairlerin yaklaşık beyit sayıları ve mecmuadaki şairlerin tümü alfabetik olarak verilecektir. Ayrıca Sadullah İzzet’in ve dedesi Mustafa Şeyhî’nin mecmuadaki şiirleri üzerinde durulacak ve mecmua değerlendirilecektir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b460c3999",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b4640c2a7",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Ayfer Tunç’un “Doğru” Başlıklı Hikâyesinde Sözün ve Düşüncenin Temsili",
                "creator": " Ebru Özlem Yılmaz",
                "subject": null,
                "description": "1960’ların ortalarından itibaren bir disiplin olarak gelişmeye başlayan anlatıbilimin kökleri Platon ve Aristo’nun mimesis ve diegesis kavramlarına kadar uzanır. En genel tabirle, “taklit” anlamına gelen mimesis ile “anlatma” anlamına gelen diegesis, anlatıda sözün ve düşüncenin temsili için bir zemin işlevi görür. Anlatı terimi günümüzde disiplinler arası ve çok boyutlu bir anlam kazanmıştır. Bu çalışma kapsamında ise anlatı “karakterin söylemi ile anlatıcının söyleminin bir bütünü” olarak ele alınmıştır. Anlatıda “söz” ve “düşünce”, genel olarak “söylem” kapsayıcı terimi ile karşılanabilmektedir. Karakterin otoritesi altında bulunan söylem kategorileri (serbest dolaysız söz, serbest dolaysız düşünce, dolaysız söz, dolaysız düşünce) kurmaca anlatıda en mimetik kategoriler olarak kabul görürken, anlatıcı otoritesi altında bulunanlar (dolaylı söz, dolaylı düşünce, söz edimlerinin anlatısal aktarımı, düşünce edimlerinin anlatısal aktarımı, eylemin anlatısal aktarımı) en diegetik kategoriler olarak kabul edilir. Bu makalede Ayfer Tunç’un “Doğru” başlıklı hikâyesi sözün ve düşüncenin temsili açısından incelenmiştir. Homodiegetik (öykü-içi) bir anlatıcının yer aldığı hikâyede, anlatı durumu, sözün ve düşüncenin temsil edilme biçimlerine yön vermektedir. Birinci şahıs anlatısına örnek olan metinde anlatıcının aynı zamanda anlattığı öyküde bir karakter olarak yer alması, ağırlıklı olarak söz kategorilerinin kullanılmasına ortam hazırlamıştır. Benimsenen anlatı durumunun etkisiyle, anlatıda diegetik söylem kategorilerinin yoğun olduğu, en mimetik söylem kategorilerinde bile anlatıcının varlığını hissettirdiği görülmektedir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b4640c2a7",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b46963312",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Kırk Oda’da Ritmik Unsurlar",
                "creator": " Yılmaz Evat",
                "subject": null,
                "description": "Evrenin yapısında düzen, uyum mevcuttur. İnsan ruhunda da düzen duygusu vardır. İnsan ruhu düzenden, süreklilikten doğan ritmi arzular. Ruh kendini ritimle daha güzel ifade eder. Müzik bir sanat dalı olarak ritmik yapısıyla insan ruhunu çabucak etkiler. Müziğin ritminde aletler, ses, melodi rol oynar. Edebiyatta müziğin imkânları yoktur. Edebiyatın malzemesi herkesin kullandığı kelimelerdir. Sanatçı bu kelimelerle eserini müziğin imkânlarına ulaştırmaya çalışır. Şiirleri, hikâyeleri, romanları, oyunları, senaryoları, denemeleri ve seçki kitapları ile tanınmış bir yazar olan Murathan Mungan eserlerinde tıpkı müzikte olduğu gibi melodi, ritim üretmek için çok büyük çaba sarf etmektedir. Mungan eserlerinde müzikal atmosfer sağlayabilmek için Türkçenin bütün ifade imkânlarını araştırır. Yazar bunun için geçmişten bugüne Türkçeye kafa yorar. Müziğin yaşayan Türkçede olduğuna inanan Mungan günümüz Türkiye Türkçesindeki her kelimenin hangi kelimelerle birlikte kullanılacağına çok çalışır. Sanatçının Kırk Oda isimli öykü kitabı bu bağlamda tipik bir örnektir. Bu makalede Murathan Mungan’ın Kırk Oda isimli hikâye kitabı doküman inceleme yöntemi kullanılarak incelenecek ve yazarın ritmi nasıl ürettiği araştırılarak edebiyat müzik ilişkisine dikkat çekilecektir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b46963312",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b46ec1fe3",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Padişah Şairde Saltanat Alametlerinin Kullanım Alanları: Muhibbî Divanı Örneği",
                "creator": " Belde Aka Kiyağa",
                "subject": null,
                "description": "Divan şiiri, Osmanlı Devleti’nin siyasi ve sosyal hayatına dair pek çok unsur barındırır. Divan şairleri ait oldukları toplumun yapısı, gelenek ve görenekleri, inançları, yaşam tarzları gibi niteliklerini farklı ilgilerle şiirlerinde söz konusu etmişlerdir. Bu bağlamda şiir dilinde saltanat ve unsurlarına dair kelimelerin çokluğu dikkat çekici niteliktedir. Osmanlı padişahlarının çoğu Fatih Sultan Mehmed’den itibaren divan oluşturmuş ve edebiyat tarihlerinde şair kimlikleriyle de adlarından söz ettirmişlerdir. Yazdıkları şiirlerde Divan şiirinin teşrifatına uyan padişah şairler; aşk, sevgili, sevgilinin güzellik unsurları gibi temleri âşıklık rolüne girerek şiirlerinde işlemişlerdir. Muhibbî mahlasını kullanan Kanunî Sultan Süleyman, yazdığı çok sayıda gazelle ön plana çıkan bir padişah şairdir. Hacimli divanında yer alan şiirlerinde Divan şiirinin klasik konularıyla birlikte saltanat ve saltanat alametlerine de sıklıkla rastlanır. Çalışmanın giriş bölümünde ilk Türk devletlerinden itibaren hükümdarlık alametlerine değinilmiş; devamında Muhibbî’nin divanında tespit edilen saltanat sembollerinin örnek beyitler yoluyla incelemesi yapılmıştır. İnceleme sonucunda, bu unsurların Divan şairi rolüne uygun olarak yer aldığı beyitler yanında şairin sultanlığına dair izler taşıyan kimi kullanımlarının da olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca saltanat alametlerinin bulunduğu beyitlerin Osmanlı saray ve toplum yaşantısına dair bazı usul ve merasimleri yansıttığı görülmüştür.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b46ec1fe3",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b47629a69",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Klasik Türk Edebiyatı Şairlerinin Görev Yaptığı Şehirlere Dair Şikayetleri",
                "creator": " Gökçehan Aysel Yılmaz",
                "subject": null,
                "description": "Şehirler, gezip görülecek mekanları, coğrafî güzellikleri, yetiştirdikleri önemli kişiler, tarihsel önemleri, yetiştirdikleri ürünler vb. özellikleriyle Klasik Türk Edebiyatı’nda konu edilmektedir. Şehirlerin tanıtıldığı, övgülerinin yapıldığı şehrengiz, biladiye gibi türlerin yanı sıra; şairlerin divanlarında, tamamında o şehirlerin övüldüğü medhiyeler de yer almaktadır. Övgüler kadar sık olmamakla birlikte şehirlere yazılan hicivler, şikayetnameler ve mersiyeler de bulunmaktadır. Ayrıca şairlerin sürgün, istenmeyen bir tayin, gurbet vb. sebeplerle sevmediği şehirleri konu alan şiirleri de vardır. XVI. Yüzyılda Gelibolulu Âlî ve Sehî Bey, XVII. Yüzyılda Azmizâde Hâletî ve Diyarbakırlı Mâlî, XVIII. Yüzyılda Enderunlu Fâzıl ve Ahmed Vesîm, XIX. Yüzyılda Eşref Paşa, Trabzonlu Hazinedar-zâde Âgah Osman ve Eşref; resmî görevleri sebebiyle ilişki kurdukları Bitlis, Lahsa, Kahire, Korint, Menteşe, Mora, Niş, Sivrihisar, Şam, Van gibi şehirleri ve kasabaları olumsuz bir dille şiirlerinde anmaktadır. Şairler, şiirlerini “oraya” yapılacak bir tayini durdurmak için veya görev yaptıkları söz konusu şehre dair hoşnutsuzluklarını dile getirmek için yazmışlardır. Çalışmada bahsi geçen şiirler incelenerek şairlerin bu şehirlere ilişkin şikayetlerinin sebebinin anlaşılması amaçlanmaktadır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b47629a69",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b47b7ebb2",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "İki El Yazma Nüsha Esasında İbrâhim Gülşenî’nin Arapça Dîvanı",
                "creator": " Feride Seyitova",
                "subject": null,
                "description": "Şark medeniyetinin ayrılmaz bir parçası olan tasavvuf, Divan edebiyatının zenginleşmesinde önemli rol oynamıştır. Birçok temsilcisi arasında binlerce yazar, şair ve düşünürün doğduğu bu akımın 16. yüzyılda Türk kültürüne kazandırdığı şahsiyetlerden biri Halvetilik tasavvufi mektebinin Gülşenî lik kolunun müessisi İbrahim Gülşenî ’dir. Kaynaklar İbrahim Gülşenî ’nin, Diyarbakır (Amid) veya Azerbaycan’ın Berdâ ilçesinde doğduğunu, hayatının bir kısmını Akkoyunlular döneminde Tebriz’de, son 30 yılını ise Mısır’ın Kahire şehrinde tamamladığını belirtmektedir. Bazıları ondan el-Âmidi, bazıları da el-Berdâi olarak bahseder. Edibin Türkçe, Farsça ve Arapça divanları ve 10’dan fazla eseri bulunmaktadır. Sınırların değil kültürün söz sahibi olduğu Doğu’da, her üç dile hakim olan yazarlar genellikle felsefi risalelerini Arapça yazmayı tercih ederlerdi, şiir ve lirik temalı eserler ise Farsça veya Türkçe yazılırdı. Ancak Arapça divan sahibi Türk edebiyatı temsilcileri de yok değildir. Müellifin tespit edilmiş eserleri arasında, iki el yazma nüshasına ulaştığımız ve karşılaştırmalı tetkike çalıştığımız Arapça bir divanı bulunmaktadır. Kaynaklarda on bin beyitlik olarak zikredilen Divan, iki kaside, 56 gazel ve 171 rubaiden oluşmaktadır. Makalemizde divanı mazmun, kompozisyon ve üslup açılarından incelemeğe çalıştık.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b47b7ebb2",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b480d449f",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Adanalı Hoca Hayret’in Abdullah Hasîb’in İmruü’l-Kays Muallaka’sı Tercüme ve Şerhine Dair Eleştirileri",
                "creator": " Ali Benli",
                "subject": null,
                "description": "Türk edebiyatında çeviri faaliyeti Tanzimat sonrasında ivme kazanmış, bu dönemde özellikle Batı edebiyatlarından pek çok eser Türkçeye çevrilmiştir. Bu durum söz konusu dönemde çeviri eleştirisi faaliyetinin de gelişmesini sağlamıştır. Çeviri eleştirisi alanında yazılar daha çok Batı dillerinden yapılan çeviri eserler üzerine olsa da Arap ve Fars edebiyatlarından yapılmış çeviriler hakkında da bazı eleştiri yazıları kaleme alındığı bilinmektedir. Bunlardan birisi Adanalı Hoca Hayret’in, Abdullah Hasîb Efendi tarafından yazılan İmruü’l-Kays Mualllakası Şerhi adlı tercüme ve şerhi üzerine yazdığı eleştiri makaleleridir. Bu çalışmamızın temel konusu da bu makalelerin incelenmesi oluşturmaktadır. Eleştirilerin temel odak noktaları bilgi yanlış ve eksiklikleri, gereksiz bilgilere yer verilmesi, anlatımda çelişkiye düşülmesi, terimlerin kullanımında özensiz davranılması, metindeki bağlantı kopuklukları ve anlatım bozukluklarıdır. Ana metinde yer almayan bağlam bilgilerin uzun uzadıya çeviriye yansıtılması da bir eleştiri olarak dile getirilmiştir. Söz konusu eleştiriler incelendiğinde bunların büyük oranda yerinde ve haklı olduğu söylenebilir. Ancak eleştiri yazılarında eserin olumlu yönlerine hiç değinilmemekte ve iğneleyici bir dil kullanılmaktadır. Bu durumda muhtemelen iki yazar arasındaki kişisel çatışmalar etkili olmuştur.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b480d449f",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b48838b8a",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Felek Tasavvuru Etrafında Necâtî Bey’in Gazellerinde “Güneş”",
                "creator": " Aslı Aytaç",
                "subject": null,
                "description": "Felek inancı, İslâmî ve mitolojik yönleriyle beraber divan şiirinde sıkça karşımıza çıkmaktadır. Bu inanç çerçevesinde, gökyüzünün dokuz kattan müteşekkil olduğu ve bu katmanların her birine felek adı verildiği bilinmektedir. İç içe geçmiş konumdaki feleklerin ilk yedi tanesi, yedi gezegene mahsus olup dördüncü kat gökte Güneş (âfitâb, mihr, hurşîd, şems) bulunmaktadır. İlm-i tencîm’e göre Güneş orta uğurlu bir yıldız olarak kabul edilip, diğer feleklerin sultanı konumunda bulunmaktadır. Sarı renk Güneş’e aittir. Divan şiirinde Güneş, hem bir astroloji terimi olarak hem de çeşitli yönlerden benzetme unsuru olarak kullanılmaktadır. Astroloji terimi olarak; sultan olması, dördüncü kat gökte yer alması, sarı rengin onu ifade etmesi yönleri öne çıkarken benzetme unsuru olarak ise parlaklığı, sürekli devretmesi, ısı ve ışık kaynağı olması gibi yönleri konu edilmektedir. Çalışmamızda XV. yüzyılın önemli şairlerinden Necâtî Bey’in gazellerinde Güneş kavramının kullanım biçimleri ele alınarak bu yıldızın hangi yönleri ve benzetme şekilleriyle işlendiği hakkında bir inceleme yapılacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b48838b8a",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b48d82862",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Kılıçarslan, O. (2022). Eğridirli Hacı Kemâl Câmiʿü’n-Neẓâʾir Eksik Şiirler Bâyezîd Nüshası No: 5782 (İnceleme-Metin-Tıpkıbasım). Grafiker Yayınları.",
                "creator": " Betül Paksoy",
                "subject": null,
                "description": "Bu çalışmada “Orhan Kılıçarslan (2022), Eğridirli Hacı Kemâl Câmiʿü’n-Neẓâʾir Eksik Şiirler Bâyezîd Nüshası No: 5782 (İnceleme-Metin-Tıpkıbasım). Grafiker Yayınları, 375 s. ISBN: 978-625-7305-74-7” künyeli kitabın tanıtımı yapılmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b48d82862",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b492ee4a8",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Benli, Şeyma (2021). A Unique Maqâma in Ottoman Literature: Debate Between a Fluent Woman and an Eloquent Young Husband by Nev‘îzâde Atâyî. İstanbul: Libra Kitap",
                "creator": " Seda Kurt",
                "subject": null,
                "description": "This study “Benli, Şeyma (2021). A Unique Maqâma in Ottoman Literature: Debate Between a Fluent Woman and an Eloquent Young Husband by Nev‘îzâde Atâyî. İstanbul: Libra Kitap. 116 p. ISBN: 9786258472141” is the introduction of the book.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b492ee4a8",
                "language": "İngilizce",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b49a4e490",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Kolcu, H. (2021). Tezatların Şairi Tevfik Fikret. Platanus Publishing.",
                "creator": " Gonca Arkon Tekinel",
                "subject": null,
                "description": "Bu çalışma, \"Kolcu, H. (2021). Tezatların Şairi Tevfik Fikret. Platanus Publishing.\" künyeli kitabın tanıtımıdır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2022-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b49a4e490",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        }
    ]
}



