{
    "issueRecord": {
        "header": {
            "identifier": "oai:https:\/\/www.adeddergi.com\/:sayi\/68a8af2059aa1",
            "datestamp": "2023-12-30"
        },
        "metadata": {
            "title": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi, Cilt: 7 Sayı: 3",
            "creator": "",
            "subject": null,
            "description": null,
            "publisher": "Prof. Dr. Mehmet Özdemir",
            "date": "2023-12-30",
            "type": "Journal Issue",
            "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/sayi\/68a8af2059aa1",
            "language": "tr",
            "rights": "Creative Commons"
        }
    },
    "articles": [
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8af679c1f0",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Tarihsel Türk Dili Alanında Limitatif İşlevli Bir Gramerleşme Örneği",
                "creator": " Ahmet Akpinar",
                "subject": null,
                "description": "Dillerde belirli bir dilsel düzeyde (isim, fiil, sıfat, zarf, edat gibi) bulunan bir sözcük eşzamanlı ya da artzamanlı gramerleşme süreçlerinin etkisiyle şekilce, işlevce ve anlamca farklılaşabilir. Aynı zamanda, dil içerisindeki çeşitli süreçlerden (fonolojik, morfolojik, sentantik, semantik gibi) geçerek gramerleşme seviyeleri yükselmeye ve buna paralel olarak söz dizimindeki diğer ögelerle olan bağımlılık seviyeleri azalmaya da başlayabilir. Diğer bir deyişle, donuklaşma ve işlevsizleşmeye uğrayarak edat, son çekim edatı ve morfem gibi çeşitli gramer birimlerine dönüşebilir. Edatlar, uzamsal ve zamansal ilişkileri ifade eden ve çeşitli anlamsal rollere atıfta bulunan dil birimleridir. Tarihsel Türk dilinin bazı alanlarında ve çağdaş lehçelerin birçoğunda bulunan edat türündeki sözcüklerden biri de çAK’tır. İlk defa Karahanlı Türkçesinde isim kategorisinde tanıklanan bu sözcük; artzamanlı ve eşzamanlı gramerleşme süreçlerinde isim, sıfat, zarf gibi anlamlı ögelerin yanı sıra görevli ögelere de dönüşerek cek\/cah, çen\/çan\/çın\/çin, çenli, çekem, çeyin, çeyre, -çe\/-ça gibi gramer şekillerini meydana getirmiş, ayrıca tarihî ve çağdaş Türk lehçelerinde limitatif işlevinde kullanılmıştır. Bu yazıda, çAK sözcüğünün uzun gramerleşme süreçlerinin etkisiyle nasıl limitatif işlevli bir gramer ögesi durumuna geldiği tarihî ve çağdaş Türk dillerinden tanıklarla gösterilecektir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8af679c1f0",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8af69bc531",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Fasîh’in Kalem Makalesi Veya Peygamberler Kıssası Adlı Eseri",
                "creator": " Ahmet İçli",
                "subject": null,
                "description": "Fasih Ahmed, 17. asırda yaşamış, ressam, müzisyen, hattat bir şair ve yazar olmanın yanında devlet görevlerinde bulunmuş önemli bir şahsiyettir. Farsça ve Türkçe divanları olan şairin, inşa örnekleri arasında sayılan eserleri vardır. Birçok hattat, şair, müzisyen ve ressam da yetiştiren Fasîh’in kendi hattıyla Fars, Türk ve Arap şairlere ait şiirleri\/eserleri derlediği mecmuaları bulunmaktadır. Fasîh Ahmed’in sade bir dil kullanarak yazdığı eserlerinin\/şiirlerinin yanında sembollerle örülü, istiare, teşbih\/benzetme, mecazlı, imge ve metaforik ifade tarzını kullandığı eserleri vardır. Bunlardan biri de başlığından ve içeriğinden hareketle Kalem Makalesi olarak anılan, ancak peygamberlerin hayatlarını da konu edinen eseridir. Kaynaklarda şairin bu isimle anılan bir eseri bulunmamakla birlikte bazı küçük makalelerinin varlığına dair bilgiler vardır. Eldeki nüshalara göre girişte manzum bir bölümle başlayan eser, kimi manzum metinleri içermekle birlikte düzyazı formunda kaleme alınmıştır. Eserde kalemin önemine ve işlevine değinilmiş, bazı peygamberlerin mücadelesi ile kalem arasında benzerlik ilişkisi kurulmuş ve bu çerçevede anlam örüntüleri oluşturulmuştur. Eserde, Kalem Makalesinin yanında iki makale formunda Âdem Peygamber ve İbrahim Peygamberin yaşamlarından kesitlerin sunulduğu bölümler bulunur. Eserin bugüne kadar tam metninin verildiği Latin harfli bir yayımı bulunmamaktadır. Çalışmamız, kalem ve iki peygamber eksenli yazılan makalenin kütüphanelerde tespit edilebilen yazma nüshalarının tanıtımı ve bir nüshasının Latin harflerine aktarılmış yayınıdır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8af69bc531",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8af6b0ab6e",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Çağatayca Sözlüklerde Yer Alan Giyim Kuşam ile İlgili Sözlük Birimler",
                "creator": " Ahmet Karataş",
                "subject": null,
                "description": "Çağatay Türkçesi, XV. yüzyılın başlarından XX. yüzyılın başlarına kadar Osmanlı Devleti sınırlarının dışında kalan Türk boylarının konuşma ve yazı dili olmuştur. Çağatay Türkçesi, Ali Şîr Nevâyî’nin eserlerini kaleme almasıyla klasik dönemini yaşamış, böylelikle tüm Türk dünyasında Çağataycaya olan ilgi artmıştır. Bu durum Çağatayca sözlüklerin yazılmasına öncülük etmiştir. Çağatayca sözlüklerin oluşturulmasının bir diğer nedeni de Babur İmparatorluğu’nun kurucu sınıfının, ana vatanlarından uzakta, günümüz Hindistan, Afganistan, Pakistan ve Bangladeş bölgesinde egemenlik kurmasıdır. Bu bölgede hüküm süren Baburlu hanedanı Türklerden oluşsa da halk çoğunlukla yabancı öğelerden meydana gelmekteydi. Buna ek olarak Babur’un ölümünden sonra Babur’un vârisleri tarafından Farsçanın resmî devlet dili olarak kullanılması, Türk dilinin etki alanını iyice daraltmıştır. Ancak yine de millî şuura sahip devlet yetkilileri, Türkçeyi unutmamak ve Türkçe öğretimini sağlamak amacıyla Farsça açıklamalı gramer ve sözlük kitapları yazdırmışlardır. Tüm bu sebeplerden dolayı beş yüz yıllık Çağatay Türkçesi döneminde pek çok sözlük yazılmıştır. Bu çalışmada Çağatay Türkçesiyle yazılmış sözlüklerde yer alan giyim kuşam ile ilgili sözlük birimler tespit edilmiştir. Kısa bir giriş bölümünün ardından çalışmaya kaynak olarak seçilen Çağatayca sözlüklerde yer alan giyim kuşam ile ilgili sözlük birimler gruplandırılmıştır. Tespit edilen sözlük birimler, Özlem Tegün’ün “Tarihî Türk Şivelerinde Giyim Kuşam Kelimeleri” adlı doktora tezinde kullandığı sınıflandırma esas alınarak ‘Günlük giyim’ ve ‘Askerî giyim’ olmak üzere iki ana başlık içerisinde değerlendirilmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8af6b0ab6e",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8af6e429ea",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Alî Şîr Nevâyî&#039;nin Farsça Şiirleri-V",
                "creator": " Ahmet Kartal,  Saniye Eraslan Kaleli",
                "subject": null,
                "description": "Türk edebiyatının en önemli şahsiyetlerinden biri olan Alî Şîr Nevâyî; Farsçanın edebî dil olduğu ve Türkçe eser vermenin küçümsendiği bir dönemde, eserlerini şuurlu olarak Türkçe kaleme almıştır. Aynı zamanda Farsça bir dîvân da tertip eden Nevâyî’nin Farsça Dîvân’ı; gazel, müseddes, terkîb-bend, rübâ’î, kıt’a, tarih, lugaz, muammâ, müfred, Molla Câmî için yazılan mersiye ile “Sitte-i Zarûriyye” isimli kasidelerden oluşmaktadır. Ayrıca Nevâyî’nin Türkiye’de bulunan Farsça dîvânının yazma nüshalarında yer almayan ve “Fusûl-i Erba’a” başlığını taşıyan dört kasidesi daha mevcuttur. “Fusûl-i Erba’a”; dört mevsimden söz eden “Seretân”, “Hazân”, “Bahâr” ve “Dey” başlıklı dört kasideden oluşmaktadır. Nevâyî’nin kasidelerinin Türkçe tercümelerini ihtiva edecek olan bu çalışmanın ilk dört tefrikasında, “Fusûl-i Erba’a”da yer alan kasidelerin Türkçe tercümesine sırasıyla yer verilmiştir. Beşinci tefrika olan bu makalede ise “Sitte-i Zarûriyye”de yer alan dîbâce ile “Sitte-i Zarûriyye”nin ilk kasidesi olan “Rûhu’l-kuds” ele alınmış ve Türkçeye tercüme edilmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8af6e429ea",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8af739ec4a",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Şükûfe Nihal’in Yalnız Dönüyorum Adlı Romanında Aydın Bir Cumhuriyet Kadınının Dünyası",
                "creator": " Alev Önder",
                "subject": null,
                "description": "Cumhuriyet döneminin ilk kadın şair, yazar ve eğitmenlerinden Şükûfe Nihal toplumsal tarihin önemli kırılma noktalarına tanıklık ederek kaleme aldığı eserlerinde sosyal meselelere duyarlığını ortaya koyar. Yazar, bu çalışmada tahlil edilen Yalnız Dönüyorum adlı romanında 1908-1930 yılları arasında yaşanan toplumsal değişimin kadın bireylerin kimlik inşasına etkilerini biyografik bilgi ve tarihsel gerçekliğe dayanan unsurlar aracılığıyla yansıtır. Meşrutiyet, Mütareke dönemi, Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyetin kuruluş yıllarında hürriyet ve eşitlik arayışları romanda Yıldız’ın millî kimlik ve benliğe dair düşünceleri aracılığıyla aktarılır. Romanda mutsuz bir evlilik anlatılırken bireysel tarih ile toplumsal tarihe eş zamanlı ayna tutulur. Bu çalışmada kadın ve kadınlık tanımları, toplumsal cinsiyet rolleri, evlilikte iktidar ilişkileri, toplumsal vazife hususlarının romanda ele alınışı feminist edebiyat eleştirisi ışığında irdelenecektir. Yazarın sosyal meselelere dair savunduğu tezler kadın kimliğinin inşası odak kılınarak değerlendirilecektir. Ulus devlet inşasında ön plana çıkan “yeni hayat” konusuna Yıldız’ın eleştirel yaklaşımı ortaya konulurken “yeni kadın” imgesinin kurmacadaki izleri sürülecek Yıldız’ın kişilik gelişiminde cinsler arasındaki hiyerarşilerin etkisi sorgulanacaktır. Ahlaki çöküşün ve yozlaşmanın tasvir edildiği romanda bilgili ve kültürlü aydın kadınların idealize edilmesinde milliyetçilik ideolojisinin etkisi dikkat çekmektedir. Olumlu ve olumsuz kadın portreleri toplumsal sorunlara dair duyarlık ölçütü ile keskin çizgilerle ayrılırken modern kadın imgesinin romanda nasıl sorunsallaştırıldığı Yıldız’ın kimlik inşası odağında ele alınmaktadır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8af739ec4a",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8af78e6a21",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Hayâlî Bey’in “Bilmezler” Redifli Gazeline Yazılan Nazire, Tahmis ve Tesdisler",
                "creator": " Aslıhan Öztürk Doğan",
                "subject": null,
                "description": "Bir şairin beğendiği bir şiirin şekil, muhteva ve üslup bakımından benzerini ortaya koyması anlamına gelen nazirecilik, klasik Türk şiirinin yaslandığı en köklü geleneklerden biridir. Başka şairlere dostluk, beğeni veya üstünlük göstergesi maksatlarıyla yazılan nazireler, şairlere birtakım hazır kalıplar sunmaktaydı. Klasik Türk şiirinin muhteva ve motif yapısı bakımından geleneğin getirdiği malzemeyi kullanması da nazire geleneği için uygun bir ortam tesis etmekteydi. Hal böyle olunca klasik Türk şiirinin kuruluş döneminden itibaren nazirecilik yaygın bir şekilde kullanılmış, yalnızca nazire şiirleri bir araya getiren nazire mecmuaları söz konusu olmuştur. Vezin, kafiye ve anlam nazirenin üç önemli şartı olmakla birlikte nazire mecmualarındaki şiirlerde her zaman bu şartlara uyulmadığı görülmektedir. Nazire şiirlerin tespiti, bu üç yönden ince bir tetkik sürecini lüzumlu kılmaktadır. Bu çalışmanın konusunu 16. yüzyılın önemli edebî şahsiyetlerinden Hayâlî Bey’in “bilmezler” redifli gazeline yazılan nazire, tahmis ve tesdisler oluşturmaktadır. Anlam dünyası ve üslubunun güzelliği bakımdan Hayâlî Bey’in bu şiiri, gerek kendi döneminde gerekse kendinden sonraki dönemlerde oldukça ilgi çekmiştir. Söz konusu şiire Muhibbî, Kara Fazlî, Ravzî, Yetîmî, Mehmed Sıdkî, Nigârî, Şeyh Gâlib, Rahmî ve Osman Şems tarafından nazire, tahmis ve tesdisler yazıldığı tespit edilmiştir. Nazire ilişkileri bakımından bu şiiri irdelemek şairler arası bilinen ve bilinmeyen etkileşim halkalarını pratikte de ortaya çıkarmış olacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8af78e6a21",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8af804081d",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Sabûhî Ahmed Dede&#039;nin Mesnevî Şerhinde Kullandığı Kaynaklar",
                "creator": " Ayşe Korkmaz",
                "subject": null,
                "description": "Mevlânâ'nın XIII. yüzyılda Farsça kaleme aldığı Mesnevî, Türk kültüründe büyük bir yer edinmiş sayılı eserlerdendir. İçerisinde pek çok tasavvufî bilgi gizleyen bu eserin, okuyucular tarafından doğru anlaşılabilmesi için XV. yüzyıldan itibaren Mesnevî şerhleri yazılmaya başlanmıştır. Bu şerhler; şârihin ilmî, dinî, tasavvufî birikimine göre farklılık gösterse de temelde kullandıkları kaynaklar örtüşmektedir. Başta dinî-tasavvufî kaynaklar olmak üzere; gramer kitapları, lügatler, manzum eserler, tarih ve biyografi eserleri gibi pek çok kaynağın bu şerhlerde temel kaynak olarak kullanıldığını görmekteyiz. Mesnevî şerhlerinden biri olan Sabûhî Ahmed Dede tarafından yazılmış İhtiyârât-ı Sabûhî'de de diğer şerhlerde kullanılan kaynakların birçoğunu görebilmek mümkündür. Sabûhî, hem almış olduğu iyi eğitim sayesinde hem de kendi birikimi neticesinde eserinde çok sayıda dinî-tasavvufî ve edebî kaynak kullanmıştır. Bu çalışmada İhtiyârât-ı Sabûhî adlı Mesnevî şerhinde kullanılan kaynaklar örneklerle açıklanmaya çalışılmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8af804081d",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8af859ab36",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Klasik Türk Şiirinde Peygamberler ile Sevgili Arasında Oluşturulan Anlam Dünyası",
                "creator": " Ayşe Yilmaz",
                "subject": null,
                "description": "Klasik Türk şiirin beslendiği iki ana damar vardır. Bunlardan ilki dini içerik (Kur’ân-ı Kerȋm, hadisler, dini ilimler, peygamber kıssaları…), diğeri ise yerli malzemeler (milli kültür, efsaneler, şahıslar, atasözleri ve deyimler…)’den oluşur. Şairlerin; aşk, âşık ve sevgili temasını işlerken bu iki damardan beslendiği görülür. Böylece sanatın manevi değerlerden ve geleneklerden hareket eden tarzı bir sonraki nesle miras kalır. Aşk kurgusu daima ıstırap yörüngesinde gelişir. Sevgili otorite sahibidir, yücedir, kudretlidir, acımasızdır ve bir o kadar da güzeldir. Âşıksa cevr ü cefa çekmekten şikayetçi olmaz, gözyaşlarını ve canını sevgili yoluna sunmuştur. Sevgiliyi anlatırken de en iddialı sözleri söylemeli, tesiri güçlü ve kalıcı kılmalıdır. Böylece ideal aşka ulaşacak olan âşık, ruhen de yükselmiş olacaktır. Bu nedenle de sevgilisini peygamberlerle yan yana getirir, dahası zaman zaman onlardan üstün yanlarını söyler. Bu ona göre bir yarış sayılmaz, sevgili zaten her türlü ulvi meziyete sahiptir. Bu makalede peygamber ile sevgili arasında kurulan anlam bağları ve incelikleri, oluşturulan güçlü hayaller, estetik anlatım, üslup zenginlikleri incelenmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8af859ab36",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8af8b55122",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Gaziantep’te Kaybolmaya Yüz Tutmuş Bir Meslek Olarak Kuşakçılık Ve Son Ustaları",
                "creator": " Ayşenur Özdal,  Berna Dinç Musluk",
                "subject": null,
                "description": "Değişen ve gelişen yaşam şartları sebebiyle insanların üretim ve tüketim biçimleri de değişmektedir. Bu değişim, bazı kültürel değerlerin kaybolmasına ve yerine yeni unsurların alınmasına sebep olmaktadır. Teknolojik gelişmeler sebebiyle kaybolan kültürel değerlerden biri de geleneksel mesleklerdir. Geleneksel meslekler, insan gücüne duyulan ihtiyacın azalması ve modern insanın taleplerinin değişmesiyle yok olmaktadır. Bu çalışmada gelişen teknolojinin gerisinde kalarak el emeğiyle üretim yapılan, üretildiği bölge olan Gaziantep’in kültürel mirası içinde değerlendirilen ve günümüzde yeteri kadar ustası bulunamadığı için artık kaybolan kuşakçılık mesleğinin tanıtılması, korunması ve gelecek nesillere aktarılması amaçlanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda Gaziantep’teki son kuşak ustalarına ve konu hakkında bilgi sahibi olan kaynak kişilere ulaşılmış ve çalışmanın temel verileri bu kişilerle yapılan görüşmeler ve gözlem yoluyla elde edilmiştir. Bu verilerle kuşakçılık mesleğinin tarihi ve kökeni, Gaziantep’teki kuşak ustaları, kuşak üretiminin tekniği ve üretiminde kullanılan malzemelerin özellikleri, kuşağın kullanım alanları, mesleğin geçmişten günümüze geçirdiği değişimler ve kuşakçılık etrafında oluşan kültürel varlık hakkındaki bilgiler derlenmiştir. Buna göre; kuşakların, yaşam biçimlerinin farklılaşması ve insan ihtiyaçlarının değişmesiyle birlikte günlük yaşamdaki önemini kaybettiği, günümüzde bazı bölgelerde nadiren de olsa kullanım özelliğini korumakla birlikte genellikle halk oyunları kostümlerinde ve geleneksel üretim amacının dışında çanta, cüzdan, şapka gibi süs eşyalarının yapımında ve çeşitli mekânlarda dekor olarak kullanıldığı görülmüştür. Temsil ve sunum özellikleri değişmiş olan kuşağın hâlâ üretim yapan son iki ustası da meslekten çekildiğinde kuşakçılık artık kaybolmuş bir geleneksel meslek olacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8af8b55122",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8af94b6451",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Contextual Meanings of Similarities in Âşık Veysel’s Poems",
                "creator": " Ceren Selvi̇",
                "subject": null,
                "description": "Analysis of the signs used in the language of poetry means bringing what the poet wants to say from the deep structure to the surface structure. Poetry is the art of bringing signs together accurately and artistically. What this means is that the desired emotion of the poem is conveyed by bringing the chosen language elements together harmoniously. These language elements which come together form the framework of the poetic language with the semantic bonds they create with each other. The concept of \"context\" determines how all the words that make up the poem will come together. The language used in poetry is a tool for the poet. While using language as a tool, the poet will want to convey their thoughts and feelings to the reader through context. However, it’s not possible for them to go out of context while doing this. The concept of word, which corresponds to a sign in language, cannot be separated from the context. Words must be in a consecutive order to form a meaningful text sequence because the signs in language are linear. When using language, sounds and words are placed one after the other. When the words connect to each other, a meaningful relationship will arise between them. As a result of this meaningful relationship, contextual meanings emerge. In this study, the contextual meanings of the metaphors identified in Âşık Veysel's poems are explained through tables. Before moving on to the review section, brief information and examples are given about the concepts of sign\/referent\/context.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8af94b6451",
                "language": "İngilizce",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8af97e3bb0",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Üretici Dönüşümsel Dilbilgisi Kuramına Göre Cümle Kurucuların İşlevleri",
                "creator": " Duygu Özge Gürkan",
                "subject": null,
                "description": "Sözdizim, temel dilbilgisi bileşenlerinden biridir. Bugün farklı dilbilgisi kuram ve yöntemlerinin uygulandığı çok sayıda sözdizim çalışması mevcuttur. Bunların kimisi yapısal özelliklere odaklanırken kimisi yapısal özelliklerin yanı sıra anlamsal, işlevsel ya da edimsel özelliklere odaklanmaktadır. Yine de bütün bu çalışmaların ortak noktası sözdizimin dillerdeki cümle görünümlerini inceliyor olmasıdır. Bu çalışmanın metodolojisi Chomsky’nin sözdizim kuramına dayanmaktadır. Bu kuram temelde sonlu sayıda kuralla sonsuz sayıda cümle üretilebileceğini açıklamayı hedeflemektedir. Kurucular ise cümle içerisinde tek bir birim gibi işlev gören sözcük gruplarıdır. Kurucular cümle içerisinde hiyerarşik bir ilişkiyle birbirlerine bağlanırlar. Hiyerarşik kurucu ilişkileri ve bunlara dair kurallar da ağaç diyagramını oluşturur. Bu çalışma sözdizim kuramı doğrultusunda söz konusu kurucuların kategorileri ve işlevleri üzerinedir. Cümledeki her bir kurucunun ad öbeği, eylem öbeği gibi bir kategorisi ve özne, yüklem gibi bir sözdizimsel işlevi vardır. Bu çalışma, hiyerarşik kurucu ilişkileri temel alınarak Türkçe sözdiziminin genel yapısını ortaya koymaya yöneliktir. Ancak Türkçe sözdizimi çok kapsamlı bir konu olduğundan, burada, bu konu, sözdizim kuramının temel kavramlarını oluşturan baş (öbek kurucu), başın öbek oluşturmak için yanına aldığı tümleç, eklenti gibi üyeler ve bunlar arasındaki sözdizimsel-işlevsel ilişkiyle sınırlandırılmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8af97e3bb0",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8af9d68f89",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Osmanlı Dönemine Ait Bazı Gramerlerde ve Derlemelerde Kayıtlı Atasözlerinde Sayı Adları",
                "creator": " Engin Çetin",
                "subject": null,
                "description": "Atasözleri milletlerin düşünüş tarzını, hayata ve olaylara bakış açısını ortaya koyan, milleti oluşturan bireylerin, üzerinde uzlaşıp kalıplaştırarak yaygınlaşmasını sağladığı dil unsurlarıdır. Bu sebeple atasözleri, derlemelerden edebiyat ve günlük hayatta kullanılışına her millet için geçmişten günümüze vazgeçilmez olmuş, her kesimden insanın ilgisini çekmiştir. Birçok araştırmacı için Türk atasözlerinin ilk tespit edildiği kaynak Orhon Yazıtları’dır. Burada geçen birtakım cümleler yapı ve anlam bakımından atasözlerini andırdığından bu sözler atasözü olarak kabul edilmiştir ancak çok sayıda atasözünün bilinçli şekilde derlendiği ilk eser Divânu Lugâti’t-Türk’tür. Anadolu’daki en eski atasözü mecmuası olarak 15. yüzyıla ait hazırlayıcısı bilinmeyen, Kitâb-ı Atalar adlı eser kabul edilmektedir. Bu tarihten sonra da Osmanlı döneminde atasözlerimiz değişik coğrafyalarda yerli ve yabancı müellifler tarafından birçok kez derlenip kayıt altına alınmıştır. Bu çalışmada Osmanlı döneminde derlenmiş atasözlerimizdeki sayı adları ele alınacaktır. Sayılar geçmişten günümüze her millet için bütün inanç sistemlerinde ve kültürlerde önemsenmiştir. Bu bakımdan sayılar da atasözleri gibi milletlerin hayata ve olaylara bakışını yansıtan, dil ve kültür ilişkisini en güçlü şekilde ortaya koyan dil unsurlarından kabul edilmektedir. Atasözlerimizde sayı adları çoğu zaman azlık-çokluk ilişkisi bağlamında zıt unsurlar olarak ele alınmıştır. Az kavramı bir veya hiç sözcükleriyle karşılanırken çokluk kavramı için bazen iki sözcüğü gibi çokluğu çok yansıtmayan sayı adı bazen de yüz, biŋ gibi ikiye oranla görece çokluk bildiren sayı adları kullanılmıştır. Atasözlerimizde birden ona kadar sayı adları yanında kırk, yüz, biŋ vb. çok çeşitli sayı adları geçmektedir. Ancak çift sayı adlarından çok tek sayı adlarının kullanılması dikkat çekicidir. Çalışmada, söz konusu sayı adlarının temsil ettiği değerler üzerinde durulacak, sayıların atasözlerindeki işlevleri ele alınacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8af9d68f89",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8afa704961",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Taşrada Münevver Olmak: Tahir Harîmî Balcıoğlu’nun “Mayasıllı Muhtar Kabak Ali” Hikâyesi",
                "creator": " Eren Yavuz",
                "subject": null,
                "description": "Bu çalışmada Tahir Harîmî Balcıoğlu’nun (1893-1951) 1936 yılında yayımlanan ve içerisinde merkez-taşra ilişkisine dair yoğun otobiyografik gözlemler barındıran “Mayasıllı Muhtar Kabak Ali” adlı hikâyesi çözümlenmiştir. Çalışmada söz konusu hikâye özelinde 1930’lu yılların Türk münevverinin taşraya bakışı ele alınmıştır. Çalışmada, bu mesele çerçevesinde hikayedeki otobiyografik unsurları belirlemek ve arşiv belgelerinden de yararlanarak bir Türk münevverinin taşra ile ilişkisinin bir örneğini göstermek amaçlanmıştır. Gerek arşiv belgeleri; gerekse yazara dair biyografik bilgiler, merkez-taşra çatışması bağlamında incelenmiştir. İncelemede nitel araştırma yöntemleri çerçevesinde tarihi sosyal araştırma ve doküman analizi yöntemleri eklektik şekilde bir arada kullanılmıştır. Bulgular, yazarın Türk edebiyatındaki merkez-taşra çatışmasını konu edinen diğer edebi eserlere kıyasla, bu çatışmaya oldukça farklı bir perspektiften baktığını ortaya koymaktadır. Cumhuriyet sonrası döneme ait edebi eserlerde olduğu gibi bu eserde de taşranın, salt bir mekândan öte anlamlara sahip olduğu görülür. Bu itibarla yeni bilgi, toplumsal değişim ve moderniteyi temsil eden merkez ile yerleşik düzen, geleneksel bilgi ve değişime karşı çıkmayı temsil eden taşra arasında derinlikli bir çatışma bulunduğu söylenebilir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8afa704961",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8afaa3ca0b",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Bursalı Hasîb’in Sâhil-nâme’si",
                "creator": " Fatma Sabiha Kutlar Oğuz,  Mehmet Gürbüz",
                "subject": null,
                "description": "Klasik Türk edebiyatı geleneğine ait sahilnamelerin şimdiye kadar tespit edilen örnekleri; Fennî (ö. 1745), İzzet Efendi (ö. 1797-98) ve Derviş Hilmî Dede (ö. 1183\/1769-70) tarafından yazılmış manzumelerden ibarettir. Dolayısıyla türün özellikleri bu az sayıdaki örneklerden hareketle belirlenmiştir. Eldeki metinlerin tamamının 18. yüzyıla tarihlenmesi türün bu dönemde ortaya çıktığını düşündürmektedir. 18. yüzyıl şairlerinden Bursalı Mü’minzâde Ahmed Hasîb’in de kaynaklarda adı geçmeyen Sâhil-nâme isimli bir eseri mevcuttur. Hasîb’in eseri Sâhil-nâme adını taşımakla birlikte türün diğer örneklerinden bazı farklılıklar göstermektedir. Diğerlerinde olduğu gibi bu metinde de Boğaziçi sahillerinde bulunan bazı beldelerin adları anılmış ve tasvirleri yapılmışsa da eser, olay örgüsü çevresinde gelişen tahkiyeli bir anlatı olması yönüyle onlardan ayrılmaktadır. Mesnevi nazım şekliyle ve aruzun “mef‘ûlü mefâ‘ilün fe‘ûlün” kalıbıyla yazılmış olan manzumenin Mısır Millî Kütüphanesindeki mecmuada yer alan müsvedde olmayan metni 96 beyitten meydana gelmektedir. Ancak yazmadaki bazı ipuçları göz önüne alındığında Hasîb’in Sâhil-nâme’sinde 138 beyitlik bir eksiklik olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmada biri müsvedde ve her ikisi de müellif hattı olan eserin eldeki kısmı şekil ve içerik özellikleri bakımından mümkün olabildiği ölçüde türdeş metinlerle karşılaştırılarak incelenecek, manzumenin gelenek içerisindeki yeri tespit edilmeye çalışılacak ve transkripsiyonlu metni verilecektir. Böylece Hasîb’in Sâhil-nâme adlı eseri, eksik de olsa sahilname literatürüne kazandırılmış olacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8afaa3ca0b",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8afaf8855e",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Eski Türk Yazıtlarında Bulunan Yansıma Sözcükler Üzerine Bir İnceleme",
                "creator": " Gamze Özok",
                "subject": null,
                "description": "Eski Türk Yazıtları, Türk yazı dili tarihini başlatan eserlerdir. Aralarında “Orhun Abideleri” olarak adlandırılan üç büyük yazıtın da bulunduğu bu eserlerin bazıları bir veya birkaç satırdan bazıları da tek sözcükten oluşsa da her biri hem tarihi hem kültürel hem de dil özellikleri açısından çok önemlidir. Türk yazı dili tarihinin başlangıç vesikaları olarak kabul edilen bu yazıtların, barındırdıkları kelime hazinesiyle içinden çıktıkları topluluğun duyuş, düşünüş, yaşayış biçimini yansıttığı düşünülürse bu eserlerin kaynaklık ettiği alanlar bakımından önemi daha iyi anlaşılmaktadır. Ayrıca pek çok alana ışık tutan bu yazıtlar, söz varlığıyla ve bu söz varlığının kullanım biçimiyle yazıldıkları dönemlerde dilin ifade gücünü de göstermektedirler. Bir dilin söz varlığı içerisinde çok büyük bir yere sahip olmayan yansıma sözcükler de duygu ve düşünceleri dilde daha canlı, ayrıntılı, etkili ve kalıcı bir şekilde ifade etmeye olanak sağlayarak anlatımı kuvvetlendiren sözcüklerdir. Başlangıçtan bugüne kadar daha çok konuşma dilinde varlığını ve gelişimini sürdüren yansıma sözcüklerin, dilin ilk yazılı belgelerinde ne oranda ve ne şekilde yer aldığı merak uyandıran bir konudur. Bu çalışmayla da amaç; yansıma sözcük sayısıyla dünyanın en zengin dillerinden biri olan Türkçenin ilk yazılı belgelerinde, parçalarında ve satırlarında bu sözcükleri tespit ederek ses, şekil ve anlam bakımından inceleyip değerlendirmektir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8afaf8855e",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8afb4dd73b",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Encümen-i Şuarâ&#039;da Şeyh Gâlib Etkisi",
                "creator": " Gülümser Bozkurt",
                "subject": null,
                "description": "XIX. yüzyıl Türk edebiyatında önemli bir yeri olan Encümen-i Şuarâ, yenilik arayışındaki bir edebiyat zümresi olarak ara mertebeyi oluşturan bir şair topluluğudur. Sebk-i Hindî’yi şiirlerinde yansıtmaya çalışan, nazireciliği okula dönüştüren bu topluluk; hem kendi döneminde hem de kendinden önceki dönemde yetişmiş usta şairleri örnek almıştır. Divan şiirinin son büyük şairi Şeyh Gâlib de bu şairlerden biridir. Şeyh Gâlib’in kendi döneminde ve kendinden sonra yetişen şairler üzerinde, şairliğinin büyüklüğü kadar bir etkisi olmadığı görüşü mevcuttur. Bu çalışma, genel kanının aksine Şeyh Gâlib’in kendinden sonra yetişmiş şairlerde bir etkiye sahip olduğunu gösterme amacıyla ortaya çıkmıştır. Çalışmada Encümen-i Şuarâ’nın Şeyh Gâlib’e nazire şiirleri temel alınmıştır. Bu şairlerden; Leskofçalı Mustafa Galib Bey, Mehmed Lebib Efendi, İbrahim Hâlet Bey, Mûsâ Kâzım Bey, Osman Nûreddin Şems Efendi, Üsküdarlı İbrahim Hakkı Bey, Sâlih Fâik Bey, Hersekli Arif Hikmet Bey ve Memduh Fâik Bey’in gazellerinde Şeyh Gâlib’in gazellerine nazire olan şiirler fişlenmiştir. Fişleme sonucunda nazire şiirler, zemin şiirleri ile karşılaştırmalı olarak biçim ve içerik açısından değerlendirilmiştir. Çalışmanın sonucunda, Encümen-i Şuarâ’nın şiirlerinde Şeyh Gâlib etkisi ortaya konacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8afb4dd73b",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8afbc8c7af",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "XVIII. Yüzyıl Sanatçılarından Kırımlı Âlî ve Eserleri",
                "creator": " Hasan Doğan",
                "subject": null,
                "description": "Yalnızca Osmanlı Devleti’nin değil, tüm bir Türk tarihinin en renkli ve eğlenceli asırlarından olan XVIII. yüzyıl sanatsal ve edebî anlamda da sayısızca ismin yetiştiği bir dönem olarak dikkat çekmektedir. İstanbul’un fethinden sonra başkent olarak bir çekim merkezi hâline gelen İstanbul, XVII. ve XVIII. yüzyıllarda ilim, eğlence ve sanat merkezi olarak da cezbedici bir mekân konumuna yükselmiştir. Bu nedenledir ki siyaset, ilim, sanat, şiir, eğlence vb. alanlarda payesi olan Osmanlı halkından imkân bulabilenlerin yolu İstanbul’a düşmek zorundaydı. Osmanlı başkentine yolu düşen bu kişilerden bir kısmı burada hayatlarına devam ederlerken doğum yerleri olan asıl vatanlarını ise künye olarak isimlerine yaşatmaya devam etmişlerdir. Bu türden örneklerden biri de bu çalışmanın konusu olan ve aslen Kırımlı olması nedeniyle “Kırımî” künyesi ile anılan Âlî’dir. Asıl adı Ali Can olan Âlî hakkında kaynaklarda fazla bilgi bulunmadığından şairin doğum tarihi konusunda da yeterli bilgiye sahip değiliz. Hakkında yalnızca Belîğ Tezkiresi, Tuhfe-i Nâilî ve Türk Şairleri’nde bilgi bulunan Âlî’nin vefat tarihi konusunda da bazı tutarsız nakiller mevcuttur. Bu çalışmada, Âlî’nin İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesinde NEKTY03531 arşiv numarasıyla kayıtlı Mecmû’atü’r-resâ’il içerisinde yer alan Ukde-güşâ isimli eseri ile Dîvân’ı tanıtılacak, mürettibi olduğu bazı şiir mecmualarına değinilecek ve bu eserlerden hareketle bahis konusu şair ve müellifin hayatının karanlık noktaları aydınlatılmaya çalışılarak kaynaklarda nakledilen kimi yanlış bilgilerin tashihi yapılacaktır. Ayrıca çalışmada XVIII. yüzyılın ilk çeyreğinde İstanbul’da yaşadığı tespit edilen Âlî’nin manzumeleri ve eserlerinden hareketle edebî yönü de ele alınacaktır. Makalenin sonunda da Âlî Dîvânı’ndan örnek manzumeler verilecektir",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8afbc8c7af",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8afc207640",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "\"Hâl ile Kâl\" Arasında: İran Tasavvuf Araştırmalarında Hoca Ahmet Yesevi",
                "creator": " İlgar Baharlu",
                "subject": null,
                "description": "Türkistan’daki Türklerin dinî ve tasavvufî hayatına ve ayrıca İslam algılarına derin izler bırakan Türkistan’ın Piri Ahmet Yesevi, hiç şüphesiz ki Anadolu coğrafyasının inanç ve tasavvuf dünyasını da kökten etkilemiştir. Nitekim Türk-İslam tasavvuf tarihinde, böylesine geniş bir coğrafyaya -Doğu Türkistan’dan Balkanlara kadar- ünü yayılmış ve şöhreti duyulmuş başka bir mutasavvıftan bahsetmek pek mümkün değildir. Bu sebepten ötürü Hoca Ahmet Yesevi’nin düşünceleri ve hayatı gerek Türkistan’ın farklı ülkelerinde gerekse Anadolu’daki akademisyen ve araştırmacılar için uzun zamandan beri mütalaa konusu olmuştur. Ancak söz konusu İran sahası olduğunda farklı bir durum ile karşılaşılmaktadır. Malum olduğu üzere İran’da tasavvuf araştırmaları, Avrupalı araştırmacılar ve İranlı araştırmacılar nezdinde derin bir geçmişe sahiptir. Mezkûr coğrafyanın tasavvufun merkezlerinden olan Tarihî Horasan’ın bir kısmını sınırları içerisinde barındırması, birçok sufiye ve tasavvufi tarikatlara ev sahipliği yapması, anılan coğrafyanın her dönem tasavvuf araştırmacıları için bir cazibe merkezi haline gelmesini sağlamıştır. Her ne kadar İran’da bulunan ve genelde Orta ve Yeni Çağ’a ait olan kroniklerde Ahmet Yesevi’nin ismi geçse de İran’da rayiç olan ideolojik tarih yazımı ve bunun etkisinde kalan tasavvuf araştırmalarının ilk evrelerinde Ahmet Yesevi’nin adının yer almadığı, son dönemlerde ise şahsiyeti ve tasavvufi düşünce dünyası için İranî bir kök arayışını görmek mümkündür.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8afc207640",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8afc79c1d7",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Manzum Sözlük Geleneği Bağlamında Refî’-i Kâlâyî’nin “Lugât-i Ermeniyye”si Üzerine Bir İnceleme",
                "creator": " Fatma Jale Gül Çoruk",
                "subject": null,
                "description": "Yabancı dil öğretiminde yararlanılan ve ilk olarak Arap edebiyatında ortaya çıkan manzum sözlükler, 13. yüzyıldan itibaren Türk edebiyatında da yer edinmeye başlamıştır. Genel olarak Arapça, Farsça eksenli bir gelişim gösterdiği görülen manzum sözlük geleneğinin içinde Bulgarca, Boşnakça, Fransızca, Rumca vb. pek çok farklı dile ait metinler yazıldığı bilinmektedir. Çalışmamıza konu olan Lugât-i Ermeniyye de bu gelenek içinde yer alan manzum sözlüklerden biridir. XVIII. yüzyıl şairi Refî’-i Kâlâyî tarafından yazılmıştır. Çalışmamızda öncelikle Refî’-i Kâlâyî’nin edebî şahsiyeti hakkında genel bilgiler verilmiş ardından Lugât-i Ermeniyye ile bilinen ve bugüne değin bilinmeyen nüshaları hakkında genel bilgiler sunulmuştur. Çalışma dahilinde seçilen bir nüshanın transkripsiyonlu metni verilerek okuyucunun metni daha anlaşılır şekilde görmesi amaçlanmıştır. Ardından eserin şekil, dil ve muhteva özellikleri incelenerek metnin, manzum sözlük geleneği içindeki yeri saptanmaya çalışılmıştır. Yer alan edebî sanatlardan da bahsedilmiş ayrıca kelimelerin tamamına yakını belli konu başlıkları altında tablolar hâlinde tasnif edilerek sunulmuştur. Bu tablolarda Batı Ermenice transliterasyonuyla asılları ve okunuşları verilerek manzum sözlük yazımında rastlanan duyulduğu gibi yazma eğiliminin de daha anlaşılır kılınması amaçlanmıştır. Sonuç bölümünde ise elde edilen verilerin değerlendirilmesi yapılarak Lugât-i Ermeniyye’nin Türk manzum sözlük geleneği içindeki yeri belirlenmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8afc79c1d7",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8afcd0a669",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Hulvî’nin “Hamse\" Adlı Mesnevisinde Taşlıcalı Yahya ve Sosyal Eleştiriler",
                "creator": " Mehmet Ali̇ Çolak",
                "subject": null,
                "description": "Hulvî, farklı türlerde yazdığı eserlerinin yanında Taşlıcalı Yahya’nın Hamse’sini oluşturan mesnevilere Hamse adıyla tek bir kitap hâlinde nazire niteliğinde bir eser kaleme almıştır. Tarih boyunca birçok şair, etkilendiği ve örnek aldığı şairin şiirlerine saygı göstermek, yüceltmek ve onun benzeri türde bir eser vücuda getirmek amacıyla nazireler yazmıştır. Bu duruma benzer olarak söz konusu eseri Hulvî, Taşlıcalı Yahya’ya saygı göstermek ve inançlı kişilere, Taşlıcalı Yahya’nın sırlarla dolu mesnevilerini daha sade bir şekilde aktarmak için kaleme aldığını söylemiştir. Böylece Hulvî, zikredilen eserle inançlı kişileri dini, tasavvufi, ahlaki yönlerden eğitmeye, sosyal eleştiriler ile uyandırmaya ve uyarmaya çalışmıştır. Söz edilen hususların ilham kaynağı olarak da Taşlıcalı Yahya, eserin mihenk taşını oluşturmaktadır. Bu makalede Hulvî’nin Hamse adlı mesnevisinde Taşlıcalı Yahya’nın konumu, Hulvî’nin Taşlıcalı Yahya’ya övgüleri ve eserde geçen sosyal eleştiriler ele alınmıştır. Makalede Hamse adlı mesnevinin ilham kaynağına, çıkış noktasına ve amacına kısaca değinilmiştir. Daha sonra Hulvî’nin Taşlıcalı Yahya’ya övgülerde bulunduğu beyitler tespit edilmiş ve tespit edilen beyitler vasıtasıyla da Yahya Bey’in edebi şahsiyeti ve dini, tasavvufi, ahlaki kişiliği değerlendirilmiştir. Son olarak eserde geçen sosyal eleştiriler derlenmiş, Kitâb-ı Usûl’un bu noktadaki konumu tespit edilmiş ve zikredilen eleştiriler üzerine değerlendirmeler yapılmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8afcd0a669",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8afd469c89",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Sa&#039;dî&#039;nin Tercüme-i Hilye-i Şerîf Adlı Mensur Eseri",
                "creator": " Mehtap Erdoğan Taş",
                "subject": null,
                "description": "Hilye, temelde Hz. Muhammed’e duyulan derin sevgi ve bağlılık sebebiyle ortaya çıkan edebî türlerden biridir. Arap ve Fars edebiyatında örneğine rastlanmayan bu tür, Hâkânî (öl.1606)’nin Hilye-i Sa‘âdet adlı eserinin tesiriyle rağbet görüp manzum olarak gelişmiş göstermiş ve Türk edebiyatında zamanla Hz. Muhammed’in yanı sıra farklı İslam büyüklerini de konu edinen kırktan fazla manzum hilye kaleme alınmıştır. Diğer yandan tartışmalar olmakla birlikte l7. yüzyılda meşhur hattat Hafız Osman Efendi (öl. 1698) tarafından levha hilyelerin ilk örneği verilmiş ve hilye türü farklı bir mecrada gelişmeye devam etmiştir. Çalışmamızın asıl konusunu oluşturan mensur hilyelere gelince Şeyhülislam Hoca Sa‘deddîn Efendi (doğ.1537-öl.1599) tarafından kaleme alınan Hilye-i Celiyye ve Şemâ’il-i ‘Aliyye adlı eser, bilinen ilk mensur hilye olarak dikkat çeker. Bugün için müellifi tespit edilemeyen mensur hilyelerin yanı sıra müellifi bilinen yirmi civarında mensur hilye de bulunmaktadır. Bu mensur hilyeler, Tirmizî’nin eş-Şemâ’ilü’n-nebeviyye’si ile bu esere yazılan şerhlerin, Kadı İyâz’ın Şifâ adlı eserinin ve Hz. Muhammed’i tanıyan, yakından gören bazı sahabilerin sözlerinin tercüme edilmesi suretiyle vücuda getirilmiştir. Bu eserlerden biri de 16. yüzyılın sonlarına doğru ya da 17. yüzyılın ilk yarısında yazıldığını tahmin ettiğimiz ve Sa‘dî adında kimliği tespit edilemeyen bir müellif tarafından kaleme alınan Tercüme-i Hilye-i Şerîf adlı eserdir. Elimizde bulunan tek nüshanın istinsah tarihi 1078\/1667-68’dir. Bu çalışmada Tercüme-i Hilye-i Şerîf, çeşitli yönlerden incelenmiş ve böylece mensur hilyelerin genel özelliklerine yönelik tespitlerde bulunulması amaçlanmıştır. Çalışmanın sonuna transkripsiyonlu metin eklenmiştir. İlgili kütüphanede eserin müellifinin Şeyhülislam Sa‘dî Çelebi, Sadullah b. Îsâ b. Emirhan El-Kastamonî er-Rûmî (öl. 945\/1538) olarak gösterilmesinin yanlış olduğuna işaret edilmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8afd469c89",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8afd9bb6bc",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Türkiye Türkçesi Doğu Grubu Ağızlarındaki Alıntı Sözcüklerde Ünsüz Göçüşmeleri",
                "creator": " Mesut Kürüm",
                "subject": null,
                "description": "Türkçenin ilk yazılı belgelerinden itibaren farklı dillerle etkileşim içinde olması, çok sayıda yabancı sözcüğün Türkçeye girmesine neden olmuştur. Başlangıçta daha az karşımıza çıkan bu yabancı ya da alıntı sözcükler, ilişkide bulunulan dil sayısındaki artışa bağlı olarak sonraki dönemlerde fazlalaşmıştır. Bugün ise çoğu hem ölçünlü Türkiye Türkçesinde hem de Türkiye Türkçesi ağızlarında Türkçenin ses özelliklerine göre şekillenerek kullanılmaya devam etmektedir. Arapça ve Farsça kökenli sözcükler başta olmak üzere Batı dillerinden de pek çok sözcüğün Türkiye Türkçesinin ana ağız gruplarından biri olan Doğu Grubu ağızlarında yaygın şekilde kullanıldığı bilinmektedir. Bununla birlikte bu ağızlarda kullanılan alıntı sözcükler, Türkçenin ses yapısına uygun şekilde telaffuz edilirken bazı fonetik değişimlere de uğramaktadır. İşte bu çalışmada, alıntı sözcüklerde meydana gelen yaygın fonetik hadiselerden birisi olan ve bir sözcük içerisindeki komşu veya uzak ünsüzlerin yer değiştirmesi şeklinde tanımlanan ünsüz göçüşmelerinin Doğu Grubu ağızlarında karşılaşılan alıntı sözcüklerdeki görünümü ele alınacaktır. Ayrıca çalışmada değerlendirilecek olan alıntı sözcükler, Doğu Grubu ağızlarıyla ilgili bilimsel kaynaklardan tespit edilerek alındığı kaynaktaki orijinal biçimiyle verilecektir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8afd9bb6bc",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8afdf0e453",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Türkçe ve Farsça Şair Tezkirelerinde Bir Eleştiri Terimi Olarak “Şütür-Gürbe”",
                "creator": " Mustafa Kılıç",
                "subject": null,
                "description": "Şair tezkirelerinde, şairlerin edebî yönleri ve şiirleri değerlendirilirken tezkire yazarlarının kullandıkları bazı ortak kelimeler ve kalıp ifadeler bulunmaktadır. Bu kelimeler ve kalıp ifadeler tezkire yazarlarının öznel değerlendirmeleri ve niteleme ifadeleri dışında şair tezkireleri bağlamında terim anlamı da kazanırlar. Alana özgü nesnel bir anlam ifade eden bu kelimeler, farklı biyografilerde belli bir kelime\/kavram ağı etrafında kullanılırlar. Bu makale, Farsça ve Türkçe tezkirelerde yer alan şütür-gürbe tabirinin şair tezkirelerinde kullanılan bir şiir eleştirisi terimi olduğu iddiasını taşımaktadır. Bu bağlamda, Arapça bir meselden hareketle Farsça biyografik metinlere geçen ve özellikle Herat ekolü tezkireleri aracılığıyla da Türkçe tezkirelerde kullanılan şütür-gürbe tabirinin terimleşme süreci sorgulanacaktır. Bunun için sözlükler ve şerhler başta olmak üzere Türkçe şair tezkirelerine model olan Farsça tezkirelerde terimin yer aldığı pasajlardan tanık cümleler ve bunların diliçi aktarımları verilmiş, sonrasında şütür-gürbenin hangi tür şiirlerin eleştirisinde kullanıldığı değerlendirilmiştir. Şair tezkirelerinde bir şiir eleştirisi terimi olarak kullanıldığı tespit edilen şütür-gürbenin çok sayıda şiir yazan ancak iyi şiirleriyle kötü şiirleri birbirine karışan şairlerin biyografilerinde kullanıldığı görülmüştür.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8afdf0e453",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8afe65729c",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Klasik Türk Şiirinde Süveydâ Mefhumunun Kullanımına Dair Bazı Tespitler",
                "creator": " Mutlu Muhammet Aktaş",
                "subject": null,
                "description": "Küçük bir nokta hacminin kapladığı alan bakımından küçük kabul edilebilir. Ancak bulunduğu yerin mahiyetine göre manevi vasıflar yüklendiğinde ona çok geniş bir pencereden bakılabilir. Çünkü mekân manayı teşkil ediyorsa onu başka âlemlere ulaştıracağı gibi kâinatın sınırlarını aşacak kadar büyüklüklere eriştirebilir. İşte süveydâ da gönül gibi yüce bir varlığın ortasında bulunarak içine âlemleri sığdırmıştır. Artık hacmi aşkı, sevdayı, ilahi tecellileri alabilecek boyutlara ulaşmıştır. Bu bakımdan süveydâ sırları keşfetme ve mana âlemini temaşa yeridir. Derin manaları barındırmasıyla şairlerin tasavvur hudutlarına yeni ufuklar açar. Bu bakımdan klasik Türk şiirinde adının anılmaması, tasavvurlarda yer bulmaması imkânsızdır. Ancak bu zamana kadar -bilhassa tasavvufi yönüyle ilgili- birçok çalışmaya konu olmasına rağmen klasik Türk şiirinde süveydânın kullanımı ile ilgili bütünsel bir yaklaşımla herhangi bir çalışma yapılmadığı görülmektedir. Bu bakımdan süveydâ kavramının klasik Türk şiirde nasıl yer aldığının gösterilmesinin önemi tartışılmaz bir gerçektir. Bu çalışmada da süveydânın klasik Türk şiirinde nasıl kullanıldığının gösterilmesi amaçlanmıştır. Özellikle şairlerin tasavvurlarında ne şekilde yer aldığı, bulunduğu manzumelere kattığı anlam çerçevesinin ne olduğu üzerinde durulmuştur. Bundan hareketle birçok çalışmada zikredildiği şekilde süveydânın sadece tasavvufi yönü üzerinde değerlendirmeler yapılmamıştır. Bununla yanında renginin siyahlığı, küçüklüğü gibi şekille ilgili özellikleri ile birlikte âşık ve sevgili ilişkisi, tabiatla ilgili hususiyetler, karanlık, aydınlık, yazı ile ilgili unsurlar yönünden incelenmiştir. Böylelikle tasavvurlarda hangi teşbihlerle yer aldığı, ne tür manalar kattığı gözler önüne serilmeye çalışılmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8afe65729c",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8afebaf110",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Masal Kahramanlarında Gerçeklik Algısı: Keloğlan Örneği",
                "creator": " Nejla Orta",
                "subject": null,
                "description": "Halk edebiyatının sözlü kültür ürünlerinden olan ve sonrasında yazıya geçirilen masal ve halk hikâyeleri gibi eserlerde gerçek ve gerçekçilik konusunun pek tartışılmadığı görülmektedir. Yapılan çalışmalar çoğunlukla semboller üzerinden ele alınmış ve psikanalitik açıdan değerlendirilmiştir. Özellikle modern edebiyatla birlikte masallar, gerçek ve gerçeklik kavramlarından uzak görülmüştür. Bu çalışma masallarda gerçekliğin nasıl olduğunu ve masal kahramanları üzerinden değerlendirilmesini amaçlamaktadır. Bu açıdan edebiyatta gerçek\/gerçeklik\/gerçekçilik konularına halk edebiyatı açısından bakmanın önemli olduğu düşünülmektedir. Edebiyatta gerçeklik kavramı farklı akımlarla farklı içerikler ve anlamlar kazansa da her dönemde ve her akımda farklı bir yapı kazanmıştır. Anlatılarda hayatın gerçekliği malzeme olarak kullanıldığı için ve özellikle masalın kahramanları masalda bir düzeni temsil ettiğinden dolayı o düzen içinde bulunduğu evreni, dünyayı, çevreyi algılama biçimi olarak bazı gerçekleri ve gerçeklik algısını da temsil etmektedir. Bu çalışmada Tahir Alangu’nun Keloğlan Masalları kitabındaki masallar öncelikli olmak üzere Anadolu insanın tipik özelliklerini taşıyan Keloğlan üzerinden kahramanın gerçeklik algısı analiz edilmektedir. Anlatım boyunca kahramanın yolculuğunda, gerçekliğin algısında bazı sorgulamalarla ve aşamalarla hatta olağanüstülüklerin de yardımıyla değişim yaşanır, yaşattırılır. Kahraman anlatı boyunca yaptığı sorgulamalar sayesinde gerçekliğe yeni boyut kazandırma fırsatı yakalar ve yolculuğunu tamamlayabilir. Keloğlan yolculuğunda üstünlüğü bu sorgulamalar sayesinde elde etmektedir. Kahramanın gerçeklik algısı, bireysel ve ortak tezahürlerle gerçekleri düşündürür, sorgulatır, yansıtır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8afebaf110",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aff132637",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Eski Türk İnancının İslam Diniyle Etkileşimi: Türk Halk Anlatılarında Kıdır (Gök Sakallı, Yol Hamisi, Boz Atlı)",
                "creator": " Yusuf Kenan Bezgin,  Oğuzhan Aydın",
                "subject": null,
                "description": "Türk milletinin kolektif hafızasının bir parçası olan halk anlatıları, kuşaktan kuşağa aktarılarak günümüze kadar ulaşan kültür ürünleridir. Bu bakımdan Türk halk anlatıları, kültürel kimliği yansıtan önemli bir kaynaktır. İslam öncesi dönemde Türk boylarının eski Türk inançlarına sahip oldukları genel kabul görmektedir. Gök Tanrı inancına dayanan ve onun etrafında şekillenen bu inanç sistemi; İslam dininin Türk topluluklarıyla temasıyla birlikte yeniden şekillenmeye başlamış ve böylece kültürel bir değişim gerçekleşmiştir. Bu değişim, İslami değerlerin Türk milletinin geleneksel inançlarına etki etmesinin yanı sıra halk anlatılarına da yansımıştır. Makalede, eski Türk inancının İslam dininde süregelişini incelemek amacıyla geleneğin yazılı hâle getirilerek toplandığı destan, efsane, hikâye ve masal türlerinde Hızır’ın nasıl bir rol oynadığı ve ne şekilde tasvir edildiği ele alınmıştır. İslam öncesi dönemde Türklerin sahip olduğu geleneksel inançlar ile İslam’ın etkileşimi Hızır üzerinden ele alınan makalede, Türk milletinin sahip olduğu geleneksel inançların İslam diniyle nasıl etkileşime girdiği gösterilmekte ve Türk halk anlatılarına ne şekilde yansıdığı açıklanmaktadır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aff132637",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aff8c24e5",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Sultan II. Osman’ın Katli ve Olayın Üzerine Abaza Mehmed Paşa Ağzından Söylenmiş Bir Şiir",
                "creator": " Osman Ünlü,  Mehmet Aysoy",
                "subject": null,
                "description": "Osmanlı İmparatorluğu’nun yaklaşık 600 yıl süren siyasi ömründe çeşitli iniş ve çıkışlar bulunmaktadır. Zafer ve fetihlerin yanı sıra mağlubiyet ve toprak kayıpları olmuştur. Bunun yanında siyasi mücadeleler veya halkın devlet yönetiminden hoşnutsuzluğu sebebiyle bazı idamlar yapılmış veya isyanlar da çıkmıştır. Osmanlı’nın en trajik isyanlarından biri de 1622 yılında sultan II. Osman’ın çıkan yeniçeri isyanı sonrasında tahttan indirilmesi ve akabinde öldürülmesidir. Olayın meydana geldiği dönemde bu olayın üzerine gerek tarihçilerin gerekse şairlerin yeterince durmadıkları görülmektedir. Padişahın öldürülmesinden kısa bir süre sonra isyan eden Abaza Mehmed Paşa’nın geçici ve göreceli olarak başarı sağlaması sonrasında dönemin padişahı IV. Murad tarafından affedilmiştir. Abaza Mehmed Paşa’nın bu hareketi halk arasında yayılmış, konuyla alakalı onun ağzından bir şiir de söylenmiştir. Bu yazıda, olayın genel bir görünümü verildikten sonra Abaza Mehmed Paşa’nın kendi ağzından yazılmış olan bir üzerine inceleme yapılmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8aff8c24e5",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8affe73be1",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Bir Beyitte Bütün İsimleri Gizleyen Muamma: Câmi‘ü&#039;l-Esmâ",
                "creator": " Ömer Arslan",
                "subject": null,
                "description": "Muamma literatürü, içerisine isimler gizlenmiş manzumeler ve isim gizleme kaidelerini içeren risaleler, şerhler olmak üzere iki ana kolda verilmiş eserlerle oluşmuştur. Câmi‘ü’l-Esmâ bu iki kolun kesiştiği noktada yer almaktadır. Eserin başında müellif, yazdığı muamma beytinden, istenilen bütün isimlerin çıkarılabileceğini, dolayısıyla bu manzumenin bütün isimleri içinde toplayan\/gizleyen bir muamma olduğunu iddia etmektedir. Daha sonra bu iddiasını kanıtlamak için istenilen herhangi bir ismin, ilgili muamma beytinden nasıl çıkarılacağını örnekler üzerinden anlatmaktadır. Eser manzum, mensur karışık biçimdedir. Kısa bir mensur girizgâhtan sonra altı beyitlik mesneviye geçilir, bu manzumenin son beyti muammadır. Metnin kalan kısmı mensur şekildedir ve ilgili muamma beytinden istenilen isimlerin nasıl çıkarılacağını göstermeye yönelik açıklamalara ayrılmıştır. Açıklamalar, seçilmiş isimler üzerinden yapılmış olup metnin sonunda, bütün isimlerin, birleşik isimlerin ve lakapların verilen örneklerdeki usuller izlenerek bu muamma beytinden çıkarılabileceği söylenmiştir. Câmi‘ü’l-Esmâ, hem muamma türü hem de bu tür üzerine yazılmış risaleler, şerhler arasında kendine has tekniğiyle dikkat çekmektedir. Odağında bulunan muamma manzumesi alfabedeki bütün harfleri içeren işaretlerle kurulmuştur. Metnin örnekli açıklama kısmı ise muammadan isim çıkarmak şeklindeki alışılageldik usulün aksine esasen muamma içine isim saklama yollarını göstermesi yönüyle müstesnadır. Muamma türünü iki yönüyle kapsayan Câmi‘ü’l-Esmâ adlı bu eser muamma çözümünün yanı sıra muammaların nasıl yazıldığına dair de fikir vermektedir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8affe73be1",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b006d6d47",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Kutadgu Bilig’de Bir Geçiş Ritüeli Olarak Ölüm Alkışları",
                "creator": " Özge Eker Kavalçalan",
                "subject": null,
                "description": "Dünya hayatının kaçınılmaz gerçeği ölüm, duygusal, psikolojik ve sosyolojik süreçleri bünyesinde barındıran bir eşiktir. Olumsuz bir olay olmasına rağmen kişinin rahat ölmesi, ölmeden önce sevdiklerine olumlu değerler bırakması ve ölümünden sonra iyi bir şekilde anılması ölümün olumlu taraflarını oluşturmaktadır. Bu durum, ölüm mefhumuna sadece ağıt ve kargış açısından değil; iyi dilekler, dualar ve temennilerin oluşturduğu alkış açısından bakmamızı sağlar. Kutadgu Bilig bu açıdan zengin bir metindir. Bu bağlamda Kutadgu Bilig’de geçen pragmatik pek çok kalıp söz olmakla birlikte iyi niyet, övgü, telkin gibi bağlamlardan anlaşılan alkış söylemleri de bulunmaktadır. Ölüm olayından sonra mal ve mülk dağıtılması, ölüm anında hak ve hukuk kavramlarına daha çok temas edilmesi insan açısından duygusal, psikolojik ve sosyolojik pek çok süreci beraberinde getirmektedir. Kutadgu Bilig’de bu süreçler dil evrenindeki konuşmaya ve harekete dayalı dışa vurumları meydana getirmektedir. Bu dışa vurumlar ölüm öncesi, ölüm anı ve sonrasında acıma, çaresizlik, korku, huzur barındıran dua, yakarış, istek kalıp yapıları ve cümleleri şeklinde karşımıza çıkar. Ölüm, olumsuz bir olay gibi görünse de ölmeden önce kişinin kendisi için iyilikler dilemesi, ölecek kişinin karşısındakine öğüt vererek tecrübelerini aktarmak istemesi ve ölecek kişinin teselli edilmesi ve övülmesi, ölümden sonra ise kişiyi iyi bir şekilde anmak ve onun adına iyilikler yapmak alkış minvalinde değerlendirilebilecek durumlardır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b006d6d47",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b00a56dbb",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Eyyûb Bin Halil’in Acâyibü’l-Mahlûkât Tercümesi: Tezkiretü’l-Acâyib ve Tercemetü’l-Garâyib",
                "creator": " Ramazan Bardakçı,  Yusuf Can Tiraş",
                "subject": null,
                "description": "İnsan, yaratıldığından beri doğayı ve doğadaki unsurları tanıma arayışına girmiştir. Gördüğü, yaşadığı ve gezdiği yerlerdeki farklılıklar ilgisini çekmiş, bu farklılıkları tanımaya başlamıştır. Doğanın her unsurunu keşfetme çabası içine girmiştir. Bununla birlikte tanıdığı bu çevreyi çeşitli vesilelerle başkalarına anlatma ihtiyacı hissetmiştir. Böylece coğrafî bilgiler elde edilmiştir. İslam dünyasında da bu coğrafî bilgiler seyahatnamelerin yanı sıra Acâyibü’l-Mahlukât türü eserlerle insanlara aktarılmıştır. İlk örneklerini İran ve Arap edebiyatında gördüğümüz bu tür, Türk edebiyatında da beğenilmiş ve tercümeleri yapılmıştır. İncelemesi yapılan Eyyûb b. Halîl’e ait 16. yüzyılda kaleme alınmış Tezkiretü’l-Acâyib ve Tercemetü’l-Garâyib adlı eser de Kazvînî’nin eserinden yapılmış bir tercümedir. Mütercim eserini iki cilt olarak planlamış, ancak birinci cildini tamamlayabilmiştir. Kaynak metinde olduğu gibi eser, dört mukaddime ve iki makaleden meydana gelmiştir. İlk mukaddimede “aceb”, ikinci mukaddimede yaratılanlar, üçüncü mukaddimede “garîb”, dördüncü mukaddimede ise varlıklar anlatılmıştır. Eserin ana bölümleri ulviyyat ve süfliyyat başlıklı iki makaleden oluşmaktadır. Eserde, gökyüzüne ve yeryüzüne ait tüm unsurlar anlatılmaya çalışılmış, anlatılan konular hakkında ayet, hadis ve hikayeler verilerek anlatımın zenginleşmesi sağlanmıştır. Bugün için sondan eksik olan ünik nüshasıyla bilinen eser, taşların anlatıldığı bölümde kesilmektedir. Buna rağmen, içermiş olduğu bilgiler nedeniyle hem kültürümüz hem de dilimiz açısından önemli unsurlar barındırmaktadır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b00a56dbb",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b00fb129c",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Diyarbakırlı Saîd Paşa’nın Yayımlanmamış Şiirleri",
                "creator": " Ramazan Sariçi̇çek,  Halil Kızıltoprak",
                "subject": null,
                "description": "Saîd Paşa 1832 yılında Diyarbakır’da doğmuştur. Mensubu olduğu ailede birçok âlim ve şair yetişmiştir. Babası hattat, şair ve münşî Süleyman Nazif Efendi’dir. Şair Süleyman Nazif ve Faik Ali Ozansoy’un babası; şair ve yazar Munis Faik Ozansoy’un dedesidir. Kaynaklara göre dürüst ve başarılı bir devlet adamı olan Saîd Paşa; uzun yıllar devlet memurluğu yapmıştır. 1891’de vefat eden Saîd Paşa’nın mezarı Mardin’dedir. Saîd Paşa, nazım ve nesir birçok eser kaleme almıştır. 19. asır Osmanlı mütefekkirlerinden olan Saîd Paşa’nın hacimli olmayan bir divânı vardır. Hikemî tarzda şiir söylemeyi benimseyen Saîd Paşa’nın yedi adet de şiir defteri mevcuttur. Şiir mecmûaları, şairlerin divânlarında yer almayan şiirlerini barındırmaları yönüyle edebiyat tarihi açısından önemli kaynaklardandır. Çalışmamızın konusu olan ve Diyarbakırlı Saîd Paşa’nın yayımlanmamış şiirlerini ihtiva eden şiir mecmûası da bu niteliktedir. Diyarbakır Ziya Gökalp Yazma Eser Kütüphanesinde AHA-139 numarası ile kayıtlı bu şiir mecmûasında, Saîd Paşa’ya ait daha önce yayımlanmamış 36 gazel ve 1 tercî-i bend tespit edilmiştir. Tespit edilen bu manzumeler transkribe edilerek Saîd Paşa’nın şiirleri hakkında yapılan metin neşri çalışmalarına katkı sunulmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda, Diyarbakırlı Saîd Paşa’nın bilinmeyen şiirleri gün yüzüne çıkarılmış ve şiir mecmûalarının edebiyat tarihimiz açısından önemi bir kez daha ortaya konulmuştur.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b00fb129c",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b01532b6b",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Dürrî Ahmed Efendi Divanı’nda Sosyal Hayat",
                "creator": " Sami Aydın",
                "subject": null,
                "description": "XVII. yüzyılın sonu ile XVIII. yüzyılın başlarında yaşayan Dürrî Ahmed Efendi’nin Divanı’nda yer alan sosyal hayata dair unsurların tespit edilip ilim camiasına sunulması bu çalışmanın temel hedeflerindendir. Çalışmanın ilk aşamasında Dürrî Ahmed Efendi’nin hayatı, iş deneyimleri, edebî kişiliği ve eserlerine yer verilmiştir. Çalışmanın ikinci ve asıl kısmı ise divanda geçen sosyal hayata dair unsurların tespitine ayrılmıştır. Bu bölüm, Ordu ve Sarayla İlgili Unsurlar, Eğlence Hayatı, Süs Eşyaları, Güzel Kokular, Günlük Hayatta Kullanılan Eşyalar, Giyim Eşyaları, Yapı Unsurları, Deniz ve Deniz Araçları, Tıbbî Unsurlar, Yazı ile İlgili Gereçler, Yiyecek ve İçecekler ve Silahla İlgili Unsurlar olmak üzere toplamda on iki ana başlık halinde incelenmiştir. Divanda geçen sosyal hayata dair unsurların öncelikle tanımları yapılmış, ardından bunların ne şekilde ele alındığıyla ilgili değerlendirmelerde bulunulmuştur. Bu değerlendirmelerden sonra divanda yer alan konuyla ilgili beyit veya bentler açıklanarak sunulmuştur. Tespit edilen unsurlar ve bu unsurların kaç adet oldukları çalışmanın sonuç kısmında tablolarla gösterilmiştir. Özellikle tarih düşürmedeki mahareti ve devlet adamı kişiliğiyle öne çıkan Dürrî Ahmed Efendi, bu yönleriyle XVIII. yüzyıl edebiyat sahasında itibar gören şairler arasına ismini yazdırmayı başaran şairlerden olmuştur. Şairin eseri incelendiğinde özellikle tarih manzumelerinin sosyal hayata dair unsurlar barındırdığı tespit edilmiştir. Dönemin tarihine ve kültürel değerlerine bu şiirleriyle ışık tutan şairin divanı o döneme ait sosyal yapılaşma hakkında bilgi vermesi açısından önem arz eden eserlerdendir. Bu çalışmada, eserde tespit edilen sosyal hayat unsurları örnekleriyle birlikte ortaya konmuş; sosyokültürel alandaki araştırmalara ve Türk kültürüne katkısı olacağı düşünülen bu veriler ilim camiasına sunulmuştur.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b01532b6b",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b01d9a57a",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Klasik Türk Şiirinde Bir Benzetme Unsuru Olarak “Beşik” ve “Beşik Çocuğu” Kavramları",
                "creator": " Selim Gök",
                "subject": null,
                "description": "“Beşik” kadim zamanlardan beri doğum sonrasında bebeklerin uyutulmasında kullanılan, sözlü ve yazılı edebiyata konu edilmiş bir eşyadır. “Beşik çocuğu” ise beşikte yatan, can taşıyan, anne sütü emen, akli melekesi olmadığından saflığı, masumiyeti ve acziyetiyle meşhur bebek yahut küçük çocuktur. Kutsi kitaplar ve halk söylencelerinde de sıklıkla yer bulan bu iki kavramın, klasik şiirde soyut ve somut pek çok kullanımı vardır. Zira beşiğin; amacı, kendine has şekli, sallanması, imalindeki malzeme çeşitliliği ve doğumla ilgili bir eşya olması gibi özellikleri bu anlam çeşitliliğini desteklemektedir. Beşik ve beşik çocuğu kavramlarından ayet ve dinî kıssalarda da bahsedilmesi, bunların toplumun inanç ve yaşantısının merkezinde olan iki kavram olduğunu göstermektedir. Bu dikkatle klasik edebiyatın divan ve mesnevilerinde (15 ila 19. yy.) beşik ve beşik çocuğu tasvirlerinin her ikisini de içeren şiir örnekleri tespit edilerek beşiğin şekli, görevi, hareket özellikleri, çocuk-beşik ilişkisi yönünden değerlendirilmiştir. Şiir örnekleri “mucize”, “insan”, “âşık”, sevgili”, “gönül”, “can\/ruh”, “evren”, “dünya”, “gökyüzü” “tabiat”, “şair\/şiiriyet” kavramları bağlamında tenkit edilmiştir. Nihai olarak bu çalışma, klasik Türk şiirinde beşik ve beşik çocuğu kavramlarının somut ve soyut şekillerde bir benzetme unsuru olarak kullanılmasını inceleyen tahlil ve mukayeseye dayalı bir değerlendirmeden müteşekkildir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b01d9a57a",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b0250b7e5",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Türk Halk Hikâyeciliği Geleneğinde Gündeşlioğlu ve Sivaslı Âşık Emanetî Anlatması",
                "creator": " Serhat Sabri Yılmaz",
                "subject": null,
                "description": "Türk halk hikâyeciliği geleneğinde Kuzeydoğu Anadolu sahasının yanı sıra Güney Anadolu sahası da önemli anlatı örnekleri sunmuştur. Yöredeki konargöçer hayat tarzı, iskân politikalarına karşı asırlardır süren bir direnmeye neden olmuş, bu da yörede yetişen âşık tipini doğrudan etkilemiştir. Halk edebiyatı kaynaklarının ortak şekilde aşiret\/iskân şairleri dediği taife etrafında teşekkül eden hikâyeler de bahsi geçen konargöçer yaşamı ve iskâna karşı koymayı işlemiş, yöre âşıkları şiirlerinde ağırlıklı olarak bu konuları ele almıştır. Dadaloğlu, Kozanoğlu, İlbeylioğlu gibi önde gelen Güney Anadolu âşıklarının yanında Gündeşlioğlu adı da zikredilmekte, bu âşıkla ilgili sözlü kültürde rivayetler dolaşmaktadır. Hakkında iki halk hikâyesi teşekkül ettiği anlaşılan Gündeşlioğlu; Adana, Kahramanmaraş, Gaziantep gibi yörelerde iyi şekilde tanınmakta, günümüz yöre âşıkları tarafından türkülü hikâyeleri anlatılmaktadır. Muhtelif vesilelerle Güney Anadolu âşıklarıyla bir araya gelen Ali İzzet Özkan, Hasan Yüzbaşoğlu gibi Emlek yöresi âşıkları ise Gündeşlioğlu hakkındaki anlatıların Sivas Şarkışla yöresine kadar yayılmasını sağlamıştır. Bu çalışmada, babası Âşık Hasan Yüzbaşoğlu’ndan öğrendiği Gündeşlioğlu ile Alageyik hikâyesini günümüze kadar muhafaza eden Âşık Emanetî’nin yazıya geçirilmiş versiyonu üzerinde durulacak; yayılma alanları, şahıs kadrosu, epizot ve motif incelemelerinin yanı sıra anlatıcının hikâye üzerindeki etkisine değinilerek anlatma, diğer versiyonuyla mukayese edilecektir. Ayrıca Gündeşlioğlu ve hikâyeleriyle ilgili bugüne kadar yapılan çalışmalar hakkında bilgi verilerek konuyla ilgili literatür üzerinde durulacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b0250b7e5",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b0284b360",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Sivaslı Divan Şairleri ve Bilinmeyen Bazı Şiirleri",
                "creator": " Seyit Yavuz",
                "subject": null,
                "description": "Kültür ve edebiyat tarihimizin önemli kaynaklarından biri de mecmualardır. Mecmualar, biyografik eserlere dahil olmamış, daha önce bilinmeyen şairlerin ve şiirlerin ortaya çıkmalarını sağlar. Bu sebeple özellikle son yıllarda mecmualar üzerine yürütülen çalışmaların sayısı artmaya devam etmektedir. Bu yazının konusu olan mecmua Süleymaniye Kütüphanesi Hüseyin Şemsi-Fatih Güneren bölümünde 38 arşiv numarası ile kayıtlıdır. Süleymaniye Kütüphanesine Şems-i Sivasî’nin son kuşak torunları tarafından bağışlanan mecmuada birçok divan şairiyle birlikte Sivaslı şairlere ve şiirlerine de yer verildiği görülmektedir. Mecmuada Sivaslı şairlerin ve şiirlerinin sayısının fazla olması ve mecmuanın Şems-i Sivasî’nin torunları tarafından kütüphaneye bağışlanması, bu mecmuanın Sivaslı bir mürettip tarafından tertip edildiği düşüncesini akla getirmektedir. Bu çalışmada mecmualarla ilgili kısaca bilgi verilecek, daha sonra mecmuanın ne zaman ve kim tarafından tertip edildiği sorularına cevap aranacaktır. Ardından mecmuanın muhteviyatı hakkındaki değerlendirme ve tespitler paylaşılacaktır. Son bölümde Sivaslı divan şairleri ve bilinmeyen şiirlerinin transkripsiyonlu metinleri aktarılacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b0284b360",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b02d9ded6",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Gözünüz Aydın, Filin Dişisi de Geliyor!” Fıkrası Bağlamında Nasreddin Hoca Aracı mı, Arabulucu mu?",
                "creator": " Sezai Demirtaş",
                "subject": null,
                "description": "Gündelik hayatın içinde ortaya çıkan ve zamanın şartları doğrultusunda değişip gelişerek yeniden şekillenen fıkralarda, toplum hayatına dair yansımalar takip edilebilir. Odağını insan toplum ilişkilerinin oluşturduğu fıkralar, toplumdaki uyumsuzluk ve çatışmaları konu edinen anlatılardır. Fıkraların gerçeklikle ilişkisini ön plana çıkaran bu durum, araştırmacıların sosyokültürel değerlendirmeler yapmasına imkân sunar. Sosyal bir varlık olması sebebiyle başka insanlara ihtiyaç duyan insanın farklı istek ve çıkarlarından dolayı anlaşmazlıklar yaşaması ve bu anlaşmazlıkların çözülmesinin gerekliliği, toplum hayatında birtakım kavram ve uygulamaların ortaya çıkmasını beraberinde getirmiştir. Çalışmamıza konu olan ve topluluk hâlinde yaşamanın sonucu olarak insanlar arasında çeşitli nedenlerle yaşanan anlaşmazlıkların çözüme kavuşturulmasını sağlayan aracılık - arabuluculuk uygulamalarını bu bağlamda değerlendirmek mümkündür. Çalışmada öncelikle aracılık - arabuluculuk kavram ve uygulamaları halk hukuku ve modern hukuk açısından ele alınmıştır. Akabinde ilgili kavram ve uygulamalar “Gözünüz aydın, filin dişisi de geliyor!” adındaki Nasreddin Hoca fıkrası özelinde analiz edilerek Nasreddin Hoca’nın söz konusu fıkrada “aracı mı yoksa arabulucu mu?” olduğu sorusunun cevabı aranmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b02d9ded6",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b0371f542",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Kutadgu Bilig’de Acelecilik ve Sabır Kavramları",
                "creator": " Sümeyra Alan",
                "subject": null,
                "description": "Olan yahut olacak bir durum karşısında telaş ve acele etmeden bekleme anlamına gelen sabır, dünya üzerindeki çoğu din ve öğretide inanırlardan istenilen bir erdemdir. Kuran-ı Kerim’de belirtildiği üzere sabrın zorluğunu bilen yüce Allah, kullarının her türlü bela ve musibete karşı göstereceği sabır karşısında onları müjdelemiş ve sabredenlere çeşitli mükâfatlar vadetmiştir. O hâlde kişi kendisine verilen nimetlerin ve sıkıntıların geçici olduğunun bilinciyle hareket etmeli bunun bir imtihan olduğunun farkında olmalıdır. Bunun farkında olan kâmil insan ise nimetin varlığında da yokluğunda da sabır göstererek hareket eden arzu ettiği durumun hemen gerçekleşmesi için aceleci bir tavır sergilemeyen kişinin faziletidir. XI. yüzyılda Yusuf Has Hâcib tarafından kaleme alınan Kutadgu Bilig, ideal bir devletin ve devlet liderinin sahip olması gereken özellikleri, hem lidere hem de yurttaşlara düşen görevleri ve ahlak kurallarını içeren bir eser olmasıyla bilinmektedir. Eser boyunca sembolik karakterler aracılığıyla her iki dünyada mutlu olmanın bilgisi ve bunun gerekleri anlatılır ve konuyla alakalı diyaloglara yer verilir. Bu diyaloglarda sıkça karşımıza çıkan sabır gösterme ve aceleci tutumdan uzak durma eylemi çalışmanın kavram alanını oluşturmuştur. Adı geçen eserde acelecilik ve sabırla alakalı beyitler taranarak tespit edilmiş; günümüz açıklamalarıyla birlikte verilmiştir. Beyitlerin taşıdığı değer üzerinden çeşitli başlıklara ayırdığımız çalışma aracılığıyla gerekli yorumlama ve değerlendirmeler yapılmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b0371f542",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b03a3a506",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Bergama Kozak Yöresinde Çam ve Çam Fıstığı",
                "creator": " Şaziye Dinçer Bahadır",
                "subject": null,
                "description": "Ağız çalışmaları, hem kültürümüzü yansıtan hem de zamana karşı dayanıksız olan söz hazinesini ortaya çıkaran dil incelemelerimizin önemli bir koludur. Bu kolda, hem derleme hem de ortaya konulan metinlerden hareketle çeşitli ses, şekil bilgisi ve sözlük çalışmaları güncelliğini korumaktadır. Oldukça eski bir yerleşim yeri olan Bergama’nın Kozak yöresi, her yerleşim biriminde olduğu gibi karşılıklı etkileşimin, tarihin, geleneğin, göreneğin biçimlendirdiği bir ağız hazinesi olarak değerlendirilebilir. Kozak yöresinde tarım ve hayvancılık dışında çam fıstığı önemli bir gelir kaynağıdır. Yöreye adını vermiş olan kozak, çeşitli kullanım alanlarına sahiptir. Çam fıstığı, misafirlere ikram olarak sunulmasının yanında tatlılarda da kullanılır. Çam ağaçlarının sadece fıstığından değil kerestesinden, odunundan, çırasından, sakızından, pürçeğinden de faydalanılır. Küneri alınmış kozalaktan elde edilen kıpır ve kıpçık yakacak olarak kullanılır. Baharda budanan çam dalları da küçükbaş hayvanlara yiyecek olarak verilir. Çam fıstığı, yörenin ekonomisine olduğu gibi kültürüne de etki etmiştir. Bu yörede çam ve çam fıstığıyla ilgili söz varlığı oldukça zengindir. Bu çalışmada, Bergama Kozak yöresi ağzında çam ve çam fıstığı ile ilgili söz varlığı belirlenecek ve sonucunda çam ve çam fıstığı ile ilgili söz varlığının yok olması engellenmiş olacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b03a3a506",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b03fa5b55",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Süleyman Çelebi’nin Vesiletü’n-Necât İsimli Eserinde Ritmik Unsurlar",
                "creator": " Yusuf Kotan",
                "subject": null,
                "description": "İnsan, ruhî ve bedenî yönden mükemmel şekilde yaratılmış bir varlıktır. Bu varlık, Yüce Yaratıcı tarafından çeşitli özelliklerle donatılmış ve diğer varlıklardan üstün kılınmıştır. İnsanın diğer varlıklardan üstün kılınması, onun ferdî ve içtimaî ihtiyaçlarını da beraberinde getirmektedir. Çünkü bu ihtiyaçlar, aynı zamanda kişinin çeşitli vasıtalar aracılığıyla takibini de mümkün kılmaktadır. Türk edebiyatının tarihi gelişimine bakıldığında çok değerli eserlerin varlığından söz edilebilir. Manzum ve mensur olarak kaleme alınan bu eserlerin birçoğu, dil ve kültür malzemelerini içermesi bakımından oldukça önemlidir. Çünkü bir milletin kültürel kodları ancak dil aracılığıyla gelecek nesillere aktarılmaktadır. Dolayısıyla bir ferdin kültürünü, ait olduğu sınıfın veya toplumun dünyasından soyutlamak imkansızdır. Edebî eserlerin kalıcılığını sağlayan başlıca unsurlar arasında eserdeki âhengi fark ettiren ritmik unsurlar sayılabilir. Üstelik bu unsurlar, bir eserin okuyucu üzerinde etki bırakması ile onun estetik boyutunu göstermesi bakımından da oldukça önemlidir. Edebiyat tarihinde güzellik kavramının en iyi şekilde işlendiği ve yansıtıldığı biçimlerin başında gelen şiir, özellikle ritmik unsurların takibi için mühim kaynaklar sunar. Diğer taraftan mensur bir metnin ritmi, şiire yaklaşabildiği âhenk özellikleriyle, eserin estetik etkisine dâhil olabilmektedir. Süleyman Çelebi (1351-1422) tarafından kaleme alınan ve bu türün en güzel örneklerinden biri kabul edilen Vesîletü’n-Necât isimli eser, Hicrî 812\/Milâdî 1409 tarihlerinde yazılmıştır. Müslümanlar tarafından özel kabul eden merasimlerde, güzel sesli şahıslar tarafından mûsikî eşliğinde icra edilen bu eser, hem Doğu hem de Batı dillerine çevrilmiştir. Divan şiirinde şair ve nasirlerin üslup özellikleri belirlenirken kullanılan çeşitli yöntemler vardır. Bu yöntemlerden biri de ahenk unsurlarıdır. Dr. Günay Tulum’a ait olan “Sinan Paşa’nın Nesrinde Ritmik Unsurlar (Tazarru‘nâme Üzerinde Tahlil (2021)” adlı eserde ritmi\/ahengi oluşturan unsurlar; “Ses Yinelemeleri”, “Vezin Yinelemeleri”, “Kelime Yinelemeleri” ve “Cümlede Bakışım” başlıklarıyla matematiksel bir sistematiğe oturtulmuştur. Bu çalışmada söz konusu yeni ve pratik şablona bağlı kalınarak, halk tarafından büyük bir ilgiyle okunan ve mevlid türünün seçkin örneklerinden biri kabul edilen Vesîletü’n-necât’ın ritmik unsurları üzerinde durulacaktır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b03fa5b55",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b045494e7",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Damat Ağacından Asma Gecesine Geleneksel Batman Düğünleri",
                "creator": " Z.görkem Duran Gülteki̇n",
                "subject": null,
                "description": "Türk halk kültüründe zengin ritüeller etrafında şekillenen evlilik törenleri, mitolojik dönemlerden derin izler taşımaktadır. Kültler başta olmak üzere mitik tasavvura dayanan pek çok inanç ve uygulama Sibirya’dan Anadolu’ya geniş Türk dünyasının pek çok bölgesinde benzer şekilde sürdürülmeye devam etmektedir. Bu çalışmada üzerinde kurulduğu kadim topraklar sebebiyle zengin bir kültürel birikime sahip olan Batman yöresindeki geleneksel düğünlerde damat etrafında şekillenen “damat kaldırma, damat ağacı, asma gecesi, damat avı (kuşu)” gibi ritüeller, sahada kaynak kişilerle gerçekleştirilen derleme verileri doğrultusunda komşu iller, Anadolu ve Türk dünyasındaki benzer uygulamalar ile dayandığı mitik kökenler bakımından incelenmiştir. Bahsi geçen ritüellerin, Türk mitik tasavvurundaki kültler başta olmak üzere zengin mitolojik izler taşıdığı tespit edilmiştir. Bununla birlikte bu ritüellerin büyük bir kısmının Batman genelinde Ezidi ve Süryaniler başta olmak üzere farklı inanç grupları arasında ortak olarak sürdürüldüğünün tespit edilmiş olması da kayda değerdir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b045494e7",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b04ccfb8b",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Dinî İçeriğe Sahip Destanlar: Ermeni Harfli Türkçe Hayr Apraham Risalesi",
                "creator": " Zehra Hamarat Yardımcı",
                "subject": null,
                "description": "Bu makalenin amacı Ermeni harfleri ile Türkçe yazılmış olan, dinî ve mistik bir içeriğe sahip eserlere dikkat çekmektir. Bu amaçla 19. yüzyılın sonunda Ermeni harfleri ile Türkçe yazılmış olan Hayr Apraham Risalesi ele alınmış ve bu risalede bulunan dört destan içeriği bakımından incelenmiştir. Hz. İbrahim’in oğlunu kurban etmesini, Hz. Yusuf kıssasını, Hristiyan kozmogonisini ve Hristiyan eskatolojisini konu alan bu destanlarda aktarılanların ana kaynağı Kitab-ı Mukaddes’tir. Bununla birlikte destanlarda anlatılanlar Kuran kıssaları ve Osmanlı toplumu içinde yaşayan Müslüman Türklerin inançları ile de benzerlikler taşımaktadır. Ayrıca bu destanların Türk halk edebiyatı nazım tür ve şekli ile yazılmış olması ve yazarının amacının mutasavvıf şairlerin şiir söyleme amaçları ile benzer olması da dikkat çekicidir. Bu makalede bütün bu durumlar göz önünde bulundurularak Ermeni harfleri ile Türkçe yazılmış olan, Türk halk edebiyatını form olarak örnek alan ve belli bir dinin kurallarını öğretmeyi veya bu kurallara karşı belli bir hassasiyet oluşturmayı amaçlayan eserlerin dinî-tasavvufi halk edebiyatı içinde değerlendirilebileceği iddia edilmektedir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b04ccfb8b",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b05107ac7",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Türk Akademik Yazınına Yeni Bir Soluk: Başka Bir Tarih Hayal Etmek: Türk Edebiyatında Ükronya",
                "creator": " Fatmagül Kızıl",
                "subject": null,
                "description": "Karşıolgusal düşünce biçiminin izleri Antik Çağ’dan itibaren izleri takip edilebilmektedir. Türk düşünce sisteminde ise Türklerin ilk metinleri olan Türk Bengü Taşları’ndan beri kullanıldığı tespit edilmiştir. Zamanla tür, edebî formu olan karşıolgusal tarihî kurmaca ya da ükronyaya dönüşmüştür. Bu çalışmada söz konusu, Türk akademisine ve edebiyatına tanıtılmasını içeren Murat Gür’ün Başka Bir Tarih Hayal Etmek: Türk Edebiyatında Ükronya adlı çalışması değerlendirilmektedir. Bu doğrultuda öncelikle eserin ana başlıkları ayrı ayrı ele alınıp incelenerek çalışma hakkında bilgiler verilmiştir. Böylece bu çalışmada, eserin literatürde hangi eksiklikleri doldurduğu ve bunu nasıl yaptığı ortaya koyulmaya çalışılmıştır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b05107ac7",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b0585f8ea",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Burmaoğlu, H. B. (2023). Lâmi’î Çelebi Dîvânı. Bursa Yıldırım Belediyesi Kültür Yayınları, 797 s., ISBN: 978-625-99151-1-1.",
                "creator": " Kadriye Hocaoğlu Alagöz",
                "subject": null,
                "description": "Bu çalışma, “Burmaoğlu, H. B. (2023). Lâmi’î Çelebi Dîvânı. Bursa: Bursa Yıldırım Belediyesi Yayınları. 797 s. (Yayımlayanlar: İ. Hakkı Aksoyak, İbrahim İmran Öztahtalı, Esra Kılıç).” künyeli kitabın tanıtımıdır.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b0585f8ea",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        },
        {
            "header": {
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b05db5a1c",
                "datestamp": "2025-01-15"
            },
            "metadata": {
                "title": "Sarpkaya, Seçkin & Solmaz, Erhan (2023). Behlül Dânâ Fıkraları: Azerbaycan ve İran Türklerinin Fıkralarında Bir “Deli Görünüşlü Dâhi” Tipolojisi. Divan Kitap, 148 s., ISBN 978-605-72529-4-4",
                "creator": " Yasin Uysal",
                "subject": null,
                "description": "Yapılan kitap inceleme çalışması içerisinde Seçkin Sarpkaya ve Erhan Solmaz tarafından 2023 yılında yayımlanan Behlül Dânâ Fıkraları: Azerbaycan ve İran Türklerinin Fıkralarında Bir “Deli Görünüşlü Dâhi” Tipolojisi adlı kitap incelenmiştir.",
                "publisher": "Akadmeik Dil ve Edebiyat Dergisi",
                "date": "2023-12-30",
                "type": null,
                "identifier": "https:\/\/www.adeddergi.com\/makale\/68a8b05db5a1c",
                "language": "Türkçe",
                "rights": "Creative Commons"
            }
        }
    ]
}



