{
    "issueRecord": {
        "header": {
            "identifier": "oai:https:\/\/www.adeddergi.com\/:sayi\/68a8b125c9798",
            "datestamp": "2023-08-30"
        },
        "metadata": {
            "title": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi, Cilt: 7 Sayı: 2",
            "creator": "",
            "subject": null,
            "description": null,
            "publisher": "Prof. Dr. Mehmet Özdemir",
            "date": "2023-08-30",
            "type": "Journal Issue",
            "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/sayi\/68a8b125c9798",
            "language": "tr",
            "rights": "Creative Commons"
        }
    },
    "articles": [
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b16b0d881",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Alî Şîr Nevâyî’nin Farsça Kasideleri-IV",
                "creator": " Ahmet Kartal,  Saniye Eraslan Kaleli",
                "subject": null,
                "description": "Türk edebiyatının en önemli şahsiyetlerinden biri olan Alî Şîr Nevâyî; Farsçanın edebî dil olduğu ve Türkçe eser vermenin küçümsendiği bir dönemde, eserlerini şuurlu olarak Türkçe kaleme almıştır. Aynı zamanda Farsça bir dîvân da tertip eden Nevâyî’nin Farsça Dîvân’ı; gazel, müseddes, terkîb-bend, rübâ’î, kıt’a, tarih, lugaz, muammâ, müfredler, Molla Câmî için yazılan mersiye ile “Sitte-i Zarûriyye” isimli kasidelerden oluşmaktadır. Ayrıca Nevâyî’nin Türkiye’de bulunan Farsça dîvânlarının yazma nüshalarında yer almayan ve “Fusûl-i Erba’a” başlığını taşıyan dört kasidesi daha mevcuttur. Fusûl-i Erba’a; dört mevsimden söz eden “Seretân”, “Hazân”, “Bahâr” ve “Dey” başlıklı dört kasideden müteşekkildir. Nevâyî’nin kasidelerinin Türkçe tercümelerini ihtiva edecek olan bu çalışmanın ilk tefrikasında; Nevâyî’nin Türkçe ve Farsça eserler verme kabiliyetinden söz edilmiş, “Sitte-i Zarûriyye” ve “Fusûl-i Erba’a”da yer alan kasideler kısaca tanıtılmış ve sonunda da “Seretân” başlıklı kasidenin Türkçe tercümesine yer verilmiştir. İkinci tefrika, “Fusûl-i Erba’a”nın ikinci kasidesi olan “Hazân”ın; üçüncü tefrika ise “Fusûl-i Erba’a”nın üçüncü kasidesi olan “Bahâr”ın tercümesinden oluşmaktadır. Bu tefrikada ise dördüncü kaside olan “Dey”in Türkçe tercümesine yer verilmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b16b0d881",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b16c16e36",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Memduh Şevket Esendal’ın Romancı Kimliği ve \"Ayaşlı ile Kiracıları\"nın Mektuplardaki Hikâyesi",
                "creator": " Ahmet Duran Arslan",
                "subject": null,
                "description": "Memduh Şevket Esendal, Türk öykücülüğünün ana arkını, geleneksel akışını değiştirmiş isimlerin başında gelir. Öyküde olayın hâkimiyetini kırarak muhtelif insanlık hâllerini merkeze alan; büyük zamanlar, ihtişamlı hayatlar, görkemli mekânlardan ziyade dikkatini “küçük” ve “sıradan” şeylere yoğunlaştıran yazar, bu yönleriyle çağdaşlarından ayrılır. Sanatçı, üslubunu mümkün olduğunca yalınlaştırma gayreti içindedir; çünkü edebî ve estetik derinliğe ancak bu yolla ulaşılabileceğine inanır. Bu çalışmada, ilkin yazarın söz konusu hassasiyetlerle oluşturduğu yazarlık kimliği odağa alınmış ve hemen ardından onun özellikle romancı kimliği üzerine eleştirel bir tartışma yürütülmüştür. Öte yandan bir romanın yazılma ve yayımlanma süreçlerinde saklı tutulan türlü sırlara, sancılara, endişelere ve dolayısıyla eserin arka planındaki hikâyeye ulaşma noktasında mektup, anı gibi edebî türler araştırmacıları velut neticelere götürebilir. Esendal söz konusu olduğunda ise mektuplar bu anlamda öne çıkar; çünkü yazarın, çocuklarına hitaben yazdığı yaklaşık bin iki yüz sayfalık bir mektup külliyatı bulunmaktadır. Bu mektuplarda onun şahsi ve edebî hayatıyla ilgili geniş bilgilere ulaşmak mümkündür. Bu yazı özelinde ise sanatçının Ayaşlı ile Kiracıları romanının hikâyesi mektuplar üzerinden etraflıca incelenmiş; romanın yazılış, basılış ve yayımlanış süreçlerinde karşılaşılan, maruz kalınan türlü güçlükler ortaya koyulmuştur.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b16c16e36",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b16d55495",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Ahmed-i Dâ’î’nin Terceme-i Tezkiretü’l-Evliyâ’sı",
                "creator": " Ayşe Shahzad",
                "subject": null,
                "description": "Ferîdüddîn-i Attâr tarafından 617 \/ 1220 yılında Farsça kaleme alınan Tezkiretü’l-Evliyâ birçok dile çevrilmiştir. Türkler arasında da ilgi gören eserin Türkçe tercümeleri yapılmış ve bu tercümelerden biri de Ahmed-i Dâ’î’ye aittir. XIV. yüzyıl sonu ile XV. yüzyıl başında yaşayan Ahmed-i Dâ’î, Eski Anadolu Türkçesi döneminin önde gelen şahsiyetlerindendir. Çok sayıda edebî ve ilmî eseri olan Dâ’î’nin Terceme-i Tezkiretü’l-Evliyâ adlı eseri, Eski Anadolu Türkçesi dönemi özelliklerini gösteren bir eser olup harekeli nesih ile yazılmıştır. Ahmed-i Dâ’î, tercümesini Karaca Bey’in isteği üzerine II. Murad adına yapmıştır. Ferîdüddîn-i Attâr’ın Tezkiretü’l-Evliyâ’sında 72 veli yer almaktadır. Ahmed-i Dâ’î tercümesinde yirmi bir veliye yer vermiştir ve bunlardan yirmisi Ferîdüddîn-i Attâr’ın eserinde de yer almaktadır. On yedinci sırada yer alan İmâm-ı Ebû Yûsuf-ı Kâdî sadece tercümede olup asıl metinde yer almamaktadır. Eserin şu ana kadar tespit edilen tek nüshası Süleymaniye Kütüphanesi, Serez 1800 numarada kayıtlıdır. Bu çalışmanın ilk bölümünde tezkire geleneği hakkında kısa bir bilgi verilerek Ahmed-i Dâ’î’nin hayatı ve eserlerine değinildi. Ahmed-i Dâ’î’nin Terceme-i Tezkiretü’l-Evliyâ’sının yazma nüshası ve içeriği tanıtıldı.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b16d55495",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b170a69f8",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "İhsan Deniz Şiirlerinde Klasik Şiir Geleneğinin Bir Devamı Olarak Tasavvuf",
                "creator": " Ayşe Tepebaşı",
                "subject": null,
                "description": "Türk şiirinde gelenek denildiğinde akla öncelikle yaklaşık sekiz asırlık bir geçmişe sahip olan klasik şiir geleneği gelir. Bu geleneğin merkezinde ise İslâm medeniyetinin temeli olan tevhid ve tasavvuf anlayışı vardır. Geleneğin din ile kurmuş olduğu bu organik bağ onu her anlamda modernleşmeye çalışan Türk şiirinin karşısına koyar. Klasik şiire karşı geliştirilen olumsuz tavır Cumhuriyet’in ortalarına kadar devam eder. Klasik şiir geleneğini devam ettirme ve ondan faydalanma görüşü ilk olarak Yahya Kemal’le gündeme gelir. Bu görüş; Asaf Halet Çelebi, Behçet Necatigil, Attila İlhan, Hilmi Yavuz, Sezai Karakoç, Cahit Zarifoğlu, Ebubekir Eroğlu, Arif Ay, İhsan Deniz gibi şairler tarafından da benimsenir. Geleneği, tevhid ve tasavvuf merkezli klasik şiir geleneği olarak benimseyen bu şairler, sağlam ve metafizik duyarlılığın yoğun bir şekilde hissedildiği şiirleriyle öne çıkarlar. Söz konusu sanatçıların geleneği olumlamaları ve ondan bir imkân olarak istifade etmeleri özellikle 1980 sonrası şairleri tarafından da devam ettirilir. Bu kuşak şairlerinden İhsan Deniz’in şiirlerinde geleneğin yer alış şekli, çalışmanın konusudur. Çalışmada Türk şiirinde “gelenek” hakkında genel bir çerçeve çizildikten sonra İhsan Deniz’in şiir anlayışı ve gelenek hakkındaki görüşlerine temas edilmiş, ardından sanatçının şiirlerinde klasik şiir geleneğinin bir devamı olan tasavvuf ve klasik şiir geleneğine has dil, üslup, muhteva ve şekil özellikleri tespit edilmeye çalışılmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b170a69f8",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b17804c25",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Proje Kadının ‘Kendine Ait’ Evden Kaçışı ya da Seray Şahiner’in ‘Ülker Abla’sı",
                "creator": " Başak Öner Gündüz",
                "subject": null,
                "description": "Tarih boyunca kadının sözlü ve yazılı kaynaklarca tanımlanması ve feminist bilinç sayesinde bu tanımlamaların ardında yatan eril bir projenin varlığının ortaya konması, proje kadın kavramını doğurur. Virginia Woolf’un feminist epistemolojide önemli bir yeri olan ‘kendine ait bir oda’ çağrısı, ataerkil geleneği harekete geçirir ve kadına bir oda – hatta bir ev temin eder. Ancak bu evi, kadın için gerçek anlamda ‘kendine ait’ kılmaz; kadını eve hapseder. Seray Şahiner’in ‘Ülker Abla’ romanından bir kadın karakterin evinden kaçarak toplumun kadına reva gördüğü sınırların dışına çıkması, bu çalışmada proje kadınlıktan kurtulma ve yeni bir kimlik ortaya koyma girişimi olarak okunacaktır. Feminist yöntemin izleneceği çalışmada amaç, kadına sözde konfor alanı yaratan mekân algısını yıkmaktır. Romanın mücadeleci kadın karakteri, maddi yoksunluğuna rağmen yeni bir yuva inşa etmeye çalışarak toplumun projesi olmayı reddeder. Ancak proje kadınlığı reddetmenin, sosyal yalnızlaştırma gibi bir bedeli olacaktır. Ülker karakteri hem özel hem kamusal alanda karşılaşacağı yıldırma politikası ile mücadele ederek yeni bir kimliğe kavuşacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b17804c25",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b17e5e958",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Budist Öğretilere İlişkin Eski Uygurca Bir Metin Parçası",
                "creator": " Betül Özcan",
                "subject": null,
                "description": "Budizm, Sanskritçede dharma ve Pali dilinde dhamma olarak bilinen Buddha’nın öğretileri etrafında şekillenmiştir. Budist inanışta temelde belli başlı öğretiler olmasına karşın özellikle Budizm’in Hindistan coğrafyasından uzaklaştıkça ve farklı dillerdeki külliyatları vücuda geldikçe mezhepleri oluşmuş ve öğretiler çeşitlilik kazanmıştır. Gautama Buddha ilk vaazını verdiği Vārāṇasī’de özellikle “Orta Yol” kavramına değinir ve Budizm’de kurtuluşa erişmek isteyen bir kişinin üç temel öğretiyi bilmesi gerektiğini ifade eder. Bunlar: dört soylu doğru, on iki bağımlı ortaya çıkış ve sekiz aşamalı yoldur. Bu noktada bu yazının da konusunu oluşturacak olan On İki Bağımlı Ortaya Çıkış ilkesi Budizm’deki varoluş zincirinin on iki halkasını anlatır. Her bir halka bir sonrakinin nedeni veya koşuludur. Kişi kirli ihtiraslara kendini kaptırdığı sürece bu varoluş zincirinde bağlı kalmaya devam edecek, Buddhalığa ve Nirvāṇa’ya erişemeyecektir. Ancak tüm acılara ve ihtiraslara rağmen bu döngüden kurtulup günahlarından arınabilirse o zaman hakikate erişebilecektir. Budist öğretilere ilişkin Eski Uygurca metin parçasına ait olduğu tespit edilen bu metin parçası, bugün Berlin Turfan Koleksiyonu’nda U 5342 (T III Yar 17) arşiv numarasıyla korunmaktadır. Şimdiye kadar neşri gerçekleştirilmemiş bu metin parçasının konusunu oluşturan öğretiler açıklandıktan sonra yazı çevirimi, harf çevirisi, Türkiye Türkçesine aktarımı, açıklamaları, dizin ile sözlüğüne yer verilecektir. Ayrıca bu çalışmayla Budist öğretiler hakkında bir metin parçasının Türk dili araştırmalarına kazandırılması hedeflenmektedir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b17e5e958",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b183c5d9b",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "16. Yüzyıla Ait Bir Tılsım Kitabı ve Söz Varlığı",
                "creator": " Beytullah Bekar,  Okan Celal Güngor",
                "subject": null,
                "description": "Tılsım, değişik objelerle ve dualarla yapılan bir uygulamadır. Tılsımda insanoğlu doğaüstü güçler yardımıyla amaçlarına kavuşmayı hedefler. Bu amaçlar kimi zaman mal, mülk edinme kimi zaman korkulan şeylerden emin olma kimi zaman bir sevgiliye kavuşma kimi zaman da başka birine zarar verme şeklinde görülür. Çalışmamızın konusunu oluşturan eser, 16. yüzyılda Osmanlı Türkçesiyle yazılmış bir tılsım kitabıdır. Eser, Tübingen’de Eberhard Karls Üniversitesi Kütüphanesinde 10.20345\/digitue.25585 numarada dijital olarak kayıtlıdır, toplam 83 varaktan oluşmaktadır. Eserde tılsım yapmak için şu dualar verilmiştir: Dua-yı Bozorg, dua-yı karsiyya, dua-yı azam, dua-yı şerifi’l-mübarek, dua-yı sürh-i bad, dua-yı Muhammet, duaü’n-necat mine’n-nar. Eserde tılsımların niçin ve nasıl uygulanması gerektiğine yönelik bilgiler halkın anlayabileceği şekilde sade bir dille yazılmıştır. Eserdeki hastalık adları, tılsım yaparken kullanılan araç-gereç adları, dinî terimler araştırmacılara zengin bir söz varlığı sunmaktadır. Ayrıca eser teoloji, sosyoloji, halk bilimi gibi farklı bilimsel alanlara da kaynaklık edebilecek niteliktedir. Yapılan inceleme sonucunda halk için yazılmış olan bu eserde, 790 madde başı kelime\/kelime grubu tespit edilmiş ve bunların 436’sının Türkçe olduğu görülmüştür.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b183c5d9b",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b1891d2ac",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Ahmet Muhip Dıranas&#039;ın \"Çıkmaz\" Adlı Tiyatro Oyununda Yapı ve İzlek",
                "creator": " Bilginç Eyan",
                "subject": null,
                "description": "Ahmet Muhip Dıranas, edebiyat dünyamıza katmış olduğu şiirler ile ismini duyurmuş olan güçlü Cumhuriyet Dönemi sanatçılarındandır. Ahmet Muhip Dıranas, yazın yaşamındaki tanınmışlığını daha çok şiirleri ve şairlik yönüyle sağlamış olsa da birbirine yakın dönemlerde Gölgeler ve Çıkmaz adlı iki tiyatro oyunu da yazarak sanat alanını genişletmiştir. Bu çalışmanın ana malzemesi ve temel konusu olan Çıkmaz adlı tiyatro oyunu, 1947 yılında kaleme alınmış olan ve aynı dönemlerde çeşitli tiyatro salonlarında sahnelenerek beğeni kazanan önemli yapıtlardandır. Toplumsal olarak belirli rol ve değerleri temsilen oyuna yerleştirilmiş birçok renkli karakterin etrafında dönen ve olayların, kişileri “çıkmaz”a sürüklediği bir kurguya sahip olan bu tiyatro oyununda Ahmet Muhip Dıranas’ın, topluma dönük bakış açısı, eleştiri alanları ve hedeflediği insan biçimi başta olmak üzere birçok unsur, belirli imge ve aktarımlarla görünür kılınmıştır. Bu çalışmada Çıkmaz adlı tiyatro oyunu; kişiler dünyası, olay, mekân, zaman ve bakış açısı ile anlatıcı çerçevesinde yapısal açılardan analiz edilmiş ve oyunda yazar tarafından ortaya konulmuş olan temalar doğrultusunda izleksel olarak değerlendirilmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b1891d2ac",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b18e97480",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "\"Kıssa-ı Leylî Birle Mecnûn\"un Yazarı Kimdir?",
                "creator": " Burhan Can",
                "subject": null,
                "description": "Kıssa-ı Leylî Birle Mecnûn isimli mesnevinin yazarı Sevdâyî mahlaslı bir şairdir. Aynı mahlasla tertip edilmiş bir de Dîvân bulunmaktadır. Bugüne kadar yapılan çalışmalarda döneme ait biyografik kaynaklarda adı geçen Kırkkilise kadısı Sevdâyî’nin hem Dîvân’ın hem de mesnevinin yazarı olduğu veya olabileceği kabul edilmiştir. Ancak, metinlerde yer alan kültürel unsurlar, kavramlar, yazarın mesleği hakkında bilgi verebilecek terimler ve dil özelliklerine dikkat edildiğinde iki metin arasında farklılıklar olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca, metinlerin aynı yazara ait olduğunu bildiren çalışmalarda öne sürülen argümanların da zayıf ve hatalı oldukları tespit edilmiştir. Bu çalışmada, eldeki verilere dayanarak döneme ait biyografik eserlerde yer alan Sevdâyî’lerden başka ve Anadolu sahasının dışında yaşaması muhtemel bir Sevdâyî’nin daha olması gerektiği öne sürülmüştür. Kıssa-ı Leylî Birle Mecnûn’un yazarı da bu Sevdâyî olmalıdır. Çalışmada öne sürülen tezi doğrulamak için öncelikle Sevdâyî’nin Dîvân’ı ve Kıssa-ı Leylî Birle Mecnûn’a dair yapılan çalışmalardaki argümanlar tartışmaya açılmıştır. Daha sonra eserlerin yazarlarının kimliği, yaşadığı yer, mesleği hakkında bilgi sunması mümkün tüm terimler ilgili başlıklarda sunulmuştur. Ayrıca, mesnevide kullanılan çeviri uygulamaları ile Dîvân’da bunlara karşılık gelebilecek kelime tercihlerine dikkat edilerek yazarların üslubuna dair ayırt edici veriler toplanmıştır. Tüm bunların yanında iki metin arasında 160 kadar fonetik ve ağız farklılığı tespit edilmiştir. Bu farklılıklar ve yapılan tüm karşılaştırmalar, metinlerin farklı kişiler tarafından ve başka coğrafyalarda yazıldıkları tezini desteklemektedir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b18e97480",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b1961568d",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Bucak (Burdur) Ağzında Kullanılan Deyimler Üzerine",
                "creator": " Celal Eryigit",
                "subject": null,
                "description": "Deyimler, anlatıma kattığı zenginlik, akıcılık ve canlılık açısından Türkçenin söz varlığı içinde önemli bir yere sahiptir. Bu söz varlığı unsurları bir toplumun tarihî, sosyal, kültürel ve ekonomik değerleri Deyimler, anlatıma kattığı zenginlik, akıcılık ve canlılık açısından Türkçenin söz varlığı içinde önemli bir yere sahiptir. Bu söz varlığı unsurları bir toplumun tarihî, sosyal, kültürel ve ekonomik değerleri hakkında bilgiler verir. Türk dili deyimler açısından zengin bir dildir. Eski Türkçenin ilk kaynaklarından itibaren varlığı tespit edilmiş, üretimi günümüze kadar gelmiştir. Bunların kullanıldığı alanlardan biri de Türkiye Türkçesi ağızlarıdır. Bu çalışmada Burdur’un Bucak ilçesinde derlenen deyimler ele alınmıştır. Yörede derlenen deyimler tespit edildikten sonra birtakım kriterlere göre listelenmiştir. Deyim sözlüklerinde bulunmayan deyimler, deyim sözlüklerinde bulunan fakat anlamı farklı olan deyimler, deyim sözlüklerinde aynı anlamda kullanılmış fakat Bucak ağzında farklı fonetik biçimleriyle kullanılan deyimler ve deyim sözlüklerinde ilgili sözcüğün görüldüğü yerler kısmında “Bucak” ifadesi olmayan deyimler başlıklarıyla sınıflandırılmıştır. Her deyimin yörede kullanılan anlamları verilmiştir. Deyimlerin karşılaştırmasında Türk Dil Kurumu tarafından hazırlanan Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü ile Derleme Sözlüğü, Ömer Asım Aksoy’un editörlüğünde hazırlanan Bölge Ağızlarında Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü ile Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü’nden yararlanılmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b1961568d",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b19b5e877",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Saha Türkçesinde Tağıs- “Çıkmak” Fiili ile Kurulan Deyimler Üzerine Biçimsel ve Anlamsal Bir Değerlendirme",
                "creator": " Doğan Çolak",
                "subject": null,
                "description": "Saha Türkçesinde, deyim terimini karşılamak üzere somoğo domox kullanılmaktadır. Saha Türkçesindeki deyimler üzerine Saha bilginlerinin önemli çalışmaları yer almaktadır. İlk çalışma A. Y. Kulakovskiy’in Yakutskie Poslovitsı i Pogovorki “Yakut Atasözleri ve Deyimleri” isimli eseridir. Daha sonraki yıllarda kaleme alınan P. S. Grigoryev’in Saxa Tılın Somoğo Domoğun Tılcıta “Saha Dilinin Deyim Sözlüğü” ve A. G. Nelunov’un Somoğo Domox Saxalıı-Nuuççalıı Tılcıta “Sahaca-Rusça Deyim Sözlüğü” isimli çalışmaları Saha Türkçesindeki deyim söz varlığı ile ilgili en önemli eserlerdir. Ancak Saha deyimleriyle ilgili çalışmalar bunlarla sınırlı değildir. Deyimler üzerine çeşitli araştırmalar olmakla birlikte E. K. Pekarskiy’in Yakut Dili Sözlüğü ile Saha Tılın Bıhaarıılaax Ulaxan Tılcıta (STBUT) “Saha Dilinin Açıklamalı Büyük Sözlüğü” isimli eserlerde de deyim söz varlığına dair ciddi veriler söz konusudur. Bu çalışmada Saha Türkçesine ait tağıs- “çıkmak” fiili ile kurulmuş deyimler ele alınacaktır. İncelenen deyimler Grigoryev (1974) ve Nelunov (2002)’a ait deyim sözlükleri taranarak belirlenmiştir. Tespit edilen deyimler biçimsel ve anlamsal incelemeye tabi tutulmuştur. Biçimsel olarak deyimler, öncelikle tağıs- fiilinin birleştiği unsur sayılarına göre ikiye ayrılmıştır. Bunlar da kendi içinde kelime türlerine göre alt başlıklara ayrılıp birleşim yollarına göre sınıflandırılmıştır. Anlamsal olarak deyimler, sözcük anlamına ve deyimlerin konularına göre olmak üzere iki ana başlık altında sınıflandırılmaya tabi tutulmuştur. Sonuç kısmında, incelemeye ait sayısal veriler üzerinden bulgular değerlendirilmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b19b5e877",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b1a1a191e",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Ütopya Arzusunda Bir Distopya: Berci Kristin Çöp Masalları",
                "creator": " Emel Aras",
                "subject": null,
                "description": "Türk edebiyatının önemli yazarlarından olan Latife Tekin’in Berci Kristin Çöp Masalları (1984)adlı eseri, esere konu olan mekânda, Çiçektepe’nin insanlarının yaşadığı inşa ve yıkım süreçlerine odaklanır. Çiçektepeliler kendi “çöplükler”inde kendi masallarını yaşamak isterken devlet güçlerinin engellemeleri ve doğal afetlerle karşılaşırlar; inşa ettikleri evler sürekli olarak yıkılır. En sonunda mahallelinin inşa ettikleri evlerde yaşamalarına müsaade edilir. Kolektif bir yaşamın benimsendiği mahallede tüm sorunlar aşıldıktan sonra bir fabrika kurulması ve birlikte çalışmanın esas alındığı bir çalışma düzeni oluşturulması ütopya düşüncesinin öne çıkmasına olanak sağlar. Mahallelinin gelecek güzel günlere yönelik umudunu sürekli taze tutuşu da ütopya düşüncesinin umut ilkesi ile yakından ilişkilidir. Öte yandan, gerek inşa edilen evlerin yıkılması, gerekse süreç içerisinde mahalle halkından bazılarının iktidar mücadelesine girişmesi de distopik düşüncenin yansımalarıdır. Bu çalışmada, Berci Kristin Çöp Masalları adlı eserin ütopya ve distopya düşünceleri ile kurduğu bağlara odaklanılarak, tek bir eserde görülen iki zıt durum; olaylar, olgular ve kavramlar çerçevesinde ele alınacaktır. Ütopyanın distopyaya, distopyanın ütopyaya dönüştüğü kırılma anları üzerinden yazarın çoklu bakış açısı değerlendirilecektir. Bu ikili bakış açısının imkân verdiği ölçüde anlatının sapma yaptığı noktalar belirlenecek ve değerlendirilecektir. Bu bağlamda Margaret Atwood’un ortaya koyduğu “üstopya” kavramından bahsedilerek kavramın uygulamadaki görünümü örneklendirilecektir. Ütopya, distopya ve üstopya kavramları metnin kendi çerçevesi içerisinde ele alınarak metinden yapılacak alıntılarla açıklanacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b1a1a191e",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b1a71f721",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Cümcümenāme’de Gönderimsel Bağlaşıklık",
                "creator": " Emine Güler",
                "subject": null,
                "description": "Çağdaş metin dil bilimi çalışmaları doğrultusunda “anlamsal\/yapısal bütünlük taşıyan ve bir iletisi olan sözler birlikteliği” olarak tanımlanabilecek olan metin kavramının önemi artmıştır. Gerek metin olanla olmayanı ayırt etmede gerekse yeni metin oluşturmada metinsellik ölçütlerine uyulup uyulmadığının belirlenmesi gerekir. Temelde bağlaşıklık ve tutarlılık olarak iki ana başlıkta ele alınan metinsellik ölçütleri; sözlü, yazılı veya görsel malzemenin metin niteliği taşıyıp taşımadığının tespitinde önemlidir. Özellikle tarihî Türk lehçelerine ait eserlerde, işlenen konuların farklı coğrafyalarda kimi zaman bazı farklılıklarla yer alması ve çağlarını aşması eser kurgularının metinsellik ölçütlerini karşıladığını göstermektedir. Çalışmanın konusunu teşkil eden Harezm Türkçesi eseri Cümcümenâme; Anadolu ve Çağatay sahalarında da nüshaları bulunan manzum bir mesnevidir. Çok bilinen bir halk hikayesiyle de (Kesikbaş Destanı) konu bakımından benzerlik göstermektedir. Eserin metinsellik ölçütlerini karşılıyor olması ve kurgusal yapısı; içeriğin yayılmasını kolaylaştırmış, sözlü geleneğe de katkı sunmuştur. Çalışmada eser, metinsellik ölçütlerinden gönderimsel bağlaşıklık açısından incelenecek ve gönderimsel bağlaşıklığı sağlamada yararlanılan sözcük türleri; öncül\/bağımsız, ardıl\/bağımlı olma niteliklerine göre dış ve iç gönderim (eş gönderim\/art gönderim\/ ön gönderim) açısından ele alınacaktır. Böylelikle bağlaşıklık ölçütünün eserin akıcılığına etkisi belirlenmeye çalışılacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b1a71f721",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b1b0ab954",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Bâbürnâme’de Oğuzca Ses ve Şekil Özellikleri",
                "creator": " Emre Kundakçı,  Semra Akgül",
                "subject": null,
                "description": "VI. yüzyıldan itibaren tarih sahnesinde varlık gösteren Oğuzların konuştukları lehçenin yazVI. yüzyıldan itibaren tarih sahnesinde varlık gösteren Oğuzların konuştukları lehçenin yazı dili hâlini alması XI. yüzyıldan itibaren gerçekleşmiştir. Doğu Türkçesi ise Karahanlı Dönemi'nden sonra siyasi birliğin kayboluşuyla ortak yazı dilinden ayrılarak gelişen yazı dillerinden biridir. Bu yazı dili, \"Nevâ’î tili\" hüviyetiyle uzun bir süre Doğu Türklük coğrafyasını birleştirmiş ve kendini korumuştur. Bâbürnâme, Büyük Bâbür İmparatorluğu’nun kurucusu Bâbür Şah (1431-1530) tarafından kaleme alınmış hatırat türünde bir dil yadigârıdır. Doğu Türkçesinin klasik devrinin nesir alanına ait olan bu eserde Bâbür; mücadelelerini, kayıplarını, yaşadığı ihanetleri, hayal kırıklıklarını samimi ve açık bir dille aktarmıştır. Bu çalışmada Bâbürnâme’nin Haydarâbâd nüshası dikkate alınmıştır. Ortak bir yazı dilinden inkişaf eden Oğuzca ve Doğu Türkçesi, gelişimlerini farklı şekillerde devam ettirmiş olsalar da birbirleri üzerinde ortak bir geçmişin getirdiği karşılıklı etkilere sahiptir. Bu çalışmada, literatürde araştırmacılar tarafından Oğuzca belirti olarak değerlendirilen ses ve şekil özelliklerinin Bâbürnâme’deki durumu tespit edilmeye çalışılmıştır. İnceleme neticesinde, araştırmacılar tarafından Oğuzca belirti olarak değerlendirilen özelliklerin Babürnâme'de, klasik dönem Doğu Türkçesi metinlerinin geneline kıyasla azımsanmayacak miktarda olduğu tespit edilmiştir. Bunun nedenlerinden ilki, her ne kadar Babürnâme'nin yazıldığı dönem ve coğrafya Oğuz tesirinden uzak olsa da Babür'ün hatıratında türe uygun olarak doğal ve içten bir dil kullanmasıdır. Diğeri ise hatıratta bahsi geçen Oğuz kökenli kimselerin dil özelliklerinin metne aktarılmasıdır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b1b0ab954",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b1b3d55ca",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Darendeli Mehmed Saib Efendi’nin Erkek Sevgiliye Yazdığı Şiirler",
                "creator": " Fi̇li̇z Kalyon",
                "subject": null,
                "description": "Klasik Osmanlı şiirinde işlenen sevgili tipinin kadın mı yoksa erkek mi olduğu konusunda zaman zaman bazı değerlendirmeler hatta bu değerlendirmelerin ötesinde tartışmalar da yapılmaktadır. Bu mevzunun tüm divan edebiyatı şairlerini ihtiva etmediği bilinmekle birlikte bazı şairlerin sevgili hususunda farklı cinsi tercih ettiği bir gerçektir. Bu şairlerden biri de Darendeli Saib Efendi’dir. XIX. yüzyıl Klasik Türk edebiyatı şairlerinden olan Darendeli Mehmed Saib’in tarafımızdan yayımlanan divanından hareketle şairin, erkek sevgiliye yazdığı şiirler hakkında bir değerlendirme çalışması yapılmıştır. Arap, Fars ve Türk kadim edebiyatlarının evveliyatından itibaren var olan aşk hususu, tasavvufî şiirde İlahi aşk şeklinde tezahür ederken klasik edebiyatın diğer şairlerinde zaman zaman İlahi aşk, umumiyetle de beşeri aşk işlenmiştir. Klasik İslam edebiyatında üç milletin kadim edebiyatlarının en hacimli şiirini oluşturan “gazel” tarzını da sevgiliye yazılan şiirler oluşturmaktadır. Ama bu sevgilinin kadın mı yoksa erkek mi olduğu şiirlerin çoğunluğunda anlaşılmamaktadır. Terim olarak gazelin tanımına dair yapılan değerlendirmelerde çoğunlukla kadınlara hitaben yazılan şiirler ifadesine rastlanılır. Klasik edebiyatın gidişatında var olan beşeri aşk, yani erkek-kadın aşkı bazı şiirlerde daha değişik bir halde, erkeğin erkeğe olan aşkı şeklinde tezahür etmektedir. Darendeli Mehmed Saib Efendi’nin şiirlerinde işlenen sevgili tipinin erkek olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Bu durumdan hareketle Mehmed Saib Efendi’nin şiirlerinde görülen erkek sevgili hususunda değerlendirme yapılmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b1b3d55ca",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b1b941907",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Söhrab Tahir’in “Yazda Payız Söhbәti” Povestinde Olumsuz Değerlendirilme Korkusu ve Yalnızlık",
                "creator": " Gökçen Bilgin Aksoy",
                "subject": null,
                "description": "Çağdaş Güney Azerbaycan şiirinin önde gelen isimlerinden Söhrab Tahir, eserlerinde Kuzey Azerbaycan ve Güney Azerbaycan'ın ortak edebî geleneklerini birleştirir. Uzun yıllar sürgünde yaşayan S. Tahir’in şiirlerinde, hikâyelerinde, povestlerinde ve romanlarında Güney Azerbaycan önemli bir yer tutar. Bununla birlikte nesir türünde kaleme aldığı eserlerinde sıradan insanların hayatlarını, iç dünyalarını ve ruhsal durumlarını ayrıntıları ile anlatır. Söhrab Tahir’in “Yazda Payız Söhbәti” povestinde çeşitli sebeplerle bir hastanede bir araya gelen insanların yaşadığı sıkıntılar, psikolojik durumlar ele alınır. Povestteki kişilerin duyguları “olumsuz değerlendirilme korkusu” ve “yalnızlık” olguları etrafında oluşur. Bu çalışmada Söhrab Tahir’in hayatı ve edebî şahsiyeti ile “Yazda Payız Söhbәti” povestinin içeriği hakkında bilgi verildikten sonra “olumsuz değerlendirilme korkusu” ve “yalnızlık” olguları açıklanarak bu olguların povestte nasıl işlendiği belirlenmiş, povest kişileri üzerindeki etkileri ortaya konulmuştur. Yapılan bu inceleme ile Söhrab Tahir’in başkasına, dışa, görünene ya da yüzey yapıya odaklanmanın yanıltıcılığına dikkat çektiği ve bu durumun insanın yalnızlaşmasına, çeşitli psikolojik sıkıntılar yaşamasına sebep olduğu mesajını ilettiği görülmüştür. Ayrıca bu çalışma ile Söhrab Tahir’in Türkiye’deki edebiyat araştırmacıları tarafından daha iyi tanınmasına da katkıda bulunmak amaçlanmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b1b941907",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b1be91e26",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Yapay Zekâ Şiiri Öldürür mü? ChatGPT-4 Örneğinde Sanal Zekânın Şiir Yorumlamasının İmkânları ve Sınırlılıkları",
                "creator": " Gökhan Tunç",
                "subject": null,
                "description": "Bilhassa son çeyrek asırda teknoloji ve dijitalleşmenin hızla ilerlediği ve bu ilerlemenin hayatın hemen her aşamasında doğrudan bir etkisinin olduğu gözlemlenmektedir. Benzer şekilde özellikle son birkaç yıldır yapay zekâ alanında yaşanan devrim niteliğinde gelişmelerin, insanların yaşamında köklü değişiklikleri beraberinde getireceği öngörülmektedir. Öte yandan birçok mesleğin yapay zekâ tarafından yapılabileceğini ve bu durumun insanları kötü yönde etkileyeceğini iddia edenlerin yanı sıra yapay zekânın etkili ve doğru kullanımının insanlara büyük yararlar sağlayabileceğini savunanlar bulunmaktadır. Böylesi geniş bir etki alanına sahip yapay zekânın edebiyata ve edebiyat araştırmalarına etkisinin olmaması düşünülemez. Bu makalede bahsedilen düşünce çerçevesinde, hayatın birçok farklı noktasında etkisini hissettiren yapay zekânın genelde edebiyat özelde ise şiir türüne etkileri şiir yorumlama süreci merkezinde sorunsallaştırılmıştır. İfade edilen kapsamda 2023’te yapay zekâ modeli olarak piyasaya sürülen ChatGPT-4’ün şiir yorumlama sürecinde kullanılmasının potansiyel imkânları ve sınırlılıkları incelenmiştir. Bu doğrultuda makalede, yapay zekânın şiir yorumunun kaynağı, niteliği, bu türü tanımlamasının ve yorumlamasının nasıl olduğu ChatGPT-4’e sorulan sorular aracılığıyla tartışılmıştır. Son aşamada ise yapay zekânın şiiri yorumlama şekli ve niteliği, modern Türk şiirinden seçilen örnekler üzerinden konu edilmiştir. Böylelikle yapay zekânın edebiyat ve şiir yorumlama süreci üzerindeki olumlu ve olumsuz etkilerine dair bir perspektif sunmak amaçlanmıştır. Yapay zekânın şiir yorumlama becerisini tartışan bu çalışmanın, tespit edilebildiği kadarıyla, bu konuda yazılmış ilk makale olması açısından benzer çalışmalara model olması hedeflenmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b1be91e26",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b1c619a53",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "XVI. Yüzyıl Şairlerinden Behiştî’de Dil ve Üslûp",
                "creator": " Hacer Arslan",
                "subject": null,
                "description": "Klasik Türk edebiyatı yaklaşık altı asır kendine has edebî zevki ve estetik kaygısı ile hüküm sürmüş belli kuralları ve çizgisi olan köklü bir gelenektir. Bu gelenek içerisinde var olmaya ve dikkat çekmeye çalışan klasik şairler en güzel şiiri en özgün biçimde söyleme arayışına girmiş, daha önce söylenmeyen mana ve mazmunu yetkin ve özgün bir üslûpla dile getirmeyi şiar edinmişlerdir. Klasik şairin şairlik gücünü ve yeteneğini gösterebilmesi şahsına münhasır üslûbuna bağlı ve kendisine has bir dil geliştirip üslup oluşturmasında gizlidir. Bu çalışmada XVI. yüzyıl şairlerinden Behiştî’nin dil ve üslûp özelliği ön plana çıkarılmış; dil ve üslûp özelliklerinden sade dile temayülü, halk söylemine, mahallî unsurlara yer vermesiyle arkaik kelime, atasözü ve deyim kullanımı üzerinde durulmuştur.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b1c619a53",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b1cb79ba7",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Şeyhülislâm Bahâyî’nin “Neylersin” Redifli Gazeline Yazılmış Nazire, Taştir ve Tahmisler",
                "creator": " Hati̇ce Özdi̇l,  Volkan Göktaş",
                "subject": null,
                "description": "Klâsik Türk edebiyatının gelişmesine; şairlerin yetişip olgunlaşmasına katkı sağlayan nazirecilik geleneği, geçmiş ve gelecek arasında bir köprü oluşturmuştur. Nazirecilik geleneği ile yüzyıllar önce yaşayan bir şairin adı yaşatılmış ve şiirleri güncelliğini muhafaza etmiştir. Böylelikle şairler arasında şiir vasıtasıyla bir muhabbet hâsıl olmuştur. Klâsik Türk edebiyatının önemli şairlerinden biri olan Bahâyî, 17. yüzyılın önde gelen şahsiyetlerindendir. Âlim ve şair bir zat olan Bahâyî’nin kaleme almış olduğu “neylersin” redifli şiir, gerek kendi döneminde gerekse kendinden sonraki dönemde pek çok şairi etkilemiştir. Bahâyî’nin “neylersin” redifli şiirine yazılan nazire ve tahmisler, şairin üslubunun beğenildiği ve takdir edildiği anlamına gelmektedir. Çalışmamızda Bahâyî’nin (ö. 1654) oldukça meşhur olan “neylersin” redifli gazeline yazılmış olan nazire ve tahmislere yer verilmiştir. Söz konusu “neylersin” redifli şiire; Nâ’ilî-i Kadîm (ö. 1666), Güftî (ö. 1677), Haylî Ahmed Çelebi (ö. 1686), Nasûhî (ö. ?), Vahyî (ö. 1718), Nazîm (ö. 1727), Sebkatî (ö. 1754), Ferrî (ö. 1805) ve İlhâmî (ö. 1808) tarafından nazire, taştir ve tahmisler yazılmıştır. Yapılan bu çalışmayla Bahâyî’nin “neylersin” redifli şiiri merkeze alınmış ve bu şiirin, şairler üzerindeki etkisi gösterilmeye çalışılmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b1cb79ba7",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b1d0c843d",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Feyyaz Kayacan&#039;s Art of War: Multiculturalism and Surrealism in \"The Shelter Stories\"",
                "creator": " Hivren Demir Atay",
                "subject": null,
                "description": "Feyyaz Kayacan, one of the pioneering figures of the Turkish short story, pursued a multicultural life and published his works in French, English, and Turkish. His literary journeys across languages and cultures not only enabled him to get in touch with the literary and artistic movements of his time but also allowed him to take an active part in the surrealist groups in London. After surveying Kayacan’s international identity and his quest for belonging both in his actual life and in his short fiction, this article concentrates on The Shelter Stories (Sığınak Hikâyeleri, 1962), a collection of the short stories that portray the Londoners during the Second World War. It traces the possible sources that might have incited Kayacan’s imagination in writing such idiosyncratic short stories full of linguistic tricks and figures of speech. Drawing attention to the similarity between Kayacan’s imagination and the visual representations of the wartime painters Paul Nash and Henry Moore, the article underlines that Kayacan’s art of war is geared to transform dark feelings into a cheerful spirit.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b1d0c843d",
                "language": "İngilizce",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b1d85d280",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Abbas Ağa Gâibzâde’nin Bir Eseri: \"İki Kardaş\"",
                "creator": " İhsan Şehitoğlu",
                "subject": null,
                "description": "Azerbaycan’da kısa bir dönem öğretmenlik deneyimi de bulunan şair Tiflis’te Zakafkaziya Ruhani İdaresi’nde başkâtip yardımcılığı ve başkâtiplik görevlerinde otuz beş yıl boyunca çalışmıştır. Tercüme ve telif eserleri bulunan şairin ileri yaş döneminde tertip ettiği bu eserin baskısı Tiflis’te 1330\/1912 yılında on sekiz sayfa hâlinde yapılmıştır. Olay kahramanları ismi belirtilmeyen bir ülkenin şehzadeleri olan Edhem ve Ekrem adlı iki kardeştir. Edhem padişahın büyük oğlu Ekrem ise küçük oğludur. Mesnevide iki kardeş arasındaki kardeşlik ilişkisi üzerinden ilim ve cahilliğin mukayesesi yapılarak ders verme amaçlanmaktadır. Edhem cahilliği Ekrem ise ilmi temsil etmektedir. İki Kardaş adlı eser mesnevi nazım biçimiyle yazılmış ahlaki kısa mesneviler arasında yer alır. Bu çalışmada Abbas Ağa Gâibzâde’nin İki Kardaş adlı eseri ele alınmıştır. Eser önce şekil yönünden incelemiş, ardından eserin muhteva yönüyle değerlendirmesi yapılmıştır. Böylece şairin edebî şahsiyetine dair bilinenlere katkılar sunmak ve bir eserin daha literatüre kazandırılması amaçlanmıştır. Çalışmanın sonunda ise eserin çeviri yazılı metnine yer verilmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b1d85d280",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b1ddb1e88",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Kırgız Destanlarında Hz. Ali: Bir Kült ve Bir Bahadır",
                "creator": " Muhammet Nurullah Cicioğlu",
                "subject": null,
                "description": "Hz. Ali, İslam peygamberi Hz. Muhammed’in (a.s.) amcazadesi ve aynı zamanda damadı olması dolayısıyla Müslümanlar arasında ona karşı derin bir saygı ve sevgi beslenmiştir. Ayrıca savaşlarda gösterdiği kahramanlıklar, fiziki kuvveti ve âlim kişiliği, daha sonraları anlatılmaya başlayan menkıbelere dönüşmüş ve halk arasında yayılmaya başlamıştır. Bu menkıbelerin tarihi süreçte gelişerek ve halk anlatılarına ait unsurlarla zenginleştirilerek yayılması neticesinde ortaya bir destan kahramanı çıkmıştır. Türklerin İslamiyet’i kabulünden önceki süreçte epik destan geleneğinin değişmez unsuru olan kahraman tipi, bazı değişim ve dönüşümlere uğrayarak İslamiyet sonrası dönemde de varlığını sürdürmüştür. Bu değişim genel itibarıyla “alp” tipinin “gazi” tipine evrilmesi ve kahramanın temel gayesinde meydana gelen değişim olarak özetlense de Türk boylarının yaşam biçimi ve dünya görüşüne uygun bir değişim söz konusudur. Nitekim bu değişim Kırgız destancılık geleneğinde farklı seviye ve niteliklerde ortaya çıkmıştır. Anadolu sahasında Hz. Ali cenknâmelerinin XIII-XIV. yüzyıllarda yazıya aktarıldığı tahmin edilmektedir. Bu sahada üretilen diğer birçok yazılı ürün gibi cenknâmeler de XIX-XX. yüzyıllarda Orta Asya Türk boylarının ilgisini çekmeye başlamıştır. Bu çalışmada, Kırgız destancılık geleneğinde İslamiyet’in kabulünden sonraki süreçte meydana gelen değişim ve dönüşümleri seviye ve nitelik olarak örnekleyebilmek üzere İslami dönem destan kahramanına dönüşen Hz. Ali’nin ve onunla ilgili inanışların destanlara yansıma biçimi incelenecektir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b1ddb1e88",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b1e3340b1",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Çağatayca Sözlüklerde Yer Alan Meslekler ve Bu Mesleklerle İlgili Ünvanlar",
                "creator": " Muhsin Uygun",
                "subject": null,
                "description": "İnsanlık tarihi incelendiğinde, özelde bireylerin, genelde toplumların, ihtiyaçlarını karşılamak için pek çok meslek alanında gelişme gösterdikleri görülmektedir. Bu meslek alanları toplumların yaşam biçimleri, dünya görüşleri, temel ihtiyaçları, medeniyet seviyeleri vb. alanlarda araştırmacılara önemli bilgiler sunmaktadır. Eski Türkler de ihtiyaçlarını karşılamak üzere birçok meslek dalında, yüzyıllarca varlık göstermişler ve miras olarak bu meslekleri sonraki nesillere aktarmışlardır. Çalışmamızda Çağatay Türkçesi döneminde hangi meslek dallarının ve bu mesleklerle ilgili olan ünvanların var olduğu ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu meslek dallarının tespiti için öncelikle Çağatayca olarak kaleme alınan Çağatayca Manzum Sözlük, Feraği'nin Çağatay Türkçesi Sözlüğü, Fazlullâh Han Lügâti, Fethali Kaçar'ın Çağatay Türkçesi Sözlüğü, Nezrali'nin Çağatay Türkçesi Sözlüğü, Nevāyį'nin Sözleri ve Çağatayca Tanıklar, Senglâh'ın Tematik Sözlüğü, Zebân-ı Türkî adlı sözlükler taranmış ve bu sözlüklerde yer alan meslek adları ile ünvanlar listelenmiştir. Ardından meslek ve ünvanlar yapı bakımından incelenmiş, sözcüklerin kökü ve aldıkları ekler belirtilmiştir. Kök ve ek ayrıştırması yapılırken kök ve aldıkları eklerde şüphe oluşturmayan sözcükler için herhangi bir kaynak gösterilmemiş, diğer sözcükler için ilgili eserler kaynak olarak verilmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b1e3340b1",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b1e8bfc0f",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "XVII. Yüzyıl Şairi Beyâzî ve Yayımlanmamış Gazelleri",
                "creator": " Musa Tozlu",
                "subject": null,
                "description": "Şiir mecmuaları, klasik Türk edebiyatı açısından çok önemli kaynaklardır. Keşfedilmeyi bekleyen çok sayıda şair ve eseri içerisinde barındırmaları, bu önemin başlıca sebeplerindendir. Bu durum araştırmacıların ilgisini çekmekte ve buna bağlı olarak da şiir mecmuaları üzerine yapılan çalışmaların sayısı her geçen gün artmaktadır. Bu çalışmalar neticesinde, yayımlanmış divanlarda yer almayan çok sayıda şiir gün yüzüne çıkarken, biyografik kaynaklarda sadece isimleri zikredilen fakat eser örneklerine rastlanılmayan çok sayıda şair ve eseri de ilim dünyasına tanıtılmaktadır. Bu çalışmada da Berlin Devlet Kütüphanesi (Staatsbibliothek zu Berlin) Ms. or. oct. 3652 numarada kayıtlı bir nazire mecmuasında yer alan, Beyâzî mahlasıyla yazılmış 39 adet gazelin klasik Türk edebiyatı sahasına tanıtılması amaçlanmaktadır. Çalışmanın giriş bölümünde şiir mecmualarına ve söz konusu mecmuaya dair genel bilgiler verilmiştir. Birinci bölümde Beyâzî mahlasıyla şiirler yazan şairlerin biyografilerine yer verilmiş, ikinci bölümde çalışmaya konu olan gazellerin şekil ve muhtevasına dair öne çıkan özellikler tespit edilip sıralanmış, üçüncü bölümde ise gazeller çeviri yazıya aktarılmıştır. Sonuç bölümünde çalışmaya konu olan gazellerin şekil ve muhtevalarına dair yapılan değerlendirmelerden sonra, gazellerin klasik üslupla yazılmış başarılı örneklerden olduğu belirtilmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b1e8bfc0f",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b1ef2b549",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Ahmed Vâlâ Nureddin&#039;in Popüler Aşk Romanları Üzerine",
                "creator": " Mustafa Gültekin",
                "subject": null,
                "description": "Ahmed Vâlâ Nureddin, Türk edebiyatında popüler romancılığın revaçta olduğu bir dönemde tefrika dâhil birçok romana imza atmış bir isimdir. Yazarın romanları; estetik kaygılardan uzak, popüler ve kitle kültürünü beslemeye yönelik kaygılarla yazılmış popüler roman sınıfına girmektedir. Popüler romancılığın tüm yönlerini kullanarak yazdığı birçok romanı bulunan Ahmed Vâlâ Nureddin, ağırlıklı olarak popüler âşk romanları kaleme almıştır. Literatürde, Ahmed Vâlâ Nureddin’e ait birçok popüler roman yer almış olsa da, bu çalışma, yazarın sadece kitaplaşan popüler âşk romanlarını incelemektedir. Yazarın, 1933-1962 yılları arasında kitap halinde basılan on adet popüler âşk romanı bu çalışmanın esasını oluşturmaktadır. Bu romanlar, popüler romancılığın genel özelliklerinin hemen hemen tümünü barındıran özellikteki yapılarıyla dikkati çeken eserlerdir. Popüler romancılığın olay örgüsü, kişi kadrosu, anlatım tekniği, anlatıcı, zaman, mekân alanlarındaki formülasyonlu yapısının Ahmed Vâlâ Nureddin’in romancılığına yansıyan yönleri bu makalede ortaya konmuştur. Bu makale, özelde Ahmed Vâlâ Nureddin’in popüler romancılığını ortaya koyduğu gibi teorik olarak popüler âşk romanlarının yapısını da göstermektedir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b1ef2b549",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b1f8910a7",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "\"Çanakkale Şehitlerine\" Şiirinde Önvarsayım ve Önvarsayım Tetikleyicileri",
                "creator": " Özkan Aydoğdu",
                "subject": null,
                "description": "Bu çalışmanın amacı, Mehmet Akif Ersoy tarafından yazılan Çanakkale Savaşı’nda kahramanca savaşan Türk askerini konu edinen epik ve destansı bir nitelik taşıyan “Çanakkale Şehitlerine” şiiri içerisindeki önvarsayımları ve önvarsayım tetikleyicilerini tespit ederek bireysel ve toplumsal iletişim açıdan önemini belirlemektir. Çalışmada “Çanakkale Şehitlerine” şiirinin tamamı incelenmiştir. Hem konuşanın hem de dinleyenin bildiği bilgiye önvarsayım denir. Başka bir deyişle önvarsayım, göndericinin iletişime girerken sözcesinde açıkça dile getirmediği fakat sözcedeki sözlüksel ve sözdizimsel yapıya ve bağlama bağlı olarak ortaya çıkan, dinleyici tarafından da bilindiği kesin olarak kabul edilen bilgiler olarak tanımlanabilir. Gönderici karşı tarafın bildiği bilgilerden hareketle bazı bilgileri önvarsayar ve sözcesini bu şekilde kurar. Önvarsayım tetikleyicileri sınıflandırılırken farklı araştırmacılar tarafından farklı sınıflandırmalar yapılmıştır. Bu çalışmada, Yule (1996)’nin sınıflandırması dikkate alınacaktır. Çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Konu ile ilgili dokümanlar toplanarak elde edilen verilerin içerik analizi yapılmıştır. Çalışmanın sonucunda, “Çanakkale Şehitlerine” şiirinde yapısal, varoluşsal, sözlüksel, olgusal olmayan ve karşı olgusal önvarsayımların olduğu ve birçok yerde önvarsayımın ön gönderimli ve art gönderimli olarak sağlandığı tespit edilmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b1f8910a7",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b1fc43c2e",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Klasik Osmanlı Türkçesi Döneminde Sözlü İcranın Yazıya Etkisi: \"Şükür-Nâme\"",
                "creator": " Perihan Ölker,  Gokhan Olker",
                "subject": null,
                "description": "Söz sürekli değişen, dinamik bir varlıktır. Dolayısıyla yazı dili de söze bağlı olarak sürekli değişim geçirir. Türkiye Türkçesi yazı dili hâline gelmeye başladığından itibaren günümüze kadar sürekli bir değişim yaşamıştır. Resmî dilin ortaya konması ve buna dayalı eğitim dilinin yerleşmesiyle imlanın standart hâle gelmesi ancak mümkün olmuş; iletişimin kolaylaşması, okullaşma oranının artması da bu standartlaşmaya imkân tanımıştır. Klasik Osmanlı Türkçesi döneminde, 16. yüzyıldan 20. yüzyıla kadar, derviş âşıkların sözlü icrasını yazıya döktüğü görülmektedir. Bu yazılar sözlü icranın takip edilebileceği şekilde olmuştur. Yani âşık, aynı dönemdeki başka yazar ve şairler gibi, konuştuğu şekilde de yazabilmiştir. Bu çalışmada tarih kaydı düşülmüş en eskisi 1656 en yenisi 1810 yılına ait; Tekke Edebiyatı dâhilinde, manzum Şükür-name nüshalarının, tenkitli okunmuş dördü üzerinden, dönemin ağız özelliklerinin yazı diline yansıması tespit edilmiştir. Şimdiye kadar on nüshasını tespit edebildiğimiz, tamamı harekeli olan Şükür-name’nin uzun süre hem sözlü icra edildiği hem de yazıya döküldüğü anlaşılmaktadır. Hece ölçüsüyle ve koşma tipi nazım biçimiyle kâğıda dökülmüş eserin tam olan bazı nüshalarında sözlü icrasını da yapan âşığın mahlası mevcuttur. Nüshalar arasında ceger~ciger, get-~git-, yeren-~yerin- gibi örneklere rastladığımız gibi dudak uyumunu da takip edebiliyoruz. 17. yüzyıl ortasında daġ yazarken 18. yüzyılın sonunda ṭaġ yazabildiğini görüyoruz. Bunlara benzer örneklerden anlaşılıyor ki derviş âşıklar sözlü dille yazı dili arasında kalmışlardır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b1fc43c2e",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b202caaf7",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Mevlevîliğe Dair Bir Şiir Mecmuası: Mecmû‘a-i Eş‘âr (06 Mil Yz A 2239\/2)",
                "creator": " Ramazan Çelik",
                "subject": null,
                "description": "Türk edebiyatının kırkambarı olarak nitelenen mecmualar, muhteva bakımından zengin içeriğe sahiptir. Edebiyat, tarih, halk bilimi, etnografya, coğrafya, sosyoloji gibi birçok farklı disipline ait unsurları barındıran metinlerdir. Manzum veya mensur metinleri içeren mecmualar, yemek tariflerinden ilaçlara birçok alandaki farklı bilgiyi de ihtiva edebilir. Mecmualar, edebiyat tarihi açısından önemli metinler olarak öne çıkmaktadır. Özellikle şiir mecmualarında bilinmeyen kimi şairlere ya da tanınan şairlerin bilinmeyen şiirlerine rastlamak mümkündür. Bilhassa nazîre mecmuaları, şairlerin birbirlerine olan tesirlerini anlamak bakımından dikkate değerdir. Yazıldıkları dönemin edebî zevkini yansıtma açısından da önemli olan şiir mecmuaları, derleyicisinin tercihine göre seçtiği nazım şekilleri ve türlerini barındırır. Bu makalede; “Mevlânâ ve Mevlevîlik” temalı şiirlerden oluşan, Ankara Millî Kütüphane Yazmalar Koleksiyonu’nda Mecmû‘a-i Eş‘âr adıyla, 06 Mil Yz A 2239\/2 numarada kayıtlı şiir mecmuası incelenecektir. Mecmuada, 27 farklı şaire ait, kimi birbirine nazîre olarak yazılmış 36 şiir mevcuttur. Bu şiirlerden 32’si gazel, 1’i kaside, 1’i murabba, 1’i müseddes, 1’i de terci-i benddir. Çalışmada, mecmua şekil ve muhteva bakımından incelenecektir. Ayrıca Mecmuaların Sistematik Tasnifi Projesi’ne (MESTAP) göre muhteva tasnifi yapılarak herhangi bir kaynakta yayımlanmamış şiirlerin çevri yazılı metnine yer verilecektir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b202caaf7",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b20849ada",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Elveda Gülsarı Romanının Çevirilerinde Siyasal ve İdeolojik Ögelerin Farklı Yansımaları",
                "creator": " Sema Avcı,  Yakup Çelik",
                "subject": null,
                "description": "Bu çalışmada, Cengiz Aytmatov’un “Elveda Gülsarı” romanının dört farklı çevirisinde, siyasal olay ve kavramların yansıtılmasındaki farklılıklar incelenmiştir. Edebî metinler bire bir çeviri tekniği ile değil anlama dayalı çeviri tekniği ile kaynak dilden başka bir dile aktarılır. Bu aktarım neticesinde çevirmenlerin akademik, kişisel özelliklerine; tercihlerine ve kullandıkları yöntemlere, yaklaşımlara göre aynı eserin çevirilerinde birtakım farklılıklar görülebilir. Bu durum edebî dilin zenginliği açısından kaçınılmazdır. Her bir çevirmen kendi edebî üslubuna göre eseri yeniden şekillendirir. “Elveda Gülsarı” romanında da bahsedilen sebeplerden dolayı birtakım farklılıklar tespit edilmiştir. Çeviriler karşılaştırıldığında dil ve anlatımı, temayı, olay örgüsünü, şahıs ve mekân özelliklerini, zamanı etkileyen farklılıklar olduğu görülür. Bu çalışmada özellikle Sovyetler Dönemi’nde ortaya çıkan Komsomol, kolhoz, sovhoz kurumları ile kulak, sömürge kelimelerinin çevirilerde kullanılıp kullanılmamasının kurguya olan etkisi incelenmiştir. Yine Sovyetler Dönemi’ne ait siyasal olayların yansıtılmasındaki farklılıklar tespit edilmiş, kurguya olan etkisi değerlendirilmiştir. Bu bağlamda Tahir Alangu tarafından çevrilen, ilk basımı 1969 yılında “Kopar Zincirlerini Gülsarı” adıyla yapılan 2005 tarihli 3. baskı, Güneş Bozkaya tarafından çevirisi yapılan 1973 tarihli ilk baskı, Refik Özdek tarafından çevrilen ve ilk basımı 1993 yılında yapılan 2021 tarihli 38. baskı, Mehmet Özgül tarafından çevirisi yapılan 2017 tarihli 1. baskı ele alınmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b20849ada",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b20d94cad",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Samet Ağaoğlu’nun “Büyük Aile” Adlı Hikâyesinde Şiddetin Biçimlenişi",
                "creator": " Selçuk Atay",
                "subject": null,
                "description": "İnsana ait temel duygulardan biri olan şiddet gerek bilinç düzeyinde ve gerekse maddi âlemde sıkça karşılaşılan, sözün tesirinin azaldığı veya ortadan kalktığı durumlarda ortaya çıkan ve insanın arzu ve isteği dışında maruz kaldığı tutum, davranış ve her türlü otorite kurma amacı güden bir edim olarak karşımıza çıkan bir olgudur. İnsan yaralanabilir olduğu ve yaralama arzusu duyduğu müddetçe şiddete açık bir varlıktır. Bu yönüyle insanı merkeze alan varlık alanına sahip edebî eserlerde de sıkça işlenmiş bir yapı olduğu söylenebilir. Malzemesi dil olan bir sanat eseri olarak edebî eserlerin de insanda duygu, fikir ve düşüncelere doğrudan tesir etmesi bir şiddet biçimi olarak nitelendirilebileceği gibi izleksel planda şiddetin çeşitli görünümlerini de okuyucuya sunan bir ontik varlık olduklarını söylemek mümkündür. Bu anlamda bireyden topluma uzanan taraflarıyla şiddetin farklı görünümlerini sunma ve okuyucunun itibari bir âlemde bu görünümleri deneyimleme imkânına sahip olan edebî eser, bu yönüyle yaşanılan ve var olunan hayatın içerisinde önemli bir yer tutar. Söz konusu varlık alanı bu makalede Samet Ağaoğlu’nun “Büyük Aile” adlı hikâyesi merkeze alınarak kurmaca bir metinde şiddetin biçimlenişi sosyolojik, psikolojik ve dil boyutlarıyla incelenecektir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b20d94cad",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b212eaf86",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Kazak Türkçesinde “–Ğan” Eki ile Yapılan Sıfat-Fillerin Kullanım Alanları ve Bu Yapıların Türkiye Türkçesine Aktarımı",
                "creator": " Serdar Özdemir",
                "subject": null,
                "description": "Kazak Türkçesinde sıfat-fiil, -ğan (-gen, -qan, -ken), -mas (-mes, -bas, -bes, -pas, -pes), -atIn (-etin, -ytın, -ytin), -ar (-er, -r) ve -uvşı, (-üvşi, -vşi, -vşı) ekleriyle meydana gelirken bu ekler içerisinde en yaygın kullanım alanına sahip olan ise ardına geldiği fiile geçmiş zaman manası katan “-ğan (-gen, -qan, -ken)” ekidir. Bu ek, Türkiye Türkçesine ekseriyetle “-An”, “-mIş” yahut “-DIk” şeklinde aktarılmaktadır. Fakat bu ekin Türkiye Türkesine aktarımında, yalın hâlde yahut diğer hâl ekleriyle kullanımını, edatlarla kullanımını veya yardımcı fiillere eklendiğinde kazandığı anlamları da ayrı ayrı tespit etmek önem arz eder. Bilhassa Qazaq Tilindegi Qurmalas Söylemder Sintaksisi, Köşpendiler, Abay Jolı ve Altın Orda gibi edebî eserlerin taranması neticesinde elde edilen örnek cümleler bizlere “-ğan” sıfat-fiil ekinin Türkiye Türkçesine farklı aktarım biçimlerinin de olduğunu göstermiştir. Mesela, geçmiş zaman ifade eden bu sıfat-fiil eki, yalın hâl ve “soŋ” edatıyla birlikte kullanımında Türkiye Türkçesine “–DIktAn sonra” veya “-IncA” şeklinde, yalın hâl ve “sayın” edatıyla birlikte kullanımında ise Türkiye Türkçesine “–DIkçA” zarf-fiiliyle veya “-DI ise” biçiminde aktarılabilmektedir. Taraması gerçekleştirilen edebî eserlerden alıntılanan örnek cümleler ile desteklenerek kaleme alınan bu makalede ekin çeşitli kullanım alanlarıyla Türkiye Türkçesine on farklı aktarım biçimi tespit edilmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b212eaf86",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b21aa31b2",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "XIX. Yüzyıla Ait Bir Münacatname ve Tarama Sözlüğü’ne Katkıları",
                "creator": " Serkan Cihan",
                "subject": null,
                "description": "Arapça nevc kökünden türemiş bir kelime olan münacat, ‘kulağa fısıldama’ anlamındadır. Türk, Arap ve Fars edebiyatlarında ise konusu Allah’a yakarış, yalvarma ve dua olan şiir şeklinde tanımlanır. Türün mensur olarak kaleme alınan örnekleri ise azdır. Elimizdeki yazma, mensur olarak yazılmış ender örneklerden birisidir. Yazma, Konyalı Hasan amcamızın sandığından çıkmış, nesilden nesile saklanarak günümüze kadar ulaşmıştır. 74 varaklı bu münacatnamenin her sayfasında yedi satır bulunmaktadır. Münacatname, bünyesinde birçok Arapça dua ve Türkçe menkıbeleri içermektedir. 19. yüzyılın başlarında yazılan eser, Türk dili tarihi ve söz varlığı için önemli kelimeleri barındırmaktadır. Eser, özellikle Tarama Sözlüğü’nde bulunmayan kelimeleri içermesi bakımından önem arz etmektedir. Oldukça geniş çaplı bir çalışmanın ürünü olarak niteleyebileceğimiz bu sözlük, halihazırda alanda araştırma yapan yerli ve yabancı birçok akademisyenin baş ucu kaynakları arasında yer almaktadır. Buna rağmen sözlüğün, yeni eserlerin ortaya çıkmasıyla birlikte yenilenmeye ihtiyacı olduğu da açıktır. Bu çalışmada, Tarama Sözlüğü’nde bulunmayan ya da farklı anlamlarla bulunan 29 kelime ve kelime grubu incelenmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b21aa31b2",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b2203cc3c",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Seyyid Ahmed Cezbî’nin Manzum \"Makâlât\"ı",
                "creator": " Suat Donuk",
                "subject": null,
                "description": "Yazma eser kütüphanelerinde Makâlât adını taşıyan çok sayıda kitap bulunmaktadır. Bunların önemli bir kısmını mutasavvıf bir yazar tarafından tasavvufî bilgi ve nasihatler vermek için yazılmış olanlar meydana getirmektedir. Bu nitelikteki eserlerden biri Seyyid Ahmed Cezbî’nin Makâlât’ıdır. Manzum bir eser olan Makâlât, Himmetzâde Şeyh Bahaeddin’in torunu Ahmed Cezbî Efendi tarafından kaleme alınmıştır. Makâlât’ın yazılış tarihi belli değildir. Eser, makâlât adı verilen bölümlerden meydana gelmiştir. Eserde on dokuz makâlât bulunmaktadır. Makâlâtlar gazel nazım şekline benzer biçimde oluşturulmuştur. 25 dörtlük, 277 beyit olmak üzere toplam 302 birimden örülüdür. Tüm manzumelerde aruz vezni kullanılmıştır. Şairin aruz ve kafiye tatbikinde ciddi kusurlar vardır. On dördüncü makâlâtta Ahmed Cezbî’nin dedesi ve şeyhi olan Himmetzâde Şeyh Bahaeddin, on dokuzuncu makâlâtta ise Bayramiye ve Halvetiye tarikat şeyhleri silsilesi hakkında bilgiler verilmiştir. Diğer bölümlerde insanın üstün varlık oluşu, gönlün kutsallığı, nefsin kötülüğü, insan-ı kamil mertebesine bir şeyh yardımı ile ulaşılabileceği, suretin değil siretin önemli olduğu gibi tasavvuf inançları izah edilmiştir. Tevhid, tarikat, hakikat, nefs-i emmare, vahdet-i vücud vb. tasavvufî terimler açıklanmıştır. Tasavvufî bilgilerin verildiği yerlerde dil ağır iken müritlere seslenilen dizelerde nispeten sade bir dil kullanılmıştır. Bu makalede Seyyid Ahmed Cezbî’nin Makâlât adlı manzum eseri şekil, muhteva ve dil ile üslup bakımlarından tanıtılmış, Makâlât’ın iki nüsha üzerinden kurulmuş tenkitli metni ilim âlemiyle paylaşılmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b2203cc3c",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b225b22d1",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Türkmen Masallarında Formeller",
                "creator": " Tuğba Bayrakdarlar",
                "subject": null,
                "description": "Masallar, sözlü kültür ürünleri içerisinde taşıdığı zengin malzeme itibarıyla şekil ve içerik özellikleri bakımından üzerinde çeşitli çalışmalar yapılan türlerden biridir. Kendine has geleneksel bir üslubu ve formu olan bu metinler, anlatıcı tarafından bilinçli ve ustalıkla icra edildiğinde dinleyiciyi tesiri altına alıp derinden etkileyen niteliktedir. Bu yönüyle anlatı sırasında türü başarılı bir şekilde nakletmeyi amaçlayan masalcının yararlandığı bazı yardımcı söz kalıpları bulunmaktadır. Halk edebiyatında kalıp ifade, tekerleme veya formel adıyla bilinen bu yardımcı söz ve söz öbekleri, masalların temel yapısal özelliklerindendir ve metnin çeşitli yerlerinde türlü amaçlarla kullanılmaktadır. Bu çalışmada zengin bir masal külliyatına sahip olan Türkmen Türklerinin halk masallarından seçilen örnekleri üzerinden formeller incelenip sınıflandırılmıştır. Türkmen masallarının formelleri üzerine detaylı bir tasnif çalışmasının bulunmayışı, bu araştırmanın hareket noktasını oluşturmuştur. Bu amaçla hazırlanıp tarama-fişleme ve sınıflandırma metodu esasına göre yapılan çalışmanın giriş bölümünde formel kavramının tanımı ve tasnifine yönelik kısa bir bilgilendirmenin ardından tespit edilen örnekler; başlangıç formelleri, bağlayış formelleri, benzer durumda kullanılan formeller ve bitiş formelleri olmak üzere dört ana bölümde, çeşitli alt başlıklar hâlinde sınıflandırılarak değerlendirilmiştir. İnceleme neticesinde formellerin Türkmen masallarında büyük oranda korunduğu, bazı ifadelerin kullanımının yaygın olduğu, tekerlemeli ifadelerin ise oldukça az sayıda kullanıldığı görülmüştür.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b225b22d1",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b22b5b42e",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Bursalı Mü’minzâde Ahmed Hasîb ve \"Dergâhnâme\"si",
                "creator": " Yunus Kaplan",
                "subject": null,
                "description": "Osmanlı’da inşai unsur olarak cami\/mescidlerden sonra en fazla tesis edilen müessese olan âsitâne, hânkâh, dergâh, tekke, zâviye, kalenderhâne ve ribat olarak tesmiye olunan tasavvuf müesseseleri, devletin kuruluşundan yıkılışına kadarki dönem içinde her daim canlılığını muhafaza etmiştir. Tasavvufi neşvenin canlı tutulup kemâle ermiş iyi bir ferdin yetişmesi için gayret sarfedilen bu müesseseler etrafında zamanla çok zengin bir müktesebat teşekkül etmiştir. Sosyal hayatın birçok alanında izlerine rastlanan bu müktesebatın kendini hissettirdiği alanların başında edebiyat gelmektedir. Aynı zamanda kendileri de bir tarikat müntesibi olan bazı divan şairleri, teşekkül eden bu zengin müktesebatı her fırsatta şiirlerine aksettirmişler; hatta müstakil eserler kaleme almışlardır. Tekkelerin isimleri, bulundukları mekânlar, buralarda görev yapan veya yapmakta olan şeyhler, zikir ve ayin günleri gibi çeşitli bilgilere yer verilen ve tür olarak dergâhnâme olarak adlandırılan eserler de bunlardan biridir. Edebi geleneğimizde dergâhnâme türündeki eserlerin büyük bir kısmı mensur olsa da manzum şekilde kaleme alınanları da mevcuttur. Şimdilik bilinen manzum dergâhnâme sayısı beş olup bunlar içinde en meşhur olanı 18. yüzyılın ilk yarısında Bursalı Müminzâde Ahmed Hasîb’in önce 129 beyit hâlinde tanzim edip daha sonra genişleterek 805 beyte çıkardığı Dergâhnâme adlı eserdir. Bu çalışmada Hasîb’in hayatı ve yeni tespit edilen eserleri hakkında bilgi verilecek, yeniden tanzim etmiş olduğu Dergâhnâme’sinin şekil ve muhteva özellikleri üzerinde bazı değerlendirmelerde bulunulduktan sonra çeviri yazılı metnine yer verilecektir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b22b5b42e",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b2314924e",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Sünbül-zâde Vehbî’nin Bir Kasidesinden Hareketle Tenkitli Metin Neşrinde Mecmuaların Rolü",
                "creator": " Zehra Öztürk",
                "subject": null,
                "description": "Şiir mecmuaları divan şairlerinin divanlarında bulunan şiirlerini ihtiva ettikleri gibi bulunmayan şiirlerini de içerebilirler. Divanlardaki şiirler aynı şekilde mecmualarda yer alabildikleri gibi beyitleri eksik, fazla veya yer değiştirmiş halde de mecmualarda bulunabilir. Bu çalışmada buna örnek olarak divan şairlerinden Sünbül-zâde Vehbî’nin (ö.1809) divanında yer alan bir kasidesinin iki şiir mecmuasında bulunduğu halde beyitlerinin yer değiştirmiş oldukları, beyit sayıları aynı olduğu halde divanda var olan bazı beyitlerin mecmualarda olmayıp yerlerine başka beyitlerin yazılmış oldukları gösterilecektir. Öncelikle söz konusu kasidenin bulunduğu iki şiir mecmuası (Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi Esad Efendi 3508; Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi İzmirli İsmail Hakkı 3664) tanıtılacak ve özellikleri belirtilip birbiriyle mukayese edilecektir. Daha sonra Sünbül-zâde Vehbî’nin zamanın reisülküttabı Âtıf-zâde Ömer Vahîd Efendi (ö.1783)’ye yazdığı kaside ile mezkûr mecmualardaki kasidesi karşılaştırılarak aralarındaki benzerlik ve farklılıklar gösterilecektir. Çalışmanın son kısmında ise kasidenin tenkitli neşri yapılarak günümüz Türkçesiyle nesre çevrilmiş hali verilecektir. Buna göre divan şairlerinin şiirlerinin mecmualarda birtakım değişikler gösterebildikleri örnekler üzerinden açıklanmış olacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b2314924e",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b23ab21d2",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Türk Romanında Modernleşme ve Talihsiz Âşıklar Motifine Dair Üç Örnek",
                "creator": " Zeliha Öztürk",
                "subject": null,
                "description": "Tanzimat ile başlayıp Cumhuriyet devrine uzanan Batılılaşma hareketinin yarattığı siyasi ve toplumsal kırılmaların romanlara yansıması büyük çoğunlukla trajedi türü vasıtasıyla gerçekleşir. İlk dönem romanlarında aşk hikâyeleri, modernleşmenin getirdiği politik ve sosyal meseleleri de taşır ve bu dönem itibariyle salt bir aşk hikâyesi olmanın ötesine geçer. Romansların aksine çoğunluğu trajedi türüne yaslanan bu dönem aşk hikâyeleri belirli aşamalardan geçerek Türk edebiyatını gerçekçi edebiyata ulaştırmanın araçlarından birine dönüşür. Trajedi içinde şekillenen aşk hikâyeleri âşıkların beklenen kavuşması yerine ayrılık ve ölümle sonuçlanan hikâyeler olarak talihsiz âşıklar motifini yaratmıştır. Bu motif trajedideki büyük kader ve hakikat ile ilişkilidir ve aşk hikâyelerinin doğasını toplumsal meselelere dair büyük hakikatlere döndürerek değiştirmiştir. Türk edebiyatında aşk hikâyelerini merkeze alan romanların seyrinde de talihsiz âşıklar motifi belirgindir ve bu motif Türk romanı ile dile getirilen sosyal meseleleri açığa çıkarmada işlerlik kazanmıştır. Bu çalışmada başlangıcından itibaren Türk romanında sıklıkla tekrar eden talihsiz âşıklar motifinin işlevi ve seyri Tanzimat’tan Cumhuriyet’e devam eden süreçte devirlerinin öne çıkan aşk merkezli romanları Taaşşuk-ı Talât ve Fitnat, Aşk-ı Memnu ve Huzur romanları üzerinden incelenerek tartışmaya açılacaktır. Çalışma ele alınan romanlar üzerinden talihsiz âşıklar motifinin Türk edebiyatının modernleşme sürecine olan katkısını ortaya koymayı hedeflemektedir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b23ab21d2",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b23e078de",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Edhem Şehîdî ve Şiirleri",
                "creator": " Zeynep Safi̇",
                "subject": null,
                "description": "Klasik Türk edebiyatı mahsullerine divan, mecmua ve cönk gibi yazma eserlerden ulaşılır. Bu eserler, şahıs veya devlet kütüphanelerinden ve yazma eserlerin yer aldığı kurumlardan elde edilir. Günümüze değin yurt içinde ve yurt dışında tespit edilmiş pek çok eser olmakla birlikte hâlâ keşfedilmemiş veya incelenmemiş olanlar da mevcuttur. Bunlardan biri Edhem Şehîdî’nin divanıdır. Biyografik kaynaklarda şairin divanı olduğuna dair bilgi yoktur ancak şiirlerine ulaşılmıştır. Arnavutluk Milli Kütüphanesi’nde 234 numarada kayıtlı yazma eser Derviş Hüseyin Şehîdî’nin divanı olarak kaydedilmiştir. Dijital olarak Osmanlı Arşivi’ne YB..010.d.. koduyla aynı hata üzere geçirilmiştir. Bu eser, Edhem Şehîdî’nin şiirlerini de içeren (3a-53b) bir mecmuadır. Edhem Şehîdî, Tiranlı olup 19. yüzyıl klasik Türk edebiyatı şairidir. Her ne kadar şairin hayatı hakkında pek bilgi olmasa da özellikle şaire şöhretini veren tarih düşürmeleri üzerinden şiirlerinde bazı biyografik bilgilerle karşılaşılmıştır. Bu çalışmada 19. yüzyıl klasik Türk edebiyatı şairi Edhem Şehîdî’nin biyografisi hakkında mevcut kaynaklardan derlenen bilgiler verilip şiirlerinin yer aldığı yazma tanıtılacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-08-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b23e078de",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        }
    ]
}



